• Sense8 ile yeni yıl

  • 2016 dizilerinin gizli Hit'i: Quarry

  • John Carpenter geri döndü!

14.7.14

Biz Aduketi Oturma Odasında Öğrenmedik!

Beni bilen bilir, favori oyun türüm dövüş oyunlarıdır. Eli yüzü düzgün tüm dövüş oyunları elimden şöyle bir geçmiştir. Türü seviyor olmamın pek çok nedeni var elbette, hızlı düşünme, sağlam refleks gerektirmesi, şans faktörünün içinde çok olmaması, mücadele ruhunun hiç tükenmemesi, aynı tür olmasına rağmen her oyunda farklı özlerin yakalanabiliyor oluşu filan beni hala kendisine yapıştıran şeylerden.

Atari salonu tozu yutmuş her çocuk gibi ben de gözümü Street Fighter ile açtım tabii. Şöyle düşünün, yaşım 9 filan, şu andaki Maçka Küçükçiftlik Parkı sadece lunapark ve içerisinde ateri salonu vardı, ailecek giderdik, bir gün babam gel bi jeton alak dedi daldık içeri, boyum o kadar kısa ki arcade makinesinin kolunu zor tutuyorum aşağıda. O jeton Street Fighter'a gidiyor. Ben bir tuşa basıyorum, ekrandaki karakter bir hareket yapıyor, ben hızlı hızlı basıyorum, ekrandaki karakter hızlı hızlı hareket ediyor. Resmen aklımı yemiştim. Atari 2600'üm vardı, onda Temel Reis, Pong, Boks oyunu, Araba yarışı filan oynuyordum ama bu çok farklıydı!


Neyse gel zaman git zaman yaş ilerledi, sanırım 11-12 gibi bizim mahallenin lunaparkına atari salonu açıldı. Bir sürü oyun vardı ve ondan sonra oranın tam bir abonesi olmuş, servet harcamış, onlarca arkadaş edinmiştim.

Tekken, King of Fighters, Double Dragon filan da bir yandan beni etkiliyordu ama onları 1 el oynuyorsam SF'yi 5 kez oynuyordum. Önce Hadouken nasıl atılır, sonra Shoryuken nasıl çekilir, sonra Tatsumaki nasıl yapılır derken kombo nedir, nasıl yapılır, filan derken kafa gitti. Çok net hatırlıyorum; tuvalette sıçarken kombo düşünürdüm. Bu alışkanlık daha sonra diğer oyunlara sıçradı çünkü onlar komboya daha el verişliydi. SF'da kombo dediğin 4 Hit'lik filandı. Asıl amaç zaten tuzağa düşmemek, rakibin hatasını affetmemekti. Ken favorimdi, ki halen öyle. Ama SF II için Ken en iyisidir diyemem. Çok deli Zangief, çok manyak Vega'cılar görmüşlüğüm vardı, gerçi hiç yenemezlerdi beni ama aramızaki fark ben onlardan daha az yetenekli olsam da çok sabırlı dövüşürdüm, onlar da hep agresif oynar kaybederledi.



Ardıdan ev konsolları geldi, SF evlere girdi, saçma saçma çocukları SF oynarken filan gördüm. Baktım gamepad ile oynanmıyor SF, arcade ortamlarında devam ettim kariyerime. Arcade salonlarının özelliği çok sıkı arkadaşlıklar kurmanızdı. Şu andaki arkadaş sayısından 5 kat daha fazla arkadaşım vardı 15 yaşımda iken -ki aralarında 30 yaşında adamlar da vardı. Bazılarını hiç unutmam; Kasımpaşa'da mobilyacılar çarşısında cilacıydı, elleri nasırlıydı böyle, ama acayip güzel muhabbeti vardı, sonra kemancı bir şopar çocuk vardı ama acayip nazik birisiydi, manyak KOF ve SF oynardı, sonra bir diğer çocuk hakiki deri işinde çalışıyordu, mont yapıyordu bildiğin, Rum'du, şivesine gülerdik, mükemmel Tekken oynuyordu ve kabul ediyorum beni ezer geçerdi hep. 5 filmlik hikaye çıkar valla her birinden... İşte böyle böyle bir araya gelir, oyun oynar, turnuva yapardık. Sıkılınca çıkar gezer, otururduk, top sahasına gider maç izler, çekirdek çitler hangi dövüşçüyle hangi dövüşçüye nasıl tuzaklar kurarız tartışırdık. O cilacı abimiz Zangief ile oynardı ve resmen ustasıydı. Adam yaklaştırmazdı yanına, hemen kapardı. Kaldı ki bu adam ciddi para ödüllü sokak arası SF turnuvalarına girer ciddi paralar kazanır, sonra onu da at yarışında harcar bitirirdi.



