• Sense8 ile yeni yıl

  • 2016 dizilerinin gizli Hit'i: Quarry

  • John Carpenter geri döndü!

31.12.10

new years end

Bu da 2010'un son mesajım olsun bakalım.
Pek sevdiğim bir parçayla uğurlayalım bu yılı da.

30.12.10

2010'un kısa özeti

çok kısa bir şekilde özetlenirse, kötü geçti 2010 benim için ama daha kötülerini de gördüm, o yüzden çok kötü diyemiyorum, hem sonu itibariyle de güzel bile sayılabilir.
2011'den ise umutluyum bu yüzden. İlk kez yeni bir yılın gerçekten de güzel geçmesini diliyorum.

28.12.10

just for tonight

2010'un en iyi albümlerini, şarkılarını, konserlerini filan seçmeden önce Groove Armada'nın Black Light'ını es geçmeyin, unutmayın, unutturmayın

27.12.10

ne dinliyim, izliyim

Şu sıralar ne dinliyim, izliyim diye düşünüyorsanız işte sizi etkilemesi garanti önerilerim. Özellikle Aronofsky'nin yeni filmi Black Swan beklediğimize değdi. Yılın filmi veya ikincisi. Çok arıza. Çok sakat.

26.12.10

badem

bu da dursun bi köşede.

24.12.10

şarapçıdan taciz!

sözde bekarlığa veda partisi önce Tezgah önünde otururken, az feminem kılıklı bir ayyaş abimiz ağzı kulaklarında, yalpalayarak yanımıza gelip "selaaaam gençlerr kehekeheh" yaptı.
ardından "beni sefiooo musunuzzz bakim?" diyerekten kafasının güzel olduğunu anladık.
ben de artistim ya "tabii abi ya sevmez miyizzzz" dedim.
adam çakal lan, ne laf ediyon di mi. berkant'a doğru bakarak (yüzünde gülümse var hala) "yalan söylüyor bu yürüyen cinsellik!" diyerekten hepimizi selamladı ve gitti.

adam bana "yürüyen cinsellik" dedi lan. sonra ortamda kısa bir süre sessiz yaşandı, arkasından salya sümük kar tanesi gibi üzerimize yağdı ahauhuah.

bir de baktım ki

taksim'de sık sık takıldığım barda bi de ne göreyim, üst katında gelsin insanlar gazete kitap dergi okusun diye açılan rafta, şu ana kadar yazdığım 3 farklı dergi de bulunuyordu, bir kaç kişi meraklı gözlerle okuyorlardı bile.
sonra çıktık hamburger yiyelim diye, orada da bi okur yakaladı faruk'u...
maliye politikası ve türkiye ekonomisi dersinde arkadaki çocuğun çok eski bir okurumuz olması ve sonrasında dergiyi çantasından çıkarıp bana göstermesi "takipçinizim!"

hep söylüyorum. yazmak güzel bir şey lan. yazın!
gerisi artık ölmeden bir kitap yazmaya bakar inşallah

22.12.10

breath

samuel beckett denildi mi akan sular bile durup hazır ola kalkar.

20.12.10

Dream on Brother, while you can

inşallah bu yaz izleyip hacı olacağız.
olur da wasting love çalarlarsa da muhtemelen 1 hafta sesim kısık gezerim.
Wasting love, in a desperate caress dediği anda Bruce, işaret parmağımı kaldırır
seni gösteririm.

Maybe one day I'll be an honest man
Up till now I'm doing the best I can
Long roads, Long days, of sunrise, to sunset
Sunrise to sunset

Dream on Brother, While you can
Dream on Sister, I hope you find the one
All of our lives, covered up quickly by the tides of time

Spend your days full of emptiness
Spend your years full of loneliness
Wasting love, in a desperate caress
Rolling shadows of nights

Dream on Brother, While you can
Dream on Sister, I hope you find the one
All of our lives, covered up quickly by the tides of time

Sands are flowing and the lines are in your hand

In your eyes I see the hunger, and the desperate cry that tears the night.

19.12.10

Team Hoyt

üremeden önce anne ve baba adaylarına izletilmesi gereken bir video. evladını ömrünün son anına kadar en az böyle sevemeyeceksen, ürememelisin ey insancık.
baba olmak zor şey. böyle bi babanın olmaması ise daha zor.

Filmlerden Alıntılar #9


Bu sene muhtemelen Oscar'la kavuşacak olan filmden gelsin. Rabbit Hole.
(Sonsuz uzayın bir köşesinde, sizden var olan tonlarca sizden birisinin,sizin tam aksi olarak keyifli zaman geçirdiğini düşünüp mutlu olacak kadar hayalperest iseniz, mutlaka izleyin)


Becca (N. Kidman) ölümcül derecede acı çekiyordur ve annesine depoda sorar:

Hiç acısını dindirdiğin oldu mu?
Hayır.
Dineceğini sanmam. En azından benim için. 11 yıl olacak.
Yine de değişiyor.
Nasıl?
Bilmiyorum.
Ağırlığı sanırım.
Bazen çekilebilir oluyor.
Gizlice cebinde taşıyabileceğin...bir tuğla parçası gibi olur.
Bir süreliğine...unutabiliyorsun bile. Ama sonra her ne
sebeple olursa olsun, vasıl oluyorsun.
İşte orada. "Doğru ya."
Daha kötüsü ne olabilir ki.
Ama her zaman değil.
Bazen bir çeşit...tamam onu gerçekten seviyorsun,
ama oğlunun yerine onu koyuyorsun.
Bu yüzden üzerinde taşıyorsun.
İşte bu yüzden acın dinmiyor.
Bu da...
Bu da, ne?
...güzel bir şey aslında.

16.12.10

tek çatıları gökyüzü

Radikal'de güzel bir haber var.
Şu aşağıdaki kısmı anılarımı tazeledi üzerekten. Kurtuluş'ta 15 sene oturunca bu tip manzaralar normalleşiyor ama manzaraya uzaktan bakınca, bir manzara bile olmadığını görmek mümkün. Öyle kıyısından köşesinden değil, gerçekten de hayatı en kral şekilde kaybeden insanlar görmek istiyorsanız metropollerde, buralara baksanız yeter. Her sokaktan, eskiden çok varlıklı olan ama bir şekilde dibin de dibine inen insan hikayeleri fışkırır. Oturup da (yarı)evsizleri dinlemek göt isterdi hep, uzaktan bakardım...

“Yaşamak nasıl bir şey Emin abi?” Mehmet Emin (60), Remzi İşmanoğlu (57)
Mehmet Emin ve Remzi İşmanoğlu Nişantaşı Sanat Parkı’nın iki entelektüel sakini. Mehmet Emin yüksek dereceli astım olduğu için emekli maaşı alıyor. Yeşil kartı, yaşlı seyahat kartı cebinde, bilinçli bir evsiz. 5 sene sokaklarda yaşadıktan sonra emekli maaşı olunca bir ev tutmuş. Remzi İşmanoğlu yem satarak ve çevreden yardımlarla geçiniyor. İkili parktaki Zübeyde hanım heykelinin küçücük, girişteki Dimitri Cantemir heykelinin kocaman olmasına takmış. Çantalarında votkaları, yanlarında bir dilim portakal sohbetteler. Mehmet Emin boyacılık yapıyor. “Deniz Gezmiş’lerin tarafında” diye 1977’de Güzel Sanatlar’dan ayrılmış. Oğlu doktor, kızı Emniyet amiri. Oğluyla görüşmüyor. Kızını ara sıra arıyor. Remzi İşmanoğlu Kurtuluş’ta yıkıntı bir evde kalıyor. Gündüz kimseler görmesin diye hava kararınca gidiyor “evine”, sabah kimseler uyanmadan çıkıyor. Bizi görünce “Yeni Radikal’den misiniz?” diye soruyor. Her gün gazete okuyor, küçük radyosundan haberleri dinliyor. En sevdiği program Medya Mahallesi. Uzun süre Almanya’da çalışmış, çok para kazanmış. “Hilton’un krokisini çizerim sana” diyor. 70’lerin sonunda Hilton nasılsa anlatıyor. Nişantaşı’nda şarküterisi varmış bir zamanlar. Parasını hep başkalarıyla paylaşmış. İstanbul’un o dönemki bütün eğlence yerlerini biliyor; Lalezar Lokantası, Valentino, Palet 2… “Dolu dolu yaşadım işte. Geçmiş geçmiştir bayan. İleri…” diyor. Sağlık sorunlarını sorduğumuzda; “Gebersek de gitsek” diyor Mehmet Emin. Remzi arkadaşı soruyor; “Yaşamak nasıl bir şey Emin abi?” Sonra “Love Story” filmini anlatıyor. İkili derin bir aşk var mı yoksa sadece sevgi mi tartışmasına giriyorlar. Humplrey Bogart’dan girip, Anthony Quinnn’den çıkıyorlar.

