28.3.13

Into The Abyss

Herzog ya çok seveceğiniz ya da hiç sevmeyeceğiniz bir yönetmendir. Ben çok seven taraftayım. Özellikle belgeselleri klasik belgeselin ötesinde olmasıyla ilgimi çekmiştir. 2011'deki Into Abyss de aynı şekilde...

Belgeselini tamamlasa da bu hikayedeki özünü hala anlayamadığını söyler Herzog. "İnsan doğasındaki" o anlaşılmaz davranışların bir yumağı var Into The Abyss'te. Ufak bir açıdan bakarsanız canice işlenmiş seri bir cinayetin ardından gelen idam cezasını görürsünüz ama deştikçe çıkanlara Herzog bile şaşırıyor.

Çocukluğum olmasa da ergenliğim suç işleyenlerin yakınlarında geçti. Gerek ailede, gerekse apartmandan tutun mahalleye, oradan semte, oradan okula, oradan arkadaşla hatta öğretmenlere kadar "suç" denen nanenin sözlük anlamının diğer taraflarını görmüşümdür ama cidden bazı şeyler karşısında anlamayı geçip yutkunamayacak düzeye geliyorsunuz. Kelimelerle bir şeyler yazılsa hatta işte filmi bile yapılsa aslında bu sorgu, bu anlama çabası, yetersiz kalıyor.

Camaro marka bir arabayı çalmak için zengin bir siteye giren ergenliğin doruğundaki üç gencin planda olmayan bir cinayete karışmasının ardından, peş peşe gelen diğer aile fertlerinin öldürülmesi arkasından gelen polis kovalaması ve yakalanmacayı biraz daha deşen Herzog, her suçlunun ailesi, arkadaşları, yakın çevresiyle konuştukta o damlanın dalgası o kadar yayılıyor ki cidden bebek doğan birisinin nasıl bu noktaya geldiğini anlayamıyorsunuz. Şu yüzdendir diyemiyorsunuz.

10 yıl önce suç işlemekten gurur duyan veletlerden birisi bu filmde kanunlar tarafından öldürülüyor ve Herzog öncesinde kendisiyle konuşuyor. 8 gün sonra ölecek olan bir gencin itirafları kadar acıtan başka bir şey var ki dışarı çıkıp bir hava almanız kaçınılmaz. ömür boyu hapis cezası alan, 2 oğlunun da onun gibi hapise girmesi, babanın oğlunun duruşmasında onu idamdan döndürmesi ayrı bir boğazda düğümken, Herzog'un bir anda patlattığı "başka bir gelecekte olsanız neler yapardınız?" sorusuna o pişman baba o kadar cevap veremiyor ki, gözlerinden o kadar ölüm akıyor ki, tıkanma yaşayan bir yazara en az 3 kitaplık ilham verecek cinsten. Pişmanlık konusu cidden çok ayrı bir kavram iken bu baba buna ayrı bir sayfa açıyor. Ölüm pişmanlıktan daha güzel.

Elbette bir de infazları yapanlar var. 120 kadar infaz yapan bir adama mikrofon uzatıyor Herzog ve duyduğum en güzel benzetmelerden birini yapıyor adam. "Çizgini yaşa" diyor. Hangi çizgi sorusuna ise, mezar taşındaki doğum ile ölüm tarihi arasındaki o kısa çizgidir hayatın diyor, iyi yaşa.


Tamamını şuradan izleyebilirsiniz
Tepkiler:

0 yorum :