• Sense8 ile yeni yıl

  • 2016 dizilerinin gizli Hit'i: Quarry

  • John Carpenter geri döndü!

30.9.11

son kullanma tarihi dolan hediye

Biraz traji biraz komik bir hadiseyi yazmak geldi içimden.

Normalde komşularımın sesleri odamdan içeri girmez, öyle kağıt bi eve denk gelmedim şükürler olsun... Derken epeydir, aylardır, hatta yılı aşkın bir süredir beni rahatsız eden tek şey aşağıdaki ya da yandaki komşumun sabahın köründe çalan alarmı.

Hergün denk gelmiyorum bu sese tabii ki. Ama sabaht 5 gibi, sabah ezanı dolaylarında düdüdüdüttt düdüdüüdütt diye 3 dakika çalar. İnceden inceden duyarım ben de eğer eve geç gelmişsem veya çalışıp sabahlamışsam. Anlam veremediğim şey o alarmın niye bu kadar uzun süre çaldığıdır. Yani uyandırmıyor mu 3 dakikada seni bu alarm?

Ben de her halde komşu biraz yaşlı ve sabah namazına kalkmak için zorlanıyor ki böyle diye düşündüm. Yani "namaz" var ya işin ucunda, şikayet etmiyorum. Kendime mani oluyorum. Uykum biraz kaçsa da rüyama geri dönüyorum...

Aylar ayları kovaladı ve geçen hafta garip bir şey hissettim. Alarmın çaldığı konum biraz garip geldi, şöyle bir kafamda canlandırdım da, yani cam kenarına denk gelen bir yerde olmalı bu saat, o da çok alakasız geldi. Fitil oldum, nereden geldiğini aramaya koyuldum duvarlara kulak koyarak. Yok, duvarldan gelmiyordu bu ses.

Aklımın ucuna bile gelmeyen bir yerden geliyordu bu ses. Farkedince dizlerimin bağını çözen bir yerden. Oturup soluk aldığım bir yerden. Giysi dolabımdan geliyordu ses.

2009 Mart'ı için ex kız arkadaşıma doğum günü hediyesi almıştım. Dijital bir saat ama tasarımı ilginçti. Alarmı çalınca kenarındaki tekerleri harekete geçip bulunduğu yerden kendisini aşağı atıyordu bu robotumsu şey, kaçıyordu ve uyuyan kalkıp onu kapatana kadar da öyle hareket ediyordu düdüdüüütt diye

Ben o hediyeyi o kıza hiç veremedim. Sarıp sarmaladığım hediye poşeti ve eski bir torbada giysi dolabımın derinliklerine koymuştum, tozlanmış epeyce ama hala oradaymış. Artık alarmı kurulu gelmiş ki öyle paketlemişim. Pili artık bitme noktasına gelmiş aradan geçen 30 küsür ay sonunda, ama bitmemiş sonuçtu. Çöpe hediye atabilen bir tip olamadım hiç, bu hediyenin kaderi de bu oldu maalesef. Biraz tozunu aldım, o toz gözüme kaçtı, ama aynı yerine geri koydum; hergün aynı saatte ötüp beni rahatsız edeceğini bilsem de... Umut veren tek bildiğim ise; bir gün pilinin bitip susacak olması.


26.9.11

The rose with the broken neck

ben bu sene böyle içten, böyle üzen, böyle gerçek, böyle güzel bir şarkı dinlemedim, dinlemem de herhalde.



help myself to a drink 
help myself to the sink

25.9.11

.

baktı. baktım. gidiyorum dedi. nereye dedim. konuşmadı. konuşmadım. bakmadı. gitti. durdum. arkasından baktım. durdu. döndü. sormayacak mısın dedi. neyi dedim. konuşmadı. sormadım. sustu. baktı. bakmaya devam etti. o zaman ben gidiyorum dedim. nereye dedi. cevap vermedim. sustu. sustum. baktı. bakamadım. gidemedim. gitme diyemedi. oturduk.

21.9.11

Filmlerden Alıntılar #18



"Büyükler çocuk gibi görünürler... Öldüklerinde.
Biliyorum çünkü, annem öyleydi. Küçük bir kız gibiydi.
Hiç büyümemiş gibi.
Hiç annem değilmiş gibi..."





İsveç, Danimarka, Norveç, Finlandiya gibi ülkelerin sinemasında yıkılması gereken hep bir duvar vardır benim için. Kolay giremem o dünyaya. 2011 Oscar'ında da En İyi Yabancı film dalında ödülü Incendies'ten kapan In a Better World - Hævnen'de de durum değişmiyor. Susanne Bier bu sefer iyiye ve kötüye Danimarkalı karakterler üzerinden bakış atıyor filminde; her ne kadar umut dağıtsa da ders almayı bilenler için ne kadar yalan yaşadığımızı tekrar gösteriyor. Belki de böyle yaşamak zorunda olduğumuz için acıtıyor film biraz da. İklimi gibi hikayesi de üşütüyor.

19.9.11

machine head - darkness within

bir filmden daha fazla beklediğim yegane albüm sanırım Machine Head - Unto The Locust idi. Albümün çıkmasına henüz 1 hafta var ama internete düştü. Semirdik. Günlerdir işte, yolda hatta uykuda eşlik ediyor bana. Yıl 2011'in sonları ve onbinlerce rock-metal albümü arasına zirvelerde girebilecek bir albüm dinleme şerefine eriştiğim için acayiiiiip gazım. Bana şu saatten sonra saçımı uzattırıp MH dövmesi yaptırtacak ipneler!

Albüm hakkında konuşmayacağım zira Machine Head albümleri biraz şarap gibi. The Blackening 20 ay sonra filan asıl rengini çıkarmıştı mesela. Bu albüm de aynı hayvanlık derecesine sahip. Bakalım altlarından neler çıkacak...

Ama buradan bir tek parça paylaşayım. Açık ara, tartışmasız, grubun şu ana kadar yazdığı en iyi parça. Darkness Within.  Rob oldukça bunalım bir havada, Crazy Heart'ı seyrettik sonra, çeşitli bunalımlı ruh hallerini aşıp şarkıya girişiyor sonuçta bu şarkı çıkıyor. I am just a broken man yazan ellerini ilk fırsatta öperim Rob'cum \m/\m/\m/

15.9.11

artık olmayan notlar

buraya yazmayı unutmuşum. bugün neler hissediyorum, gelecekte görsem fena olmaz.

kafamın bozulduğu bir gün tüm notlarımı yok ettim. sonsuza kadar. ortaokuldan geçtiğimiz aya kadar ne kadar aldığım not varsa artık yok. çoğu bir hikaye başlangıcı, bazıları sonu, senaryo taslağı, title'lar, anılar, hayaller, denemeler, iş yapacak projeler, fikirler, film ve oyun adları, şifreler, tarihler, telefon numaraları,adresler, cart ve curtlar. Artık yoklar. Varlar elbette, bazılarını hala hatırlıyorum ama not almıyorum tekrardan. Anca benim hatırladığım benimle beraber gelsin.

Muhtemelen notlarımı attığım için gelecekte çok pişman olacağım. Cidden olacağım, ama gelecekteki ben bana o zaman kızmaz sanırım. Çünkü insan kendisini biraz daha özgür hissediyor. Yanında taşımasan da o notlar kafanın bi tarafında ağırlık yapıyorlar. "notlarım var" diyorsun ve beyin ondan sonra eteğindeki taşları hesaplamaktan su kaynatıyor. Hesaplama sonrası onları tekrar yaşıyorsun. Geliştirmek istiyorsun. Ama zaman olmayınca durduk yere bir acı saplanıyor kafana. Ama şimdi rahat. alınmış notların olduğunu bile hatırlaması gerekmiyor, değil o notların neler olduğunu.

Böyle de hastalıklı düşüncelerim var işte. Bana ait yansımalara bile bazen tahamüllüm yok, değil başka bir insan oğluna.

12.9.11

la fée verte

kasabian'ın yeni albümü çıktı. albüm şahane. ama bir şarkısına aşık oldum diyebilirim. cidden. aşk yani. ölene kadar sarılabilirim hissi uyandırıyor her mikrosaniyesi





how does it feel to live a life
where nothing is real
so just send me
down the river

7.9.11

Filmlerden Alıntılar #17

Jane Eyre'den geliyor bu alıntı. Harika film. Sık sık kime üzüleceğinizi şaşırıyorsunuz.



Jane Eyre:
Burada dolu dolu yaşadım hayatımı.
Hor görülmedim.
Korkuyla yaşamadım.
Hiç dışlanmadım.
Sizi tanıdım, Bay Rochester...
...ve sizden ayrılmak bana ızdırap veriyor.

Rochester:
O zaman neden gidiyorsun?

JE: Karınız yüzünden!
R: Karım yok.
JE: Ama evleneceksiniz
R: Jane, kalmalısın.
JE: Neyiniz var sizin?
Duyguları olmayan bir makine miyim ben?
Fakir, gösterişsiz, sönük biriyim diye...
...ruhsuz ve kalpsiz miyim sanıyorsunuz?
Sizin gibi bir ruhum ve kalbim var benim de.
Eğer Tanrı bana güzellik ve zenginlik bahşetseydi...
...birbirimizden bu kadar kolay ayrılmamamızı sağlardım.
Ölümlü bedeninize hitap etmiyorum.
Ruhum ruhunuza hitap ediyor...
...Tanrı'nın huzrundaymış gibi...
...eşitizmişçesine.

R: Öyleyiz!
JE: Ben hür iradesi olan özgür bir insanım...
...ve zaten sizden ayrılmakta zorlanıyorum.

R: O zaman iradenin kaderini çizmesine izin ver.
Sana elimi ve kalbimi sunuyorum.
Jane...
...ömrünü yanımda geçirmeni istiyorum.
Benim dengimsin ve ruh eşimsin.
Benimle evlenir misin?

JE: Benimle dalga mı geçiyorsunuz?

R: Bana güvenmiyor musun?

JE: Kesinlikle!

6.9.11

sleep in sanity

son Anathema albümü epey eskilere götürdü beni valla. ikinci albüm olarak da Serenades'e it gibi yapışmıştık. Bir saatten fazla doom metal ziyafetiydi bee. Bir gençlik bu yüzden verem olmuştu... Sleepless'a kadar gelebiliyorsan iyiydi zaten. Sleep in sanity'yi hatırlıyorum da, bir de yeni çıkan albümdeki haline bakıyorum. Aynı grup, aynı şarkı ama farklı iki nesil. Bu kadar mı çabuk geçiyor  zaman, bu kadar mı çabuk geçecek yani?

bu ilk hali:



Bu günümüz hali (ki bunu da sevdim, yalan yok):



Tüm albüm boyunca bu tip git-geller yaşayabiliyorsunuz. Beyniniz "hangisi daha çok sevdin ama?" yarışı yaptırıyor durmadan... Müzikte değişim ölüm gibi ya, alışması zor. imiş.
Bir de Sunset of The Age'e bakın hele siz.

3.9.11

olsun

tam bir orospu çocuğu düeti olmuş. tekiniz söyleyince yetmiyor yani, daha da acıtalım, ikili dalalım demişsiniz. bravo





gitmek gitmektir işte, hepsi bu

1.9.11

everwake

ben anathema ile crestfallen ile tanışmıştım. ve orada Everwake adında 3 dakikalık bir parça vardı. onu dinleyince "anathema seviyorum" der olmuştum. şarkı çok şey anlatmıyordu ama bir cümlesiyle beni yakalmıştı... Daha sonra o bunalım anathema parçalar çıktı. O crestfallen günleri bitti. Ama en en önce Everwake vardı.

bir de Anneke gerçeği vardı. Önce The Gathering vardı, sonra solo albümleri vardı. En sevdiğim kadın vokaldi. Ve geçen gün Everwake ile Anneke bir çatı altında toplandı. Asla aklıma gelmeyecek iki sevdiceğim birleşmişti... Ah nerelere gidem ben