15.12.10

JLTF


Soğuk havanın tek kötü yanı, tüm enerjimi, tüm isteğimi çalıyor olması. O yataktan kalkmadan önceki bir kaç saniye o kadar zor geçiyor ki kendi adıma, yani kıyamet kopacak deseler "aman kopsun nasılsa ölecez" der yatarım. Hayır uykuyu çok sevdiğimden değil, soğuğu bir o kadar sevmiyor oluşumdan. Elbette o yataktan ıkına ıkına çıkılıyor, üşünüyor ne kadar doğalgaz yanarsa yansın. Sonra hayat rutin haline giriyor girmesine ama bu rutini bozan şey yavaş yavaş "rüyalarım" olmaya başladığı için rahatsızım bu durumdan. Rüyalar insanların hayatlarını zorlaştırsın diye yoktu bence. Her ne kadar benim yataktan hızla kalkmamı, uyumaktan ve yataktan uzaklaşmamı sağlasa da bu rüyaları, o rüyadaki üşümeleri tüm gün koynumdan atamıyorum. Kalbin bir köşesine o soğukluk girdi mi, hiç bir kaynak orayı ısıtamayacak gibi geliyor. Güzel tarafından bakarsak, bir gün, bir an ısınırsa orası, her şeyin çok güzel olacağını hissetmek.
Rüyalar bilinçaltından mı gelir, gelmez midir, işaret midir, gaz mıdır nedir bilmiyorum ama fena halde gerçekmiş gibi davrandığını biliyorum artık. Bir keresinde rüyamda deja vu olmuştum yahu? İnsan rüyasında deja vu olur mu? Hadi onu geçtim rüyada yarattığın karakter sana akıl verir mi? Hadi verdi diyelim, uyandığında o akla uyar mı bir insan! Rüyalara göre yaşadığım an bir sorun olduğunu hissetmiştim... Bir gün rüya görmeme hapı yapılırsa aspirin, viagra kadar çok satacağına eminim.
Rüyalar sadece rüya olsun, yeter artık, biraz da üşümeyeyim.

Dünyanın en güzel "nothing" diyen kadını

13.12.10

therion

benden geçmiş ama eğlenceli konserdi. koca göğüslü gotik yarim vokal sux ama.

12.12.10

aşk geri gelir

pek Türkçe şarkı paylaşmam buralarda ama bu sefer istisna olsun, dursun bu bi köşede.

8.12.10

pixar'ın ampulü

ahahah ahhaaha süper parodi lan.

7.12.10

Oyungezer 38. Sayısı

Oyungezer'in 38. sayısında...
Yılbaşı sezonu öncesi oyun yağmuru!

İNCELEMELER:
Assassin's Creed: Brotherhood
6 sayfa inceledik.

Call of Duty: Black Ops
İnceledik, multiplayer taktikleri verdik, performans rehberini yazdık.

Gran Turismo 5
8 sayfa inceledik, bissürü araba açtık.

***

DOSYA KONULARI:

EA November Showcase
Sonbaharın sonunda, Londra'dan sıcak haberler getirdik.

Spor Oyunları
Basketbol, Amerikan futbolu, buz hokeyi, tenis, golf, boks...
Hepsini tek bir dosyada topladık!

2011'den neler bekliyoruz?
Ekran Dışı'nda hayata dair beklentilerimizi gözden geçirdik.

***

ÖN İNCELEME:
L.A. Noire, RAGE

REHBER:
Gray Matter

Bu arada Oyungezer.com.tr de yeni haline kavuştu. Bi göz atın ;)

6.12.10

wait for me

götüm gibi bi pazartesinde ne dinlenebilir ki

sone 15

düşünüyorum da, dünyada büyüyen ne varsa,
bir an tutunabiliyor yetkinlik noktasında;
şu koca sahnede sergilenen tüm oyunlarsa,
gizliden gizliye hep yıldızların etkisinde.
bakıyorumda, bitkiler gibi çoğalıyor insanlar,
aynı gökten açılıyor ya da kapanıyor yolları;
gençlikte kabarıyor, inişe geçince sönüyorlar,
silinmeye başlıyor akıllardan gösterişli günleri.
o görkemli gençliğin geliyor gözlerimin önüne;
savruk zaman belki çöküşle tartışmaya girdi bile,
gençlik gününü, karanlık geceye döndürsek mi diye.
ama sevdiğin uğruna zaman'la savaşı sürdüren ben,
yeniden aşılıyorum sana, o ne götürürse senden...

Shakespeare'in en güzel sonelerinden. İçiniz mi sıkılıyor? İlaç gibi.
Sahneyi dünyaya benzettiği ilk sonesi ayrıca budur.



meraklısına İngilizcesi
When I consider every thing that grows
Holds in perfection but a little moment,
that this huge stage presenteth nought but shows
Whereon the stars in secret influence comment;
When I perceive that men as plants increase,
Cheered and cheque'd even by the self-same sky,
Vaunt in their youthful sap, at height decrease,
And wear their brave state out of memory;
Then the conceit of this inconstant stay
Sets you most rich in youth before my sight,
Where wasteful Time debateth with Decay,
To change your day of youth to sullied night;
And all in war with Time for love of you,
As he takes from you, I engraft you new.

RESET! 69

RESET! 69. sayısı çıktığğğ. saldırın!
İki film yazabildim bu sayı. Biri iğrenç diğeri pek güzel.
Resme tıkla.
saw3d saw3d

3.12.10

oops

Deneysel kısa film dalında 2010 vimeo ödülü kapan film budur.
Tek kelimeyle harika bir editing mucizesi.
Youtube'dan alınmış alakasız videoların ustaca birleştirilmesinden oluşuyor
İşin ilginç yanı fena halde içimi ürpertti video. Sanki planlanarak çekilmiş izlenimi verse de, böyle bir ruhun astral seyahatine tanık oluyoruz gibi.
Farklı hayatlardan bir anlam çıkarma adına süper bir fikir. Eminim bir reklam firması çalacaktır bunu.

oops from Chris Beckman on Vimeo.

2.12.10

no one really wins

Yazmak işte bu yüzden güzel. Her an, her hangi bir yerdeki her hangi bir güzel şeyi görebiliyor, duyabiliyor, öğrenebiliyorsun. Absimisa'nın satır arasında verdiği aşağıdaki şarkı gibi... Ne yol şarkısıymış arkadaş.


Sözleri de bir o kadar güzel.

Welcome love, I have made a place for you here
And I know every word they say
I know how they want to make you change

Change if you want, but don't you go and change for me
I can love you as you are
I didn't mean to make you want to leave

It's a fight between my heart and mind
No one really wins this time
No one really wins this time

If you don't find a love you want
If I have acted ungracefully
I don't want to see you go
I never meant to make you want to leave

Go if you want
Make your way straight to the door
I hope that you'll look back before you go
'Cause grace looks back before it starts to leave

It's a fight between my heart and mind
No one really wins this time
No one really wins this time
In the endless fight of grace and pride
I don't want to win this time
I don't want to win this time

Change if you want, but don't you go and change for me
I will love you as you are
I didn't mean to make you want to leave

It's a fight between my heart and mind
No one really wins this time
No one really wins this time
In the endless fight of grace and pride
I don't want to win this time
I don't want to win this time
In the endless fight of grace and pride

1.12.10

Mimsel şeyler

İmge beni mimlemiş :) Ben de onun yanaklarından mıncırarak mim konularına geçiyorum:)

'size göre aşk nedir? bir ilişkiden neler beklersiniz?''

Yazdım yazdım buraya bir şeyler ama hep sildim. Kavramların artık pek değeri yok gözümde sanırım çünkü ben de bir kavramın bir tanımına aynı anda bir kez inanmıyorum. Ne dersem diyim onu çürütecek başka bir lafım var. Ama yine de bir şeyler demek gerekirse AŞK: Yer çekimi kadar gerçek. Gerçek olması hissediyor olmamızdan değil, tamamen kanıtlanmış hormonsal bir aktivite olduğundan. Acıkmak kadar gerçek aşk insan için. Her insanın yaşamamış olması tabii ki acıkmak kadar basit bir nedene dayanmıyor. Aşka böyle sığırca bir bakış atıyorum artık çünkü ne romantikliği ne de sonsuzluğu insana bir şey katmıyor. Aşk oluyorsunuz ve aşkınız elle sayılır seneler içerisinde geçiyor . Onu bir şeylere çevirememişseniz, okyanus büyük diyip atlıyor gidiyorsunuz başka limanlarda aşık olmaya. Arkanızda bıraktığınız anılar yanınıza kar kalıyor işte. İnsanlar ortamala 1 kez, biraz şanslıysa hayatında 2 kez gerçekten aşık oluyor. 3 sayısı ancak bir mucize. Sayının burada bitmesi ise tamamen insanın ömrünün yetmemesinden. Eğer insan sürekli aşık olabilen bir canlı olsaydı 30 sene içerisinde öleceği bilimsel bir gerçek... Bu yüzden aşkı da, olanı da çok yüceltmiyorum gözümde. Bir gün açlığı, susuzluğu gittiğinde geriye ne kalacağı ilgilendiriyor beni daha çok. Sevecek mi beni?
Sevgi daha kutsal geliyor bana. Daha sakindir sevmek, daha durgundur, çok kelimesi yoktur, seviyordur işte, aklıyla kalbiyle seviyordur, ağzıyla veya diğer organlarıyla değil. Her hangi bir yerinizi değil bütününüzü seviyordur. Onun için artık bir isimden, bir işten, bir statüden, deriden kemikten ibaret değilsinizdir. Eliniz ayağınız kopsa, diliniz tutulsa, göz kapaklarınız bile kırpılmasa sizi sevecektir o başınızda bir an bile şüpheye düşmeyip. Önce tenine, daha sonra aklına ve son olarak da kalbine işlediniz mi zaten, sevgi için artık zaman-mekan ilişkisine bile gerek yoktur bu ilişki için. Bu yüzden aşk benim için bu yola gidişin bir anahtarından öte bir şey değil sanırım.


Bir ilişkiden beklentilerim XYZ demek kadar bir şey beklemiyorum demek de klişedir. Elbette insan bir şey bekler ilişkisiden eğer hayatına değer veriyorsa. Kümes hayvanı değiliz sonuçta. Miktarı konusunda düşündüm taşındım, sanırım artık çok beklentileri olan idealist tiplerden değilim. Yanınızdaki insanı tanıma süreciniz aylarla veya yıllarla ölçülecek bir süreç değil, onyıllara yayılabilir gayet. Sizi tanımadan önce karşınızdaki birey 20, 25 hadi 30 diyelim, sene bu dünyada oksijen tüketmiş, her gün onlarca anı onlarca tecrübe geçirmiş, kimler tanımış, kimler onu tanımış, sayısız başarılar, sayısız hatalar yapılmış, nerelere gidilmiş, nerelerden dönülmüş... Bir kaç ay veya yılda mı tanıyacaksınız o insanı? Sizin onu tanırken değişimlerini de hesaba katmayı unutmayın... O yüzden "onu tanımalıyım" benim için bir kıstas değil. Ben onu tanımak için zaten hayatımı paylaşırsam paylaşırım. Benim kıstaslarım daha çok kendimle. Kendime güvenmiyorsam ekmek almaya bile gitmem, değil bir insanın hayatına ortak olmak.

