8.4.13

Jagten

İçini rahatlatabilen ve kendisini kolaylıkla kandırabilen biri hiç olamadım, bunun sıkıntısını her daim çekerken bir de bunları yapabilen insanları anlayabilmekte oldukça güçlük çekiyor olmam ayrı bir derttir bana. Ne kadar iredelersem irdeleyeyim insanın "doğru" ile savaşından bilerek mağlup çıkıyor oluşunu çözemiyorum bir noktada.

Jagten'i (The Hunt) aslında geçen yıl bekliyordum ama yurdışına çıkması mart sonunu buldu. Sonuç: tahminlerimin de ötesinde bir sanat eseri olmuş. Thomas Vinterberg Danimarkalı yönetmenler arasında bence hakkı yenenlerden. Tamam, The Celebrations muazzam ama dahası var bu abide. The Hunt'ı izleyince görebilirsiniz.

Çocukların hayal dünyası geniştir, yalan olsun diye olmasa da gerçek dışı şeyler söylerler. Herkes bunu bilir, ama kimse çocuğunun yalan söyleyebilecek biri olduğunu/olacağını kabul etmez. Tam tersi, ona yalancı diyenlerdir yalancı. En yakın arkadaşı bile olsa, olsun, kimsenin çocuğu yalan söylemez (bunun bir diğer versiyonu herkesin sevgilisi-eşi şekerdir, melektir, kötü değildir. amk kim sikiyo bu dünyayı o zaman? bekarlar mı?)

Örflerine sadık bir kasabada bir çocuğun birkaç saniyede uydurduğu bir yalandan yola çıkarak güneşin nasıl da balçıkla sınavanabileceğine ve toplumun gerçeği siktir edip görmek istediklerine nasıl da inanındıklarını bu kasabanın puslu havasında görebiliyoruz. Masum bir hayatın bir daha hiç temizlenemeyecek düzeyde çevresi tarafından nasıl kirletilebilir olması, başta da bahsettiğim gibi, çok iyi bir gözlem tecrübesi, ama anlaması çok sinir bozucu.

Yine de gözlere güveniyorum, bir orası kaldı çünkü.


Tepkiler:

0 yorum :