• Sense8 ile yeni yıl

  • 2016 dizilerinin gizli Hit'i: Quarry

  • John Carpenter geri döndü!

29.6.11

machine head - locust

2007'deki The Blackening adlı albümlerinden de önce "geleceğin Metallica'sı Machine Head'tir" tezim The Blackening ile daha bir güçlenmişti. Sonra zaten Hetfield pek çok sahnesini MH elemanlarıyla paylaşıp taht devri konusunda sıcak baktı. Tam bir şarap albümdür The Blackening, ben hala değerinin bilinmediğini düşünüyorum ama Eylül'de yeni albümleri geliyor dadaşların. Aşağıdaki parça da ilk verilen parça nete. Her şey muhteşem. Özellikle davul tonlarına bitiyorum, gel kurşuna diz beni Dave diye bağırasım geliyor :)) Flynn de vokallerde bir seviye atlamış artık. Bu albüm de The Blackening kalitesinde olursa artık, kimse tutamaz MH'i, 2014'te tüm rock-metal camiası MH konuşuyor olur.

28.6.11

night fishing / paranmanjang izle ulan

Chan-wook Park 'ın ne denli deli, Paranmanjang'ın da her ne kadar ticari bir amaçla yapılsa da ne denli başarılı olduğunu merak ediyorsanız, buyurun size asrın kıyağı. Halen çok nadir izlenebiliyor film, kore dışına pek çıkamadı, ingilizce alt yazı da yok şu an ama çok da gerek yok.

iPhone4 ile, 30 küsür dakikada ne hikayeler anlatılıyormuş izleyelim:

(şifre: www.Asia-Team.net )

26.6.11

fuck your democracy

çoğunluğun dediği olur dediler, halkın seçimi dediler, demokrasi dediler, dağdan aşağı inin mecliste konuşalım dediler, sesinizi dinleyelim dediler, masada anlaşalım dediler... Yalan söylediler. Haliyle sesini sokakta duyurmak istediler ama ona da izin vermediler. Bugün TV'lerinize yansımamış fena şeyler oldu Şişli'de. Ben de başka amaçla o taraflarda olduğum için olaya denk geldim, gördüm ki orta çağ kafa tası avcılığı kostüm değiştirmiş devam etmekte ısrar ediyor.

Aşağıdaki video umut kırıcı, karamsar bir tablo her zaman olduğu gibi. Zaten hafif bir olay bile sayılabilir, çok daha fenalarını gördü bu gözler ama ortalara doğru kucakta bir çocuk taşınıyor. Allah'tan o çocuğa bir şey olmadı diyorum. Bir çocuğun varlığı kadar yokluğu da çok şey değiştirir. Özellikle ağzınızı kapatmak istiyorlarsa. Ayrıca lütfen "orada çocuğun ne işi var ama!" tarzı salak yorumlar yapmayın...

kulaklarda şu cümle kaldı Sırrı Süreyya'dan  "alın lan canımızı.başka da ne hüneriniz varsa yapmazsanız namertisiniz, namert oğlu namertsiniz. gelin lan hele, ölümden öte köy var mı?"

23.6.11

1000

bu 1000. postummuş bu blog üzerinde. Ne zaman 1000 kere bir şey yazdım bu bloga inanın çeyreğini bile hatırlamıyorum. Az önce baktım eskiden ne yazmışım diye, bazılarını tanımakta güçlük çektim, ama bu yüzden seviyorum blog denen kavramı. Bir şeyler hatırlatıyor, bir şeyleri gözüne sokuyor depo görevi kadar.

Bir 1000 tane daha post yazmak nasip olur mu bilemiyorum ama ilk 1000 postun hayırlı olsun blog. Olur da birgün kapanırsan veya silinirsen seni özleyeceğimi ve aldatmayacağımı bil... Şimdi buraya kadar eski, 1001'den sonra yeniye geçmek nasip olsun, olur mu?


21.6.11

radiohead - staircase

portishead'ten davulcu Clive Deamer ile canlı çalınan parça günün müzik gündemini belirlemeye yetti. Çıkacak olan From The Basement dvd'sinden bir şarkı olan Staircase'i ilk kez duyuyoruz. Thom saçları uzatmış.

Ah bir de portishead + bat for lashes + radiohead üçlüsünden bir konser olsa da gitsek, dönemesek!

Bir Sonisphere daha bitti

evet, geçen sene olduğu gibi bu sene de ayinimizi tamamladık. Şu anda tam bir tuğlayım, demirdökümüm. serçe parmağıma kadar her kemiğim ağrıyor ve minik minik yürüyebiliyorum. Fazla dağıtmışız galiba :)

Götüm kadar yere 12-13.000 kişi iyi sığdık valla ama pancar gibi de yandık. Organizasyon bu kadar kötü olamazdı, ona girmeyeceğim ama gruplar enfesti.

Mastodon'u kaçırdım, ama ilk kurşun In Flames'ten geldi. Cayır cayır çaldılar bizi de hophop delirttiler. Sahne önünde (o ara) olmadığım için pek göremeyip az duydum ama görebildiğim kadarıyla bile yetti. Gerçi adamlar önceki gün Dorock'taydılar, epeyce içince de konser gününe mal gibi kalkmışlar :)



Come Clarity:



Yeni albümden Deliver Us'ı pek temiz çaldılar (yalan yok, nakarata hastayımmmm)



Arkasından Alice Cooper rock n roll dersi verdi. Karşımızda dede beklerken gençlere taş çıkaracak bir performans ortaya koydu. Her şarkıya harika şovlar düzenlediği gibi School's Out ile another brick in the wall'u çok iyi harmanladı. aklımıza Serdar dallaması geldi tabii ki :D

no more mr nice guy'ı sahibinden dinlemek orgazm nedeniydi:




Frankestain da çok zevkliydi, sonlara doğru da zaten kendisi geldi gulyabani gibi :))




ve tabii ki Poison. çekim arkalardan olduğu için öndeki azma durumları pek gözükmüyor ama çok tepiniyorduk o sıralar :)




VEEEE Slipknot... Şu an odun gibiysem bunlar yüzünden. Muhteşem giriştiler. muhteşem bitirdiler. sağlam moshpit döndü. adamlar tam ruh hastasıymış onu da gördüm. palyanço sık sık seyircinin içine atladı, yetmedi kaç numara artık görmedim ama en soldaki platforma çıktı, seyircileri çağırıp üzerine atladı sırt üstü. sahnede zaten bir birlerinin üzerine tırmanıyorlardı. DVD'lerindeki kadar keyif aldım ama çok pis bir sırt ağrısı ganimetim oldu.

(Sic) ile girdi abiler. pogonun olduğu yerden biraz uzaktaydım, ortam süperdi, boynumdan ilk kas o anda koptu




Spit it Out tabi ki en eğlendiğimiz parçaydı. Herkesi çömeltip aynı anda zıplattırdı. bu video zıplama kısmı değil davul şovu görülüyor:


şuradan spit it out'u baştan sonra görebiliyoruz. ben de bu kadar yakındım sahneye:


Sahneden epey uzaktkai platforma kadar gidip atladı hayvan!


Sonra çok yorulunca durulduk tabii. Maiden vakti geldi çattı. Sağ taraftan kibar kibar izledik jediları. İlk maiden parçasını sanırım bundan 13-14 sene önce dinleyip büyülenmiştim, her klasik parçalarından biraz duygulandım konserde ama yorgunluktan odaklanamadım pek. Yine de 2. yarı tavaf ettik, hacı olduk, number of the beast, hallowed be thy name, running free derken bir de baktık bitmiş bu yıl da, üzüldük...

