• Sense8 ile yeni yıl

  • 2016 dizilerinin gizli Hit'i: Quarry

  • John Carpenter geri döndü!

30.4.10

2 Street Fighter ustası yine karşı karşıya

2006'daki o ünlü dövüşü hatırlamayanları ŞU ADRESE alalım. Daigo, gıdımlık enerjisi olmasına rağmen Chun-Li'nin tüm ataklarına tanrısal bir zamanlamayla parry yapıp, maçı oradan kazanıyor, izleyicileri ayağı kaldırıyordu. Sonra zaten meşhur oldu adam.

6 gün önce de Super Street Fighter 4 galasında tekrar bir araya geldiler. Daigo Guile'ı seçti, Justin de ilginç olarak Rufus'u. Ben maçı izlemeden "Kesin Daigo hiç yenilmeden yener Justin'i" diyordum ama öyle olmamış.

hatta Justin, Daigo'dan bir round'u Perfect bile alıyor. VE yine inanılmaz bir finali var maçın. Sunucu mavi ekran veriyo resmen. Ben de hayatımda ilk kez böyle bi final izleyip özendim valla. Adamlar Cancel + Dash tanrısı olmuş anasını satim...

29.4.10

Adam olacak çocuklar!

SLAYER - EXODUS - SUICIDAL TENDENCIES - POSSESSED elemanları daha çocukken ÇEKİLMİŞ FOTO.
Hiç biri henüz milyonları peşinden sürükleyeceklerini bilmeden eğleniyor. Kill em all efsanesini de tshirtlerden görebiliyorsunuz. Muhtemelen ben 2-3 yaşlarındayım o sıralar, burnumu karıştırıyorum :P


BAY AREA'NIN EN YUMURTALIKLI 2 GRUBU, SLAYER VE METALLICA İLK KEZ YAN YANA GELİR. LARS BİLDİĞİN GAMZE, JAMES DE AYŞEGÜL GİBİ ÇIKMIŞ HAUHAU. LOMBARDO DA IKINIYO YUMRUĞUNU SIKMIŞ! KARATE KID TAM HAHAHA

28.4.10

breaking bad'e haksızlık eden Türkler!


Bir gerçek var ki, Türkiye'de hangi dizinin en çok izlendiğini, o sıralar hangi dizi revaçta öğrenmek istiyorsanız DivPlanet.com'dan, sağdan en çok indirilen dizi alt yazılarına baksanız yeterli.

"FlashForward" (16406)
"Lost" (16228)
"The Pacific" (14341)
"Spartacus: Blood and Sand" (12060)
"Chuck" (11658)
"House M.D." (11008)
"Fringe" (9462)
"How I Met Your Mother" (9248)
"24" (7519)
"Supernatural" (6168)
"V" (5775)
"Gossip Girl" (4259)

Durum şu anda bu. Epeydir de böyle zaten ama bu listeye Breaking Bad HİİİÇ girmedi lan! Nasıl bir şey bu! Resmen kafirlik! Yapmayın, etmeyin, BB'in hakkını verin. Bu kadar güzel yönetilen, oyunculuğun bu kadar iyi olduğu, popüler kültürden kendisini soyutlayan, melodramı gayet minimalist olan, sanat kokan, görsellik kokan bu diziyi izleyin. Gerçekten şaşıyorum yani. Ayıp yani. Lütfen yaaani. 3. sezonuyla hele kafaları taşlara vurmamak elde değil. Son uyarımdır :P

Nokia N8 ile HD video


Vay anasını sayın seyirciler. N8, cep telefonlarındaki kamera kalitesinde çığır açacak gibi gözüküyor. 720p görüntü kalitesi sunuyor. Sanırım ilk bu. Ses kalitesi de muazzam. 5.1 dd+ . Resmen al, kısa film çek. o derece süper bir şey. iPhone'un canı cehenneme dostum :P

Soru- Cevaplar için



Nokia N8 first HD video sample from Nokia Conversations on Vimeo.

I lived on the moon

Birilerinin sayesinde izleyip etkilendiğim bir klip. pek leziz. pek anlamsızken anlamlı. çocuk da bana benzio biraz ehe :P


Kwoon - I lived on the Moon

27.4.10

düğün canavarları 2

Böyle bir düğünüm olmazsa gözüm açık gider ahuahuah


26.4.10

alıp götürsene beni


En iyi Türk filmleri arasında zirveye oynayan, beni en çok hıçkırıklara boğan ve depreştiren film olma özelliğini taşıyan Selvi Boylum Al Yazmalım 14 Mayıs'ta yenilenmiş kopyalarıyla tekrar vizyona girecekmiş. Harika bi haber!

İlk izlediğimde ergendim daha. Tam da böyle yeni aşk meşk zamanlarıydı ve harbi ne kadar depresyona soktuğunu iyi hatırlıyorum. Ondan sonra da her izlediğimde, özellikle son 5 dakikası filan tokatlar. Özlemişim valla İlyas ile Asya'yı. Aşağıdaki adresten tamamı izlenebilir, biraz baktım da hemen duygulandım :( Sinemada da izlemek cesaret ister valla. Çok sağlam gişe yapacağından da eminim. Issız Adam gençliği sevecektir.

Sevgi neydi?

İZLE

23.4.10

there is no hope, why don't you pull the plug!


Sıfır umutla yazıldı bu yazı. Fazla bir şey beklemeyin. Bazı şeylere karşı umudunu yitirmiş insanlardan artık pek bir şey beklemeyin. Çünkü bir şey olmayacak. Hiç de olmadı.

"İnsanlara" karşı olan umudum çok önce sönmüştü. İnsan, insandı gözümde. Ama günden güne daha da anlamını yitirir olurdu "insan". En son Siirt olayıyla da son siyah noktalar da kayboldu gitti içimden. İnsanlardan umudumu kestim artık.

İlk insandan bu yana, insanlar hikaye anlatır. ateşin başına toplaşıp kıllı iri cüsseleriyle bile olsa, insanlar hep bir birine hikaye anlattı. Ve her hikayede bir metafor vardı. Ve her hikayede bir "çatışma" vardı. Çatışmasız hikaye olmazdı. Hayat olmazdı çatışmasız. En iyi çatışma da "iyi ile kötünün" çatışmasıydı henüz ilk saniyeden itibaren.

Üzerinden on binlerce yıl geçti. Ağaç yaprakları üzerine yazılan yazılardan bugün 1'ler ve 0'larla yazılan sanal günlere geldik ama bu "çatışma" hiç bitmedi, hiç değişmedi. Ta ki günümüze kadar. Artık çatışma yok. Çünkü "Kötü" çoktan kazandı. "İyi" artık bir taraf bile değil. İyiler artık ancak Tolkien hikayelerinde kaldı. On yıllardır bize anlatılan "insan ruhunun kötü tarafı" daha gerçek artık, daha somut, daha örgütsel, daha yüzeyde, daha güçlü. Yanı başında hatta içinde. Sen, ben, o ve diğer herkes artık kötü. Ama övünebilirsin, çünkü bir de "çok kötüler" var. Gerçekten kötüler. Senin kötülüğün onların kötülüğünün yanında çok iyi kalır ama bu seni iyi yapmaya yetmez. Kötüsün ve giderek daha da kötü olacaksın. Aynı lars von trier'in rüyalarındaki gibi, bir Lynch kasabası gibi veya Haneke karakteri gibi ruhunu (hala yapmadıysan tabii satacaksın bedavaya. Ama dur, bunda yanlız olmayacaksın, hepimiz de arkandan geleceğiz zaten. Böylece buna üzülmeyeceksin bile. Hatta yarışacağız "en" kötü "ben" olacağım diye. Bu yarışa tüm sevdiklerin kadar, sana en yakınlar bile katılacak, çok şaşıracaksın. eşin, erkek çocuğun, kız çocuğun, baban, deden, halan... Eşin kariyeri için bir kaç insanın ensesine basıp yükselmeyi masum görecek, belki sen güzel ve yabancı bir boyundan ter emmeyi o kadar kötü sanmayacaksın veya oğlun kızları ipe dizip üzmeyi marifet sanacak, kız çocuğun zaten hep ders çalışıyor, baban zaten seni sana sormadan dünyaya getirerek büyük bir kötülük yaptı... Aynı masada yemek yiyip gülerken, aynı yatakta yatıp tavana bakarken hep bileceksin bunu. Birileri bir yerde bir kötlükü büyütüyor ve sen de bunun bir parçasısın. belki de insan hayatının 200 sene olmadığına sevineceksin böylece. Olan bitene tanık olmamayı, daha az olmayı, sevdiklerinden ayrılmayı daha çekici düşüneceksin. "Kadercilik" oynayacaksın. Protesto edeceksin senden daha kötüleri. kızacaksın, ağlayacaksın belki de yazacaksın. Kötülüğün sınırı varmış gibi, sanki kötülük insanın en büyük özelliği değilmiş gibi, ilk cinayetin kardeş cinayeti bir hayata tohumların atılmamış gibi düşünüp bunlara çözüm arayacaksın. sanki varmış gibi.

