• Sense8 ile yeni yıl

  • 2016 dizilerinin gizli Hit'i: Quarry

  • John Carpenter geri döndü!

31.5.11

Acıtmışım canını sevdikçe

Bazen çok fena asosyal olasım geliyor. Hani kafandakileri genelde sokakta, dışarıda, evin dışında bir yerde bırakman, unutman daha rahattır derler ya, işte bazen tam tersi oluyor bana, evden çıkasım gelmiyor, daha da dolmuş getiriyorum kafamı eve

Geçen haftasonu işim düştü eski mahalleme, kenardan kenardan girdim. Her an bir köşe başından bir tanıdık çıkabilir de muhabbete girer diye epey çekindim. Baktım lisemi yıkmışlar yenisini yapmışlar. Lan hiç güzel olmasa da 4 sene o yolu teptim, o duvarları kokladım, o sıralarda büyüdüm. Fena oldum böyle bi. Zaten ilk ve orta okulumu da yıkıp yenisini yapmışlardı. Her halde kaderde var böyle bir şey, adımımı attığım şeyler kendisini bir yeniden yapılandırmaya gidiyor bir süre sonra.

Neyse, işte mahalleye yaklaştıkça baktım bi kalabalık var sokakta. La nolii derken bir cenaze arabası sokuldu sokağa. Pimpirikli ben, haydee noluyoruz öldük mü acaba derken o kalabalığın orda durdu. Anladım ki apartmanda biri ölmüş işte. Biraz uzaktan izliyorum. Her halinden karısı olduğu belli biri ağlıyor ama çatlasa 35 yaşında kadın. ufacık da bir kızı var, o da kucakta ağlıyor. En fazla 1 saat önce ölmüş sanırım kocası. Muhtemelen o da 40 yaşında bile değildir. Kadın ağlamıyor adeta gözünden kusuyor, öyle bir acı. Komşular soruyor işte salak salak, nasıl oldu diye. Bir anda gitti bir daha da uyanmadı, şimdi hastaneye getirirler onu, uyandırırlar di mi anne, nolur uyansın diye ağlıyor kadın. ama yaygara değil, sesi bile çıkmıyor güçsüzlükten. Allah kimseye yaşatmasın o anı diyorsunuz. Onun da kucağında kızı anlamsızca bakıyor öyle, ama ağlıyor derin derin. Muhtemelen 10 yıl sonra çok dha büyül bir travmayla geri dönecek bu anılar ona. Baya üzüldüm orda. Sonra merhumu araca aldılar, bir helallik istediler, fatiha okudular, tanımadığım halde dua ettim adama, ama arkasında bıraktıklarına daha çok üzüldüm. Bir anda vardı aile ve bir anda yoktu. Bu kadar basitti işte...

O moralle işi gücü hallettim geri dönüyorum otobüsle ama nasıl trafik nasıllll. Öfff. Yoldan geçenleri izliyorum ben de. Tiplere bakıyorum, o sırada kafalarından neler geçiyordu acaba diye kendime oyun yaratıyorum... Superonline'da çalışırken metroya hep beraber bindiğimiz bir abi vardı. O da işte 33-35 filandı. Baya matrak adamdı, benle çocuk olabiliyordu, metroda filan kıkır kıkır gülüyorduk, bazen dertleşiyordu işte. Yeni evliydi, biraz geçim sıkıntısı vardı, anlatıyordu. Tabii bu 4-5 yıl kadar önce oluyor, ne anlarım ben onun halinden di mi? Onu gördüm işte yolda. Ben işten ayrıldığımda onun karısı hamileliğin son aylarındaydı. Hatırlıyorum da çok heyecanlıydı, oğlum olcak ya nasıl olcak acaba, karate kursuna mı yollasam, futbola mı yoksa böyle bir sanat atölyesine mi versem diyodu. Ben de bilmiş bilmiş, abi hangisine yatkınsa ona yollarsın, sen baskı kurma cart curt diye akıl veriyorum koca adama. Sağolsun bozmuyordu beni. Çocuğu olmuş işte, büyümüş, ilk kez görüyorum ben, karısı da yanında geziyorlar ama çocuğa bakınca anladım ki çocuğu engelli doğmuş aslında. Kımıldamadan çocuk arabasına gezdiriyorlardı evlatlarını. Muhtemelen kurduğu çoğu hayali gerçekleştiremeyecek abimin ve muhtemelen çok daha zorlu yıllar onu bekliyor. Ona da üzüldüm, hiç geri kalır mıyım ama abimin yüzüne baktım, hala o şen şakraklığını kaybetmemiş. Eşiyle kol kola gülümseyerek geziyorlar işte. Engelli olsun olmasın bir evlatları var ve ellerinden geldiğince sahip çıkıyorlar canının parçasına. Evet evet, bu hikayeye üzülmemek lazım diye düşündüm ama zor yani. Dayımın da belinde sorun olan bir kızı olmuştu geçtiğimiz yıllarda, yürüyemiyordu en son, ameliyat filan olacaktı. Onu öyle görmeye dayanamayacağımı bildiğim için hiç görmedim kızını, hala. Yani derdim engelli biri görmek değil, hatta çok takmam ama konu çocuk olunca böyle bir titreme geliyor bana. Öyle işte...

Sonra otobüse ilkokul yıllarından bir arkadaş bindi. Serseriydi o yıllarda, piç gibi yaşardı öyle. Ben takılmazdım pek ama severdim. Ortaokula başka semte taşınmışlardı ama sık sık görürdüm. Geleceğinden şüpheliydim ki haklıymışım. Gasp ve adam yaralamadan hapise düşmüş, bir kaç sene önce filan çıkmış. İş arıyormuş. Ellerine filan baktım sanki 40 yıllık balıkçı. Cildi çok yıpranmış. Garip bakıyor filan. Yüzünden bir artık bıkmışlık akıyor, bir hissizlik. Sen neler yapıyorsun filan diyor bana, detaya girmeden anlattım filan, sevindi beni görünce çocuk resmen, çok da uzatmadı indi zaten bir kaç durak sonra. Artık bir daha ne zaman görürüm, allah bilir. Umarım akıllanmıştır.

Ondan sonra da yanıma 40 yaşlarında bir milf abla oturdu. bakımlı filan ama otobüse biniyo işte. Belli ki görünüşte öyle derken çatt yanıma oturdu! pahalı kokular, telefonlar, narin el hareketleri filan allaaah- ki ben çok sıkılırım eğer yanımdaki dikkat çekmek istiyorsa. Asla vermem o dikkati ona çünkü. Ama bundan sonrasını anlatmıcam size hahaha :D

Derken indim otobüsten, sıkıldım, yürüdüm yürüdüm, açtım Sezen Aksu'nun son albümünü. Bir kere de kötü şarkı yaz be Sezen, bi kere de üzme di mi? Yok, olmaz, kemirdi resmen her yerimi. Unuttun mu Beni, Öptüm sonrası favorim şu aşağıdaki parça. Aralarda beni yakalayacak çok güzel sözler var. Yakalayıp siken.


...Bir uyandım ki artık yoktun
Uzanıp eşsiz hatırandan öptüm...

29.5.11

Super Hi-Vision TV

Full HD'nin yanında atari kaldığı yeni teknoloji muazzam. Aşağıdaki videoda tanıtımı var ürünün, 7,680 x 4,320 çözünürlükte 85'''lik tv'nin görüntü kalitesi übertocarlos. Ne zaman yaygınlaşır da ucuzlar allah bilir tabii.

28.5.11

everlasting light

o zaman ölelim

27.5.11

One Minute Fly

çok seviyorum bu kısa animasyonu:

26.5.11

Foo Fighters - Dear Rosemary

Sixx A.M.'in ardından yılın albümüne oynayan grup Foo Fighters'tır nazarımda.
Albümdeki favori parçam da aha aşağıdaki gibi. Ama öyle böyle değil, aşık oldum adeta. Enerjisine, melodisine, vokallere, sözlere, ritmine. Zaten Rosemary'nin o fotenetikliğine ayrı hayranım, şarkı iyice gülpembe olmuş (Bob Mould da var bu parçada)

Çok güzel de bir Beatles yakıştırmasıyla çalmışlar parçayı (ve geri kalan parçaları). Muazzam.


Truth ain't gonna change the way you lie
Youth ain't gonna change the way you die

25.5.11

renkler herkes içindir

http://www.renklerherkesicindir.com/

Herkes adrese gidip videoyu bir kere izlesin.

İtiraflar

Film zevkine ve kalemine çok saygı duyduğum bir arkadaşımın gazıyla yazıyorum bu yazıyı :) Ona göre arada bir yazdığım filmlerle ilgili yazılarda film kadar kendimden de bahsediyormuşum. Bunu da çok ince bir ayarda okuyana hissettirip böylece bir sonraki yazıyı merakla beklemesini sağlayabiliyormuşum. Açıkçası böyle bir şey yaptığımı hiç sanmıyorum, yani bilerek, ama okudum da şöyle bir yazıları, haksız da değilmiş :)

Mart 2011 sayısında köşemde oyunlardan değil de bir tek filmimden bahsetmiştim. Daha sonra "ooo çok sağol abi süper filmmiş" tarzı mail atan oldu ama arkadaşım o yazının ilk paragrafının onlarca okuduğu Kokuhaku kritiğinden çok daha güzel ve doğru olduğunu, bunu da bloga mutlaka koymamı rica etti, kıramadım doğrusu ehehhe (böyle de götüm kalkar :PP). Normalde dergiye yazdığım yazıları buraya koymama ama bu istisna olsun bakalım.

tahsihten geçmemiş hali şöyledir:

---------
“Last Flowers” Performed by Radiohead
Orta yaşlı, kendine güveni tam, güzel bir öğretmen, sınıfın ortasında durup henüz lise çağındaki çocuklara hayatla ilgili tespitler anlatırken hiç bir öğrenci tarafından dikkatle dinlenmiyordu. Ta ki öğretmeni onlara bir itirafta bulunana kadar. O itiraf da, o sınıftan birilerinin, kızını öldürdüğü yönündeydi. Bir anda tüm sınıf sus pus olup hayat sınırlarından içeri giren öğretmenin itiraflarını dinlemeye başladı. Öğretmen, kızının kaybından ötürü son derece uçlara sürüklenmiş ve intikam yemini etmişti. Yani o sınıftaki katil çocuğu bulacak ve intikamını alacaktı. Peki kimdi katil? Belki bir çocuk, belki pek çoğu, belki de tüm sınıf sorumluydu. Kocaman bir hayatın 30 küsür kişilik sınıfta gizlenmiş olması tesadüf değildi. Aile sevgisiyle büyümeyen bir kız çocuğun hikayesine de üzüldük, hayatı sanal dünyadan ibaret olan çocuğa da, büyümüş de küçülmüş olan oğlana da, sapıkça fantezileri olan velete de, içinde bir canavar besleyene de... Hepsi bir birinden ayrı hücrelerdi ama hepsi bir sınıfta olunca bir bütün oluyordu. Bir bütünün masumluğun yanından geçmesine ise imkan yoktu. Yıkılmıştı o tabu çoktan. Sevgili dolu, genç öğretmenin kızı öldürülmüştü bir kere. Çarklar dönmeye başlamıştı. Ölüm her şeyi değiştirebilir güçteydi ve bu hikayede iyi bir son yoktu...

2010 yapımı Kokuhaku (Confessions-İtiraflar) şimdiden kült Japon filmleri arasına girdi. Oscar’da direkten dönse de, yazar ve yönetmeni Tetsuya Nakashima yaşadıkça tabularımızla yüzleşmeye devam edeceğiz. Memories of Matsuko filmiyle yıllarca akıllardan çıkmayacak anılar bıraktıktan sonra Kokuhaku, tam bir kalp krizi etkisi yaptı bende geçtiğimiz ay. İnsan bir süt damlasının yere düşmesinden ne kadar büyülenebilir, bu sanat eserine bakmanız gerekiyor. Biz Türklerin de tabularını, komplekslerini yıkıp benzer sanat eserlerine imza atmasına ise en az 20 yıl var (bu tempoyla).
------------

24.5.11

The Thought Of Losing You

eğer hala Dredg'in Chuckles and Mr squeezey albümünü dinlemediyseniz, dinlememekte ısrarcıysanız sizi şöyle alalım.
Sözlerin  güzelliğine bak, her ne kadar boş umut dağıtsa da. 2. dakikadan sonra gelen benzetmelere hayranım.

22.5.11

hayat > limon

Hayat bana limon verdiğinde onunla limonata yapmak yerine "kızmayı" tercih ettiğim için kendime bazen kızıyorum. Kızmak daha kolay diye mi, bilmiyorum

21.5.11

yalnızlık şarkısı

Redd yeni şarkı yaptığı sürece Türkçe müzikte favorim olmaya devam edecek. Her gün, her hafta başka bir şarkısıyım resmen. Şu sıralar ise:
 

kahvenin sütüyle acısından kaçarım hayatın
kırılmaz kalpler icat ederken çok temiz kan harcadım
eski bir ceketin cebinde kalmış kelimeler gibi
sanki geçmişi unutmak için bugünü yaşamak yeter mi
yarın daha güzel olacak derken yalan söyleriz değil mi

birkaç damla daha düşse okyanusu taşırır mı
birkaç parça daha kopsa içimden acıtır mı... hayır

kendime uzaktan baksam çok sevmezdim belki de
yalnızlığın tarifi yakından yapılmaz mıydı sence
herşeyi yok saymak için önce kendimi silsem
yağmura yetişmeyen silecekler gibi
onu bile beceremesem bir şey değişir miydi sanki

birkaç damla daha düşse okyanusu taşırır mı
birkaç parça daha kopsa içimden acıtır mı...

18.5.11

iki

blogun faydalarından biri de unuttuğun yakın geçmişi hatırlaman ve karşılaştırma yapman. Zararı ise umduğun şeylerin olmadığını görünce yaşadığın safra kesesi ağrısı.

26 ay önce yazmıştım ŞU blog mesajını. Hatırladım niye yazdığımı. Konu yine rüyalardı ve Bittersweet Life ı izlemiştim, denk geldiği için alıntılamıştım.

Güzel rüyalar karşısında bile bünyemde bir gelişme olmamış dile kolay 26 ayda. Hiç bir şey değişmemiş gibi geliyor bazen.

Girl With Golden Eyes

herkes birgün bir şeyle doldurur boşluklarını, en azından doldurduğunu düşünür. Düşündüysen öyledir. Bazısı için bir avuçiçi kadardır o, bazısı içinse 8 krallık bile dolduramaz o boşlukları.
Bazen başka şeylerde ararsın boşluktaki yansımanı. Boşluk olmasın da ne olursa olsundur tek çaren. Boşlukların kara deliktir, her gün biraz daha büyür, biraz daha yutar içini. Sonrası çok kolaydır zaten. Ondan daha hızlı yok etmek istersin bir şeyleri - ki daha az hissedesin içindeki kıyımı. Derin, insanlara ne diyordur önemi yok ama için her gün biraz daha derinden keser seni. Çöldeki damlayı bile kurtarıcın sanarsın, her zerresiyle çok seversin. Her zerresi öldürse bile seni...

Girl With Golden Eyes böyle bir şarkıdır. İnsanlar içinde dinlenmemesi gereken bir şarkıdır. Yaşadığın için insanların şaşırması, bunun hoşlarına gitmesi ne kadar güzel gözükse de ne kadar ölümden beter olduğu karşısında mimik dondurucudur.

Ve evet. Bu şarkının bir kızla hiç mi hiç ilgisi yoktur. Eroinden bahseder Sixx Her şey yoluna girecek derken.

16.5.11

Filmlerden Alıntılar #15

"Magicians do not exist!" -The Illusionist












Credits'in en sonunda bonus bir sahne varmış, kaçırmışım diye bir kez daha izleyince aklıma geldi. Altın Küre'den ödülünü kapan ve Oscar'da da çok konuşulan bu filmde bir kaç satır dışında konuşma yok ama illüzyonistin kıza bıraktığı nottaki bu cümle hep benden almayı bilmiştir.


Her ne kadar demek istenilen asıl şey  sihir değil illüzyondur yaptığımız olsa da, filmin çok yönlü okumasında dikkat edilince, "sihiri" inkar etmediğidir zaten. Sihirbazlar yok ama ortada sihir var ve bunlar da insanların kendisinden başkaları değil.

Hayatı kısır döngüde geçen, sistemle birlikte yaşlanan birinin ufak bir kız tarafından nasıl da hayatı değişiyor, onu izlersiniz The Illusionist'te.

Tavşanına sahip çıkamayan, onu kölesi gibi kullanan ve kendisini de duvarlar içine sıkıştırmış birinin "sevgi" sonrasındaki değişimdir The Illusionist. Hangi insanın hangi insanı nasıl değiştireceğini, nasıl özgür kılacağını asla bilemezsiniz ve bu da sihrin ta kendisidir zaten.

O küçük kız sağ olsun; şehrin tüm ışıkları söndüğünde bile hala kalbimizde yanar o sihir. İyi ki yanar.

13.5.11

İnternetime Dokunma Yürüyüşü

15 Mayıs Pazar saat 14:00'da onlarca şehirde (30'dan fazla) İnternetime Dokunma yürüyüşü yapılacak. Event'in katılımcı sayısı neredeyse 600.000.
Yasağa, sansüre, filtreye, ağzı açık bile olsa çuvala karşı olan yüzbinler tepkisini yürüyerek dile getirecek o gün...

Bizler orada olacağız. Sizler?

12.5.11

Sixx: A.M. - Skin

Kaç gündür yatakta yolda ofiste ne dinliyorum? Buyurun aşağıda. Hassas ciltlerde kaşınmaya yol açabilir!

Yaralarınıza bakıp sizi gerçekten tanıdığını düşünenlere gelsin.


you are not your skin


Bilmeyenler için: Sixx: A.M, Mötley Crüe'nun da kurucularından olan Nikki Sixx'in yan grubu. 2007'de çıkan The Heroin Diaries: A Year in the Life of a Shattered Rock Star adlı kitap Nikki'nin 86-87 yılları arasında yazdığı günlüklerden oluşuyor. Overdose'dan neredeyse rahmetli olacak olan Nikki ve tüm Mötley elemanları topluca eroini bırakıyor. Baya depresif bir rock star hikayesi işte. Sonra bu kitaba Nikki aynı yoğunlukta yine 2007'de albüm de çıkarıyor. Harika bir konsept albüm, dinlemediyseniz mutlaka dinleyin.Ben epey geç tanıştım. Geçtiğimiz günlerde de This is Gonna Hurt albümü ortamlara düştü. Yılın en iyi rock albümlerinden.

10.5.11

Oyungezer 43. Sayısı

Ellaahımmm Mortal Kombat'ı bir oyun dergisinde kapak görecek ve o kapak yazısını ben mi yazacaktım! ellaaahımmm ühühü.... Ehm mehmm. Şaka bir yana dilimin döndüğünce yeni MK'ı anlatmaya çalıştım. Afiyet olsun.

Ayrıca bu ay ki süprüzümüzzzz, artık abonelik sistemimiz başladı! Bir SMS kadar uzak size.




DOSYA

PLAYSTATION NETWORK’ÜN SONU MU GELDİ?
77 Milyon kullanıcının hesabının çalınması, PS3’ün geleceğini nasıl etkileyecek?


