• Sense8 ile yeni yıl

  • 2016 dizilerinin gizli Hit'i: Quarry

  • John Carpenter geri döndü!

28.2.13

The Classic

Kız arkadaşının sevgilisine aşık kız, bu umutsuz vakanın kaderini bilmeyerek huzuru ölen annesinin mektuplarında arar. Mektuplar sevgi doludur; genç yaşında tanıştığı ilk aşkına yazılmıştır ama kocası değildir bu kişi. Okul yıllarında tanışan bu gençlerin sevgilerini yetişkinliklerine taşıyamadığı, kadere yenik düşerek yarım kalmış bir aşkın kırıntıları vardır satırlarda, ayrılsalar da beraberdirler. Geriye bir tek bu yazılar kalmıştır kızına. Arkasında pek çok sır bıraktığı kadar, annenin kızına öğütleri de bu anılarda gizlidir. Annenin babaya değil de, her zaman başka bir adama aşık olarak yaşayıp gittiğini bilmenin garipliğiyle The Classic, adam döver.


 


24.2.13

Windstruck

bazen biriyle tanışmazsın, kavuşursun sözüne yürekten inanan biri olarak My Sassy Girl elbette külttür ama Windstruck'ı unutmamak gerekir. Aynı yönetmen ve senaryo sahibinin kaleminden çıkan bu iki film, filmlerinde de bahsettikleri üzere ruh ikizidirler. Aksi, asabi, arsız, kırık ve kayıp bir kadının hayatınıza ne kadar dokunabileceği, ne kadar anlam katabileceğine dair güzel fantazi melodramlardır. gerçektir aslında çünkü hiç kavuşturmaz. kavuşamayınca aşk olur.


22.2.13

magic

izlemesi bile orgazmik


20.2.13

Midway Journey (documentary)

Hem korkunç hem korkunç güzel. En yakın kıyıya 2000 km uzaklıktaki bu adanın sakinleri sadece kuşlar, ama bildiğiniz kuşlardan değil. Midway, kabulü zor bir maceraya çıkacarak 2013 bitmeden bizi.



MIDWAY : trailer : a film by Chris Jordan from Midway on Vimeo.

12.2.13

Filmlerden Alıntılar #25

-Seninle çıkmaya başlasak... Ne dersin?
-Yapmayalım.
-Benimle özgür olursun. Ne zaman istersen gelip gidebilirsin.
-Bütün gün seviştik. Bir hafta, ya da bir aylığına çıktık diyelim. Ya sonra? Hakkında hiçbir şey bilmiyorum. Ya sen benim hakkımda ne biliyorsun?
-Bilmeli miyim? Öğrenmeye başlarım.

-Seni şu andaki gibi hatırlamak isterim. Eğer çıkarsak, birbirimizde hatalar bulmaya başlarız. Hayal kırıklığına uğrar ve pişman oluruz. Hep böyle olmuyor mu?
-Neler olacağını bilemezsin. Aklına estiği gibi sonuçlar üretme.

-Bir sevgilin var mı? Kimseye göstermeyecek kadar çok sevdiğin biri? Bir erkek hakkında güzel
anılarım olsun isterim. Herkesten gizleyecek kadar çok sevdiğim bir erkek. Son nefesimi verirken
bile hatırladığım. Bana mutluluk veren bir erkek. Ya sen? Senin de beni böyle hatırlamanı isterim.

-Kendini adayarak bağlanan kolayca çözülmez. Ama ne kadar sıkı bağlarsan bağla, hep bir boşluk kalır.




Aein (Lover) sevmediği bir adamla mutsuz bir evlilik yapmaya hazırlanan bir kadının bir günde iç dünyasının ne kadar değişebildiğini anlatan sert bir filmdir. Günün birinde bir anda kendini birini severken bulursun ve yine de bir şey değişmez, ama içinde okyanuslar kaynıyordur; onun Korecesidir diyebiliriz. Kalbinin götürdüğü yere gidemeyen, gitmeyen, uzaktan sevenler için anlamlıdır. Geri kalanlar için biraz terbiyesiz.

9.2.13

2012'nin en iyi filmleri

Nihayet 2012'deki filmlerde eksikliklerimi kapadım (The Hunt ve birkaç henüz dvd'si çıkmayan Asya filmi dışında)

İlk 20 şöyle:

1- Amour
2- Moonrise Kingdom
3- Django Unchained
4- Beasts of the Southern Wild
5- Holy Motors
6- Oslo, August 31st
7- Cloud Atlas
8- Life of Pi
9- Argo
10- The Perks of Being Wallflower
11- Silver Linings Playbook
12- Rust and Bone
13- Nameless Gangster
14- The Master
15- The Cabin in the Woods
16- Prometheus
17- Tabu
18- Cafe de Flore
19- A Royal Affair
20- Kon-Tiki


7.2.13

Rewind This!

80'lerin başlarında doğanlar VHS dönemini biraz görmüş şanslı, bir o kadar da şanssız bir nesildir. Çünkü VHS dönemini yakalamış ama son dönemine denk gelmişizdir. Oturup günlerce anlatacak anım yok sizlere ama hatırladıklarım bile nostaljiden içimi şişirmeye yetiyor.

Aşağıdaki pek güzel olduğunu umduğum belgeselin tanıtım videosunda da dediği gibi VHS, TV'ye bakışımızı değiştirmiş bir devrimdir. Sinemanın da ötesinde bir kültürü vardı. Sinemaya giderdiniz ve konu kapanırdı ama "evde film izleme keyfi" çok ayrıydı. Bugünün 60'lık aksiyon artistleri var ise o dönem sayesinde var... Düşük bütçeli filmler kadar yüksek bütçeli filmler de o dükkanlara gelirdi (çok kötü korku filmleri çekiliyordu ya). Kiralama dönemlerini hatırlıyorum da, hep geç kiralardık, "siz de satın alsaydınız" tribi yerdik. En son kullanan nasıl kullanmışsa bantta çapaklar olur seyir zevkimize sıçardı, kasetler kopyalanırdı... Harbiye'de oturuyorduk o vakit, doğduğum evdi. Şansa da 250 metre ötemizde vardı bu dükkanlardan biri. Her yeri posterlerle kaplıydı, tek başıma giremiyordum çünkü dükkanın bir köşesinde pornografik kasetler de satılıyordu (o zamanlar biraz daha özgürdük). Bir film için babamla koca 30 dakika vakit ayırdığımızı hayal mayel hatırlıyorum. Pek de iyi film seçemezdik zaten. Anca Rambo'lar filan tutarsa tutardı. İşin acıklı tarafı da, her halde en son o günlerde birlikte bir şeyler yapmıştık. Koca listeden film seçmek, eve gelip meyveleri soyup ailecek bir arada güzel bir film seyretmek, o yaşlardan arda kalan son anılarım bende, hatta belki anı da değildir, öyle olmasını hayal ettiklerim de olabilir, bilemiyorum.