• Sense8 ile yeni yıl

  • 2016 dizilerinin gizli Hit'i: Quarry

  • John Carpenter geri döndü!

30.12.11

Kırılmaz cam testi

bu yılınız bari gülerek bitsin


26.12.11

The XX - Open Eyes

The XX stüdyoda <3<3<3
Noel hediyesi olarak da ilk demolarını yayınladılar.
Open Eyes. Replay tuşunun boku çıktı resmen.





Open eyes, see for me 
Undisguised please help see
It’s enough, it’s too much 
No, I lost faith, I found love… 
Tonight I could lose the fight 
But with you by my side, everything will be alright. 
Closed my mouth, words fall out 
Come and save, words and bout 
You can tell if something’s wrong
I’ve been here but I’ve been gone 
And the skies don’t seem so bright 
With you by my side, everything will be alright.

25.12.11

neverland

yenisindir.
önce hiçbir şeyden haberin yoktur.
sonraki günler sana bir takım olaylar getirir, bir şeyler yaşarsın.
her yaşadığın olay senden bir şeyler götürürken bir şeyler de katar.
bazı şeyleri formülüze edersin; " x yaparsan y olur, o yüzden z yap"
sonra yarattığın formüllere göre yaşarsın, ama formüller de işe yaramaz
ne yaparsan yap raya oturtamazsın, en fazla daha az raydan çıkmıştır.
bu sırada da yeni formüller geliştirirsinsin, yeni problemler görmüşsündür çünkü.
daha sonra yanıldığın yerleri görürsün, bazı formüllerinin yanlış olduğunu farkedersin.
silersin veya değiştirirsin, daha sonra benzer problemlere yeni formülle yaklaşırsın.
yine olmaz. ne yaparsan yap hayatını formülize edemediğini farkedersin.
"bari akışına bırakayım, ne olursa olur"culuk oynarsın.
bir süre benliğin yer bunu, ama kontrolsüzlük ağır basar, yeter der.
dizginlerini eline alırsın, "bu sefer..."le başlayan cümleler kurarsın.
yine ve yine ve yine farklı problemler  aynı sonucu verir.
işte böyle durumlarda blog, her şeyden korkar, her şeyden çekinir olursun.
bu enstrümanın hangi teline dokanırsan dokun, bir şeyleri değiştiriyor oluşun gerçeği,
her değişimde yeni bir problemi doğuruyor oluşun bile huzursuluğun kitabını yazdırmaya yeter.
bir şey yapma zorunluluğun olmayan bir zamanda, bir mekanda, birileriyle , en azından yapsan bile bir tepkimeyi harekete geçirmiyor olma isteği kaplar dört bir yanını.
biraz boşluktur tek istediğin. ne kadar hızlı atarsan at o taşı, ne tarafa atarsan at, hangi açıyla olursa olsun; hiç bir yere çarpmayacak, hiç bir şeyi kırmayacak bir yer, zamandır tek dileğin, gitmek istediğin.
VE hiç gidemeyecek, gelemeyecek, göremeyecek hatta bilemeyecek oluşun gerçeğinle yaşar, bugün hangi problemle uğraşsam da başka tepkimeler yaratsam diye kasarsın.
özlersin.
akışına bırakır eskirsin.

24.12.11

1Q84'ü beklemek

Neden 1Q84'ü son derece sabırsızlıkla bekliyorum?

--
“If you can love someone with your whole heart, even one person, then there's salvation in life. Even if you can't get together with that person.”

--

“Most people are not looking for provable truths. As you said, truth is often accompanied by intense pain, and almost no one is looking for painful truths. What people need is beautiful, comforting stories that make them feel as if their lives have some meaning. Which is where religion comes from.”


--



"Whether an objective is a meal or a man or something else, we tend to think that we choose something on our own initiative. But maybe we don’t choose anything at all. Maybe we are just pretending to choose things which might have been arranged in advance. Sometimes I think that our so-called free will might be just an assumption." said Aomame. 
"If so, our life would be quite dim."
"Could be."
"But if you could love someone from the bottom of your heart, no matter how he would be a horrible person, no matter if he wouldn’t love you, at least your life is not hell. Even if it would be slightly dim. "
"Yeah."
"But Aomame-san" said Ayumi.
"I think that this world is irrational and it has a shortage of kindness."
 "I guess you're right ", Aomame said. “But too late to replace it.”
"It has been long past its return policy." said Ayumi.
"What's worse, you have thrown away the receipt."
"You have a point."
"But who cares? This world will come to an end in no time." said Aomame.
"Sounds great."
"And the Kingdom will appear."
"I can't wait." said Ayumi.

21.12.11

dubstep christmas house

skrillex rulz <3

17.12.11

Iced Earth konseri

Her halde en gecikmiş konserlerden biriydi ülke tarihinin, Iced Earth 10 yıl önce gelse binlerce kişiye konser verecekken artık ortalama bir grup kadar salon doldurabilir nitelikteydi ki zaten öyle oldu.

Dua ettim A question of Heaven çalmasınlar diye, nitekim çalmadılar, ama melancholy niye çalmıyorsun ya, ilk kez gelmişsin hem de! Neyse, bana Dante's Inferno yetti hatta arttı bile. Ergenliğe keskin dönüşler yaptık o sıralar. Tamamen eskilerden çaldıkları bi setlist ile tekrar gelsinler ısırırım


11.12.11

yangın

Ofisteyim. PC başında takılıyorum. Bir haber gündeme düşüyor bomba gibi. Dolmabahçe sarayı yanıyormuş. Neden olduğunu bilmiyorlar ama fotoğraflar korkunç. Güzelim saray yanıyor diye üzülüyorum ama içimden eve gitmek geliyor hem de hemen. İyi de niye eve gitmek istiyorum diye bir iradeye sahip olunca cevaplar gelmiyor aklıma; sonuçta evim saraya uzak sayılır, etkilenmez yangından, ama apar topar çıkıyorum, taksiye atlıyorum. Beşiktaş'tan sonrası duman olmuş, araçlar giremiyor, Barbaros'tan dolanıyoruz. İnsanlarda bi panik var. Yangın yayılıyormuş. Rüzgarın etkisiyle evime doğru ilerliyormuş. Birini arıyorum açmıyor. Kimi arıyorum yahu ben? Bilmiyorum, ama endişeliyim, daha çok, korkuyorum. Evin önüne geldiğimde 200 metre ötede alevlerin sarılığını görebiliyorum. Eve koşuyorum, asansöre biniyorum, yavaş yavaş çıkması ilk kez sinirimi bozuyor, kapıya gelip anahtarları şangır şangır ayarlayıp dalıyorum. "Hadi hadi gidiyoruz" diyorum girer girmez. Kime diyorum hala bilmiyorum. Odama geçiyorum....

Oturuyorsun. Önünde çay bardağı, pastaneden alınmış açmaların buruşmuş kağıtları. Sakinliğine gıcık oluyorum. Bacak bacak üstüne atmışsın. Çok nadir giydiğin dantelli siyah işlemeki çoraplarını giymişsin. Bi dakka ya neler oluyor hatırlıyorum bunu? demeye kalmıyor, beynime biri iğne batırıyor gibi acıyor, ellerimle başımı tutunca da ilk kez konuşuyorsun. "Neyin var ne oldu?" diyorsun. Başıma bir şey oldu demiyorum, "Yangın çıkmış ya, duman kokusunu almıyor musun hala, Dolmabahçe sarayı yanmış. Buraya kadar sıçramış, hadi al üstünü başını gidiyoruz"... Kımıldamıyorsun. Başımı tutmayı bırakıyorum, ama deli gibi ağrıyor. "Hadisene be, birazdan gelir alevler buraya!" diyorum. "Her şeyin sadece bir oda, her şeyin yanacak, razı mı olacaksın?" diyorsun. Saçma buluyorum soruyu ama tartışmanın sırası değil, sadece bir odadan ibaret olmama üzülemem, sadece elini tutup kanepeden kaldırmaya çalışıyorum. Sanki 10 ton gibi kımıldamıyorsun. Oradan seni kaldırmam imkansız, o anda anlıyorum. Bir şey demiyorsun, bakıyorsun sadece dik dik. Göz kırpmıyorsun.  Bir iğne daha saplıyorlar beynime. Duman şiddetini arttıyor, sıcak oluyor etraf. Alevlerin kapıya yetişmesinden korkmuyorum, daha çok kımıldamaman, benle gelmemen korkutuyor, acıtıyor. Elini bırakıyorum. Sihirli bir kelime arıyor ağrılı beyin, ne olur kalk oradan, öleceğiz! Gelmiyor o kelime. Duman! Duman! Alevler yan binaya gelmiş bile. Balkonun camından bak yansımasını görebilirsin! Kalksana be lanet olasıca! Hala bakıyorsun, niye bakıyorsun ya! Kalk git. Benle gelme tamam, ama git! Ya neden uyanmıyorum, rüya bu zaten. Ama o zaman niye hala uyanmadım, alt kat mı yanıyor niye yerler sıcak? Sıcak derimi yakmaya başlıyor. Yatağın üzerine çıkıyorum. Sana bir şey olmuyor. Sanki orada değilmişsin, olanlardan etkilenmiyormuşsun gibi davranıyorsun. Gözlerin donuk. Hatırlıyorum bu bakışları. Ağrı şiddetini arttırıyor. Umrumda değil, ölmeni istemiyorum, sana zarar gelemez, bir şeyler yapmalıyım diye düşünüyorum. Panik sırası değil. Nefes al... Koridorun sonundaki girş kapısı yanıyor artık. Buradan çıkmak imkansızlaşmaya başlamak üzere. Bu rüyaysa uyansam iyi olur artık! Olmuyor. Battaniyeleri alıp banyoya getiriyorum, ıslatıyorum iyice. Onlara sarılıp buradan çıkacağız, sonra asansöre bineceğiz. Kablolar demir, erimeyecektir hemen, aşağı inince de koşarız, evet evet kurtulabiliriz. Peki duman? Ya asansör durursa, duman zehirlemez mi? Yok ki başka çare. Kalbim acıyor. "Battaniyelere sarılıp hızla koşacağ..." odaya girdiğimde göremiyorum seni. Cam kenarlarından dumanlar giriyor artık. Sağa sola bakıyorum. Yoksun. Kimse oturmuyor o kanepede. Sehpa da yok. Çay bardağı da. Pastaneden açma filan da almamışsın zaten. Hiç girmemişsin bu odaya. Kokusundan belli. Sakinleşiyorum. Bu kadar kısa sürede bunlar nasıl oldu diye düşünüyorum, artık kaçmaya gerek yok. Bir kulak uğultusu. Battaniye düşüyor elimden yere. Akan suları ayaklarıma sıçrıyor. Hissetmiyorum. Bu kadar.

8.12.11

O'nla ya da O'nsuz

Ne güzel ve ne acı konuşmuşsun be Can Dündar :/


kokusu burnunuzdan sureti gözünüzden sesi kulağınızdan teni aklınızdan silinmiyorsa bir türlü... özlemi sol memenizin altında tek nüsha bir yasak yayın gibi taşıyorsanız gün boyu... 



 

Elite Squad

Benim inatla hâla izlemediğim Bus 174 ile adını dünyaya duyuran José Padilha'nın son 2 filmi bu blogta yer almalı yane... Hatta şu güne kadar neden izlenmemiş bu filmler, kendi kendime kızdım. Sao Paulo'nun cehennem gibi sokaklarında, City of God'tan daha fazla sert olan Elite Squad filmleri her sinefilin izlemesi gereken yapıtlar.Ha tırtıl böcük papatya görmek isteyenler uzak dursun tabi.
http://www.imdb.com/title/tt0861739/
http://www.imdb.com/title/tt1555149/


3.12.11

the end

3-4 yıldır çok yoruldum be blog. böyle şarkılar bana bunu hatırlatıyor. üşütüyor. sararmış bir fotoğraftaki anı olsun istemiyor insan


I feel cold
wakened, I hold you in my arms
told you that life is short but love is old