25.5.11

İtiraflar

Film zevkine ve kalemine çok saygı duyduğum bir arkadaşımın gazıyla yazıyorum bu yazıyı :) Ona göre arada bir yazdığım filmlerle ilgili yazılarda film kadar kendimden de bahsediyormuşum. Bunu da çok ince bir ayarda okuyana hissettirip böylece bir sonraki yazıyı merakla beklemesini sağlayabiliyormuşum. Açıkçası böyle bir şey yaptığımı hiç sanmıyorum, yani bilerek, ama okudum da şöyle bir yazıları, haksız da değilmiş :)

Mart 2011 sayısında köşemde oyunlardan değil de bir tek filmimden bahsetmiştim. Daha sonra "ooo çok sağol abi süper filmmiş" tarzı mail atan oldu ama arkadaşım o yazının ilk paragrafının onlarca okuduğu Kokuhaku kritiğinden çok daha güzel ve doğru olduğunu, bunu da bloga mutlaka koymamı rica etti, kıramadım doğrusu ehehhe (böyle de götüm kalkar :PP). Normalde dergiye yazdığım yazıları buraya koymama ama bu istisna olsun bakalım.

tahsihten geçmemiş hali şöyledir:

---------
“Last Flowers” Performed by Radiohead
Orta yaşlı, kendine güveni tam, güzel bir öğretmen, sınıfın ortasında durup henüz lise çağındaki çocuklara hayatla ilgili tespitler anlatırken hiç bir öğrenci tarafından dikkatle dinlenmiyordu. Ta ki öğretmeni onlara bir itirafta bulunana kadar. O itiraf da, o sınıftan birilerinin, kızını öldürdüğü yönündeydi. Bir anda tüm sınıf sus pus olup hayat sınırlarından içeri giren öğretmenin itiraflarını dinlemeye başladı. Öğretmen, kızının kaybından ötürü son derece uçlara sürüklenmiş ve intikam yemini etmişti. Yani o sınıftaki katil çocuğu bulacak ve intikamını alacaktı. Peki kimdi katil? Belki bir çocuk, belki pek çoğu, belki de tüm sınıf sorumluydu. Kocaman bir hayatın 30 küsür kişilik sınıfta gizlenmiş olması tesadüf değildi. Aile sevgisiyle büyümeyen bir kız çocuğun hikayesine de üzüldük, hayatı sanal dünyadan ibaret olan çocuğa da, büyümüş de küçülmüş olan oğlana da, sapıkça fantezileri olan velete de, içinde bir canavar besleyene de... Hepsi bir birinden ayrı hücrelerdi ama hepsi bir sınıfta olunca bir bütün oluyordu. Bir bütünün masumluğun yanından geçmesine ise imkan yoktu. Yıkılmıştı o tabu çoktan. Sevgili dolu, genç öğretmenin kızı öldürülmüştü bir kere. Çarklar dönmeye başlamıştı. Ölüm her şeyi değiştirebilir güçteydi ve bu hikayede iyi bir son yoktu...

2010 yapımı Kokuhaku (Confessions-İtiraflar) şimdiden kült Japon filmleri arasına girdi. Oscar’da direkten dönse de, yazar ve yönetmeni Tetsuya Nakashima yaşadıkça tabularımızla yüzleşmeye devam edeceğiz. Memories of Matsuko filmiyle yıllarca akıllardan çıkmayacak anılar bıraktıktan sonra Kokuhaku, tam bir kalp krizi etkisi yaptı bende geçtiğimiz ay. İnsan bir süt damlasının yere düşmesinden ne kadar büyülenebilir, bu sanat eserine bakmanız gerekiyor. Biz Türklerin de tabularını, komplekslerini yıkıp benzer sanat eserlerine imza atmasına ise en az 20 yıl var (bu tempoyla).
------------
Tepkiler: