• Sense8 ile yeni yıl

  • 2016 dizilerinin gizli Hit'i: Quarry

  • John Carpenter geri döndü!

28.2.14

The Old Crocodile

Short Term 12'yi izleyenler bilir; küçük kızın çok güzel anlattığı bir ahtapot ve köpekbalığı hikayesi vardır, ağlatır. O hikayenin kökeni de aşağıda kısa filmleştirilmiş hikayeye dayanıyor ki Koji Yamamura müthiş bir iş çıkarmış.


19.2.14

Haruki Murakami Hakkında Az Bilinen 20 Şey

Murakami sevgim cidden bir başkadır. Şöyle bir hayatına bakınca da insan "ana bu bildiğin insanmış" diyor :) Tabii beyni ile kalemi arasındaki büyüyü kimse bilemiyor ama şöyle 20 madde çıkarırsak bilinenlere dair;



1- Jazz sever. 6000'den fazla albümü bulunur.
2- Kitap kritiği yapmaz. Kritiklerin lazım olduğunu ama bunun başkalarının işi olduğunu söyler.
3- Gününün rutini sert ve yoğundur. Kitap yazdığı dönemlerde sabah 04'te kalkar, 5-6 saat yazar ardından 10km koşar veya 1500 m yüzer, bazen ikisini de aynı gün yapar, ardından biraz okur ve müzik dinler ve akşam 21'de de yatar. Yılın altı ayında yazan biri olarak bu tür bir rutin ile gerekli psikolojik gücü bulduğunu söyler.
4- Film aşığıdır. Üniversite yıllarında bir yılda 200 film izlemişliği vardır (beni geçememiş :P)
5- Yerli yani Japon yemeği yer olabildiğince, ama Hint yemeği de sever lakin genelde Boston'da olursa yer.
6- Kedileri çok sever. 1898'da 10'dan fazla kedisi olduğunu söylemiş.Güncel bir rakam söylememiş.
7- Tam bir taslak adamıdır. Her kitabında dört-beş taslak çıkarmıştır. Altı ayda kitabını yazar, yedinci veya sekizinci aylarında da kitabını tekrar yazar.
8- Okuduğu ilk İngilizce roman The Name Is Archer'dır (Ross Macdonald'ın).
9- Yazar olmasında beyzbolun rolü olmuştur, gerçi bu konuyu net açıklamıyor hiç, ama birgün Yakult Swallows ve Hiroshima Carp arasında oynanan beyzbol maçını izlerken Amerikalı bir oyuncunun double yapması sonucu "neden hiç yazar olmayı düşünmedim ki?" diye düşünür ve eve gelip ilk işi Hear the Wind Sing'i yazmak olur, aylarca sürer yazı süreci.
10- Ne kadar parası olduğunu bilmez. Yılda ne kadar kazandığını, ne kadar vergi ödediğini ciddi ciddi bilmediğini, para hakkında düşünmek istemediğini söyler. Parayla yapılacak en iyi şeyin özgürlük, zaman satın alınabileceğini düşünür.
11- Koşarken rock müzik dinler. Her ne kadar jazz meraklı olsa da örneğin The Beach Boys dinlediğini söyler. Tonların, melodilerin koşmaya daha uygun olduğunu düşünür. Bir kere maratonda Mozart dinlediğini ve yarısında pes ettiğini itiraf eder.
12- Kendi kitaplarının sonunu bilmez. İşte Murakami burada diğer yazarlardan bir haylice sıyrılır. Kendisi ile okuyucunun aynı yerde durduğunu; biraz sonra ne olacağını bilmediğini söyler. Örneğin bir cinayet işlenmişse katili bilmediğini, bunu bulmak için yazdığını, eğer katilin kim olduğunu bilseydi, bunun yazmaya değer bir amaç olmayacağını düşünür. Çok ilginç.
13- İlk kitabını mutfak masasında yazar. 10 ayını alır yazmak.
14- İlk okuyucusu her zaman, her kitabında eşi Yoko olmuştur.
15- Japon edebiyatını reddetmiştir. Lisede babası Japon edebiyatını diretse de Murakami kesinlikle bunu kabul etmemiş ve 19yy Avrupa edebiyatına, Balzac, Checkov, Dickens ve Dostoevsky'ye bulaşmıştır.
16- Bir video oyununu tasarlamak ile bir kitabı yazmak arasında neredeyse fark yoktur der. Video oyununu tasarlayanın aynı anda oyuncu da olduğunu düşünür ve yazarlığında bundan farklı olmadığını söyler. Bir tür ikiye bölünme hissi.
17- 3 çevirmeni bulunur (Alfred Birnbaum, Philip Gabriel ve Jay Rubin). İlk önce kitabı İngilizce'ye çevrilir, diğer çeviriler İngilizce'den yapılır. İngilizce'den Japonya'ya çevirileri ise kendi yapar.
18- İngiliz besteci Max Richter 2006'daki albümünde Flowers for Yulia'dan bir pasaj okumuştur.
19- İlk kurgu olmayan kitabı Underground'ta (1998) 1995'teki Tokyo metrosundaki sarin gaz saldırısı madurlarının verdiği röportajların özetidir.
20- Favori yönetmeni Aki Kaurismäki'dir. The Matrix'e bayılır. Anime veya manga ile arası hiç yoktur.

13.2.14

The Man Who Lived On His Bike

Yaza hangi bisikleti alsam acaba diye bakınırken kendimi şu kısa filmi izlerken buldum :) 2012-2013'te bolca festival gezmiş, bolca da ödül toplamış.  Harika kurgu.

8.2.14

Reverso

Ne zamandır kısa film paylaşmıyordum burada, Reverso ile geri döndüreyim bu alışkanlığımı o zaman. Taze mi taze, Fransız mı Fransız bir animasyon şirketinden geliyor Reverso. Ele aldığı konuyu çok güzel anlatıyor... Çoğumuzun hayatına güzel bir göndermesi var.



Kamera arkası görüntüleri merak edenleri şuraya alalım.

5.2.14

Her - Bir Spike Jonze Filmi

Her, teknolojik düzeyi birkaç basamak yukarı çıkarıp aşka bir de oradan bakıyor. Aslında daha çok yalnızlığa sürüyor elini. İster canlı kanlı birine olsun, isterse bir işletim sistemine olsun; aşkın kimyası karşısında delirmemek, kalbimizin kırılmamasının imkansızlığına saygı duyuyor. Gençlik aşkı, birlikte büyüdüğü sevgilisinden zamana yenik düşerek (değişerek) birbirlerine artık zarar vermeye başlayıp ayrılmak zorunda kalan Theodore, sonsuza kadar sürecek olan kalp kırıklığı ve kafa karışıklılığıyla yalnızlığına bir çare arıyor Her'de. Nitekim izleyeni yerden yere vuran sahneler de böylece başlamış oluyor. Aşk namına kayıp yaşamış herkesin kalbine dokunmayı başarıyor bence Spike Jonze. Yılın en iyilerinden şüphesiz.





4.2.14

Prisoners

En son Heavy Rain sormuştu kalplere; sevdiğin birini kurtarmak için ne kadar ileri gideceksin? diye... Bedelini ağır ödemiş, ama cevabını verebilmiştik. Oğlumuz Jason'ın peşini bir an olsun bırakmamıştık. Prisoners işte bu noktada Heavy Rain ile oldukça kesişiyor. Sevdiğin birini elinden aldıklarında, nasıl da şeytana dönüşüyor insan; harika bir örnekleme daha geliyor Denis Villeneuve'den. Hapishane metaforunu her anlamda sahnelerine yediriyor, sizi bir labirente sokuyor. Fiziksel olmasa da sürekli kalbinizde o adını koyamadığınız duyguyu arattırıyor, karakterleri kendi hapishanelerinde yaşatıyor. Doğru, yanlış, iyi kötü, günah, sevap; artık ne kadar kavram varsa terazinize koyup empati kurmanızı istiyor. Buna da bir cevap vermiyor, doğrusu budur demiyor; yine kendi labirentinizde bir başınıza bırakıyor. Fona da harika müzikleri atıp hızla olay mahalini terkediyor.