17.9.10

kısa bir yürüyüşe çıkıyorum.

“İşte bu, aşk ile seksin arasındaki farktır; seks boşaltır, aşk ise ağzına kadar doldurur.”

Sana yazmaya karar verdim, çünkü garip bir dönem bu, adeta sessiz bir karmaşa dönemi. Kendimi hayat tarafından uyuşturulmuş hissediyorum, bir şeyler olmalı, hissediyorum, ama ne, bilmiyorum. Ya da sadece benim içimdeki değişim isteği böyle düşünmeme neden oluyor. 28 yaşındayım ama 20 yaşımdaki halimden daha az anlıyorum. Büyüdükçe her şeyin kolaylaşacağını sanıyordum, ama aksine her şeye devamlı baştan başlıyorum.

Hayatımın bu döneminde, kendimi mantarı yedikten sonra devden minicik kıza dönüşen Harikalar Diyarı’ndaki Alice gibi hissediyorum. Benimki bir yürüme değil, yara bere içinde dans eden bir kabile dansçısının dansı adeta.

Üstelik bazı günler kararımı birtakım oyunlara emanet ediyorum. Mesela; eğer asansör 5 saniye içinde gelirse ya da yürürken kaldırım çizgilerine basarsam veya cep telefonunu açar açmaz bir mesaj alırsam o zaman kararım “evet” olacak. Yok, eğer olmazsa o zaman da “hayır”. Kimi zaman da metroda, trende ya da otobüste birini gözüme kestirip, “Çabuk hemen dönüp bana bakın, şimdi ve hemen bakın.” diye tekrarlıyorum içimden. Eğer dönerse, evet.
Zaman zaman odayı yeniden düzenleme triplerine girdiğimde, bütün eşyaları dışarıya taşımam, sonra sıkılıp hiçbirine dokunmak istememem ve böylece kendimi öncekinden daha beter bir evin ortasında bulmam gibi hayatım.

Diskoteklerin kapısındakiler gibi, ben de hayatımın girişine, seçimler yapan bir adam diktim....
--

İkili ilişkileri huzurlu, sakin bir şekilde yaşamayı bilmiyorum. Alessia ile olan ilişkimde mesela, o, kalbimin en güzel şeylerinin bulunduğu yere kadar girebilmişti, hani şu Nutellalar, bisküviler, kahvaltılıklar, reçeller ile dolu tatlı büfesi gibi olan yere; hani bir girdiğinde olan olur ve bir daha çıkamaz ya, işte o özel köşeye girebilmişti. Bunun aşkla ilgisi yok. Öyle insanlar vardır ki onları ilk tanıdığın andan itibaren asla sevmekten vazgeçemezsin. Alessia da bunla
rdan birisi, bunu daha ilk anda anladım.

Onunla tanıştım ve tanışmamızın ertesi günü seviştik. O alışılagelmiş, “Çok erken olmadı mı?” diyaloguna girmedi. Hani aşağı yukarı şöyle gelişen konuşmadan söz ediyorum:
“Değiştin birden.. Neyin var?”
“Yooo, hiçbirşeyim yok..”
“Emin misin?”
“… Hayır, şey, düşünüyordum ki.. Kimbilir şimdi benim için neler düşünüyorsundur, böyle hemen oluverdi, şimdi bana inanmayacaksın biliyorum, ama daha önce hiç böyle bir şey yapmamıştım, bilemiyorum, sen bana ne yaptın böyle, yani genellikle daha sonra olur ama, belki sen şimdi bu kız herkesle böyledir diye düşünüyorsun…”

İlk zamanlar bu sözleri duyduğumda inanıyordum ve kendimi aptalları hayran eden, seksin yüz karası gibi hissediyordum.
O ise hayır, bu numarayı yapmadı, çünkü o her zaman hayatı sakince yaşamaktan ve ne ise öyle kabul etmekten yanaydı, hatta hani şu dereyi görmeden paçayı sıvamayanlardan...

Onunla ilk seviştiğimde çıldıracağımı zannettim, yüreğimin bu kadar heyecanı taşıyabileceğine inanamadım, zorlukla nefes alıyordum. Teninin kokusu benim için yaratılmıştı: Bir uyuşturucu gibiydi ve o andan sonra kendimi iyi hissetmem için günde en az bir kere almaya ihtiyacım vardı. İçine çektiğinde hemen eve koşmak istediğin bir koku...

Kendimi bir şarkı, bir şiir gibi hissediyordum. Her şeyde onu buluyordum, vitrinlerde, kahvaltıda, yastıkta. Alessia’yı ne kadar çok seviyordum. Uyanır uyanmaz hemen telefonumu açıp ondan bir mesaj olup olmadığına bakıyordum ve mesaj bildirim sesini her duyduğumda kalbime bir esinti geliyordu. Hoş bir şeyler yazmışsa mesajı haftalarca silmiyordum. Onu saklamak ve defalarca açıp okumak hoşuma gidiyordu. Ne zaman burcumu okusam onunkini de okuyordum ve ayrıldıktan sonra da bunu yapmaya devam ettim.

Alessia muhteşem bir kızdı, güzeldi, insana saçını başını dağıttıracak kadar güzel. İlk zamanlar sadece bir bakışı beni ürpertip sarsmaya yetiyordu.

O, tutku ile aşık olmayı bilen kızlardandı, sana ruh veren ama bunu seninle yatarak anlatmayan kızlardan."

---

7.Oda sayesinde gördüm bu kitabı. Herkese öneririm diyemeyeceğim, aslında; kalbi hala çarpanlara önerebilirim. Fabio Volo'nun kaleminden dökülen bu sayfalar belki çok kişiye hitap etmiyor olabilir ama hitap eden kişilere de inanılmaz anılar yaşatacak düzeyde. Şahsen, pek çok kez bu kadar olur dedim kendi kendime... Alıntıladığım yazıları bile tekrar tekrar okuyabilirsin bence. Şuradan da SATIN alabilirsiniz.
Tepkiler: