12.11.10

Gözlerini Kapayabilenler

Her şey gözümü açmakla başlasa da, çoğu şey gözümü kapatmakla devam eder benim için. Gözümü kapatır; hiç gidemeyeceğim yerlere giderim, hiç ulaşamayacağım insanlara ulaşır hiç konuşamayacaklarımla konuşurum. Hiç olamayacaklarım olurum. Hiç sevilemeyecek kadar sevilir, hiç sevemeyecek kadar severim. Hiç koşamayacak kadar koşar hiç kaçamayacak kadar kaçarım. Hiç yapamayacağım şeylerin tadını "hiç" de olsa almaya çalışırım. Göz kapamakla o hiçlik arasındaki tarifi zor yere bayılırım. Bazen beynin sağladıklarıyla hayrete düşer, bazen korkarım. Kapalı olan gözümün önünde tüm detayları bana ait olan bir Dünya ve içindekiler vardır beynimin bir kaç milyarlık sinir hücresinde. Her şeyin göz açınca gitmesinin hayal kırıklılığından bahsetmeye gerek yok... Ama kan akışın yavaşlamış, hafif bir melodinin hüküm sürdüğü bir yerde, ensene çalan ılık bir hava sonrası, sağ gözün kapalı, sol gözün açık olmak istediği anındaki insancıl karmaşanın hissettirdiklerini de inkar edemem. Gözümün açık olduğu zamanlarda da "hiç" gitmediğim bu yerlere giden birilerinin bir yerlerde elbet yaşadığını ve onu bulacağımı bilmenin tarifsiz keyfinden bahsetmeye bile gerek yok.

Gözlerimi kapatıp "bunlara dönüştüğümde" aklıma gelenlerin Murakami'nin de geliyor oluşunu çok seviyorum. Herkesin kendisini görebildiği kaç tane kitap yazarı kaldı ki?
Üçleme olan 1Q84'ün ilk iki kitabı, 2011 Eylül'de İngilizce olarak çıkıyormuş. Takvimlere not almak lazım. Okunacak çok sayfamız, gidecek çok yerimiz olacak...


O zaman bir de alıntı:
"So that’s how we live our lives. No matter how deep and fatal the loss, no matter how important the thing that's stolen from us - that's snatched right out of our hands - even if we are left completely changed, with only the outer layer of skin from before, we continue to play out our lives this way, in silence. We draw ever nearer to the end of our allotted span of time, bidding it farewell as it trails off behind. Repeating, often adroitly, the endless deeds of the everyday. Leaving behind a feeling of insurmountable emptiness... Maybe, in some distant place, everything is already, quietly, lost. Or at least there exists a silent place where everything can disappear, melting together in a single, overlapping figure. And as we live our lives we discover - drawing toward us the thin threads attached to each - what has been lost. I closed my eyes and tried to bring to mind as many beautiful lost things as I could. Drawing them closer, holding on to them. Knowing all the while that their lives are fleeting."Sputnik Sweetheart
Tepkiler: