23.8.10

ilginç bir yolculuktu

sadece otobüs maceralarımı anlatsam eminim ki daha çok takipçim olurdu ama ben o kadar sıkıcı bir adam değilim, durmadan askerlik anılarını anlatanlar gibi. Ama bazı otobüs anıları da tam anlatılası yani. Böyle bi paylaşasım geli, gülelim istiyorum, şenlenelim, hoplayal...

Bugün ilk kez şu püfür püfür kliması olan yeşil otobüslerin birinde lcd ekranlar gördüm. sanırım 3-4 tane takmışlar. İstanbul'dan kareler, toplam durak sayısı, kalan durak sayısı, hangi duraktasın, saat gibi bilgiler gözüküyo. Tabii ben artık tam bir materyalist birine dönüştüğüm için bunun "reklam tarafını" düşünüyorum. Lan bak 20 durak varmış, ortalam şu kadar saat yolculuk etse, en az şu kadar yolcu taşısa, reklamlar ortalama şu kadar saniye uzunlukta olsa, izlenme oranı şu kadar olur, şu kadar kişi döner, onun %2'si şu kadar eder, onun da piyasadaki reklam şusu busu bu kadar para eder gibi bol bilinmeyenli hesaplara girdim. Sonra kafamı camlara vurdum sen nası bişiye dönüşüyosun lan Volki diye. Şaka şaka vurmadım kafamı, ama yasladım böyle kafamı cama, köprüdeki tümsekler sağolsun cupcupcup diye sekti kafam camda 3 kez. Biri de tam sivilceye denk geldi ki, camı azcık kirlettim

Sonraki durakta eman allahım! 1453 yıllık otobüs yerlisi olan ben, ilk kez bu kadar güzel bir kızın otobüse bindiğini gördüm. Normalde çirkin kızlar bitse, ohooo tüm otobüs boş olur, o at gibi kokan kız da gelir yanıma oturur, hiç şaşırmam ama konu güzel kız olunca cenabet şansıma, otobüs dolu olduğu için, aramızda biraz mesafe kaldı. Neyse ki bir kaç durak sonra millet toz şeker bulmuş karınca gibi kapılardan aktı, kız da yaklaştı. Valla kötü bir niyetim yok, kız başarılıydı yani, incelememek kıza haksızlık olurdu. Lütfen yani, koca adamım asılcak halim yoktu kıza tabii!!! Neyse, kız gerçekten başarılıydı. 175 boy. ama 5 cm'si topuktan geliyodu. Kadife bir topuklu ama öyle çivi gibi ince topuklu değil. Orta topuk. Ayakkabısının önü kapalı. Ah işte bu. Tüm gün ayakta durmaktan kafam gibi şişip kan toplayan baş parmak showu yapmıyordu hatun kişisi. İnce bir naylon çorap. Dar bir kot. Arka tarafında topuğunda biten bir fermuar. Azıcık açmış. Biraz daha yukarı çıkınca anlaşılıyor ki kızımız tam bir simetri kitabı. Bu kadar mı kusursuz olur usta! Kızım sen hiç mi hamur işi yemedin. Nerede leğen gibi kıçın, roberta carlos baldırların! Yok. Başkası olsa "gel seni manken yapayım" derdi. Daha yukarı çıkınca, abartıya kaçmayan mavilikte, abartısız desenli bir askılı bir tshirt. Üzerinde tüp patlamış gibi de yanmamış, tadında kalmış güneş altında. Kesinlikle tuttum giysilerini. Ucuz değil ama ucuz değil diye de göze göze sokmamış. Zevkiyle giyinmiş, tarz sahibi ablam. Tırnaklara geçiyoruz. Evet. Hayvanlar gibi bakımlı. İyi anlamda yani. Sanırsın ki ellerini kullanmıyor bu kız. Kusursuz, pürüzsüz, alıp yiyesim geldi ekmek arasında o derece. Boyun da leylek gibi değil. Boyuna göre kararında uzunlukta. Saç kesimi küt değil, erkek modeli değil, şu moda var ya bi taraf uzun (sivri) diğer tarafı kısa, ondan da değil, bilmiyorum o kesime ne diyorlar ama ensesinin biraz aşağısında, dalgalı, kumral. Ensesindeki kıllar da öyle sarkmamış aşağı. ULAN kusur bulmam lazım bu kızda diye delirdim. Her yerine baktım rahatsız etmeden, yok abi bulamadım. Kaşlar, gözler, burun, dudak, Photoshop'ta yapılmış resmen. Turist sandım değil, pasosu vardı. Abartı aksesuar vardır diye umdum, saati de minimalistti, diğer kolunda da el yapımı bir bileklik vardı. Tatil köyünden aldığı belli ama yakışmış. Boynunda da bir şey vardı ama tam bakamadım. Neyseki yüzüğü yoktu eheh :P Sonra kız iyice yaklaştı bana, otobüsün arkasında doğru. Ellahım, cennet gibi de güzel kokmuyor mu. Her an oturup ağlayabilirim yani, "neden allahım, neden otobüs, başka bir ortamda filan? he yap bir babalık ühüh" diye. Bi 5 dakka daha aynı atmosferi paylaştıktan sonra kız indi. Onun yerine bildiğin sakallı kadınlar bindi, birine yerdim mırmır ederek.

Kulakta müzik, gözlerde dışarıda, eller artık cıvvık cıvvık olmuş otobüs borusunda, kafada bin tilki sevişiyor bamgüm, NE OLDU DERSİNİZ! Benim 1000 tane hakkım olsa bulamazdım valla.

Aha o da ne. Abdurrahman Dilipak bindi otobüse. Beyaz gömleği, Çetinkaya'dan alınmış kumaş pantolunuyla, fıldır fıldır bakan gözlerle otobüse bindi. La ne işin var senin halkın arasında, cesarete bak derken, kıçıma kadar geldi sokuldu. Ben bu adamı hiç sevmem açıkçası, bir düşünür yazar olabilir ama fikirlerine saygıdan başka bir şey gösteremem kusra bakmasın. Arkama geçirmedim valla, nolur nolmaz. Önüme geçti o da. Bakıyom böle, tip tip. İçimden şey diyorum "O dinlediğin müzik iblis işi, gel ilahi dinle sen" diyomuş bana, ben de aaağzıan aaağzına vuruyomuşum ahuuha. Valla sıradan bir adam işte. Tek dikkatimi çeken, bilek yok adamda. Sıfır. Dümdüz geliyo kol ve bi anda 5 parmak oluyo o kol. Çok ilginçti valla. Daha ilginci 1 durak sonra indi. Yani en fazla 5 dakka yolculuk yaptı. Yürüse yürürdü. Sevmedi galiba beni.

Ondan sonra inmem gereken durakta indim. Biraz yürüdüm. Diğer binmem gereken durağa geldim. Eve gitcem işte ama baktım biraz trafik var gibi. İçimden bi ses, "binme volkan, yürü hem spor olur" dedi. hay hay dedim. Hay iç sesime sıçayım! 5 dakka yürüdüm işte. O bineceğim otobüsün arkasındaki camdan kim bakıyo dersiniz? EHE İŞTE O kusursuz hatun kişisi! El sallayıp otobüsü durdurmak geldi içimden, gitme diyeydim diye böğrümü yırtacaktım ama yapamadım. Sinirimden mp3 player'ımı yiyecektim o derece. Sonra kömüş gibi yürüdüm yürüdüm. 15 dakka yürümüşsem galiba 3 kere ambulans geçti o inanılmaz trafikten. Arabalar durmadan sağa kayıp yol vermeye çalıştı ama nafile. Sonra ambulanstaki hasta ile kendim arasında bir empati kurup yersiz bir üzüntiye büründüm. "allahım istanbulda trafiğinde ölceeem öhühehe" diye. Meğer açmışım, ondanmış bu duygu patlamaları. Doydum.
Tepkiler: