• Sense8 ile yeni yıl

  • 2016 dizilerinin gizli Hit'i: Quarry

  • John Carpenter geri döndü!

28.4.11

BOOK: teknolojide son nokta

Hastasıyım İspanyolların bakış açılarına.

27.4.11

internetin yarar ve zararları vol. 69

artık bu kaçıncı "eski arkadaşlar tarafından bulundum şöyle böyle oldu" post'um bilemiyorum ama bu seferki çok epikti, yazmam lazım ahaha.

Klasik bir "aaa volkaaan! nasılsın görmeyeli? Çok değişmişsin yaa" sendromu yaşadım. Ortaokuldan epey bir süre asılıp da umduğunu alamayan biri işte. Baktım ohoo evlenmiş çocuk bile yapmış. Ama ortaokul arkadaşlarını da arayıp bulmaktan geri kalmıyo, canı mı sıkılıyo nedir.

Sonra bıkbık konuşuyoruz işte, allahım ne kadar gıcık oluyorum ne kadar saçmalıyor, resmen büyümemiş kalmış o yaşta, bütün Cem Yılmaz esprileri doğru çıkıyor. Ve dahası; evlenmişsin lan, daha ne yazıyosun bana ahaha

Aklıma geldi sonra, bu bana o zamanlar bir şiir yazıp vermişti, benim de acayip hoşuma gitmişti, prim kazanmıştı gözümde, "vay be birine şiir filan yazdırttım" gibi ergen götüm de kalkmıştı, çok net hatırlıyorum, şimdi de şeytan bir dürttü beni, şiiri google'dan bir arattım, ne göreyim? ÇALINTI ÇIKTI ahahah. ulan daha o yaşta düdüklemiş beni çalıntı şiirle, şimdi resmen hayallerim yıkıldı şuracıkta :)) bir dahaki konuşmamızda yüzüne vursam mı diyorum da, iyi kıvırır "ya çocukluk filan" deyip.

İnternet işte böyle yararlı ve zararlı olabiliyo a dostlar, anıların bile kirleniyo bir anda. Bir de beni dürten şu iblis olmasa ahah ne güzel olcak.

25.4.11

Don't Know What You Got (Till It's Gone)

Senin Now I know what I got, It's just this song and it ain't easy to get back, takes so long ... diyen hırıltılı sesine kurban Tom. In Hair Rock We Trust \m/

24.4.11

...

bazen o kadar çok üşürsün ki, yanmak istersin.

23.4.11

yine de keyifli bir gün

kahramanları herkes sever, bense sıradan bi' adamım

20.4.11

Rock'n Coke 2011 Ana Sahne

Kadro %90 oranında belirlendi. Ana sahne muhteşem, Mogwai de var, tamam ölelim biz, elveda!
Bunlara ek Friendly Fires da var. Sabaha kadar denss anlaşılan. Macunu yer çadırımızı kurarız!
Bu kadronun üzerine bir Arctic Monkeys veya Arcade Fire gelse?!?! Veya Dredg!?

19.4.11

Amorphis - The Beginning of Times

euzubillahiminiseytanirracimbismillahirahmanirrahim. Niyet ettim Amorphis'in yeni albümüne! İlk Single muhteşem. Bir altaki videodan da bir kaç melodi sample var ki gel de çocukları kesme!




Eleven Minutes

İnsanlar değişmez. Huylar çıkmaz. Döngüler bozulmaz. Ta ki;

Despite her apparent freedom, her life consisted of endless hours spent waiting for a miracle, for true love, for an adventure with the same romantic ending she had seen in films and read about in books.  A writer once said that it is not time that changes a man, nor knowledge; the only thing that can change someone’s mind is love.  What nonsense!  The person who wrote that clearly knew only one side of the coin.  Love was undoubtedly one of the things capable of changing a person’s whole life, from one moment to the next.  But there was the other side of the coin, the second thing that could make a human being take a totally different course from the one he or she had planned; and that was called despair.  Yes, perhaps love really could transform someone, but despair did the job more quickly.”

