15.6.10

"ben seni böyle kabullendim volkan"


anlamak
alışmak
kabullenmek

bu 3 kelimeyi içeren çok güzel bir yazı yazılabilir gibime geliyor hep ama bir gerçek var ki o da öyle bir yazı yazacak yüreğimin hiç olmaması. yazı yazmaktan kortuğum anlara güzel bir örnek olur çünkü doğaçlama bile yazılsa bu 3 kelime hakkında bir şeyler, sonuçta üç kelime de üzerimden sırasıyla geçmiş olacaktır.

Çok, çok ufakken, ama o kadar da ufak değilken, yalan nedir ne değildir en azından bilirken, yalan söyleyerek yaşayan insanların nasıl böyle yaşadıklarına akıl gücüm asla yetmezdi. Yetmedi, teyzem hayatımda gördüğüm en büyük yalancı bir adamla evlenmişti. Hem de kendisi de bunu bilerek. Yetmedi, üstüne bir çocuk yaptı. O çocuk şu anda 16 yaşında filan. Geçenlerde aradığında şakayla karışık da olsa "hala o adamla mısın sen yaa" dedim, hay demez olaydım, sanki suçlu ben mişim gibi çemkirdi.

Sanırım son 2 yılda insanlara karşı çok acımasızca davranmaya başladım (bu konuya başka yazı da değinirim). Üstteki örnek en basit örneği. Eğer yalancılık huyu olan birisiyseniz, ne aile kurmaya ne de mutlu olmaya hakkınız hatta yiyecek ekmek bulmaya hakkınız yok şeklinde düşünceler geçiyor kafamdan. Elbette bu nefretin en büyük nedeni sorularımın cevaplarına hala ulaşamamış olmam.

Misal; Bir insan neden yalan söyler ve bu yalanla niye yaşar ki? Dünyaki hangi büyük neden bunu insana yaptırır? Hadi yalan söylüyorsun, ne diye bunu alışkanlık haline getiriyorsun? Hadi getirdin, neden kurtulmuyorsun? Kurtulmaya çalışmıyorsun? Sorular o kadar fazla ama cevap o kadar basit ki: kabullenmek!

İnsanın kendi hammaddesinin ne olduğunu kendisi "kabullendiğinde" sanırım gerçek mutluluğu yakalıyor. Daha önce de bir yerde değinmiştim bu fiile. Dünyada en az kullanılan fiil olabilir sanırım. Çünkü insan gerçekten de çok nadir kabullenir. Kabullendiğini söylese de, o sadece kendisine sunduğu bir vaattir. Gerçekleşmesini dilediği...

Ben kendimi sanırım kabullenemedim. Hastalıklı düşünceleri, sakat rüyaları, saplantıları, kompleksleri olan, huzur vermekten önce huzur bulmayı isteyen, iyi niyetin öldüğü paranoyasıyla herkesi tek kalemde kırabilir, hiç bir şey gılırında olmayabilir, insanların sevgileriyle değil nefretleriyle beslenip hâtıralarında öyle kalmaya çalışan, iyi bir insan olmaya çalışırken o durağa gelene kadar pek çoğu durağı kaçıran, kaybetmeden değer bilmeyen, kaybedince de yenilgiyi kabullenen, yaprağın kımıldamadığı, sinek kanatlarının seslerini ancak duyabilecek kadar sessiz bir yerde, şile bezinden kıyafetlerle sadece kuzu besleyip domates ekerek sevdiklerleriyle yaşayabileceğini hayal edebilecek kadar perest, ve tüm dikenlerini kırpmaya çalışırken de yeni çıkan dikenlerini başkalarına batırmayı normal gören, nanemolla biri olduğumu kabullenemiyorum. Gün gelecek de ne olacak bunları kabulleneceğim, gerçekten hayalgücüm buna izin vermiyor. Ama o gün mutlu olabileceğimi hissediyorum uzaktan esen tatlı tatlı bir meltem gibi.

Yol kenarlarında şarapçılar görürsünüz böyle, kokulu pis, tahta kıvamına gelmiş. O adamın beynindekiler işte tamamen bir kabulleniştir bana kalırsa, çaresizlikten öte. Herşeyin sahibi olamayacağını çoktan kabullenmiş, hatta kazanamanın yanından bile geçmeyeceğini bilir halde, sokaklarda öleceği günü düşünerek yarı ayık gezip, bundan da sızlanmayıp, sakin bir kabulleniş edasıyla insanlara boş boş bakmanın bana tarifsiz bir hissi vardır gibime geliyor. Böyle boşlukta, "çare" kelimesinin o atmosferde yeşermediği, renklerin griye çaldığı, insanoğlu ihtiyaçlarının anlam değiştirdiği, tehlike gibi sıfatların önem taşımadığı ama yine de zamanın adil davrandığı bir evre gibi.

Düşünsenize; bugün sahip olduğunu herşey ama herşey 1 haftasonra tamamen yitip gitse. Ama tamamen? O hayatı kabullenebilir misiniz? Ya da önce hangi evrelerden geçersiniz? Durumu anlar, sonra alışır en sonunda kabullenir misiniz? Ya da konuya "çaresizlik" deyip kısa yolları mı seçersiniz? Ben kısa yolları seçerdim sanırım.

Beynin durmadan kendisini sorgulaması normal bir şey mi bilemiyorum ama sorgulamamasından daha iyi olduğunu biliyorum. Cevabı olan şeyleri sorgulasa daha rahat edeceğim ama sanırım ben de bu bilinmezlikten biraz besleniyorum. Bahar gitmiş yaz gelmiş, Bebek tarafları çoşmuş ama benim kafamdaki tilkilerin derdi pek ayrı. Kendime karşı vermiş olduğum savaşı anladım, alıştım ama umarım sükunetle bir kabullenişe gitmem.
Tepkiler:

2 yorum :

orta karar dedi ki...

Farkındalık önemli bir duruş. Alışmanın sonrasında, kabullenmek ya da değişmenin öncesinde bir yerde farkındalık.
Biraz fazla yüklenmiş gibisin ama hak ettiğini fark etmişsindir belki de.
(Yine de iyi davranmak gerek bünyeye)

Volkan dedi ki...

"farkında olmanın laneti" diyorum ona ben :)