İLK BAKIŞ

MASS EFFECT 3

ALICE


İNCELENDİ

MORTAL KOMBAT
Scorpion mu, Kratos mu? Kimin hayatta kalacağı size bağlı

PORTAL 2
Valve’ın en iyi oyunu mu?


DOSYA

BLIZZARD’LI 20 YIL
Dünyanın en başarılı oyun geliştirme ekibinin müthiş hikayesi


REHBERLER

CRYSIS 2 MULTIPLAYER REHBERİ

PORTAL 2

MORTAL KOMBAT


İNCELEMELER:

SHIFT 2 UNLEASHED

SIMS MEDIEVAL

MINECRAFT

GEMINI RUE

OKAMIDEN

LEGO STAR WARS: CLONE WARS

SOCOM 4

9.5.11

Cannes 2011

Valla Nuri BC'ın Bir Zamanlar Anadolu'sundan pek ümitli değilim. Kosmos'un arkasından Anadolu'da ne hikaye anlatacak da etkileyecek bizi merak ediyorum ama umudum yok.

Onun yerine beni en heyecanlandıran film Yellow Sea oldu Kore'den. The Chaser gibi bir modern başyapıtın ardından (7 kez izledim yine izlerim) yeni filmini Cannes'da gösterecek olan Hong-jin Na'dan yine çok şey bekliyorum. Trailer enfes



Bir diğer merakle beklediğim film Suicide Club, love exposure, Cold fish ile sülalemizi tokat delisi yapan Sion Sono'nun filmi. Japon abimiz yine sokat bir konu bulmayı başarmış. Guilty of Romance... İsme gel!!!



Japonya'dan ikinci film Takeshi Miike ustaya ait. 1962 yapımı olan Hara-Kiri: Death Of A Samurai /Ichimei filmini remake yapmış, 3D olarak hem de. Beklentiler yüksek ama ben daha 13 Assassins filmini izlemedim Miike'ın.




Ve Kim Ki-Duk. Bu sene Arirang adlı belgeselimsi bir filmle Cannes'da yerini alıyormuş. Biraz garip bi film belli ki. Adını bir Kore türküsünden alıyor. Kim de filmi tarif etmek için şunu basınla paylaşmış.

Arirang is
about Kim Ki-duk
playing 3 roles in 1.
Through Arirang I climb over one hill in life.
Through Arirang I understand human beings, thank the nature, and accept my life as it is now.


We are now...
in the terrestrial world lurking with desires,
in the ghostly world lurking with sorrow
in the imaginary world lurking with dreams,
with no beginning nor end,
slowly going crazy.


What is affection that it still remains all around me decaying?
It's still stuck to the crown of my head, testing my emotions.
It's still hiding deep within my heart, testing my sense of compassion.
If I didn't give my heart, they would be bad people erased from memories but if I gave my heart, I couldn't let them go till the day that I die as despicable people.
Ah...
Arirang
Alright
Let's mercilessly kill each other in our hearts till we die.


Even today
I hold back as I get angry
I laugh as I get jealous
I love as I despise
And forgive as I quiver with the urge to kill.
Wait
I will kill
Myself, who remembers you.




Geçen sene Kitano'nun OutRage'i pek iyi değildi. Kore katılımcıları da en iyi filmleriyle katılmamıştı ama bu sene durum biraz daha iyi sanki. Ama bu değil ki Melancholia ve Tree of Life tüm isimlerin üzerinde yer almayacak!

Özel not: sevgili Kar Wai Wong! 4 yıldır bir bok yapmıyorsun! 2012'de de IP Man'in klon filmini çekiyorsun! Tamam yaşlandın ama aklını başına al adamım, bize film çek!

7.5.11

someone like you

ha tabii ki bu tip hislerin nedeni de Adele'dir bazen bünyemde. Böbrek taşı gibi acıtır. İnsanlık testidir. 5.50 dakika boyunca içinizdeki yaralar kanamıyorsa, zaten ölmüşsünüz demektir. sevinebilirsiniz.

Nothing compares
no worries or cares.
Regret's and mistakes they're memories made.
Who would have known how bittersweet this would taste?



I heard that your settled down.
That you found a girl and your married now.
I heard that your dreams came true.
Guess she gave you things I didn't give to you.
Old friend why are you so shy?
It ain't like you to hold back or hide from the light.


I hate to turn up out of the blue uninvited.
But I couldn't stay away I couldn't fight it.
I'd hoped you'd see my face,
And that you'd be reminded that for me it isn't over.


Nevermind I'll find someone like you.
I wish nothing but the best for you too.
Don't forget me I beg
I remember you said:-
"Sometimes it lasts in love,
but sometimes it hurts instead"
Sometimes it lasts in love,
but sometimes it hurts instead yeah.


You'd know how the time flies.
Only yesterday was the time of our lives.
We were born and raised in a summery haze.
Bound by the surprise of our glory days.


I hate to turn up out of the blue uninvited
But I couldn't stay away I couldn't fight it.
I'd hoped you'd see my face & that you'd be reminded
That for me it isn't over yet.


Nevermind I'll find someone like you.
I wish nothing but the best for you too.
Don't forget me I beg
I remember you said:-
"Sometimes it lasts in love,
but sometimes it hurts instead"


Nothing compares
no worries or cares.
Regret's and mistakes they're memories made.
Who would have known how bittersweet this would taste?


Nevermind I'll find someone like you.
I wish nothing but the best for you too.
Don't forget me I beg,
I remembered you said:-
"Sometimes it lasts in love,
but sometimes it hurts instead"


Nevermind I'll find someone like you.
I wish nothing but the best for you too.
Don't forget me I beg,
I remembered you said:-
"Sometimes it lasts in love,
but sometimes it hurts instead"
Sometimes it lasts in love,
but sometimes it hurts instead

...


hiç konuşmadan, sadece bakışla bile kafamdan geçenleri anlayan, aynı şekilde kafasından geçenleri görebildiğim biriyle değil yaşamak, tanışmamışım bile çok uzun zamandır. bugün durup duruken bunun acı eksikliği çöktü üzerime. kalmadı mı bu tip insanlardan? yoksa bu insalara artık gerek mi kalmadı soruları çınladı en son kafamda

4.5.11

Filmlerden Alıntılar #14

Film arşivimi karıştırırken elim Revolutionary Road'a gitti yanlışlıkla.
İkinci kez izlenmemesi gereken filmlerdendi zira 3 dakika içinde yine travmalardan travmalara soktu beni.
İnsanları kaya parçalarından ayıran bir diğer özellik de sanırım ne kadar çok ve hızlı düşersek düşelim, yok olana kadar durmak bilmediğimiz. keşke bilebilseydik

---

April Wheeler: I wanted IN. I just wanted us to live again. For years I thought we've shared this secret that we would be wonderful in the world. I don't know exactly how, but just the possibility kept me hoping. How pathetic is that? So stupid. To put all your hopes in a promise that was never made. Frank knows what he wants, he found his place, he's just fine. Married, two kids, it should be enough. It is for him. And he's right; we were never special or destined for anything at all.

2.5.11

Incubus - Adolescents

2 perdelik bir rüyaydı
ilkinde ofis kedimiz doğuruyordu beş altı adet ama insan kafalarına sahipti kediler! korkudan hepsinin kafasını eziyordum, hayır korkmadım bu rüyada. hiç bir şey olmamış gibi çalışmama döndüm. Incubus son albümüm nerede diye deskop'u karıştırıyordum. Uyandım.

Sonra yine yattım, uyudum ama bu sefer dünyanın en kötü rüyalarından birini yine gördüm. İnsan her şeyden kaçsa bile kendinden kaçamıyor maalesef. Bakalım ne zaman nerede sona erecek bu kronik rüyalarım.
En güzeli müziğe vermek bünyeyi. Out of sight, out of mind, we're out of time

buyurun, taze taze