The Trooper çaldığında herkes transa girmişti:


vazgeçilmez hit Fear of the dark. Sesimiz kısılana kadar çığırdık (kalabalığı görmek adına en iyi video)




tonla eski dostu gördüm. öpüşmekten sıkıldım bi ara, yeni arkaşlar da ordaydı, görmek istemediklerim de ordaydı. Zaten ufak bir zümreyiz ama bir araya gelince epey oluyormuşuz onu da görmüş olduk.  \m/\m/\m/\m/

16.6.11

bir Seher geçti gitti buralardan

Yaklaşık bir haftadır içime oturan sıkıntının, o rüyaların nereye varacağı belli oldu. Gerçekten de kan ve his bağı olarak bağlandığın birisini uzakta olsa da hissedebiliyorsun. Anne yarısı diyebileceğim babaannem seher turan geçtiğimiz akşam vefat etti. Bu dünyada 80 seneden fazla yer aldı ve ben güçlü kadın ve anaç kadın gibi kavramları ondan öğrendim. Dünyanın en iyi insanı değildi ama beni hep sevdiğini biliyorum. Hayır şu anda kahrolmuyorum, ama ilk anıdan son anıya doğru bir yolculuktayım. 6 yaşımda o Şişli'deki çatıda çiçek suladığımız andan hastanede helalleştiğimiz ana kadar binlerce şey paylaştık. Dünyanın en kötü oğullarına ve onların da çocuklarına sahip olsa da her saniyesinde "çocuklarım, torunlarım" demekten vazgeçmedi, haliyle mutlu olduğu gün sayısı hiç birimizinkinden çok değildi. Nereye gitti bilemiyorum, ama buraya göre çok daha mutlu ve huzurlu olduğundan eminim.

Sadece 4 sene evli kaldığı ve daha sonra kocasını yitirdikten sonra üzerine gül koklamayıp pek çok hastaya bakan, pek çocuk büyüten pek çok torunla ilgilenen pek çok ev kuran Seher, doğduğu topraklara yol alıp kocasının yanına yatmaya hazırlanıyor. Bugün herkes senin için üzülüyor babaanne

15.6.11

... about the things caught in my mind

Gidişler güzeldir; nereye olursa olsun, kimle olursa olsun, gidişler iyidir. Seni değiştirme ihtimali vardır. En büyük maceraların bile bir adımla başladığı gerçeği çığ olur içinde, kimse tutamaz gidersin. Gideceğin aracın bileti bile tenini terletir. Senle beraber giden onlarca insanın gözlerinde benzer damgalar görürsün, herkes gittiği için mutludur. Yolculuğun daha ilk saatleri olmasına rağmen çoktan alışmışsındır gitmeye, ömrünün sonuna kadar gidebilecek güç akar damarlarından. Doğru yoldasındır. Ait olduğum dediğin yerden her saniye biraz daha uzaklaşıyorsundur, biraz daha gidiyorsundur kafanın içinde. Senle beraber giden insanlar bile yeni insanken kim bilir gittiğin yerde ne yeni insanlar göreceksindir; içindeki çığ giderek büyür, bir oyun, bir macera gibi gelir. Gidişine mola vermen bile en güzel verdiğin molalardır. O kadar sabırsız olmana rağmen bu kısa molalara karşı gösterdiğin sabırı muhtemelen hayatında hiç bir şeye göstermemişsidir. Sonra yine hızla gider ve gidersin... Gitmek istediğin yere varırsın ve alışkınlıklarından kurtulmuş, gittiğin yerin alışkanlık kostümlerini üzerine almışsındır. Herkes sana daha önce bakılmadığı gibi bakıyordur. "Sen gelmişsindir" arkanda bir çığ bırakarak, ama içindeki çığ en güzelidir, düşünmezsin. En büyük maceran artık başlamış, hayatını değiştirecek insanların arasına ilk adımını çoktan atmışsındır. Belki her şey çok güzel olmayacaktır ama sen artık gitmişsindir. Kendine bir ispat madalyası takmışsındır. Gidebilmiş olmanıın verdiği gurur bile ısıtır içini. Bu ısı bir yaşam boyunca ısatacak güçteymiş gibi düşünürsün. Yola koyulursun. Alışırsın, tanışırsın, öğrenirsin, oralı olursun ve günün birinde, birinin yüzünde, birinin elinde, bir rüyanın sonunda, bir duşun ortasında, bir yemeğin başında, bir yatağın içinde, bir ter dalmasında, bir göz yaşında, bir gülümsemede, bir karanlıkta, bir melodide, bir sahnede, bir parada, bir kelimede, bir boşlukta, bir çöpte, bir sokakta, bir birada, bir duvarda, bir kazada, bir eşyada, bir kokuda, bir denizde, bir pislikte, bir korkuda, bir yansımada, bir bebekte, bir kalabalıkta, bir filmde, bir aynada, bir aşkta, bir boyada, bir kıymıkta, bir fısıltıda, bir dokunuşta, bir nefeste, bir fotoğrafta    bir   şey    hatırlarsın.  Alman gereken bir şeyi unutmuş, almadan gitmişsindir.

13.6.11

Incendies

Kendinize bir iyilik yapın izleyin bu filmi. Özellikle kadın bir sinemaseverseniz hemen çullanın üzerine. Radiohead aromalı baş yapıt derecesinde bir Denis Villeneuve filmi olmuş. Lübnan'da 70'ler sonrası yaşananlar ile kanınız donarkan Nawal Marwan'ın hikayesini öğrenince tüm uykunuz kaçacak ve aklınızdan önce o otobüs sahnesi hiç çıkmayacak daha sonra da filmi hazmetmekle meşgul olacaksınız.

Saniyede 24 karenin bir araya gelmesinin insan üzerinde bu kadar güçlü hisler bıraktığını çok nadir yaşadım.

12.6.11

geceden kalma sabahlar

Size de hiç oluyor mu; bir uyanıyorsun, ne sabah olmuş gibi, ne üzerinize güneş yansıyor gibi ne de yeni günün tüm umutları size bakıyor gibi; tek hissettiğiniz kaybetmemeniz gereken bir şeyi kaybetmiş gibi hissetttiğiniz? Bana bazen oluyor, şu sıralar biraz daha fazla. Gördüğüm rüyalarla da pek ilgisi olmuyor. Uyanıyorsun ve bok gibisin. Bir şeyler yok. Yani yanındaki bir şeyden de değil, garip bir his, tam tarifi yok. Tüm servetini kaybetmiş veya tüm ailesini trafik kazasında dün akşam yitirmiş ve uyanmış veya en sevdiğin gitmiş kadar buruk uyanıyorsun. Hormonsol bir şeyden ziyade kalp atışlarını yavaşlatan cinsten... Ne uyku ne de sabah amacına hizmet etmiyor haliyle böyle olunca. Ne ettiğin kahvaltı, ne yolda dinlediğin müzik, ne otobüste sana gülümseyen kız, ne başardığın bir iş, ne de güzel bir haber. O his iliklerine kadar yapışıyor o gün. Ama sadece o gün. Tanımadığın bir barda, tanımadığın birileriyle sahte gülücüklerle aldığın alkol seni alıp başka bir bok diyarına getirebiliyor ve omuzlarında taşıyıp yatağına yatırıyor... Seni uyandıran alarm dünden farklı bir şey söylemiyor aslında bu yeni günde, ama işin güzeli dünün darmadağın sabahının aklında biraz silinmiş, daha doğrusu silikleşmiş olması. Bir şeyi kaybetme hissi yerini dünün silikleşmesine bırakması tek teselli. Belki bir gün silikleşecek bile bir şey kalmaz... Yürekten gelen bir "iyi geceler"in eksikliğinin yan etkisi.

11.6.11

jump the fuck up!

bu yıl da sonisphere yaklaştı, pis metalciliğim kabardı, yaklaşan bin pişman!
Çok eğlenecek ve çok yorulacağız, ben onu bilirim!








6. dakikadan sonra pek gaz.


5.6.11

Gelin Kabul Edelim...

Kabul etmeye öncelikle şunla başlayalım;

-Bilmek ile kabul etmek aynı şey değil.
-Genelde kendini kandırıyorsun ve genelde farkında değilsin.
-Doğru şartlar sağlandığında gayet de kötü bir insan olursun.
-Unutmuyor veya alışmıyorsun, sadece katlanmayı öğreniyorsun
-İnsanlar eşit değil. Bazıları hiç değil.
-Alçakgönüllülük diye bir şey yok. Tepki görmekten korktuğun için samimi değilsin sadece.
-Zaten genelde samimi değilsin. O duvarları ören sensin.
-Hayallerinin %10'unu gerçeğe çevirmek için yeterli gücün yok, olmayacak da.
-Zor bir doğruyla yaşamaktansa, kolay bir yalanla ömrünü geçirebilirsin
-Hayallerindeki kişinin hayallerinde yoksun.

