• Sense8 ile yeni yıl

  • 2016 dizilerinin gizli Hit'i: Quarry

  • John Carpenter geri döndü!

29.7.13

Fuck You April!

bazı erkekler sevemez
bazı kadınlar çok çok sever
bazı erkekler saygı gösteremez
bazı kadınlar saygı beklemez
bazı erkekler yanındakiyle idare eder
bazı kadınlar yanındakini değil geriye kalanları sever
bazı erkekler hep konuşur, sadece konuşur
bazı kadınlar hep içine atar
bazı erkekler yalan söylemeyi sever
bazı kadınlar yalan duymayı sever
bazı erkekler çok çok sever
bazı kadınlar da hiç sevemez...

bunlardan en az bir tip özelliğe sahip iki bireyin yan yana gelmesi şüphesiz her zaman olduğu gibi muhteşem hissettirir, ama sular çekilince geriye bırakacağı etki, en az aşağıdaki sahne gibidir, hiç şaşmaz:


Jim Kazanjian

Dünyaya farklı açılardan bakabilen ve orada olmayanı pek çok zügeçten geçirip görünür kılan herkesi sevmişimdir. Jim de bunlardan biri. Binlerce görsel çalışması yok ama bence her biri muazzam. Kendi sitesi: http://www.kazanjian.net  , Facebook sayfası: https://www.facebook.com/pages/Jim-Kazanjian/169561883066048


24.7.13

Geberten Şiirler: Uzak Yakınlık

Soruyordun
İlkyaz işte
Uyanıp bir bahçeyi dinliyoruz
Tenhalık böyle

Dallar mı kırılmış, sarmaşıklar mı toz içinde
Beklesem hemen gelecek olduğun
Tam öyle olduğun
Oysa hep yanımdasın, seninle her şey yanımda
Kırık dökük de olsa yanımda
Mesela çok sevdiğin bir deniz bile yanımda
O deniz ki aramızda hiç kımıldamadan
Erkeğini iyi tanıyan bir kadın gibi yorgun.

Yarısı yenmiş bir elmaydık bana sorarsan
İkimizdik, iki kişi değildik
Bakıyorsak birlikte bakıyorduk gözlerimin içine
Birlikte gözlerinin içine bakıyorduk senin
Yanlıştı, doğruydu, hiç bilmiyorum
Sanki bir bakıma ayrılık böyle.

Karşılıklı otursak da ne zaman
Masa örtüsünü ikiye bölen ellerimizdi
Bir tırnak yeşilinden gerisin geriye
Ayak bileklerimizden gerisin geriye
Bütün bunlar gereksiz, bilmiyorum sanma
Gereksiz ama yalnızlık böyle.

Bir hüzün kaç kişinin hüznü olurdu
Çıkarsak toplamak yerine
Her hüzün başka türlü olurdu
Ne yaparsan yap saati kurma
Öyle dağıldık ki hepimiz
Her günün geçmesi bir gerçek oluyor
Seninle her uzaklık gibi böyle...

Edip Cansever


20.7.13

Benden sinemayı çıkarın...

Akira Kurosawa demiş ki "Benden sinemayı çıkarın, geriye hiçbir şey kalmaz."
Cidden de öyle. Kaç kitabını okudum saymadım, zaten filmlerini seyrettim, ağzına kadar sinema ile dolu bir hayat Akira'nınki. Belki de bu yüzden bence gelmiş geçmiş en büyük yönetmen.

Ama insanı ister istemez bazı gerçekleri minimal düzeyde de olsa böyle ustalarda görmesi şaşırtıyor. Cidden çoğumuzun hayatında "o şeyi" çıkarınca, geriye pek bir şey kalmıyor. Bu demek değil ki o insan ölüyor, işe yaramıyor ve mutsuz. Hepsi ve daha fazlası var tabii, ama insan şu kısacık hayata yollanmışsa bir davası oluyor genelde be. Şanslı olanı onu keşfedebiliyor, yaşıyor işte. Bu da beraberinde "onu çıkarınca geriye bir şey kalmaz"ı getiriyor doğal olarak. Akira reyis bunu belki sinemayı övmek için söylemiştir ama pek çoğumuz için çok daha acıklı bir yarasına da işaret ediyor yani bu söz. Kısacık ama iz bırakan hayatını bir şeye harcayıp, onsuz bir hiçi göze almak, her platform adına,sümük söktürecek kadar hüzünlü değil mi?


17.7.13

tatil raconu

Anladık. tatil demek "kafa dinlemek, bünyede biriken stresi, elektriği atayım, bir şeylerden uzaklaşayım" demek değil pek çoğunuz için. "iki instagram fotosu çakayım da kuzenlere, ex'lere havamı atayım"ın hallicesi işte. tatile gidip de tabletinin başında düşmeyen herkesin aklına sıçayım ayrıca. ama şimdi kuralına göre oynayıp da bunu tatil dönüşü laf salatasına dönüştürmemek lazım. sivrisineklere yem olmaktan kurtulmamamış, yosunlu denizlerde midyeye dönüşmüş, gördüğü en güzel bitki oteldeki saksılar olmuş, en gürültüsüz ortamı mecidiyeköy gibi, kalkıp da "bi tatil yapmışım aga sorma, geberdik keyiften" demeye de gerek yok dostum. sen tatile gittiysen, aşağıdaki fotodakilere gidenler nereye gitti mk :)

 

15.7.13

Biraz daha yenilendik!

Blogun adındaki "eski"nin hakkını verdiğimi düşünüyorum ama biraz da "yeni"ye imkan tanımak lazım tabii ki. Gördüğünüz gibi şöyle sikko bi tasarım seçtim bu sefer, ama daha işlevsel geldi gözüme. Uzun aralıklarla bile olsa buralarda görüşmek üzere...


11.7.13

rewind the film

Odamızın ışığı son kez kapanmadan, gökyüzünden o son bulut uçup gitmeden, kır saçlı fotoğrafımızın bir kopyası bir akrabamızın vitrinini süslemeden önce sanırım bu hayatın en büyük gizemine tanık olamayacağız. Ölmek zaten kabullenmesi zor bir kavram iken yaşlanmak da bir o kadar sarsıcı.

Bir sigorta poliçesi satmak isteyen pazarlamacanın tanımladığı o güzel yaşlılıktan çok öte bir yaşlılık geçireceğimiz gerçek.

En sevdiğimiz arkadaşlarımızın bir kısmı bizden önce gidecek. Arkasından bir ton anı bırakacaklar, o kadar ki; başını asla hatırlayamayacağız. Aşık olduğumuz kadınlar, erkekler çoktan kalbini bir köşeye koymuş, o anın uykuda gelmesini dileyecekler. Kameralara sarkık yanaklarla gülebileceğiz ama en büyük düşmanımız hala aynalar olacak. Bu ten üzerinde kimlerin izlerinin olduğunu, ne kokular sindiğini kimse bilemeyecek. Kimlerin fotoğraf makinelerinde, ne mekanlarda ne pozlar verdik, artık hiçbir önemi olmayacak. Konforlu bir tuvalet ihtiyacı gidermek belki de tek dileğimiz olacak.

Onlarca yaptığımız her seçimin artık toplu sonucuyla, hırıltılı bir boğazla uyuyacağız her gece. Sanmıyorum ki her doğan güneş eskisi gibi beraberinde umutlar getirsin. Şanslıysak daha önce gittiğimiz mekanlara tekrar gideceğiz. Damaklarda "burayı hatırlıyorum sanki" tadı olacak. Manzara eskisi gibi olmasa da içimizde bir yerde o mekanlar aynen korunuyor olacak. Kaç ülke gezdik, kaç ortama girdik, kaç insana selam verdik; hepsi belki bir günlüğün acıklı bir paragrafını anca dolduracak. Hatırlamadıklarımız hatırladıklarımızdan daha fazla olsa da pişmanlık yakamızı bırakmayacak. Veletleri pişman olmamaları için aşırı derecede uyaracak olsak da her kızarık gözle uyanılan her sabah beraberinde "keşke" ile başlayan sihirsiz dilekler barındıracak. En sevdiğimiz şarkı sayısı artık çok az olsa da o nakaratlar hep iç sesimizde yankılanacak. Eşlik edilen danslar, dökülen terler, sevgi ile öpüşen dudaklar uzak bir galakside paylayan yıldızdan çok da yakın gelmeyecek. İç karartan her saatin arasında da vaktimizi öldürecek uğraşlar bulabilecek, takma veya az önce yapılmış gibi taze duran dişlerimizi göstermek istemeyerek samimiyetsiz gülücükler atacağız. Vitrinimizde gömdüğümüz dostların, akrabaların fotoğraflarına bakacak, bu süreci doğanın kanunu belleyip beynimizi fazla yormayacağız. Hayal kırıklıklarıyla dolu bu hayatı aslında bir kez daha yaşamak için Manic Street Preachers'ın da yaptığı gibi, tatlı bir rüyadan fazlasını görmeyeceğiz.


7.7.13

çıkarma işlemi

Çok arkadaşı olan, girdiği her ortamdan bir dost edinen, edindiği her dostla sürekli iletişimde olan, olamadımı da üzülen, cana yakın, kanı kaynayan, mavi boncukcu biri hiç olmadım. böyle biri olmadım diye de hiç pişman olmadım. hatta şöyle bir düşünüyorum da dopdolu bir arkadaş çevresi olan, eli sürekli telefonda bir arkadaşına bir şey anlatmak ile vaktini harcayan, her haftasonu samimi olmayan bir davete gitmek durumunda kalan biri olsaydım, bugün işim daha zordu.

şu kısa insan hayatında, çevresi adına pek fazla turnusol kağıdı görevi yapacak fazla olay yaşanmıyor. azlar ve çok özler. sonuçta eşleriniz gibi dostlarınızı da gerçek olup olmadığını bazı olaylar, sınavlar sonrası anlıyorsunuz. eminim çoğunuzun da böyle gerçek olmayan, tatlısu dostları vardır, sadece farkına varacağınız günü bekliyorsunuz. bu konuda ben çok şanslıyım çünkü az olan tüm dostlarımın gerçek olduğuna epeydir eminim. ama çemberi biraz daha geniş tuttuğumda farkettim ki çürük domatesler varmış.

Gezi Olayları ve sonrasında yaşananlar iyi turnusol kağıdı görevi gördü benim için. Kim haktan yana, kim fanatikliğin kurbanı değil, kim örümcek zihinli, kim aklın yolu bir değilci, hepsini tespit edebildim. bakın, "benim gibi düşünmeyen" demiyorum; benim karşı çıktığım şeyleri savunması gerekmiyor dostlarımın, ama insanlık düşmanı görüntüler sonrası yalanların peşinden giden, aklı yıkanmışlar gibi ezber konuşan biri ise o/onlar, üzgünüm hepinizi hayatımdan çıkardım. ne okullar okumuş, ne yollardan geçmiş, ne kariyer sahibi adamlar, kadınlar bunlar; cidden "insan" dilinden anlamak, doğrunun, hakkın tarafından olabilmek, bu uğurda yolunu değiştirmek bu insanlar için imkansız. bu yüzden seslerini asla duyamayacağım kadar uzak tutuyorum kendilerini artık. 30 senelik hayatımda ya beni sevmeyenleri hayatımdan çıkardım (kolaylık olsun diye) ya da cidden aptallık ve kötülük karşısında isteyerek yenilen, o tarafa geçmeyi daha karlı görenleri... 

matematiği yeni öğrenirken, en zorlandığım işlem türü çıkarma idi, ama artık en sevdiğim sanırım. size de öneririm.


2.7.13

beterin beteri

Beterin hep bi beteri oluyor bak. genelde zaten hep o "beteri" bularak az biraz tatmin olunursa olunuyor. gerçi çok aşağılık bir şeydir bu. mesela yatak döşek hasta olursun, kendine "ah ah ne beter hastalıkta olanlar var, onlar mızmızlanmıyor gör" dersin. bence baya aşağılık bir şey bu "beterin beteri var" inancına göre durumuna pay çıkarmak. ama sanırım yine de insan fıtratında var. veya bebekken hangi mekanizmalar ekleniyorsa beyne, farkında olmadan yapıveriyorsun yetişkin hayatında. sanatın tüm dallarında en çok karşımıza çıkan acılardan ilki sevdiğinin "ölümü" olsa da hemen arkasından sevdiğine kavuşamama acısı gelir. o kadar örneğini görmüşüzdür ki, cidden sanki en acısı da o gibi gelir. ama biraz kurcalayına şey daha acı değil mi; kavuştuğun sevdiğinle bir gün uyandığında artık onu sevmediğini farkettiğin an? en azından kavuşamazsan aşk olur, ama kavuşup bir gün bu şekilde uyanırsan, en iyisiyle yok olur be insan.