23.4.10

there is no hope, why don't you pull the plug!


Sıfır umutla yazıldı bu yazı. Fazla bir şey beklemeyin. Bazı şeylere karşı umudunu yitirmiş insanlardan artık pek bir şey beklemeyin. Çünkü bir şey olmayacak. Hiç de olmadı.

"İnsanlara" karşı olan umudum çok önce sönmüştü. İnsan, insandı gözümde. Ama günden güne daha da anlamını yitirir olurdu "insan". En son Siirt olayıyla da son siyah noktalar da kayboldu gitti içimden. İnsanlardan umudumu kestim artık.

İlk insandan bu yana, insanlar hikaye anlatır. ateşin başına toplaşıp kıllı iri cüsseleriyle bile olsa, insanlar hep bir birine hikaye anlattı. Ve her hikayede bir metafor vardı. Ve her hikayede bir "çatışma" vardı. Çatışmasız hikaye olmazdı. Hayat olmazdı çatışmasız. En iyi çatışma da "iyi ile kötünün" çatışmasıydı henüz ilk saniyeden itibaren.

Üzerinden on binlerce yıl geçti. Ağaç yaprakları üzerine yazılan yazılardan bugün 1'ler ve 0'larla yazılan sanal günlere geldik ama bu "çatışma" hiç bitmedi, hiç değişmedi. Ta ki günümüze kadar. Artık çatışma yok. Çünkü "Kötü" çoktan kazandı. "İyi" artık bir taraf bile değil. İyiler artık ancak Tolkien hikayelerinde kaldı. On yıllardır bize anlatılan "insan ruhunun kötü tarafı" daha gerçek artık, daha somut, daha örgütsel, daha yüzeyde, daha güçlü. Yanı başında hatta içinde. Sen, ben, o ve diğer herkes artık kötü. Ama övünebilirsin, çünkü bir de "çok kötüler" var. Gerçekten kötüler. Senin kötülüğün onların kötülüğünün yanında çok iyi kalır ama bu seni iyi yapmaya yetmez. Kötüsün ve giderek daha da kötü olacaksın. Aynı lars von trier'in rüyalarındaki gibi, bir Lynch kasabası gibi veya Haneke karakteri gibi ruhunu (hala yapmadıysan tabii satacaksın bedavaya. Ama dur, bunda yanlız olmayacaksın, hepimiz de arkandan geleceğiz zaten. Böylece buna üzülmeyeceksin bile. Hatta yarışacağız "en" kötü "ben" olacağım diye. Bu yarışa tüm sevdiklerin kadar, sana en yakınlar bile katılacak, çok şaşıracaksın. eşin, erkek çocuğun, kız çocuğun, baban, deden, halan... Eşin kariyeri için bir kaç insanın ensesine basıp yükselmeyi masum görecek, belki sen güzel ve yabancı bir boyundan ter emmeyi o kadar kötü sanmayacaksın veya oğlun kızları ipe dizip üzmeyi marifet sanacak, kız çocuğun zaten hep ders çalışıyor, baban zaten seni sana sormadan dünyaya getirerek büyük bir kötülük yaptı... Aynı masada yemek yiyip gülerken, aynı yatakta yatıp tavana bakarken hep bileceksin bunu. Birileri bir yerde bir kötlükü büyütüyor ve sen de bunun bir parçasısın. belki de insan hayatının 200 sene olmadığına sevineceksin böylece. Olan bitene tanık olmamayı, daha az olmayı, sevdiklerinden ayrılmayı daha çekici düşüneceksin. "Kadercilik" oynayacaksın. Protesto edeceksin senden daha kötüleri. kızacaksın, ağlayacaksın belki de yazacaksın. Kötülüğün sınırı varmış gibi, sanki kötülük insanın en büyük özelliği değilmiş gibi, ilk cinayetin kardeş cinayeti bir hayata tohumların atılmamış gibi düşünüp bunlara çözüm arayacaksın. sanki varmış gibi.

Takvimler milattan önceyi gösterip, sonraya geçtikten sonra bile "kötülük" grafiği yukarıyı, "iyilik" grafiği aşağıya son sürat inerken, tüm hakların bir kağıda yazılmış ve sözde bunu koruyanları bile tanımıyorken, kötülüğü yok edeceğini, hadi hafifletelim, azaltacağını hayal etmek, hayır buna saçmalık demeyeceğim, bu Tanrının sana sunduğu bir hediye aslında. İnsan "kötüyü" görmeme sigortasıyla doğar ve öyle ölür. İnsan o kadar kördür ki konu "kötülük" olunca ancak gözüne sokarsan bunu görür, bu sefer de "unutkanlık" boy gösterir; yine tabloyu görmezsin. Sen o kadar körsün ki, kötülük kavramı sahibi şeytan bile sana kendisi gibi, yani ham kötülüğüyle yaklaşamaz, çünkü görmezsin, çünkü o zaman uymazsın. Sana "iyi" gibi gözükür, o zaman görür o zaman uyarsın. Hayır, uymak doğru kelime değil. Sen zaten kötüsün, o sadece o "tuşun" nerede olduğunu gösterir, sen de basarsın. Siyah ile beyazın, Jacob ile Black Smoke'un, eksi ile artının arasındaki savaşın mimarı taraf sahipleri kim sanıyorsun?

Kimse bu gidişe dur diyemez artık. Her gün bir öncekinden daha "kötü" olacak. Biraz daha parçalayacaksın en fazla 70 sene göreceğin dünyayı ve insanları. her deliğe girmeyi, her çıkıntıyı içeri almayı, her tuttuğunu koparmayı, göremediğini silmeyi, bilmediğine inanmamayı, hakketmediğini kazanmayı, utanmadan gülmeyi, yerine koymadan yerinden almayı, orada olmadan gitmeyi, düşünmeden yaşamayı son kalp atışına kadar sürdüreceksin. Kimsenin de sana "dur" dediği, diyeceği yok, devam et. kendi kıyametini içinde yaşa. Arkanızdan geliyoruz, panik yok...

Ülkenin Doğu tarafını insan tanıdıkça sevemedim ben. Hayır yer yüzü şekilleri değil konu. Peri bacaları hiç de skimde değil. Harabelermiş, antik kalıntılarmış, yemeklermiş, sularıymış...Bırak mastürbasyonu... İnsanlardan umudumu kestim demiştim size. Artık dipte tüm ibrelerim. Güneş Türkiye'nin altından doğsa bir anlamı yok benim için. Çocuklara elini sürebilen bir toplum -yok eğitimsizlikmiş, yok fakirlikmiş, yok baskıymış, yok inançmış, hiç farketmez, sen,ben ve o, herkes ortak buna- yok olmaya mahkumdur. Fişi çekebilirsiniz.

Jeff Waters bizler için söylüyor o zaman:
No God can save you now, you're going straight to hell
Tepkiler:

3 yorum :

StummScream dedi ki...

Kötülük olağan birşey olduğundan beri dünya gittikçe saçma bir hal almaya başladı.

!♥ tuana ♥ ! dedi ki...

İnsanlar var oldukça çatışmaların bitmesi mümkün mü?
Herkes kendi kıyametini bu dünyada yaşıyor ve yaşatıyor.Bu da kaçınılmaz bir yaşam serüveninin parçası sanırım..

Volkan dedi ki...

stumm @saçma sıfatı hafif kalıyor bence. modalaşan bir olgu. yükseltilen bir değer(sizlik)

tuana @ bence de kaçınılmaz olan bu. o yüzden bu kabullenişle umudumu kestim.