-Her başarısızlığın için önceden yarattığın bir nedenin var. Böylece çok takmıyorsun.
-Kendini sevmiyorsun. Bu yüzden biri sevsin istiyorsun.
-Yalnızken mutlu olmaktaki utanılacak şeyi görmüyorsun, görmek istemiyorsun.
-Dürüst olmanın içinde doğru yalanı söylemenin de olduğunu kabullenemiyorsun.
-En büyük özgürlüğü sevişirken hissediyorsun. Sevişmeyi özgürlükten daha çok seviyorsun.
-Aslında paraya herkes kadar değer veriyorsun. 2. maddeyi unutuyorsun.
-Ruh eşi diye bir şey var ama sen onu %99.9 oranda onu bulamayacaksın. Üşeniyorsun.
-Aslında senin bildiğin en doğru ama bunu tartışacak kabiliyetin yok
-Dünya hayatının iyi olması aslında umrunda değil, senin hayatın iyi olması hep öncelikli sırada
-En az bir konuda çok şey biliyorsun. Aslında pek bir şey bilmiyorsun.
-feeling younger, it's better than wiser

2.6.11

bizim hanım

saatlerdir gülüyorum abi ya. "bizim hanım" aauhauhauhahauhğa

ben küçükken - mim

sevgili imgejan mimlemiş beni. pek mimcibaşı olduğum söylenemez ama madem sıkılıyorum, geçeyim konuya :))  ben küçükken ..... sanırdım''lı cümleler dizisi.


ben küçükken Resmi Gazete'yi, bildiğimiz bayilerde satılan bir gazete sanırdım. Hatta bir kere istemişliğim de vardı da sonra noldu hatırlamıyorum :)

ben küçükken ikiz çocukardan birine iğne batırdığımda diğerinin de canı yanacağını sanırdım. Batırdım. Yanmadı. Ben kazandım ihi

ben küçükken çok süt içersem çok uzun boylu olacağımı sanırdım. bir ton süt içmeme rağmen anca bu kadar işte.


ben küçükken kara kedinin uğursuzluk getirdiğini sanırdım. her gördüğümde saçımı çeker tütütü yapardım.

bir diğer batıl inancım da gece ağaçlık bir alanda ağaç dibine işersem cinlerin peşime takılacağı yönündeydi. neredeyse sidik torbam patlıyordu lan tutmaktan, allahsızlar...

ben küçükken çok güzel kadınların gerçekten de işeyip sıçmadığını sanırdım. kol gibi sıçtıklarını anladığım günkü travmamın etkileri hala üzerimdedir.

ben küçükken sokağa çıkarsam gerçekten de beni kaçıracaklarına inanırdım. Annem "yok oğlum, şaka yaptık, yok öyle bişi, artık çık bak yaşın kaç oldu" deyince bir daha eve girmedim.


ben küçükken elektronik cihazların parçalarına çok meraklıydım. bir dünya ıvır zıvırım vardı. eğer yeterince kabloyla bunları bir birine bağlarsam bir robot yapabileceğimi sanırdım. hurda bir arabanın aküsünü, farlarını, direksiyonunu araklamışlığım vardır.

ben küçükken parizyen çoraplardan içeri hava geçmediğini sanırdım. bir keresinde annemin çorabıyla oynarken (annemin eşyalarıyla oynardım bazen karı gibi evet :P)) bunun gerçek olmadığını anladım. Anladığım bir şey de o gün ilk cinsel arzu objemi de keşfetmiş olmammış. Güzel bir çorap hala tahrik eder ulan beni :D

küçükken iki komşu kızıyla da evlenmek ister ve evleneceğimi sanırdım. çok umutluydum. kim bilir neredeler şimdi. kesin fok gibi olmuşlardır.

evimizde ruhların olduğunu sanırdım. ahşap evin genleşme seslerini o zamanlar böyle yorumlardım :D

küçükken çok çakal, çok zeki, çok kurnaz ve çok sapık olduğumu sanırdım. her halde sanıp da doğru olduğum tek şey buydu :P