Bir ilişkide kendimden ne beklerim? Eğer aşıksam, eğer bir şeyler hissediyorsam yani iyi bir senaryo üzerindeysek önce ona sonsuz güveniyor olmam lazım. O güveni onun vermesi gerekmez, benim duymam yeterli. İnsanlar güvenmenin zor olduğunu söyler ama o kadar da zor değildir, güven kazanılandan daha çok söylenen bir kelimedir.... Onun için her şeyi yapabiliyor olmam gerek onun için. Yapmak zorunda değilim, ama şartlar öyle bir yere geldiğinde yapmak için tereddüt etmemem lazım... Her gün sesini duyduğumda şükretmek isterim onu bulduğuma, beni bulduğuna, sesini tekrar duyduğuma... Onunla gurur duymalıyım. Hatasız yaşadığı içi değiln hatalarıyla kendisini sevdiği için, melek rolü yapmadığı için... İyi bir insan olmalı iyilik yapmasa da. Özü iyi olmalı, beyaz olmalı. Belki beni de iyileştirir diye o da... Eskiden fedakarlık beklerdim mesela, pek hatalı bir beklenti olduğunu anlıyorum artık. Benle ilişkisi devam etmesi için fedakarlık yapmasına gerek olmamalı. Işık gibi, bir anlık da olsa benle olabiliyorsa olmalı... Bensiz de yapabilmeli, bensiz de devam edebilmeli. Devam edebilmesi için varolmam şartıyla kendisini şişirip patlatmamalı, yükünü benle paylaşabilmeli... Gözü başka insanları görmediği için değil gördüğü milyonlarca insan arasından beni seçtiğini bilmeliyim. Derimi değil, bende kimsenin görmediği bir şeyleri gördüğü için onunla gurur duymalıyım her sabah... Bazen de sadece bakabilmeli, sadece baksın, anlayabileyim ne geçiyor kafasından, sadece bakayım; anlasın kafamdan ne geçiyor. Bazen sadece devam edelim, sadece duralım, sadece gidelim, ben nereye gidiyorsam gelsin isterim bir ilişkiden.


"Şimdi sizden anılarınızla, anılarınızın değeriyle ve onları yüklediğiniz eşyalarla ilgili bir yazı yazmanızı istiyorum”

(play'e basalım)


Bu da zor lan :) Giderek anıları silinen ve her silinen anısıyla biraz da eksildiğini hisseden, giderek boşalan içi karşısında eli kolu bağlı bekleyen birisi için anının tarifi zor be ya. Nesnelere hatta nesne olmayan tecrübelere fazlasıyla anı fazlasıyla anlam sıkıştırdığım için gözümün önünde anısı olan hiç bir şey yok artık aklî sağlığım açısından. Bakıyorum da odama, çevreme, ne ailemi ne geçmişimi yansıtacak bir anım yok.İşte bi geçen ay benim için elma dalı şeklinde kesilmiş el yapımı bir masaüstü saatini tamir etmeye çalıştım. Naparsam yapim çalıştıramadım, minik uçlu tornavidam yok diye açamadım içini, vidasını tırnak makası ucuyla açayım derken yelkovanı yamulttum, elime batırdım makası, istemsiz de olsa hüzünlendim baya; bari şu saat bozulmasaydı diyip poşetine geri koydum. Keşke bozma yeteneğim kadar tamir etme yeteneğim de olsaydı, ne iyi olurd.

Bi de imgecim bana blog ödülü OSCAAAR vermiş, çok şey oldum, şebelehübele işte :) Teşekkür ettim.
*(bu mimleri de ödülleri de kimseye vermem, benim!)
**(kitap cover'ı güzel, kitap ondan da güzeldir, içinizi doğrayabilir ama bir şeylerin resmini çizmenizde size yardımcı olur)

Manowar - Battle Hymns MMXI


Hep derim, Manowar Battle Hymns izinden gitse çok daha büyük bir grup olurdu, onun yerine Into The Glory Ride izinden gittiler, günümüzde alay konusular artık. Neyse ki 1982'deki o sesi çok da iyi olmayan albüm yeniden kaydedilerek günümüz kalitesine taşıdı cam göz Joey. Çakal adam. Kesin Kayserili.

7 Aralık'ta çıkıyor albüm. Tüm parçaların yanında 2 tane de daha önce başka bir yerde çalınmamış Death Tone ve Fast Taker'ın Live versiyonları bulunuyor. Manowar'un en iyi parçalarından olan Dark Avenger'da ise bu sefer elbette Orson Welles yok. Yerine Christoper Lee konuşmayı yapmış ve çok şık da olmuş (aşağıdan dinleyin deyü upload ettim). Albümün tamamı zaten süper. Davullar özellikle harika. 19 yıllık şanına yakışır olmuş Battle Hymns'in. By moonlight we ride ulan :P