17.4.11

Amerikan İç Savaşı'nın 150.yılı

600.000 insanın hayatını kaybettiği ama dünyayı değiştiren pek çok hakkın kazanıldığı o savaşın arkasında kalan 100'den fazla muhteşem fotoğraf var aşağıdaki linkte. Kuşatmadan kurtulmanın değil, özgürlüğün kazanılmasıyla özleştirilen bu savaşın ağır kaybı gözler önüne seriliyor pek çok karede. Her birinin pek çok hikayesi var. Fotoğraf sanatıyla ilgilenenler için bulunmaz Hint kumaşı niteliğinde.


ADRES BUDUR

14.4.11

Rain Town

Tek kelime etmeden izleyeni tepe taklak eden animasyonlardan. Tarifi zor.

13.4.11

Chuckles and Mr. Squeezy

Dredg bu yeni albümle epey bir değişikliğe gitmiş, anladığım kadarıyla da Dredg hayranları linç planları yapıyor grubu ama ben bayıldım albüme. Hele ilk 4 parça bildiğin dark popta klas ötesi.

Bu parçayla albüm açılıyor, gerisini siz düşünün:

12.4.11

minik bir ses için

uzun bir aradan sonra yine annemle görüştüm blog. artık kanaat getirdim ki kanımdan birini görmek gerçekten kendimi kötü hissettiriyor. "neden" sorusuna onlarca cevap vardır muhtemelen ve %99'u benden kaynaklanıyordur, ama sonuç aynı, her seferi kendimi kötü hissettirdiği gibi biraz daha acıtıyor. Aile demek, kan bağı olan biri demek, geçmiş demek, anı demek. Geleceğe dair hiç bir şey yok, ışık yok, umut yok. Ne olmuştu ne oluyorlar üzerinden gidiyor hayat onlarla. Ve evet sen; yaşayan veya ölen aile bireylerinle yüz yüze geldiğinde aranızda görünmez bir bağın, ipin olduğunu hissetmez misin, öyle bir şeyin var olduğuna inanmaz mısın, etle tırnak gibi benzetmesini kullanmaz mısın? Ben kullanamıyorum, yok öyle bir bağ, kopmuş çok zaman önce. Bu yazıyı okuyan tanımadığım sen kadar uzaklar bana. Beni doğuran, doğurtan bir insan evladına sonsuz şükran, hürmet ve saygı, genlerimde eser yok. Hayır, bunlar çocukluktan kalan ağır travmatik yaşananlardan değil, ekstrem bir şey olmadı, işin kötüsü de bu aslında, doğasında var içgüdümün. Bunu farkettiğim andaki yüz ifadem, kanımın donması, üşümemin gelmesi, kaybettiklerimin acısı, kazanamacaklarımın bilinci... Her şey üst üste gelince yerini bir feryat figan almıyor, tam tersi inanılmaz bir sessizlik kaplıyor içimi. siyah-beyaz, soluk bir fotoğraf kadar sıkışık. Dünyanın en yüksek dağının üstündeki ufak, kapısız, dört duvar içindeki birinin duyabileceği kadar sessiz ruhum. İnsan sessizlikten korkar mı? Korkuyor işte. Neye dalalet olabileceğini asla tahmin edemiyorum bunun.
Şimdi anlıyorum aslında alıp başını çok uzaklara giden, yolculuğunu tamamlamak zorunda olan adamları. Minicik bir ses için dünyadaki her taşın altına bakabilecek kadar azimli olabilecek yakıta sahipmişsin gibi geliyor, her ne kadar yarı yolda bir anda düşüp tükeneceğini bilsen de, her zamanki gibi. İnsan asla bitiremeyeceği bir yolculuğa bile bile çıkar mı, çıkmalı mı? İleriki yıllarda gündeme oturacak soru bana işte...

Hammer Nail Work

Çini sanatı değil de çivi sanatı diyelim biz buna. Ne kadar yaygın bilmiyorum ama Marcus Levine bu konuda aşmış yarmış bi kişilik. 50.000 çiviyle filan harikalar yaratabiliyor, hem de parmaklarına hiç çekiç vurmadan! 2 çiviyi çakamayan ben nerelere gideyim ahah

Sanal dünyada piksel, gerçek hayatta noktacık yerini kaplayan her hangi bir şeyle, bir gün tüm sanatlar icra edilecek diye düşünüyorum. Elle tutulur gözle görülür her şey ile...



10.4.11

The Wind-up Bird Chronicle

...But even so, every now and then I would feel a violent stab of loneliness. The very water I drink, the very air I breathed, would feel like long, sharp needles. The pages of a book in my hands would take on the threatening metallic gleam of razor blades. I could hear the roots of loneliness creeping through me when the world was hushed at 4 o'clock in the morning.

7.4.11

Oyungezer Nisan Sayısı #42

5.4.11

R.I.P. Scott Columbus

Manowar elamanları içerisinde en sevimlisi, en alçak gönüllüsü, en süperi kesinlikle Scott'tu. DVD'leri izler şaklabanlıklarına gülerdik, öküz gibi olmasına rağmen ufacık çocuk gibi davranmasına hasta olurduk. Davul setlerini kırması sonrası "Hammer of Thor" diye anardık. 2005'te konserde de canlı canlı görmüştük. Joey'in andavallığı ile 2008'de yollarını ayırmıştı Scott. Sonra pek de göremedik. Bugünse ölüm haberini aldık. 54 yaşında vefat etmiş. İntihar olasılığı varmış. Kings of Metal ilk kaybını böylelikle vermiş oldu.

Çocukken, ergenken sevdiğin, bir parçan olan bu tip insanları yavaş yavaş kaybediyor olmak, hiç iyi bir şey değil. Günün birinde hiç birinin olmayacağı, arkalarında sadece albüm, dvd veya bir kare bırakacak olarak gidecek olması acıtıyor.

En azından DIO ile buluşmuştur diyorum. Huzun içinde yatar umarım harika davulcu

3.4.11

hey hey hey taksi

meslek grupları arasında bir faşizanlık yapacaksam kesinlikle ilk sırada taksiler olur.

taksiler birer ticarethane olduğu kadar bir iletişim ve ulaştırma servisidir de, yani insan hayatıyla pek içli dışlıdır ama nedense yurdumunda bu böyle değilmiş gibi davranılıyor.

siz hiç hapishaneden çıkar çıkmaz bir uçağa pilot olan adam gördünüz mü? Veya Varan tesislerinde şoför? Veya bir makinist?Otobüs şöförü? Yok tabii ki. İnsanları bir yerden bir yere getiren mesleklerlde faytoncular hariç her birinin bir hakedişi bulunur. Taksicilik de bu yok. Adam 2 kişiyi yaralamış bir kişiyi öldürmüş çıkmış hapisten araba kullanmayı biliyor, gecesi gündüzü yok diye taksici oluyor ve sen sırf 10 dakika daha yolum kısalsın diye bu adamla yan yana hayatını pekiştirmek zorunda kalıyorsun. Onunla konuşuyor, anlaşmaya çalışıyor, hizmet alışverişinde bulunuyorsun ama bunun yönetim bazında hiç bir kıstası yok!

Baktım bugün, belediye istanbul için taksi projesi yarışması düzenliyor yüzbinlerce dolarlık. ama gelin görün ki bu "taksicilik mesleğine" yönelik proje geliştirmesi değil, sadece araç, durak ve iletişim hizmetlerini bağlayan konuları içeriyor. Yani onu asıl yönetecek olan "insan" yine es geçiliyor.

