• Sense8 ile yeni yıl

  • 2016 dizilerinin gizli Hit'i: Quarry

  • John Carpenter geri döndü!

30.4.13

We Have Signal: MONO

Alabama konserlerinden süper kalite kayıtlı, görüntülü bir video geldi Mono'nun. 3 saniye yetti konser gününe ışınlanmama. Mono mavisi yine kendini gösteriyor.

Son albüm olan For My Parents adı nereden geldi Taka anlatıyor videonun ortasında. Öncesinde de Mono nereden geldi bu günlere, kısaca özetliyor. Bu adamlar cidden çok iyi insanlar.

Son performans must-see:


We Have Signal: MONO from We Have Signal on Vimeo.

28.4.13

the story of luke

Luke henüz yeni reşit olmuş, otistik bir geçtir. babası belli olmadığı gibi annesi tarafından da terkedilmiştir çok ufakken. anneannesi, dedesi tarafından yetiştirilmiştir. eğitimini evde almıştır. hiç sosyalleşmemiş, dışarısını hiç tanımamıştır. ninesi ölünce dedesi de artık fenalaşıp huzurevinin yolunu tutunca Luke biraz açıkta kalır. kuzenlerinin yanına taşınır ve böylece "hayata balıklama atlayış" hikayesi başlar.

Luke önce cinsel kimliğini keşfeder, sonra insan ilişkilerini, ardından geçimini sürdürme çabaları başlar. dışlanır, hayalleri yıkılır, devam etme gücü arar. bir hedef seçmelidir kendine.

Her ne kadar Luke senin, benim gibi biri gibi çizilmemişse de aslında çoğu erkekle aynı kaderi paylaşır. bizim hikayemizden çok da farklı değildir. ilk kazandığı parayla sevdiğinin yanına gitmeyi düşler. hikayesinde ani sürprizlere, mucizelere yoktur. ayakları yere basar. gerçektir, serttir ve bununla yaşamaya alışması gerekir. kimi zaman çığlık atarak, kimi zaman da pancake yaparak...


22.4.13

Symphony No. 39

klasik müziğin hafızadaki yeri adlı bir çalışma var mıdır henüz araştırmadım ama çok acayip bir şey oldu geçenlerde.

anneme ilk önce kendime dair hatırladığım ilk anıları anlatıp olayın geçtiği yaşımı filan öğrenmeye çalışıyorum böyle. ne anlattıysam 7 bazen 6.5 filan yaşa tekabül ediyordu ki bir anım 5.5 yaşıma ait çıktı. onda da annemin bana yaptığı bir şakadan dolayı kısa süreli bi travma mı geçirdim neyse artık yer etmiş zihinde ahah.

ama konunun açılması başka idi. alakasız zamanlarda mozart'ın bilmediğim senfonilerini açıp dinlemek gibi garip huylarım var. yine bir keresinde 39 senfoni k.543 denk gelmiştim. allaaam ben bunu nerden biliyorum? nerden! NERDEN?! O kadar tanıdık geliyor ki, sanki bir yıldır dinliyorum, ama ilk kez denk geldiğime de eminim. filmlerde de kullanılan bir şey değil, zaten filmde kaç dakika kullanılacak da hatırlıcam... en son dedim volki bu da çocukluktan kalma bir şey olmasın? gerçi mantıklı gelmedi ilk etapta, klasik müzik dinlediğimi hatırlamıyorum, ama üstteki olay olunca aradaki zaman diliminde kaçırdığım şeyler olmuş olabilir diye düşündüm, sorum, "anne bak böyle böyle, bir şey hatırlıyorum hem de çok iyi, var mıydı çocuklukta böyle bir şey?"

biraz durdu düşündü, bakındı, "haaaa evet ya sen öyle garip garip şeyler yapıyordun" dedi ahaha. 90'ların sonunda işte, trt'nin kimsenin izlemediği kanallarında alakasız gün ve saatlerde klasik müzik programları olurdu, olurmuş yani ve ben zap yaparken denk gelirsem takılı kalır bakarmışım! ben! tv yetmezmiş, radyoda da denk gelirsem açık bırakırmışım, dikkatimi verirmişim. tabii aile cahil olduğu için bu hareketler garip geliyormuş ama neyse ki elleşmemişler. okula filan başlayınca tabii ara beni boya beni pop şarkılarına kapılıyorsun, ama okul öncesi epey bir dönem böyle takılmışım. 29 yaşında kendine ait bilmediğin bir şeyi öğrenmek ilginç oluyormuş işte.

neyse. bi video ile yazı bitirmek adettimdir, ama bu sefer müzik değil, kişiye odaklanalım. Avusturyalı Nikolaus Harnoncourt (84) harika bir müzik dersi veriyor gençlere. Gözlerini bana açıp pörtletse muhtemelen ben de çalardım alayını :)


21.4.13

Amorphis - Circle

Amorphis son model bi albümle geri döndü a dostlar. 2007'deki Silent Waters albümünden bu yana (güzel albümler yapsalar da) şöyle her an dinlemek istediğim türden şeyler yapmamışlardı. Görülen o ki Circle ile şeytanın bacağını kırmışlar ve tam da kendilerine, Finlandiya'ya yakışır bir albümle kalabalığı dağıttılar. Bonus şarkı olan Dead Man's Dream'i de dinlemeden geçmeyin der yalarım ^^

20.4.13

do you realize?

herkese olur mu bilmem ama güzel bir konserde bir anda biriyle yüzyüze geleceğim ve ne olduğunu anlamadan yüreğim yerinden çıkacakmış gibi olduğunu hayal ederim. hani bir film sahnesi için saçma, bir hayat için, bir erkek içinse şık bir gelişme olabilirdi, emin değilim. eğer böyle bir sahne olacaksa the flaming lips konserinde seni bekliyor olacağım (o konser hiç gerçekleşmez tabii ki)


16.4.13

on your mark

Studio Ghibli'nin bu kısa filmi, sonradan klipleştirilen, pek bilinmez nedense. fütüristik bir gelecekte geçmesi, salt melek karakteri kullanması, biraz mtv aromalı olması, miyazaki'nin bu kısa filmde kullandığı bazı teknikleri sonra yapacağı birkaç kült filmde kullanacağı gibi özellikleri var. Ama olmasaydı da olurmuş. 7 dakikada mozaik pasta yapıyor kalp sıcaklığında ^^



15.4.13

Oblivion

Sci-fi film açlığının giderileceği yılda sezonu açtı Oblivion. Hani filmi beğenirsin, beğenmezsin o ayrı ama M83'ün OST albümü müthiş!


13.4.13

lacrimosa

şu sıralar, bir oyun olsa da, sanat camiasına düşen en iyi eser olan BioShock Infinite'te yer aldığı için hype'ı artan Lacrimosa, oyundan çok önce de özel sinyaller yollardı bu beyne, Tree of Life'tan da önce hatta. Yarım kalmış bir nefesi veremeyişin arkasından ruhuna çöken karanlığa sarıldığın andaki huzur gibidir. Tatlı bir kabulleniş. Ölüme dikilmiş en güzel kıyafet.




10.4.13

Reprise

Oslo, August 31st benim adıma 2012'nin en iyi filmlerindendi. Ondan çok daha önce izlediğim Reprise'a ise tekrar geri dönme ihtiyacı hissettim çünkü aynı yönetmen ve yazarın bu iki filmde ne tip köprüler inşa ettiklerini çözmem gerekiyordu. İyi ki de dönmüşüm.

Danimarka'da doğan, Norveç'te büyüyen Joachim Trier şu anda iki de iki gidiyor. Beş yılda yazılan Reprise'ın arkasından bir beş yıl sonra da Oslo ile geri döndü ki o ne dönüş. Trier soyadında bir keramet var galiba.

Neyse, diyorum ki Reprise'ı siz mutlaka Oslo'dan önce seyredin tabii ki çünkü Oslo çok daha olgun bir film. Ama Reprise gibisi de yok! Bu kadar güzel yazılmış ve güzel kurgulanmış, soğuk iklimli ama sıcak dokunuşlu film göremezsiniz.

Bazı şeyler bir kere yaşanıyor cidden. Şartlar ve kişiler aynı olsa da sonuçlar farklı oluyor ikincisinde. Sonuç delisi değilsen sorun yok ama Reprise bu açıdan bir arayış içerisinde. İki 20'lerinde olan genç aynı dönemde ilk kitaplarını çıkarma sancısı yaşıyor ve yaratıcılık taraflarının ruhlarını nasıl hastalandırdığını, nasıl başkalaştırdığını, aşk hayatlarına etkilerini gösteriyor. Henüz filmin başında "filmde şunlar şunlar olacak" dense de, dediğim gibi şartlar değişince sonuçlar da değişiyor ve film ciddi bunalıma dönüşüyor. Ne cıvık gençlik filmi ne de samimi bir aşk filmi bu. Doğrucu bir tarafı var, yeri gelince tokatını esirgemiyor. Oslo'nun geleneksel kültüründen genç nüfusuna, drug, punk ve seks üçgeninden akıl sağlığını kaybetmeye kadar başınızı döndürecek malzemeler var Reprise'da. Alkollü veya dumanlı iken kesinlikle izmeleyin mesela... Ama 10'dan geri doğru sayıp gitme kısmına denk gelmem karşısında bir şey diyemedim.


8.4.13

Jagten

İçini rahatlatabilen ve kendisini kolaylıkla kandırabilen biri hiç olamadım, bunun sıkıntısını her daim çekerken bir de bunları yapabilen insanları anlayabilmekte oldukça güçlük çekiyor olmam ayrı bir derttir bana. Ne kadar iredelersem irdeleyeyim insanın "doğru" ile savaşından bilerek mağlup çıkıyor oluşunu çözemiyorum bir noktada.

Jagten'i (The Hunt) aslında geçen yıl bekliyordum ama yurdışına çıkması mart sonunu buldu. Sonuç: tahminlerimin de ötesinde bir sanat eseri olmuş. Thomas Vinterberg Danimarkalı yönetmenler arasında bence hakkı yenenlerden. Tamam, The Celebrations muazzam ama dahası var bu abide. The Hunt'ı izleyince görebilirsiniz.

Çocukların hayal dünyası geniştir, yalan olsun diye olmasa da gerçek dışı şeyler söylerler. Herkes bunu bilir, ama kimse çocuğunun yalan söyleyebilecek biri olduğunu/olacağını kabul etmez. Tam tersi, ona yalancı diyenlerdir yalancı. En yakın arkadaşı bile olsa, olsun, kimsenin çocuğu yalan söylemez (bunun bir diğer versiyonu herkesin sevgilisi-eşi şekerdir, melektir, kötü değildir. amk kim sikiyo bu dünyayı o zaman? bekarlar mı?)

Örflerine sadık bir kasabada bir çocuğun birkaç saniyede uydurduğu bir yalandan yola çıkarak güneşin nasıl da balçıkla sınavanabileceğine ve toplumun gerçeği siktir edip görmek istediklerine nasıl da inanındıklarını bu kasabanın puslu havasında görebiliyoruz. Masum bir hayatın bir daha hiç temizlenemeyecek düzeyde çevresi tarafından nasıl kirletilebilir olması, başta da bahsettiğim gibi, çok iyi bir gözlem tecrübesi, ama anlaması çok sinir bozucu.

Yine de gözlere güveniyorum, bir orası kaldı çünkü.


6.4.13

Outlaw Gentlemen & Shady Ladies

Volbeat sevmesi zor bir grup ama sevdin mi de kolay kolay bırakamıyorsun. Yeni albüm doruk noktası olmuş artık. Kölesiyiz \m/

4.4.13

100z

Sonunda yamulsan da; bir daha düzelemeyecek kadar çizilsen de; hayatın farklı yönlerde geri dönülmeyecek kadar değişecek bile olsa; 100 kere de şu hayata gelsen, her seferinde de aynı sonuçla karşılaşacağını bilsen, yine de o insanın yoluna çıkmayı tercih edeceğin insanlar yaşıyor bu topraklarda. İyi ki yaşıyorlar.

1.4.13

Barfi!

Uzun zaman sonra Türk vizyonlarına bir Hint filmi geliyor: Barfi!
Aşkın Dile İhtiyacı Yoktur gibi açıklayıcı bir ad ile gelen filmi melodram sevenler için must-see. Ama selpak ile değil havlu ile filan izleyin. Hesapsız kitapszın, kendiliğinden tomurcuklanan ilginç bir melodram.

Dilsiz rolündeki abla ise cidden aşık olmalık. Al yaşa sonsuza kadar ^^