11.12.11

yangın

Ofisteyim. PC başında takılıyorum. Bir haber gündeme düşüyor bomba gibi. Dolmabahçe sarayı yanıyormuş. Neden olduğunu bilmiyorlar ama fotoğraflar korkunç. Güzelim saray yanıyor diye üzülüyorum ama içimden eve gitmek geliyor hem de hemen. İyi de niye eve gitmek istiyorum diye bir iradeye sahip olunca cevaplar gelmiyor aklıma; sonuçta evim saraya uzak sayılır, etkilenmez yangından, ama apar topar çıkıyorum, taksiye atlıyorum. Beşiktaş'tan sonrası duman olmuş, araçlar giremiyor, Barbaros'tan dolanıyoruz. İnsanlarda bi panik var. Yangın yayılıyormuş. Rüzgarın etkisiyle evime doğru ilerliyormuş. Birini arıyorum açmıyor. Kimi arıyorum yahu ben? Bilmiyorum, ama endişeliyim, daha çok, korkuyorum. Evin önüne geldiğimde 200 metre ötede alevlerin sarılığını görebiliyorum. Eve koşuyorum, asansöre biniyorum, yavaş yavaş çıkması ilk kez sinirimi bozuyor, kapıya gelip anahtarları şangır şangır ayarlayıp dalıyorum. "Hadi hadi gidiyoruz" diyorum girer girmez. Kime diyorum hala bilmiyorum. Odama geçiyorum....

Oturuyorsun. Önünde çay bardağı, pastaneden alınmış açmaların buruşmuş kağıtları. Sakinliğine gıcık oluyorum. Bacak bacak üstüne atmışsın. Çok nadir giydiğin dantelli siyah işlemeki çoraplarını giymişsin. Bi dakka ya neler oluyor hatırlıyorum bunu? demeye kalmıyor, beynime biri iğne batırıyor gibi acıyor, ellerimle başımı tutunca da ilk kez konuşuyorsun. "Neyin var ne oldu?" diyorsun. Başıma bir şey oldu demiyorum, "Yangın çıkmış ya, duman kokusunu almıyor musun hala, Dolmabahçe sarayı yanmış. Buraya kadar sıçramış, hadi al üstünü başını gidiyoruz"... Kımıldamıyorsun. Başımı tutmayı bırakıyorum, ama deli gibi ağrıyor. "Hadisene be, birazdan gelir alevler buraya!" diyorum. "Her şeyin sadece bir oda, her şeyin yanacak, razı mı olacaksın?" diyorsun. Saçma buluyorum soruyu ama tartışmanın sırası değil, sadece bir odadan ibaret olmama üzülemem, sadece elini tutup kanepeden kaldırmaya çalışıyorum. Sanki 10 ton gibi kımıldamıyorsun. Oradan seni kaldırmam imkansız, o anda anlıyorum. Bir şey demiyorsun, bakıyorsun sadece dik dik. Göz kırpmıyorsun.  Bir iğne daha saplıyorlar beynime. Duman şiddetini arttıyor, sıcak oluyor etraf. Alevlerin kapıya yetişmesinden korkmuyorum, daha çok kımıldamaman, benle gelmemen korkutuyor, acıtıyor. Elini bırakıyorum. Sihirli bir kelime arıyor ağrılı beyin, ne olur kalk oradan, öleceğiz! Gelmiyor o kelime. Duman! Duman! Alevler yan binaya gelmiş bile. Balkonun camından bak yansımasını görebilirsin! Kalksana be lanet olasıca! Hala bakıyorsun, niye bakıyorsun ya! Kalk git. Benle gelme tamam, ama git! Ya neden uyanmıyorum, rüya bu zaten. Ama o zaman niye hala uyanmadım, alt kat mı yanıyor niye yerler sıcak? Sıcak derimi yakmaya başlıyor. Yatağın üzerine çıkıyorum. Sana bir şey olmuyor. Sanki orada değilmişsin, olanlardan etkilenmiyormuşsun gibi davranıyorsun. Gözlerin donuk. Hatırlıyorum bu bakışları. Ağrı şiddetini arttırıyor. Umrumda değil, ölmeni istemiyorum, sana zarar gelemez, bir şeyler yapmalıyım diye düşünüyorum. Panik sırası değil. Nefes al... Koridorun sonundaki girş kapısı yanıyor artık. Buradan çıkmak imkansızlaşmaya başlamak üzere. Bu rüyaysa uyansam iyi olur artık! Olmuyor. Battaniyeleri alıp banyoya getiriyorum, ıslatıyorum iyice. Onlara sarılıp buradan çıkacağız, sonra asansöre bineceğiz. Kablolar demir, erimeyecektir hemen, aşağı inince de koşarız, evet evet kurtulabiliriz. Peki duman? Ya asansör durursa, duman zehirlemez mi? Yok ki başka çare. Kalbim acıyor. "Battaniyelere sarılıp hızla koşacağ..." odaya girdiğimde göremiyorum seni. Cam kenarlarından dumanlar giriyor artık. Sağa sola bakıyorum. Yoksun. Kimse oturmuyor o kanepede. Sehpa da yok. Çay bardağı da. Pastaneden açma filan da almamışsın zaten. Hiç girmemişsin bu odaya. Kokusundan belli. Sakinleşiyorum. Bu kadar kısa sürede bunlar nasıl oldu diye düşünüyorum, artık kaçmaya gerek yok. Bir kulak uğultusu. Battaniye düşüyor elimden yere. Akan suları ayaklarıma sıçrıyor. Hissetmiyorum. Bu kadar.

Tepkiler:

0 yorum :