30.9.10

boş bina

kaç ay önce yazdım hatırlamıyorum ama buna benzer bir konudan bahsetmiştim. 2006'dan beri haftaiçi hergün boğaziçi köprüsünü kullanarak avrupa-asya-avrupa yaparım. Artık o kadar baydım ki köprüden, trilyoner olsam asla boğaz manzaralı bir ev almam sanırım. Artık özelmiş gibi gelmiyor. asfalta bakmak daha heyecan verici açıkçası. Ama diğer yolcular genelde tam tersi olur. Herkesin kafalar sağa- sola dönüyor mesela. Hayranlıkla bakıyorlar silüetlere. Yani ilk yıllardaki dikkatim yok manzaraya karşı. Pişman da değilim.

Ama geçende bir detay dikkatimi çekti. Sol aşağıda bir yerde eski bir boş yalı vardı. Baya eskiydi. 2007'nin sonlarına doğru sapa sağlam olduğunu hatırlıyorum. Hatta içimden "ulan insan bu evi niye böle sahipsiz bırakır, kaç trilyon eder kim bilir" diye Türk hesabı yapıyordum. Bugün farkettim ki göçmüş ev. 5-6 ay önce biraz, ondan önce de biraz göçmüştü. Üç yıl kadar bir sürede yerle bir olmuş kendi kendine işte. Durduğu yerde.

Boş bir evin kaderi bu sanırım. İçinde olup da çöken ev hatırlamıyorum ben... Betonun, sıvanın, ahşabın bile insansız zamana karşı koyamayıp yıkılması, bazen kendimle gurur duymamı sağlıyor. Bazen de güldürüyor :)) Başka hiç kimse her halde kendisiyle boş bir binayı kıyaslamazdı.
Tepkiler:

3 yorum :

mine dedi ki...

o zaman boş kalmayıp boğaz manzarasının büyüleyiciliğiyle her seferinde doldurmalı içini ...
sakın o yetseydi ev çürümezdi deme ! : )

Volkan dedi ki...

yenilerinin yapılması için bazı evlerin çökmesi gerekir ama, derim eğer onu demezsem :))

IMPERATOR CAESAR FLAVIVS PIVS FELIX VICTOR MAXIMUS AVGVSTVS dedi ki...

Bahsettiğin yalıyı biliyorum. Son üç yıldır ikinci köprüden gidip geliyorum okula, köprüden geçerken hep o yalıya bakıp ulan keşke param olsa, satın alıp restore etsem, otursam içinde, diye hayal kurardım. Sonra daha gerçekçi hayaller kurup gizlice binaya girip köprüden bakarken görünen kameriyesine çıkıp bir masa bir sandalye atsam, Boğaz'a karşı içsem diye düşündüm. Hatta yalıya giden toprak yolu, yolun sonundaki parmaklıklı kapıyı nasıl geçerim, bekçsi varsa nasıl atlatırım diye kafada kuruyordum. Temmuz gibi fark ettim ben de çöktüğünü.

Acaba kimindi, kimler oturdu içinde, nasıl o hale geldi, penceresinden bakınca nasıl görünüyor diye düşünürüm hep.