• Sense8 ile yeni yıl

  • 2016 dizilerinin gizli Hit'i: Quarry

  • John Carpenter geri döndü!

29.9.12

Filmlerden Alıntılar #24

Reign Over Me'yi sadece 1 kez izledim. Muhtemelen ikincisi gelmez. Empati yeteneği yüksek olanlara da fazlasını önermem zaten. Yaşamak denilen şeyin fiziksel olmasa da iç dünyada birkaç önemli tele bağlı olduğunu en acımasız yerinden gösterir Reing Over Me. Aşağıdaki sahne de en güzel sahnelerden.

-I felt them burning.
dediği kısma dikkat...


21.9.12

Oasis

Hayır grup olan Oasis değil, 2002 yapımı Kore yapımı olan filmden bahsediyorum.

Chang-don Lee beş film yazmış, yönetmiş ve herbiriyle "rahatsız etmeyi" bilmiştir. Abinin külliyatından bir tek Oasis bana çok aykırı geldi. O kadar ki sonunu 4 yıldır izlememiştim. Geçen gün izlemeyi başardım...

Aslında belirli bir nedeni yoktu izlemememin, ama basit de bir nedeni yoktu. Filmini az çok biliyorsanız, bir aşk hikayesi üzerinden ilerleyen bir tespit filmi. Filmin erkek tarafı biraz ilginç, ilk baktığınızda "salak bu ya" dediğiniz, hareketlerinde mantık göremediğiniz, empati kuramadığınız bir kişilik. Kadın tarafıysa felçli. Hatta %99.9 oranında konuşamıyor, tek başına yaşamaya mahkum edilmiş çıkarcı bir aileye sahip. Ama hayalgücü pek güçlü, hayatı farklı görebiliyor. Erkek de keza öyle, kendi dünyası var, karşı taraf o kadar da önemli değil.

Yolları kesişen bu iki bireyin kendi aralarında anlayamayacağımız bir ilişki bağ oluşuyor, hem de son derece sakat bir başlangıçtan sonra! Ama su yolunu buluyor. Eğlenmesi imkansız dediğimiz iki birey eğlenebiliyor, anlaşamaz diyoruz ama anlaşıyor, sevemez diyoruz ama seviyorlar, bekleyemez diyoruz ama bekliyorlar. Bundan 10 yıl önce Lee usta hızla tüketilmeye başlanan aşklara gönderme işliyor her satır arasına. Bir ağıt gibi ağlatıyor felçli kadını durup durup. Sanırım bu yüzden 4 yıl boyunca sonunu görmek istemedim. Belki kalbim kırılacaktı, belki de öyle bir mesaj alacaktım ki bu bir şeyleri değiştirecekti. Düşünmeyi bırakıp izledim ve evet boğazıma bir yumruk oturdu, biraz utandım, biraz sıkıldım, bolca üzüldüm, ama kıskandım.

Ne ben kimseyi öyle sevecektim, ne de kimse beni öyle sevecekti sonuçta. Gerekli mi? Bilmiyorum. Ama kusurlarımı görecekler, hesaplarını ona göre yapacaklardı, ben de beğenilerimi ön planda tutacak, çıkarlarımı düşünecektim yeri geldiğinde. İş dönmüş muhasebeye yani. Ne kadar fazla fedakarlık yapabiliriz ki artık? Yapmalı mıyız ayrıca? Filmin çoğu sahnesinde yönetmen bize felçi kadının bir anda düzeldiğini, dans ettiğini, "bizim gibi" olduğunu gösteriyor mesela. Filmin bu sahneleri her seferinde beni ağlatır çünkü buradaki sorun bu sahneleri "deliye bak neler görüyor" diyerek izliyoruz ve "keşke kadın normal olsa" diye iç geçiriyoruz, ama bu oradaki adam için önemli bile değil. O orada bizim gördüğümüz şeyi sevmiyor çünkü. Çok daha ötesine gidebilmiş bir ruha sahip. Biz mi, o mu kendini kandırıyor bilmiyoruz ama onun bizden daha çok mutlu olduğu bir gerçek. Sonra da zaten "mutlu olmadan da geçer zaman" diyerek biraz daha silikleşiyorsun kendinden, düşünmüyorsun.


11.9.12

Anything You Synthesize

The American Dollar iyidir; kirli ruh ve düşüncelerimizi siker atar; ambiantını yediğiminin ^_-


6.9.12

Au Revoir Taipei

Taipei'de geçen Fransız Yeni Dalga soslu bir melodram çekildi deseler belki inanırdım ama başarılı olacağı konusunda kesinlikle şüphelerim olurdu. Arvin Chen kısa filmlerden gelen ve ilk uzun metrajıyla Berlin'den ödülle dönen bir senarist-yönetmen. Woody Allen Tayvan'da doğsa bence böyle bir film çekerdi. Biraz komik, biraz sert, biraz mutlu, biraz hüzünlü. Her plan çok doğal ve çok titiz...

Giden madem gidiyor, arkasından bakarak hayatını harcama, vakit yanındakilerine önem verme devri, sana değer verene şans ver, sonra pişman olma tarzı filmleri sevenler mutlaka göz atsın; sanırım ülkemizde bir hayli ıska geçilmiş.