• Sense8 ile yeni yıl

  • 2016 dizilerinin gizli Hit'i: Quarry

  • John Carpenter geri döndü!

25.7.11

ben de aldatırım!

Kusura bakma God is an Astronaut! Seni bir süredir Japon olan Mono ile aldatıyorum. Zaten farkındasındır, elim bir süredir Play'e gitmiyor sende. Hem pabucun biraz dama atılmış oldu hem de hayallerimi bir süredir o şekillendiriyor. Sevdiğim şeylerin farklı şekillerini gördüm onda. Denemek lazım dedim. Seni her zaman daha çok seveceğim ama Mono'nun da kalbimdeki yeri hep ayrı olacak. Eskiyene kadar bana müsade et ve şu melodiye kulak kabart

24.7.11

the man from nowhere

"Birine çok yakınlaşmak istersen, bir şekilde ondan uzak durursun" - The man from nowhere


Arkadaşım "The Chaser özentisi, izlemene gerek yok" diyerek filmi izlememi erteletmişti, iyi bok yemiş, harika bir filmden etmiş beni. Neyseki telafi ettim.

"The Man" tarzı filmleri g. kore sinemasında yeni değil ama son 3-4 yıldır acayip bir "yanında ek konu koyup dumur ederiz" adeti süre geliyor. The Chaser aslında bu yüzden kilometre taşı oldu. The Man from nowhere (Ajeossi) de bu formülü uygulamış. organcılık ve küçük çocukları çalıştırma konusunda çok ciddi bir iş çıkarıyor ana konu yanında. Hem adamın hem de çatışmanın arkasında fena bir drama yatıyor. epey kalp acıtıyor bu. çok güzel de gerçekçi dövüş sahnelerine sahip. aşağıdaki sahne pek spoiler içermiyor, bir izleyin derim. Filmiyse mutlaka izleyin.


23.7.11

kalemden kilim

sıkıcı okul derslerinde kareli defterimi dört kareyi farklı açılarda düz çizgilerle karalardım. bu aslında bir kare olurdu, daha sonra aynı şekilde 4'e4 pek çok kare daha karalar, aaa ne güzel motif oldu lan derdim. Acaba bunu çok daha dev boyutlarda yapsan yukarıdan bakıldığında nasıl gözükür diye de merak ederdim. Aşağıdaki çalışma bana bunu hatırlattı. Çok güzel ve çok manyakça bir çalışma. <3



22.7.11

wait for me - jltf

Tabii Moby'yi övdüm övdüm ama bir yandan da durmadan dua ettim "nolur Wait for me ve JLTF çalma nolur nolllluuur" diye. Çalsaydı o gece, hatta o hafta benim için orada biterdi.  Nasıl bitmesin ki arkadaş... Game over > Exit

19.7.11

Rock n Coke'da neler oldu?

Çok şey olmadı tabii, ama ben iyi hasta oldum, hala yataklardayım, dedim bari bişiler karaliyim. At gibi terle, üzerine rüzgar ya, yetmedi soğuk su iç, e hasta olmazsın da ne olsun Volkan? Salak volkan...


Efenim şimdi RnC'ye öyle tüm grupları izleyeyim de ihya olayım diye gitmedim. İzlemek istediğim grupları izleyip zevkten dört köşe olma niyetindeydim ve oldum.

Önce Motörhead. Çok hayranları değilim. 5-6 parça dışında hastası olduğum bir olay da yok ama Lemmy büyük adam, rock n roll tanrısı kesinlikle. Tuttum milleti kolundan en öne kadar ilerledik. Babalar bir çıktılar sahneye, taklır takır çaldılar. Dersin ki 3 değil 7 kişi var sahnede. Sahnesi dolu doluydu Motörhead'in. Bir çocukluk rüyası gerçek olmuştu. Adrenali yüksek bir büyü gibiydi. Yer yer kudurduk ama abartmadım ben. Ha bir de şey; azılı Motörhead hayranlarının IQ'sü yemin ediyorum 50 filan. Fanı olsaydım da soğurdum zaten.

Son 2 parça, Ace of spades ve Overkill:


Motörhead indi sahneden, haliyle en önü bırakmak olmazdı hem Limp Bizkit o gün orada olmamın asıl sebebiydi. Bekledik epey. Ergenken, öyle azılı metalci değilken Limp Bizkit dinler teytey zıplardık. Şimdiki ev arkadaşım o zaman alay ederdi, o ne lan solosuz grup mu olur diye, gerçi hala ediyo ama ahahah, biz de ayşe ile ona inat dinlerdik, rolling rolling el hareketi filan yaparaktan. Ergenlik hayaliydi, gerçek oldu!

