27.5.13

Dert Değil



Mevsimlerden kışın sonu, yıllardan siktiret. Nasıl ruhum daralıyor, nasıl, tarifsiz. İlk kez olmuyor ama sanki ilk kez başa çıkılamayacak gibi. Bazen gelir bana öyle, anlıktır belki günlük; yüreğine bir taş oturur sanırsın ki... örneklendiremiyorum bile. Öyle günler işte en kötüsü. Yalnızlık x100 diyeyim. Dedim Volkan böyle olmaz, bi git sarhoş ol gel. Velhasıl beyoğlunun bilindik bilinmedik yerlerini dolaştıktan sonra sarhoş olmaya ramak kala kafam kaldırmadı artık kaosu, vurdum kendimi yola. Baktım sarhoş değilim, mantıklı düşünebiliyorum. “Düşünebiliyor” olmam yetiyor zaten. Bu iş böyle olmaz, gir şu tekele, o son bardağı da iç dedim. Hava da nasıl soğuksa, alkol bile ısıtamıyor bünyeyi. Tek hayalim sarhoş olmak. Ben çok az sarhoş oldum, çok çok az. Çünkü ben sarhoş olunca suicidal taraflarım kabarıyor(muş), en azından anlattıkları o yönde. Araba önüne atlamak, çok katlı bina balkonundan aşağı sarkmak, giden arabadan inmek gibi pek çok sabıkam olmuş, daha doğrusu olacakmış nerdeyse... Neyse işte, diyorum ki içimden sarhoş olursam geçer bu sızı. Tam olarak da ne düşündüğümü hatırlamıyorum, mekan da pek tekinsiz, en iyi ihtimalle çöpe filan atarlar beni, iki gün sonra bulunurum.

Alkolün tatlı geldiği ender anları yaşıyorum, bir yandan da şu gece hayatının ne kadar plastik olduğunu düşünüyorum dostlarsız. Kafa kıyaklığı diyip başka konu düşünmeye çalışıyorum, eve nasıl giderim gibi bir düşünce hiç yok. Apartman önü desem değil, dükkan karşısı desem değil öyle bir yerde oturuyorum, soğuk götüme götüme vururken önümüzden böyle siyah üzerine renkli şeritli çoraplı bi kız geçiyor. Sadece çoraplarını görüyorum tabii, gece lambasına doğru bakacak güç sıfır. Gidiyor, sonra geri dönüyor, gölgesinden anlıyorum ki bana bakıyor. Hiç oralı olmuyorum, merak duygusu sıfır hatta eksilerde. İzin istemeden yanım sayılamayacak kadar köşeye oturuyor. Bakıyorum suratına, normal kız. Kahküllü, saçlar ensede, hippi desen değil, klasik desen değil. Ben filmlerde de sevmiyorum böyle atmosferde hikayeye bir kadının dahil olmasını. Yazar bunu genelde deus ex machina olarak kullanır bir şeyleri düzeltir, en kötüsü hikayeyi ilerletir. İstemiyorum bir muhabbet açılsın, hikaye ilerlesin, bu gece böyle sessiz, soğuk bitmeli; susuyorum, içmeye devam ediyorum. O da susuyor. “Seni de mi kırdılar?” diyor. Hoppa. Her susana böyle drama oynatmak da alışkanlık oldu. Behzat Ç mi lan bu? Doğru tahmin ediyor oluşu da gıcık edici tabii. “Onla alakası yok” diyorum bakmadan.

İçkimi almaya çalışıyor, hop diye eline atlıyorum, izin vermiyorum. “Ya sen akrep misin?” diyor. Lan bütün pintiler akrep burçlu mu? Alla alla. O sırada gülüyorum inceden tabii, bu konuda hiç değişemeyeceğimi anlıyorum, yapabileceğim bir şey yok. “Buna ağzımı sürdüm, alim sana yeni bi tane?” diyerekten tekeli işaret ediyorum. “Yok, sağol, ondan değil zaten” diyor. Ne demeye çalışıyo bi anlasam. Ya kızlar, kafası kıyak bi erkekle yapılabilecek şeylerin sayısı bir elin sayısını geçmez. Bunların içinde de yara deşmek, sorgulamak, merak gidermek hiç yoktur... Neyse. Kıza biraz haksızlık daha doğrusu öküzlük yaptığımın farkına varıyorum, en azından yüzüne bakıyorum bundan sonra. Taş çatlasa 25 yaşında olduğunu farkediyorum. Masumluk veya evil'lık göremiyorum. Bi aksesuarı bile karakterini ele verecek cinsten değil (elimde değil önce kıyafetinden karakter tahlili yaparım kişide). “Eee” diyorum. “Eee” si yok, oturuyoruz” diyor. Girişken kızlar hoşuma gider genelde, ben olsam böyle bir şey yapamam mesela. Ama o anda cidden gidecek bir “hoş” yok ortamda. İçkimi uzatıyorum, içiyor. “Kalıcak yerin yok mu ki burda oturuyorsun? diye soruyor. Sarhoş değilim ya, sorunun ne kadar yanlış olduğunu düşünebiliyorum, içimden “her dışarıda böyle oturanın kalıcak yeri olmuyor mu demek?” geçiyor ama normal cevap veriyorum. “yoo ondan değil, sarhoş olmaya çalışıyordum” diyorum. Ona samimi bir cevap gelmiş olacak ki “Ne güzel...” diyor. Neyi güzel mk. Demiyorum tabii. Susuyorum. Susmayı seviyorum.

Sevdiğin için en çok ne yaptın?” diyor aniden! Sanki cevabımı bir referans, bir karşılaştırma amaçlı sormuş gibi. Ne desem altından bir acı çıkaracakmış gibi. O saatte orada benle ise dertsiz biri olmasına imkan yok çünkü. Yanıma gelmeden önce nereden geldiğini düşünmemeye çalışıyorum, ne yaşadığını hayal etmemeye çalışıyorum. Yeri ve sırası değil. Bu gece benim sarhoş olmam lazım diyorum kendime. Yavaştan da götümün donduğunu hissetmek huzursuzlandırıyor bir taraftan.
“Yapmam gereken her şeyi yapmadığımı biliyorum, niye ki? diyorum.
“Ya yanılıyorsan? diyor.
“O zaman yanılıyorumdur, dert değil” diyorum.

Soru biraz kıllandırıyor beni. Acaba beni tanıyor mu diye merak ediyorum. Yüzüne bakıyorum, %100 daha önce görmediğim bir surat olduğuna eminim. Kaç kız kaç erkeğe böyle sorular sorarki diye düşünüyorum, ama bunu şimdi düşünüyorum. Zaten bu yüzden yazıyorum bu  yazıyı. Bu anı hiç bir yere bağlanmıyor çünkü o gece. Tekelden bir içki daha alıyorum, birazını içip ona emanet ediyorum. “Bari sen sarhoş ol” diyorum. Yalancıktan gülüyor... Sarhoş olamadan evime dönüyorum. F tipi hapishanelerin bile daha ferah geldiği bir gece beni bekliyor...

Daha sonradan, hatta şimdi aklıma geliyor; “Dert değil” derken ne kadar da yalan söylediğimi farkediyorum.“Ya yanılıyorsam?” sorusu kemiriyor içimi. Cidden, ya yapılabilecek her şeyi yapmışsam, elimden bu kadarı gelebilmişse, daha fazla mümkün değilmişse, ben bu kadarcık bir adammışsam? Cidden bu dert olmaz mıydı bana?

O yüzden siz kızlar, kadınlar; bir erkeğe doğru sorular sormadan birkaç kere düşünün.
Tepkiler:

0 yorum :