iş saatlerinde nasıl giyilir, müşteri nasıl karşılanıyor, kibarlık nedir, etik olmak nedir, müşteri araçtayken neler yapabilirsin, neler yapamazsın, müşteriden ne isteyebilirsin, müşterinin senin üzerindeki hakkı nedir ne değildir, cezalar nedir, taksici olmak için gireceğin kurslar şunlardır, alman gereken sertifika şudur, şu kadar ay test süreci vardır, yılda şu kadar süre şu toplantılara katılman gerekir, sağlık raporun şöyle olmalıdır filan... Yok böyle şeyler. Yanına oturduğunuz adam vebalı mıdır, hırsız mıdır, paranızın üzerini vermezse bişey der misin, ben o adresi bilmiyorum gidemem dediğinde bir şikayet edeceğin nokta var mıdır, korsan taksi durakları nereye şikayet edilir, şikayet edeceğin yerde nasıl bir birim vardır, bunlar trafik polislerini nasıl yönlendirir, ne tip caydırıcı eylem planları vardır. YOK. ama ne var, "lütfen taksilerimizi tasarlayalım, böyle modern olsunlar, şık olsunlar falan filan"a basıyor kafa. Taksi plakaları giderek zamlansın, taksici bulmak kolay olsun ki vergiden daha çok belediye cukkalansın. O yeah beybi. Sözde 2010'da sertifikasız taksi olmayacaktı. AB standartları geliyordu. Hepsi yalan.

sırf taksicilerle muhatap olmamak adına araba alınır, istanbulun o kaosu çekilebilir gibi hissediyorum bazen. hani yoldaki adam insanlıktan çıkmıştır ama sana zararı yoktur, bir kendi dünyası vardır ve o oradadır senin dünyana geçecek gücü zaten yoktur ama taksici tayfası hem bu tip adamların hegamonyasında hem de 1. dereceden hayatına etki edebiliyor. Geçen adam "sizin siteye de hiç bir taksici gitmek istemiyor, duraktan değil de yoldan binsen abbiiii" demesi karşısında "her istediğin olsaydı taksici olmazdın hocam, o yüzden sür gidelim" dememle birlikte ışık hızına çıkmasını görmeniz lazımdı. Bunların bir de para üstü vermeyeni var. 9.20 tl tutan tarifeye 9 tl verdiğinizde yüzünüze bön bön bakıyor ama 0.5 tl daha verince geriye kalan 0.3 tl'yi vermeden basıp gidiyorlar. Fatura isteyince yüzünü asan bile var ya. Ulan para verdim sana fatura istemicem de ne isticem!

Elbette istisnası olan taksiciler var. ama 100 kişiden 10'u filan böyledir. Onlar da geri kalan 90 kişi adına sesini yükseltmiyorsa zaten pek de önemli değil o 10 kişi. Bir birliktelik yapamadıktan sonra ne anladım "ya bizim meslekte de ayı çok" diyen bilinçli adamı. Ama birim fiyat artmıyor diye grev yapmaya gelince binlerce toplanmayı biliyor.

Yani allahın bir bildiği varmış ki ben böyle siyasetten, politikadan hoşlanmıyormuşum ve böyle çevremde bana mevki verecek torpilci akrabalar yokmuş. Yani Emniyet'te veya bir Yerel yönetimde görev filan alsam, sözüm geçse,  taksicilik kavramını çok pis değiştirirdim. Onbinlerce ailenin direği işsiz kalırdı belki ama banane mk. Evlenmeseydin üremeseydin insanlıktan nasibini almamış testestoron torbasıyla.

2.4.11

Filmlerden Alıntılar #13

Pachelbel Canon için yapılmış bir film gibidir My Sassy Girl/yeopgijeogin geunyeo . Kızın D major çaldığı, erkeğin maskesini çıkararak elinde gül sahneye gelişi unutulmaz sahnelerdir.
Mutlu bir film olsa da beni hep üzmeyi başarmıştır içindeki sessiz aforizmalarıyla.
Hhiç öpüşme sahnesi olmasa da çok sıcaktır.
Ayrı kalan çiftlerin 3 yıl sonraki, zaman kapsülünde tekrar bir araya gelmeleri, katarsisin allahıdır.
Çocuğun kıza kafede daha ilk yanaşmasında, kızın  "ölmek mi istiyorsun!" demesiyle kaderini belirlediği filmdir.
Kızın çocuğa 'sen gelecek için yaşıyorsun, ben geçmişte kaldım' dediği, çocuğun da 'bir daha hayatına birini soktuğunda geçmişini unut' dediği ve aşkın tesadüflerden bir köprü yapma sanatı olduğunu anlatan bir filmdir hafızalarda...

how many times

kurban olduğumunun...
nasıl da kesiyorsun her zaman, her yerimi