O zamanlar şöyle bir adet vardı, diğer semtin ünlü atari salonlarına gidilir, bol jeton alınır ve oranın sakinleri itina ile yenilirdi. Ama o oyunları cidden biliyor olman gerekirdi yoksa rezil olurdun ve bir daha gidemezdin. Ben en son KOF 95, KOF 96, SFII, SF EX, Tekken 2-3, Mortal Kombat 3-4'te epey iyiydim ve böyle böyle atari salonlarına gider, milleti başımıza toplar ve bol bol küfür işitirdik. Düşünsenize biri evinize geliyor ve sizi haşat ediyor, bir de pişmiş kelle gibi sırıtıyor! Tam sopalık! Evet, onu da yedik, çok da kovulduk. Bu işler o zaman böyleydi. En temizi Sarıyer ve Mecidiyeköy'deydi. Buralarda oyun oynadığımızda arkamızda 10 tane çocuk toplaşırdı. Hele o mekanın en iyi oyuncularıyla turnuva yapıyorsak alkış kıyamet kopardı mekanda. EVO ortamı nasılsa oralar da öyleydi bizim için. M.Köy'de eski benzinci arkasındaki sokakta güzel bir kitle vardı. Cidden çok başarılı çocuklar vardı. Ben bazı komboları ilk kez orada görür, sonra geliştirirdim. Onlar da bunu benden görür kullanırlardı. Scene'a soktuğum üç taktik vardı, biri SFII'de normalde Ryu ile 4 Hit vurulmaz (üstten yumruk/tekme + yumruk + Shoryuken, Ken gibi 4 değil 3 Hit vurudu ama rakip yerdeyken iyi bir zamanlamayla orta tekme ile arkasına doğru atlarsan Frametrap yapıp 4 Hit vurulabiliyordu. Sonra SF EX'te Akuma ile yerden tekme + ters aduket + yerden tekme + special + ters aduket + yerden tekme şeklinde rakibi kitleyen ve korumadan bol enerji yiyen piç taktikleri vardı. KOF 96'da ise Iori ile yakında kapma hareketini süper bir hızda yapabilirsen 1 yumruk + kap +1 yumruk kap + bir yumruk kap... diye kombo yapar, rakibi bayıltır, istersen tekrar devam edebilir, istersen de özeliği çakıp %80-90 damage çakabilirdin. Neyse, böyle deli deli şeyler bulmuşluğum vardı. Millet bunları internetten filan bulduğumu söylüyordu ki alakası yok, o zaman zengin çocuklarında anca internet vardı, ne gezer bizde! Biz öğle yemeği paramızı biriktiriyor, bayram harçlıklarını filan saklıyor buralarda harcıyorduk. Kaçınız kapı önünden efes bira şişelerini aşırıp, gidip tekel bayiye satıp jeton parasını çıkardı sorarım size?!

Elbette her güzel şeyin bir sonu vardı. Arcade salonları hızla kapandı, ev konsolları iyice popüler oldu, PlayStation1 geldi (iyi tarafı SF Alpha 3 gibi efsane bi oyunla tanıştık), internet kafe denilen bir şey geldi, kalan arcade salonları da mafya tarafından kirletildi, çocukları manipüle ediyorlar diye de polisler ancak büyük sokaklardaki arcade salonlarını açık tuttular (İstiklal'de FunCity, CityLand filan işte). FunCity'ye de çok gittim. Bol japon turist geliyordu, yanlarına giriyordum paso, SF EX'te beni gördüklerinde resmen dumur oluyorlardır, çoğu yenilip tebrik edip gitmişti.  Sonra Mortal Kombat III oyuncuları çok sağlamdı, Smoke ile harikalar yaratıyorlardı, hiç bulaşamadım, sadece izledim, notlar filan alıyordum :) Mega Drive II'de açıp arkadaşları dövüyordum, vaay neler öğrenmişsin filan diyorlardı :) Gel zaman git zaman oralar da kapatıldı, şimdi İstanbul'da taş çatlasa 3-5 tane yer vardır. Evime yakın olsa giderim valla, o derece özlüyorum oraların tozunu.


Arcade salonu alışkanlığım geçse de dövüş oyunu alışkanlıklarım geçmiyor. Askerlik öncesi bi KOF XIII kasayım dedim ama askerden sonra canım çekmedi, Ultra SF IV çıktı şimdi ona kasıyorum. Ken ile Avrupa'da ilk 15, Globalde ilk 100'e girdim -ki daha yeni oyun, zamanla neler olacak göreceğiz. Şimdi bir de Mortal Kombat X gelecek, arkasından bi Tekken 7, arkasından Tekken X SF, ohooo dövüş oyunları severler yaşadı yemin ediyorum. Bir FPS hayranı bile an fazla 3-5 ay oynarsa oynar o oyunu, ama bir dövüş oyunu sever, o serinin bir sonraki oyunu çıkana kadar o oyuna yapışır eğer iyiyse. O yüzden arcade stick'lerinizi sağlama alın, online bağlantılarınızın kalitesini arttırın, bir de kendinizi globalde küçük görmeyin olm; yemin ederim Türk dövüşçüler Korelilerden daha iyi oynuyor Street Fighter'ı da... işte.... zemin müsait değil hala ülkede :/

2.7.14

Seçmediğimiz Savaşlar

Fotoğrafın gücünü hiç hafife almam ve her defasında da iyi kullanıldığı yerde kalbime yumruk atar, soluğumu keser.

Angelo ile Jennifer'ın hikayesi de böyle güzel bir fotoğrafta başlıyor işte. Görüldüğü gibi pek uzak değil, herkesin yüzlercesini çektiği, aslında sıradan ve çok güzel bir foto. Bu hikayeyi eşsiz kılan ise sonrası. Jennifer'ın göğüs kanserine yakalanmasının ardından Angelo sevgilisini fotoğraf karelerine sıkıştırmaya çalışması. Her bir kare bir kitap kadar dolu. Aşağıdaki linkteki başlık abartıdır sanıyordum ama cidden değilmiş, son 3 kare cidden yerle yeksan etti beni :(



http://www.viralnova.com/wifes-cancer/

                                                                            I love it all



Bazı kadınlar böyledir; hayatınıza girmesi ayrı bir mucize yaratırken, çıkması ayrı bir mucize yaratır. Angelo TEDx konuşmasında bunu pek acıklı olarak anlatıyor.