Takvimler milattan önceyi gösterip, sonraya geçtikten sonra bile "kötülük" grafiği yukarıyı, "iyilik" grafiği aşağıya son sürat inerken, tüm hakların bir kağıda yazılmış ve sözde bunu koruyanları bile tanımıyorken, kötülüğü yok edeceğini, hadi hafifletelim, azaltacağını hayal etmek, hayır buna saçmalık demeyeceğim, bu Tanrının sana sunduğu bir hediye aslında. İnsan "kötüyü" görmeme sigortasıyla doğar ve öyle ölür. İnsan o kadar kördür ki konu "kötülük" olunca ancak gözüne sokarsan bunu görür, bu sefer de "unutkanlık" boy gösterir; yine tabloyu görmezsin. Sen o kadar körsün ki, kötülük kavramı sahibi şeytan bile sana kendisi gibi, yani ham kötülüğüyle yaklaşamaz, çünkü görmezsin, çünkü o zaman uymazsın. Sana "iyi" gibi gözükür, o zaman görür o zaman uyarsın. Hayır, uymak doğru kelime değil. Sen zaten kötüsün, o sadece o "tuşun" nerede olduğunu gösterir, sen de basarsın. Siyah ile beyazın, Jacob ile Black Smoke'un, eksi ile artının arasındaki savaşın mimarı taraf sahipleri kim sanıyorsun?

Kimse bu gidişe dur diyemez artık. Her gün bir öncekinden daha "kötü" olacak. Biraz daha parçalayacaksın en fazla 70 sene göreceğin dünyayı ve insanları. her deliğe girmeyi, her çıkıntıyı içeri almayı, her tuttuğunu koparmayı, göremediğini silmeyi, bilmediğine inanmamayı, hakketmediğini kazanmayı, utanmadan gülmeyi, yerine koymadan yerinden almayı, orada olmadan gitmeyi, düşünmeden yaşamayı son kalp atışına kadar sürdüreceksin. Kimsenin de sana "dur" dediği, diyeceği yok, devam et. kendi kıyametini içinde yaşa. Arkanızdan geliyoruz, panik yok...

Ülkenin Doğu tarafını insan tanıdıkça sevemedim ben. Hayır yer yüzü şekilleri değil konu. Peri bacaları hiç de skimde değil. Harabelermiş, antik kalıntılarmış, yemeklermiş, sularıymış...Bırak mastürbasyonu... İnsanlardan umudumu kestim demiştim size. Artık dipte tüm ibrelerim. Güneş Türkiye'nin altından doğsa bir anlamı yok benim için. Çocuklara elini sürebilen bir toplum -yok eğitimsizlikmiş, yok fakirlikmiş, yok baskıymış, yok inançmış, hiç farketmez, sen,ben ve o, herkes ortak buna- yok olmaya mahkumdur. Fişi çekebilirsiniz.

Jeff Waters bizler için söylüyor o zaman:
No God can save you now, you're going straight to hell

21.4.10

Rihanna - 3 Haziran 2010

En azından mayıs'ta da güzel bir konser daha var (bu sene bi servet gidiyo konserlere:((

RESET! 56. sayı

RESET! 56. sayı çıktı. Benim iki bıdıbıdım aşaaadakiler.
Geri kalan herşey de dop dolu olmuş, parti yaramış :P

descent2 clash of the titans

http://www.resetmagazine.net

Yerin Dibine Girdiğim Anlar #5

Ben bu güzel seriye niye ara verdim ya, halbuki neredeyse günde en az 1 kez giriyorum ben yerin dibine :) Eğer önceki yerin dibi serilerini okumak istiyorsanız, sağdan arama kısmını kullanın, uğraştırmayın beni :P

Bu seferki anım harbi dibine kadar soktu beni. Ama olacağı belliydi, kaşındım resmen.

Normalde cin gibi olduğum anlarda otobüse filan bindiğimde beşik etkisini gösterip sanki 1 hafta uyumamışım gibi davranabiliyorum. Göz kapaklarına karşı savaşmak zor haliyle ve arada fışştt diye kayıp gidiyorum. Neyse, elimde kitap, arkada, kapının hemen solundaki, önü camlı yerde oturuyorum, yanımda da bir kız. Muhtemelen 23-24 yaşlarında. Orta şeker. Kitap okuyorum ama harfler dans ediyor sayfada, kayıyorum yavaş yavaş, uyku kendisini gösteriyor. İşin daha vahimi, horlarım ben eğer bir anda küt diye gidersem. 3 saniye uyursam orda 2.5 saniye bir hörörör diye ses çıkarırım. Düşünsenize yanınızdaki filinta gibi delikanlı (ehehe) su kaynatır gibi sesler çıkarıyor? Evet, güzel bir sahne değil.

Ben de bununla uğraşıyorum işte. "Uyuma volkan, uyuma oğlum, az kaldı bak ineceksin, evet dışarı bak, gözünü ovuştur" derken küt diye gitmişim. Her halde bir 10 saniye blackout oldu, sanki 3 yıldır uyuyorum gibi rüyalar görmeye başladım derken, istemsiz bir hareket olur ya uykudan uyandığınız anda Keto gibi el kol oynar. EVET. ondan yaptım işte hebele diye.

ÇAT dedim yandaki kıza bir kol attım aniden, sonra elimdeki kitabı düşürdüm, daha gözlerimin yarısı açılmamış "lann noluyooo" demeye kalmadan, o önümdeki camdan bir yansıma gördüm. Hani otobüsün arkasındaki arabanın yansımasını sanki önden size gelen bir araba gibi görürsünüz ya o cam ile, işte allah o yansıma kanununun belasını versin! Araba çarpıyo sandım yemin ederim önden önden. o bri saniyede neler geçti aklımdan anlayamadım, anannnskkiiiii diye filan kaşım gözüm atmaya başladı ki, garip nefes alışverişler, yanımdaki kız "Kabus gördünüz galibaaaa" dedi. O an kendime geldim. Yansıma olduğunu anladım, kitabımı eğildim aldım, bu sırada kızı biraz daha sıkıştırdım iri cüssemle (ehehe). Sonra kıza baktım, baktım;

"yok ben uyumuyordum, öyle oldu" gibi anlamsız bir şey söyledim. Hani uyurken telefon çalar ve o anda açarsınız, anlamsız şeyler söyler uyursunuz, tam o moddaydım işte. Sanki o anda uyuyordum desem daha rezil olacakmış gibi niye davrandım anlamadım... Sonra da zaten kızara bozara indim 1 durak önceden. Aradaki fark için de "iyi oldu iyi, spor oluyo sana ne güzel işte volki" dedim. Otobüste uyumamak için ilaç alıcam artık. çekilecek dert değil ya.

20.4.10

düğün canavarı stayla

ben fena sardım bu düğün videolarına :)
herşey önce bir toz bulutuydu, şimdi nasıl geldi buralara! Nasıl yani?
Her Türk, break-dancer doğar asdasdasd

19.4.10

Olsen Twins

Pucca hatırlatmış, ben de dedim noooluyoruz :))

Çocukken seviyoduk Bizim Ev ile, hala seviyoruz kardeşleri :P
her ne kadar bizim salak Esra & Ceyda kardeşleri andırıyorsalar da, en azından daha güzeller :P

törkiş wall of death

Bunun benzerini biz de Lamb of God konserinde yapmayı planlıyoruz ama bu kadar ölümcül olmaz sanırım huashudadu. ya biri de çıkıp bunlara

AGA BU NE

demez mi ya ahahah


18.4.10

KILL THEM ALL!



karısı, kaderi, adı, karakteri, arkadaşı, ruhu elinden alınan Spartacus, sezon finaline WE'LL KILL THEM ALL diyerek girmişti. Öyle de oldu. Dizi tarihi böyle vahşet, kan revanı TV'lerde görmedi. Monitörden şıpşıp diye kan aktı. Tırnak makasımı alıp ekrana girişiyordum; bir kaç kez de ben takı takıverim diye Batiatus'a. Crixus'un intikam çığlığıyla şenlendi ev. Ve Mira. Ah Mira (katrina Law). Takip etmek isteyen buradan yaksın : https://twitter.com/Misskatrinalaw

Andy kanseri hemen yensin, ikinci sezon hemen çekilsin. O zamana kadar kılıçları bileylemeye devam (rınnrınnnn)

yeni sonlara...


"kimse geriye dönüp yeni bir başlangıç yaratamaz ama her hangi biri bugün başlayıp yeni bir son yaratabilir" <3

16.4.10

PopCap tüm zamanınızı çalacak!

PopCap'i bilirsiniz. Basit ama über alışkanlık yapıcı oyunları yapan ünlü casual firma. Heh işte yeni Bejeweled Blitz'i çıkardılar. Free olarak da süresiz oynanıyor ve Facebook ile ilişkili. Acayip bi hastalık resmen. Şahsen bulaşmanızı önermem ama ruhunu sacrifice edecek varsa diye yönlendiriyorum

15.4.10

trollerin yeni durağı

allah online müşteri hattında çalışanlara sabır versin :))
Okudukça gülüyorum. 225'in kare kökü hauhuahuah...
Büyük haline bakın, öyle okuyun derim




14.4.10

insanın insandaki imzası

Genelde insanları kategorilere ayırmayı sevmesem de, bu sefer ayıracağım. yani aslında ayrılması gerekiyo diye. her insan, hayatından öyle ve böyle geçiş yaptırdığı insanlardan bir şekilde "imza" alıyor. her ne kadar çoğu imzayı aşıp "mühüre" dönüşse de, burada abartmayacağım, imza diyeceğim. böyle yavşak yavşak niye konuşuyorum onu da anlamadım :PP


Üçe ayırdım ben çeşitleri. Elbette alt kategorileri çok var, imza atamayanlar da var ama asıl hatlar bana göre böyle:

TENE İMZA ATANLAR:
İnsanın teninde yer edinmiş bu imza, en basit imza türüdür bana kalırsa. Çünkü yeni bir imza ile ortadan kalkacak ve unutulucaktır. Ağızdaki tadı, başka bir tada kadardır. İnsanın sadece teninde yer edinebilmiş bir insan, zaten pek başarılı biri de olamamıştır. Ötesine geçememiş demektir. Elbette bu bir seçim de olabilir karşılıklı, orası bizi alakadar etmez ama ilk ve en kısa süren imza türüdür. Toplumda en geniş yeri kaplar

AKLA ATILAN İMZA:
Genelde yaşanılan imza türüdür. Artık ten engeli geçilmiş ve zamanın desteğiyle kişinin aklına girilmiştir. Üçüncü aşama çok zor olduğu için, insanoğlu "akla" yerleşmeyi büyük başarı saymıştır kendisine. Böylece standart bu olmuştur. Burada artık anılar devreye girer. Beyin imza sahibinin yokluğunda farklı çalışır, hormonlara ona göre komutlar yollar. Acısını ona göre çektirir. Bu yüzden ızdırabı daha yoğun gibidir ama burada devreye "zaman" girdiğinde, asıl işini yapar. Akıl unutur çünkü. "Ben unutmam" diye bir şek yoktur. Kendinizi bile unuttuğunuz için, aklınıza imza atmış olanlar da gidici olanlardır. Tabii ki bu süre görsel bağla uzar veya azalır ama sonuç aynıdır. Birinin aklına girebilmek zordur ama ötesi de vardır. Toplumda orta hallidir.

KALBE İMZA ATANLAR:
Toplumda minimum düzeydedir. Çünkü çok zordur bir insanın kalbine kadar ilerlemek. Önceki iki basamağı da başarıyla geçip iş kalbe geldiğinde, ziyafet tadından yenmez. Önceki iki kategorinin değeri ancak üçüncü kategoride anlaşılır. Bu ölçüde bedeli de aynı şekilde şiddetli olur. İmza sahibi yakında bile olsa kalpte her zaman bir ızdırap olacaktır. Bu yeri gelir kaybetme korkusu, yeri gelir kaybolma korkusudur. İmza sahibi zaten artık yakında değilse, bu ikisinden birisi artık gerçekleşmiştir demektir. Kalbe giren imzasını atmıştır. Üçüncü aşamayı güzel kılan şeyse, imza atılan taraf, toplumda kendisini daha yüksekte hisseder. Olayın nirvanasını yaşamıştır bir kere. Etrafındaki sevdalılara alaycı gözlerle bakar. Haklıdır da ama anlatmak boşunadır. Dişteki bakteriye uzayı anlatmak gibidir. Zamanın yenildiği tek yer burasıdır. Çünkü imza artık maddiyattan çıkmış, maneviliğe geçmiştir. Zaman geçse de silemeyecek şeyler kalır arkada. Ten yenilenir yenisi gelir, hafıza eskir beyine yeni simalar yüklenir, eskiler geriye atılır ama kalpteki çentik insanın ruhuna işlemiştir bir kere. Ruh ölür mü ölmez mi, sonsuza kadar gider mi çentik; bilinmez ama bilinen şey, kişinin bu imzayla yaşamak zorunda oluşudur. Burada da üçüncü kategorinin en kötü yanı gelmektedir.
Kim gelirse gelsin, imzasını buraya asla atamayacaktır. İnsan ömrü ne yazık ki kalbine iki isim sığdıracak kadar uzun olamamıştır. İmzasını atamayacağını bile bile insanlar ilk iki seçenekle kısa hayatlarına mucizeler sıkıştırmakla meşguldürler. Bu yüzden zaman en güzel ilaçtıra inandırılar.

13.4.10

Gears of War 3 - bir sene sonra-

Tam 1 yıl sonra, Gears of War 3 geliyor.
Nefesleri tutmaya gerek yok ama bu trailer karşısında da heyecanlanmamak elde değil anasını satayım!

12.4.10

Peter Callesen ile hayat bulan kağıtlar

Hastası oldum adamın. Nasıl bir işçilik çıkarmış çözemedim gerkçekten. Ama harika çalışmaları var kağıtla.
Ve aslında daha fazlası da var. Soldaki menüden gezin bi.

Şunlar A4 kağıt işleri:

Şunların da ayrı hastası oldum

9.4.10

PIXELS - Kısa animasyon

İşte tap taze bir animasyon. 1 günlük. taze çıktı. ve HARİKA ULAN! Bütün klasik oyunlardan alıntı var, hastası oldum


Sanal Berber Dükkanı-Saç kesimi

Benzerini eskiden dinlemiştim ama bu kadar etkileyici gelmemişti. Mutlaka kulaklıkla dinleyin ve sesi açın. Harbiden çok acayip oluyorsunuz ( ilk tepkim, sağa doğru dönüp kim var lan orda diye bir bakış atmam oldu adsasdas)


8.4.10

David Lynch'in fotoğrafları ARTANE'de

Konser dışında pek etkinlik yazmıyorum buraya ama bunu es geçemeyeceğim. Takvimlerinize notunuzu alınız. Çünkü

David Lynch fotoğraf ve gravürleri 9 Nisan - 29 Mayıs 2010 tarihleri arasında ARTANE'de sergilenecek.

Şu adresten detayları

Şuradan da Facebook üzerinden event'e katılabilirsiniz.

Erkek dediğin...

Can Yücel'i sevmeyen var mıdır, merak ederim hep. Bir kere yazdığını okursanız, tamamdır, tutsağı olursunuz gibi geliyor bana çünkü. Bazen o kadar gerçek gelir ki dünyası size; ona çok yakın olduğunuz için yanında durursunuz. Bazen de o kadar uzak, o kadar fantezidir ki dünyası, belki orayı görürüm diye yanında durursunuz. Kaçarı yoktur. Ya hiç sevmezsiniz ya da çok seversiniz. Ben çok seven tayfadanım. Ama şu eseri hep moral bozar, hep ayar verir, bir mutsuzlukla örter böbrek üstü bezlerimi. Bir erkek niye böyle olsun ki artık? Böyle bir erkeğe layık kadın zaten gelmemiştir dünyaya. ama Can baba bunu da düşünmüş, son dörtlükte veriyor ayarı yine. "o olduğu için sev onu" diyor... Can babanın "erkek" diye yazdığı bu formül gerçek olsa zaten, kadın olurdum uhauahua :P

ERKEK DEDİĞİN
seni elinin tersiyle değil avucunun içiyle kavrayacak.
bileceksin ki emin ellerdeyim,
başkası tutamaz elimi böyle.
rahat olacaksın yanında,
çok konuşmayacak, beynini didiklemeyecek.
ince olacak; seni senin kadar düşünecek.

erkek dediğin, sen onu merak ettiğinde
kendisine hesap soruluyor havalarına girmeyecek.
senin inceliğine karşı umursamaz sözler sarf etmeyecek.

erkek dediğin, kadının sinirini bozmayacak,
cinlerini tepesine çıkarmayacak, sanki sen onun için varmışsın
her ne zaman istese emrine amadeymişsin, o ne yaparsa yapsın
her istediğinde yanında elinin altında olacakmışsın tiplerine girmeyecek.

erkek dediğin, sen ona sevgini hissettirdiğinde,
sen ona kayıtsız şartsız asıkmışsın gibi havalara girmeyecek.

erkek dediğin ilgi gördüğünde ilgiyle,
sevgi gördüğünde sevgiyle karşılık verecek.

erkek dediğin, sen onun için kendine baktığında,
sırf ona daha güzel görünmek için giyinip kuşandığında
hiçbir şey olmamış gibi davranmayacak.

erkek dediğin, ruhunu okşamasını bilecek.
romantik olacak kimi gün habersizce kucağında
çiçeklerle çıkıp gelecek.
özel günleri unutmayı marifet sanmayacak.

erkek dediğin, kayıtsız olmayacak senin bütün zarafetine karşı.
gerçekten seven bir kadın sevgi ve ilgi bekler,
erkeğine verdiği aşkın karşılığında küçük bir tatlı söz,
kısa bir mesaj, bir çağrı bile onu mutlu edebilir.

erkek dediğin bütün bunları cebinden para harcıyormuş gibi
cimrilikle yapmayacak.

erkek dediğin, ben aranmayı, çok aramayı sevmem demeyecek.

erkek dediğin, her şey kendi istediği gibi olsun istemeyecek.
sadece kendi caninin istemesine bağlamayacak her şeyi.

erkek dediğinin, hissettiğiyle yaptığı şey arasında uçurum olmayacak.

erkek dediğin, cesur olacak cesur.
seni seviyorum derken korkmayacak,
başka şeylerin arkasına gizlenmeyecek.
seviyorum deyip bir sonraki perdede kaçmayacak,
özlüyorum diyorsa gelecek, kaybetmek istemiyorum diyorsa kaybetmeyecek.

erkek dediğin aşkına sahip çıkacak.
korkak olmaz erkek dediğin.

erkek dediğin iyi sevişecek. koyun gibi yatmayacak,
bir an önce su is bitse demeyecek.
aşksız yatmayacak yatağa ve
sen bunu bileceksin.
bir baba şefkatiyle seni alnından öptüğünde bileceksin ki
sevgisi geçici ve zayıf değildir.

erkek dediğin, ve sevgiyle öptüğünde
dudaklarından bileceksin ki opusun tek sebebi şehvet değildir.

erkek dediğin aldatmayacak. aldatmak basitliktir.
seviyorum diyorsa aldatmaz erkek dediğin.

aldatıyorsa sevmiyor demektir.

erkek dediğin yakışıklı olacak, çekici olacak ama
bundan çok daha öte bir şey...

erkek dediğin, zeki olacak. kadının küçük yalanlara,
bahanelere inanmayacağını, kendisini kendi gibi tanıdığını bilecek.
kadının zekasını küçümsemeyecek kadar zeki olacak.
zeki olacak, seni bir hamur gibi karmasını bilecek, o hamura kendisini katmasınıda.

erkek dediğin, değerlerini bir anlık hevesler uğruna satmayacak.
namussuzluğunu, ahlaksızlığını ancak ve ancak seninle yataktayken
kullanacak.
yan gözle hatun kesmeyecek, üstüne sevgili edinmeyecek.

erkek dediğin önce sevecek. kendini sevmeyen erkekten
kimseye hayır gelmez.
bir bakarsın ki yıllar sonra bu adamla
ne yatağa sığıyorsun, ne toprağa...
koluna girip gezmesini bileceksin gururla koynuna alıp sevişmesini de.

erkek dediğin, babalığını da bilecek, ana-babaya hürmet etmeyi,
kadir kıymet bilmeyi, vefakarlığı, fedakarlığı. ..

erkek dediğin seni koruyacak,kuşatacak .
o nerede olursa olsun seni koruyacağını bileceksin.

pısırık olmayacak erkek dediğin.

erkek dediğin erkek olacak güzelim.
seni sadece sen olduğun için sevecek.
parayla pulla, kariyerle, güçle, kimin ne dediğiyle hareket etmeyecek.
hem sevgilin, hem arkadaşın olacak

6.4.10

Anneke ile Hayko bir gün...


fıkra gibi konser olacak. 30 nisan'da Maslak Venue'de. Düet de yapacaklar.
Ayrıca artık Mehmet Tez is overrated mk. Güzelim kadını soktuğu hale bah

oldies but goldies


ne zamandır kirlettiğim bloga bi yazıyla geri döneyim dedim. hazır kafa da biraz rahatken ne yazayım ki düşündüm, eskilerden biri yardımcı oldu sağolsun. sanki ilk kez eskilerden yazıyormuş gibi yaptığıma da aldırmayın

1999 filan sanırım yıl. o zaman daha yontulmamış bir internet kullanıcısıyım. bildiğin kütük ama. at sobaya, yanarım yani. o kadar ki, bir tane explorer açardım, bir site açardım ve onla işim bitmeden, başka browser açamam sanardım. yani bir mail 5 dakkada açılıyorsa, 5 dakika beklerdim başka bir şey yapmadan. öyle olmadığını öğrendiğim gün çok mutlu olmuştum, neyse.


İşte o zamanlarda ben böyle büyük bir oyuncu ateşiyle kavruluyorum. hala da öyle de, o zaman ayrıydı. kesseler kan değil poligon akar damardan. IGN, gamespot filan da bir kaç yıllık siteler o zaman. kendimi hemen oralara atmıştım. İngilizce desen yok denecek kadar az ama bendeki cesaret süper. O zamanlar IGN'in sohbet odaları meşhur ve çok güzel. mIRC denilen illet moda ama IGN'de süper scriptler var, oda yaratma, renkler semboller filan, allaaaah, o zaman büyük konu bunlar. Neyse, IGN'de böyle bir odamız vardı, survival-horror türüne adanmış. En başta çok boş geçerdi de, sonra acayip patlama yapmıştı. Bi kaç bin kişi bilir olmuş hatta.

Ben de öküz ingilizcemle sözde iletişiyorum diğer oyun severlerle. Şimdi şaşıyorum lan nasıl anlaşıyormuşum ki diye ama oluyormuş demek. O günlerin birinde işte Alman biriyle konuşmaya başlamıştım. Sur-hor manyağı çıkmıştı. Sonra bu mailleşmelere kadar gitti. Sonra ben bunun benden 1 yaş küçük bir hatun olduğunu öğrenince dumur oldum. Zaten nedense ben bu konularda dumur oluyorum. Önce erkek sanıyorum, aa kızmış olunca nası ya filan ... O zamanlar da aynen "metal dinleyen kız mı? Vovv süper" gibi bir şeydi oyun oynayan kız da. Sayıları çok azdı. Şimdikinin 10'da 1 kadar bile yoktu yani. Hele ki öyle Resident Evil, Silent Hill Dino Crisis filan oynıcak, imkansız. Hatunla işte mesafeli başlayan bu online arkadaşlık serüveni, bildiğiniz normal arkadaşlığa kadar ilerledi yıllar geçtikçe. Ben pek bir şeyimi anlatmasam da, o anlatırdı. Hiç öyle Alman kızı gibi disiplin veya ahlaksızlık abidesi değil. Bildiğin Konya Ovasında yetişmiş, süper güzel bişi. İlk fotoğrafını yolladığında şaka yapıyor sanmıştım. Bir kız hem güzel, hem alman olmasına rağmen bu kadar zayıf, kibar ve etik hem de oyun sever olamazdı. Bi kusur olması lazım lan! ... Diye düşünsem de yoktu. Şimdi 25 yaşında işte. Eğitimini tamamladı, bir işe girdi, kendi evini kurdu, döşedi, işinde ilerliyor, geziyor... Mail attı işte, naber, nasıl gidiyor Volcan diye. Hala Volcan diyor, ona kızıyorum bi :)) Bi süredir unutmuşuz haberleşmeyi, maddi uğraşlara dalınca kafanın dışarı çıkması zor oluyor diye lafladık güldük ettik. Aradan geçen yıllarda nasıl değiştiğimiz hala şaşırtıyor bizi... Ben onu 11 yıldır tanıdığıma hala inanamıyorum mesela. Hem de ülke aşırı. Bir gün yüz yüze de görüşeceğiz ama du bakalım :)

