11.7.13

rewind the film

Odamızın ışığı son kez kapanmadan, gökyüzünden o son bulut uçup gitmeden, kır saçlı fotoğrafımızın bir kopyası bir akrabamızın vitrinini süslemeden önce sanırım bu hayatın en büyük gizemine tanık olamayacağız. Ölmek zaten kabullenmesi zor bir kavram iken yaşlanmak da bir o kadar sarsıcı.

Bir sigorta poliçesi satmak isteyen pazarlamacanın tanımladığı o güzel yaşlılıktan çok öte bir yaşlılık geçireceğimiz gerçek.

En sevdiğimiz arkadaşlarımızın bir kısmı bizden önce gidecek. Arkasından bir ton anı bırakacaklar, o kadar ki; başını asla hatırlayamayacağız. Aşık olduğumuz kadınlar, erkekler çoktan kalbini bir köşeye koymuş, o anın uykuda gelmesini dileyecekler. Kameralara sarkık yanaklarla gülebileceğiz ama en büyük düşmanımız hala aynalar olacak. Bu ten üzerinde kimlerin izlerinin olduğunu, ne kokular sindiğini kimse bilemeyecek. Kimlerin fotoğraf makinelerinde, ne mekanlarda ne pozlar verdik, artık hiçbir önemi olmayacak. Konforlu bir tuvalet ihtiyacı gidermek belki de tek dileğimiz olacak.

Onlarca yaptığımız her seçimin artık toplu sonucuyla, hırıltılı bir boğazla uyuyacağız her gece. Sanmıyorum ki her doğan güneş eskisi gibi beraberinde umutlar getirsin. Şanslıysak daha önce gittiğimiz mekanlara tekrar gideceğiz. Damaklarda "burayı hatırlıyorum sanki" tadı olacak. Manzara eskisi gibi olmasa da içimizde bir yerde o mekanlar aynen korunuyor olacak. Kaç ülke gezdik, kaç ortama girdik, kaç insana selam verdik; hepsi belki bir günlüğün acıklı bir paragrafını anca dolduracak. Hatırlamadıklarımız hatırladıklarımızdan daha fazla olsa da pişmanlık yakamızı bırakmayacak. Veletleri pişman olmamaları için aşırı derecede uyaracak olsak da her kızarık gözle uyanılan her sabah beraberinde "keşke" ile başlayan sihirsiz dilekler barındıracak. En sevdiğimiz şarkı sayısı artık çok az olsa da o nakaratlar hep iç sesimizde yankılanacak. Eşlik edilen danslar, dökülen terler, sevgi ile öpüşen dudaklar uzak bir galakside paylayan yıldızdan çok da yakın gelmeyecek. İç karartan her saatin arasında da vaktimizi öldürecek uğraşlar bulabilecek, takma veya az önce yapılmış gibi taze duran dişlerimizi göstermek istemeyerek samimiyetsiz gülücükler atacağız. Vitrinimizde gömdüğümüz dostların, akrabaların fotoğraflarına bakacak, bu süreci doğanın kanunu belleyip beynimizi fazla yormayacağız. Hayal kırıklıklarıyla dolu bu hayatı aslında bir kez daha yaşamak için Manic Street Preachers'ın da yaptığı gibi, tatlı bir rüyadan fazlasını görmeyeceğiz.


Tepkiler:

0 yorum :