4.6.10

Yeni "ciddiyet standartlarına" hoş geldik


(ne zamandır ciddi bir konu hakkında bir şeyler yazmıyordum, hadi hayırlısı:))

Bilmem tehlikenin farkında mısınız? Ben farkındayım, gerçi bu %99 benim paranoyaklığım ama olsun. Kahinliğim tutar arada bir. Şöyle ki;

80'lerde gücün kuvvetin kadar konuşurdun, ciddiye alınırdın. 90'larda paran kadar. 2000-günümüz arasında da bu ikisi karma bir şekilde yer aldı. İkisini de sahip olman gerek. Bu kafileyi yöneten tayda da bu 2 sıfatın yanına "zeka"yı ekleyebilen tayfa olmuştur. Ama 2010-sonrası başka bir dönem.

Özellikle medyanın görsel basın tarafı online tarafa kayınca (maddi açıdan daha iç açıcı olduğu için) yerin altından beslenmek onlar için kaçınılmazdı. Blog, mikro bloglar, sosyal ağ filan derken asıl haber kaynakları bunlar oldu. Ajanslar da ikinci plana atıldı. Çünkü medya artık "doğru haber"den daha çok "en hızlı doğru habere" kaydı. Ajansların hızı ortadadır; haber kaynağına ulaşılır, ilgili kişi işini yapar, yazar, gönderir, editörden geçer ve medyayla paylaşılır. O süre zarfındaysa o haber çoktan milyonlarca kişi arasında paylaşılmıştır zaten. Blog, Twitter haberleri gördüğümüzde artık şaşırmıyorsak bundandır.

Bu beraberinde 2 kötü şey getirdi. "Hız" önem kazanınca "çöplük" de beraberinde geldi. Çünkü hızlı bir haberin doğru olup olmadığı ancak zamanla anlaşılabilir olduğu için, riskli bir iş ama takan kim. Sağlaması yapılmamış haberlerle dolu portallar.

Bir diğer kötü yan etkisi de - ki asıl konum bu- "FOLLOWER" mantığının çok üstlere çıkmış olması. Blogger, twitter, facebook, friendfeed ve pek çokları insan kaynaklı olduğu için, takipçiler de onun müridi olarak algılanmaktadır artık. 2. paragrafta da belirttiğim gibi, güç artık "senin bir kelimen kaç kişiye ulaşıyor" oldu. Çünkü iletişim hiç olmadığı kadar önemli. Kimin için önemli? Reklam veren taraf, seni takip eden taraf ve yazar tarafından. Binlerce takipçisi olan yazarın bir şey üretmemesi imkansızdır. Kapısının önünde o kadar kişi ona doğru bakıyor psikolojisiyle yaşar genelde ve bu yüzdendir ki takipçi sayısı fazla kullanıcılar, her 3 dakikada bir "tespit sıçması" hastalığına yakalanırlar. Takipçi kitlesi çünkü ona göre "bir beklenti" içerisindedir. Bu da kasıntı olmayı arkasından getirir. Aynı şey blog tutanlarda da sıkça olmaktadır. Ne kadar çok kişiyle paylaşım yapılıyorsa, yazar o kadar çok şey anlatmak isteyebilecektir ama aslında bu, konun özüyle oldukça çatışmaktadır çünkü bu "günlük" mantığının kaç kişiye veya kime ulaştığıyla ilgisi yoktur. Mastürbasyonun modern hali de diyebiliriz.

Bu da beraberinde, sanal platformda kişinin değerinin "TAKİPÇİ SAYISIYLA" ölçülmesini doğuracaktır hatta çocuk kafasını vermiştir dışarı. "Senin 1 tek kelimen kaç kişiye ulaşıyo kiii" nidalarının atılmasına az kalmıştır. Takipçi sayısı fazla olan, her zaman haklı tarafa geçecektir. Takipçi sayısı daha fazla olan demek "daha iyi" demektir Ve bu titan zinciri gibi artarak gidecektir çünkü "aaa bunun da binlerce takipçi olduğuna göre diğer insanların bir bildiği vardır, ben de TAKİP edeyim" oyunu kaçınılmazdır. Takip edilemeyen de "insanlar takip etmediğine göre bir bildikleri vardır canım" diyip es geçilecektir. Kas gücü ve paradan sonra sosyal güç artık sesinizi kaç kişiye duyurabileceğinizden geçecektir. Ciddiye alınmak, bu saçma rakamlara göre sağlanacaktır. Büyük bir tehlikedir bu çünkü yaratıcılığı son derece öldürecek bir etmendir insan gözünde.

Elbette bu takip mevzusu reklamcılar tarafında da sürekli desteklenecek ve gazlandırılacaktır. Nasıl ki trafiği en yüksek site en iyi reklam alanıdır, aynı şey; sesini en fazla kişiye en kısa zamanda ulaştıran yazar da (bu yazar kelimesini lafın gelişi olarak kullanıyorum, yoksa alakası yoktur) reklamcı tarafından velinimettir. Böylece işin içine "fitne fesat" karışacak, yazılar önceden şekillendirilmiş olacak, yazara bir amaç verilecek, o amaç doğrultusunda yazılar yazılacak ve piyasaya ne yeni blogger'lar katılabilecek, ne de günümüz popüler iyi yazarları istikrarını koruyabilecek. Popülerlikle paranın aynı cümle içerisinde geçmesi ne kadar yok edici, zaten biliyorsunuz (bir de bunun "kadınlı" olanı var ki, sormayın gitsin:))

İnsanın bu dünyadaki, özellikle yazının olduğu yerde, bir diğer insana-insalara hikayelerini anlatmasıdır. Bugün, bugünlere gelebilmişsek, inanılmaz bilgi hazinesine sahipsek, bu insanların "anlatmasıyla" olmuştur. Sonsuza kadar sürüleceği düşünülen hikayelerin, EN AZINDAN SANAL ALEMDE köküne kibrit suyu böylece dökülmüş olunacaktır. Bilginin, yanlış, hikayenin yalan, niyetin kötü, çıkarın fesat olduğu bir zeminde kimse olsa bozulacaktır ve sonumuz muhtemelen ŞUNA benzeyecektir. Kahve falımda bunlar çıktı bismillah :P
Tepkiler: