14.4.10

insanın insandaki imzası

Genelde insanları kategorilere ayırmayı sevmesem de, bu sefer ayıracağım. yani aslında ayrılması gerekiyo diye. her insan, hayatından öyle ve böyle geçiş yaptırdığı insanlardan bir şekilde "imza" alıyor. her ne kadar çoğu imzayı aşıp "mühüre" dönüşse de, burada abartmayacağım, imza diyeceğim. böyle yavşak yavşak niye konuşuyorum onu da anlamadım :PP


Üçe ayırdım ben çeşitleri. Elbette alt kategorileri çok var, imza atamayanlar da var ama asıl hatlar bana göre böyle:

TENE İMZA ATANLAR:
İnsanın teninde yer edinmiş bu imza, en basit imza türüdür bana kalırsa. Çünkü yeni bir imza ile ortadan kalkacak ve unutulucaktır. Ağızdaki tadı, başka bir tada kadardır. İnsanın sadece teninde yer edinebilmiş bir insan, zaten pek başarılı biri de olamamıştır. Ötesine geçememiş demektir. Elbette bu bir seçim de olabilir karşılıklı, orası bizi alakadar etmez ama ilk ve en kısa süren imza türüdür. Toplumda en geniş yeri kaplar

AKLA ATILAN İMZA:
Genelde yaşanılan imza türüdür. Artık ten engeli geçilmiş ve zamanın desteğiyle kişinin aklına girilmiştir. Üçüncü aşama çok zor olduğu için, insanoğlu "akla" yerleşmeyi büyük başarı saymıştır kendisine. Böylece standart bu olmuştur. Burada artık anılar devreye girer. Beyin imza sahibinin yokluğunda farklı çalışır, hormonlara ona göre komutlar yollar. Acısını ona göre çektirir. Bu yüzden ızdırabı daha yoğun gibidir ama burada devreye "zaman" girdiğinde, asıl işini yapar. Akıl unutur çünkü. "Ben unutmam" diye bir şek yoktur. Kendinizi bile unuttuğunuz için, aklınıza imza atmış olanlar da gidici olanlardır. Tabii ki bu süre görsel bağla uzar veya azalır ama sonuç aynıdır. Birinin aklına girebilmek zordur ama ötesi de vardır. Toplumda orta hallidir.

KALBE İMZA ATANLAR:
Toplumda minimum düzeydedir. Çünkü çok zordur bir insanın kalbine kadar ilerlemek. Önceki iki basamağı da başarıyla geçip iş kalbe geldiğinde, ziyafet tadından yenmez. Önceki iki kategorinin değeri ancak üçüncü kategoride anlaşılır. Bu ölçüde bedeli de aynı şekilde şiddetli olur. İmza sahibi yakında bile olsa kalpte her zaman bir ızdırap olacaktır. Bu yeri gelir kaybetme korkusu, yeri gelir kaybolma korkusudur. İmza sahibi zaten artık yakında değilse, bu ikisinden birisi artık gerçekleşmiştir demektir. Kalbe giren imzasını atmıştır. Üçüncü aşamayı güzel kılan şeyse, imza atılan taraf, toplumda kendisini daha yüksekte hisseder. Olayın nirvanasını yaşamıştır bir kere. Etrafındaki sevdalılara alaycı gözlerle bakar. Haklıdır da ama anlatmak boşunadır. Dişteki bakteriye uzayı anlatmak gibidir. Zamanın yenildiği tek yer burasıdır. Çünkü imza artık maddiyattan çıkmış, maneviliğe geçmiştir. Zaman geçse de silemeyecek şeyler kalır arkada. Ten yenilenir yenisi gelir, hafıza eskir beyine yeni simalar yüklenir, eskiler geriye atılır ama kalpteki çentik insanın ruhuna işlemiştir bir kere. Ruh ölür mü ölmez mi, sonsuza kadar gider mi çentik; bilinmez ama bilinen şey, kişinin bu imzayla yaşamak zorunda oluşudur. Burada da üçüncü kategorinin en kötü yanı gelmektedir.
Kim gelirse gelsin, imzasını buraya asla atamayacaktır. İnsan ömrü ne yazık ki kalbine iki isim sığdıracak kadar uzun olamamıştır. İmzasını atamayacağını bile bile insanlar ilk iki seçenekle kısa hayatlarına mucizeler sıkıştırmakla meşguldürler. Bu yüzden zaman en güzel ilaçtıra inandırılar.
Tepkiler:

3 yorum :

Pnarist dedi ki...

Ne müslümvari bir yazı olmuş bu ya :D

Volkan dedi ki...

cengiz kurtoğlu ve kibariye ortak yapımı :))

LoLLa dedi ki...

ben yorum yapmiim zira biliosun o kadar cok ki :D