Ondan sonra en eski ve en değerli online arkadaşlarımdan ghidrah nickli bir amca var. Onunla da tanışma vesilemiz bir oyundu. Dino Crisis çıkmıştı. bilen bilir, sonları çok karışıktı, tam çözüm gerekliydi (Level daha yazmamıştı o zaman). Ben de gamefaqs.com da buldum adamı ama anlamadım çözümü, sordum "aga böle böle demişsin de olmuyo, nasıl, bi özetle" diye. adam da kibar kibar anlatmış. sonra işte nerelisin, buralıyım, şaşırmacalar derken öyle tanışıyoruz. Amca Boston'da oturuyor. 50 yaşlarında. 3 tane çocuğu var. En büyüğü işte üniyi yeni bitiriyor. Geri kalan da ikisi de okuyor. Marangoz ama bizim bildiğimiz tabirde değil. Burda 4 suntayı yan yana getiren marangoz oluyor da, amca bildiğin ev yapıyor onbinlerce dolara. Yanında pek çok elemanı var, harika evler yapıyor. Eski hippilerdenmiş. Saçlar hafif uzun, beyaz filan. Hayalimdeki baba modeli lan resmen :) Henüz bir resmini görmedim, istemedim de gerçi. O istemişti, uzun saçlı halimi görünce de epey kıskanmıştı :)) Hiç de bildiğimiz Amerikan babalarından değildir. Öyle umursamaz, saldım çayıra mevlam kayıra olayı yok. Her bi çocuğuna gelecek vermek için bildiğin yırtınıyor. Sadece ellerine para vermekle de kalmıyor, onlarla zaman geçiyor. Her bir çocuğuyla haftada en az bir etkinliği var. Çoğu zaman da ailecek. Onları dinliyor, psikolojilerine önem veriyor. kişisel ve sosyal gelişimlerini destekliyor. Bazen bana dert yanardı "ulan çok değişik bi nesil bu ya, biz hiç böyle değildik" der dururdu :)

Adam büyük oyuncu resmen. Sur-hor oyunlarında speed game ustası yemin ediyorum. Eskiden çok modaydı; en kısa sürede kim bitirecekti oyunu diye. Silent hill'i dünyada bu adamdan daha hızlı bitiren yoktu. Tam çözümleri de hala durur internette. Resident evil 1-2, Dino Crisis 1-2, Silent hill vs. en kral tam çözüm ve speed game'ler bu abidedir. FEna bir Tekken oyuncusu da değilmiş anlattığına göre. Oğluyla oynuyormuş ama hep yeniyormuş oğlunu. Diyorum aga sen benle oyna da gör gününü :)) Zaten diyo mutlaka gel Boston'a, misafirim ol istediğin kadar. Ölmeden göreceğim süper babayı valla :) Bu amcayla da bi 10 yılı devirdik. Adam hastalandı, üzüldü ağladı, düştü orasını burasını kırdı, parası battı, kazandı filan, harbi dolu dolu yaşıyor tanıdığım 10 süre boyunca. Çok da güzel akıl verir. "Ya bırak zamanla geçer" filan gibi içi boş öğütler yerine tecrübeyle sabit şeyler anlatır, etkiler beni valla. 55 sene yaşamak kolay diil :)

Tabii ondan sonra da çok arkadaş edindim şu internet denen illetten ama hiç biri bu ikisi kadar uzun süreli ve kaliteli olmadı. Tabii hala devam ediyor oluşları da ayrı. Bir de arabistan'dan vardı, muhammed diye. İngilizce öğretmeni ve koyu Playstation manyağıydı. adam evlendi, çoluk çocuğa bile karıştı ya huahuaasdas. gerçi kayıplarda o da, öldü mü kaldı mı. du bi mail atim.

4.4.10

mayamuna

güzel grup adı, güzel performans. aslında ilginç :)


3.4.10

goyun of war

Kapaktan daha güzel bi posterimiz (48 x 68 cm) olduğunu söylemeyi unutmuşum bu ay!

2.4.10

ray ray kasım

blog ortamlarını kirletme teşebbüsüm tam gaz devam ediyor ahali :)

bir bobiler klasiği olan şu videoyu izlemeyen kaldı mı?


Sonic sırt çantası! Gibi...

İlkokulda böyle sikko çantalarım olmuştur çok fena malaslıyorum diye ama bu bambaşkaymış ya. harry potter, obama, sonic, gül, renkler filan. bunu takan çocuk seri katil olur büyüyünce yemin ediyorum asduhahus.

Aslında alıp şöyle bir yolculuğa çıkmak lazım. post-modern sanıp yeni bi moda akımı oluşturabilir :P