Aga o ne gaz, o ne adrenalin, o ne sahne duruşu, o ne gitar tonları! Ben hayatımda böyle eğlenmedim, böyle yorulmadım. Break Stuff filan çalınırken kendimdne geçmişim. Fred bi ara önümüze geldi, verdim elimi, tuttu ama sonra bir yığılma oldu düşüyorduk yüzlerce kişi aynı anda. Yani 10 yıl önce gelseler bu kadar azamazdım, bu yaşta helal olsun dedim kendime volki, ayrıca Fred de hiç yaşlanmamış, hala o sayko bakışlara ve hareketlere sahip. Wes Borlend de ilk kez gördüğüm özel makyajını yapmıştı. Kafanın yarısı beyaz, yarısı siyah, darth vader gibi çıktı. Öküzler gibi de çaldı.
Şöyle de 2 video koyayım, tempoyu biraz yansıtıyor ama içerideki atmosfer bunun 4-5 katı fazlasıydı. (biri burnuva vurdu, birinin parmağı gözüme girdi ama yılmadıımmmm :))





İkinci gün Skunk, Mogwai ve Moby için gittik. SA harikaydı ama millet sıcaktan baymış olduğu için pek katılamadı konsere, ablam yine de çoşkuluydu bi ara milletin üzerine atladı.

Mogwai öncesi OGZ ahalisi de cemaate katıldı. Ölümüne Mogwai'ciyiz! ama önce Serpil'le bütün lunapark aletlerine bindik. Crazy dance olan zımbırtı çok fenaydı, resmne boynum çıkıo sandım ki hala ağrıyor :) Kusmaktan da zor anda yırttım ama Vortex'e de binip tepe taklak olmayı bildik :)

Mogwai geç çıktı, epey sıkıldık, hatta bu yüzden Travis'in son 4 şarkısını kaçırdık ama sahneye çıktıklarında unuttuk gitti her şeyi. Ben ilk kez izledim Mogwai'yi canlı canlı. Albümlerden daha fena yapıyormuş. Bütün o bilinçaltını ortaya çıkarıyor, üşütüyor, melodiler bir şey anlatıyor, özletiyor, doyduğunu hissediyorsun resmen. Yani bu müzikse bizim Türkiye'deki müzikler ne? Duman ne? Kurban ne mk? Daha önce hiç bir konser sonrası ufak, karanlık bir odaya gidip sesim kısılana kadar bağırma isteği yaşamamıştım. Mogwai bunu yaşattı bana, bir kere daha hastası oldum. Aşağıdan Hunted by A Freak performansını dinleyin derim.



Mogwai bitti gitti, Moby çıkana kadar Vodafone çadırına bakalım dedik, oo mllet kopuyo burda tısstıss diye daldık. Hay dalmaz olaydım. Resmen Ex yuvasıymış. Anlaşmışlar mı nedir, neyse ki kibar bi kişiliğim olduğu için :) güzelce sıyrılarak ana sahneye attım kendimi.

Sözde yorgunum, Moby'yi sadece dinleyeceğim. Peeh. Sevdiğim bütün parçalarını peş peşe çalınca haliyle durmak yalan oldu. Hayatımda bu kadar dans etmemiştim sanırım (ki bölece kendime bir Fatality çekmiş oldum).






Müziğe ve insana doydum valla. Özellikle insan kısmına. Ben epey insan tanıyormuşum lan filan oldum sık sık. Sıkıldım yani naber yahu nerelerdesin demekten. Herkes oradaydı, herkes, birkaç kişi hariç.

15.7.11

turbo lover

Judas Priest de bitti gitti geçtiğimiz günlerde. Artık emekli olma arefesindeler ve bunu da son bir tur ile süslediler Scorpions benzeri. 2008'deki anısı kötü Judas Priest konserinden pek bir şey anlamamıştım. Zaten grup da durgundu, ama bu final konserleri muazzamdı. Resmen büyü saçtılar sahneden. Müzikte 40 yılı devirdiler ve milyonların gönlünde taht kurdular. Milyonlar Judas Priest ile büyüdü, onlarla eğlendi onlarla üzüldü onlarla sevişti. Ve artık yoklar. Bir daha izleyemeyeceğiz. Bu bilinçle sahne önümdeki yerimi almış, aval aval bakıyordum Halford'a. A touch of evil'ı yine canlı dinleyemedik ama Diamons & Rust ile hüzün ritüelimizi yerine getirdik. Bu sefer güzeldi anısı.

Limp Bizkit denildi mi benim aklıma bir anı gelir, o da kötüdür, umarım Cumartesi bunu da tam tersine çevireceğim, Behind Blue Eyes çığırmak gerek bazen...

judas konserinden çok net bir kayıt:

14.7.11

the dark knight rises trailer

The Dark Knight hayatımın filmlerindendir. Bana why so serious? dövmesi yaptırandır. Haliyle üçlemenin son filmi The Dark Knight Rises'ı da aynı hayvanca içgüdülerimle bekliyorum. Hem de daha çıkmasına 1 sene var! İlk teaser trailer, bootleg şeklinde nete düştü. Warner Bros bütün videoları siliyor gerçi, 18'inde kendisi HD olarak upload edecek ama arada bir tane sağlam video yakaladım. Yeyin gayri:



Trailer'da neler konuşuluyor öğrenmek içinse buraya TIKTIK

13.7.11

11 minutes

Bazı insanlar vardır, siz susun çünkü biz sizin yerinize konuştuk, yazdık diye dünyaya geliyor sanırım. Çoğu zaman gerçekten de en güzeli susmak, bizden önce konuşanları dinlemek, onlarda bizi izlemek.

mesela;

"Really important meetings are planned by the souls long before the bodies see each other."
- Paulo Coelho

11.7.11

The King of Limbs (Live From The Basement)

Beklediğimiz video online oldu nihayet. 1 saate yakın tam anlamıyla "müzik"

Radiohead - The King of Limbs (Live From The Basement)

10.7.11

zoraki mutlu

mutlu olmak için silmen, unutman, yok sayman, bilsen de bilmemezlikten gelmen, istesen de konuşmaman, gitmemen veya gelmemen gereken onca şey varken, mutlu olma çabası zengin olma, bilgili olma veya modern olma çabası gibi geliyor. Yani kendin değilken sana söylendiği gibi olma çabası. Bir kere de mutlu olmaya çalışma, bir kere de yok sayma, bir kere de yasını tut, dibe çök, ağlamaktan uyuyama, düşünmekten kus, her şeyi riske at, olmadı çöpe at, gurunu kır, görme, duyma, öl, olmadı ölmeyi dile. Sen mutlu olunca ne sen ne de hayat daha güzel oluyor, en azından kendin gibi olma erdemine sarıl. 
- Kendime not

7.7.11

pyramid song

muhtemelen gelmiş geçmiş en iyi şarkılardan birisi. Codex sonrası dinleyince nasıl çarpıntı yapıyor, nasıl da boğaz kurutuyor... Thom Pyramid Song'ta önce "There was nothing to fear and nothing to doubt" diyip sonra Codex'te "no one gets hurt, you're doing nothing wrong" diyip aklımı okşuyor. 


All my lovers were there with me, all my past and futures and we all went to heaven in a little row boat

3.7.11

Filmlerden Alıntılar #16

İlk izlediğim dönemlerde çok sarsmayan, pek de anlamadığım, ama artık perdenin arkasını gördüğümden çokça hissettim, artık hiç bir gücün bana tekrar izletemeyeceği bir filmdir Dolls. Öldürün daha iyi.

Çin, daha sonra Japon kültüründe görünmez bir yere sahip olan "kırmızı ip" ilk kez Kitano'nun Dolls filminde bizlere gösterilmiştir. Biz ona "ruh eşi" diyoruz batı kültüründe. İp çok zorlu yollardan geçer, çizikler alır, engellere takılır, kirlenir, hatta iki ucu arasındaki mesafe korkunç uzundur, ama bir kere bağlandı mı erkek ve kadına, asla ama asla kopmaz. amına koyayım o kırmızı ipin ben çok net.


Bu sefer alıntı yapacak bir durum yok filmden. Her şey mimikten ve tecrübelerinizden ibaret. Videoyu izleyin... Şu 2 dakika bile yetiyor bana, sizi bilemeyeceğim.

Ha bir de filmle ilgili şu yorumu alıntılayayım;

Full of irony and intricate symbolism, it’s almost impossible to resist…the film itself is beautiful, as Takeshi moves his human puppets through richly coloured natural backdrops of the changing seasons.
EMPIRE