• Sense8 ile yeni yıl

  • 2016 dizilerinin gizli Hit'i: Quarry

  • John Carpenter geri döndü!

28.2.10

bana kendini rüyalarda gösteren kadın

It's all wrong, It's all right
It's all, It's all...

27.2.10

what goes around...

... comes around.




































günümüzde pek çok şeyi özetleyen süper bir kare.

Yeni moda : Contact Juggling

Bu da son günlerdeki yeni hobim. Şimdilik hobim "izlemek" olsa da, bu kürelerden bi tane bulduğumda hemen ben de başlayacağım. Ulan acayip eğlenceli gözükmekte. Süper bi olay. Harbi işin içinde hile var gibi gözküyor ama kesinlikle yok.

Kürelerin en ünlüsü Fushigi Magic Ball. Satan bi yer filan görürseniz bana hemen haber edin :)

Kendisi nedir, neler yapılır, fikir sahibi olmak için şu videoyu bir izleyin. Sonra hediye olarak bana alabilirsiniz :PP

öldüğünüzde sanal hesaplarınıza nolur?

Bi bok olmaz. öyle durur sosyal internet sayfalarınız boş boş. insanlar yorum yazar belki nerde bu lan diye? sonra da unutulur gidersiniz zaten. google bile sallamaz sayfalarınızı kıçınız kurtlanmışken. zaten sizin de o anda başka dertleriniz olur: "ya facebook status'umu değiştirmedim, o fotoğrafı kaldırmadım, ay ay galerimi herkese kapatmadım"dan öte...

http://mywebwill.com/

Bu site sizin için bunu düşünmüş. Öldüğünüzde sitelerinize vasiyet gibi mesajlarınızı koyuyor.
"Öldüm ama siz de öleceksiniz ne var ahah" da diyebilirsiniz. ya da "çok önemli bi sırrı paylaşabilirsiniz, nasılsa öldünüz, kimse bişi diyemez. Örneklerin sınırı yok. Eğlenceli gözüktüğü de gerçek aslında, deli işi tam :) Sonra da hesabınız siliniyor bi güzel. Toprağa karıştığınız gibi sanal ortamda da yok oluyorsunuz. Biri sayfalarınızı Save As yapmamışsa tabii

Site kısa bi süre sonra sanırım açılcak. o güne kadar şu videosunu izleyin bi.

[REC]2 ile tirtir


İlk [REC] biraz underrated kalmıştı. İzleyenlerin sayısı baya azdı ama sonra HD olarak filan sürüm tazelenince tüm dünyada tanındı, hakkı verildi. Sonra film kaldığı yerden aynen devam etti. Bu sefer apartmana swat ekipleri giriyor ve çatı katının gizemi ortaya çıkarılmak isteniyor ama ah ah... İlk film kadar olmasa da epey güzel ikinci film de. Kan revan her yer. Karanlıkta son ses izleyince zıplatıyor çoğu yer. Bazı sahneler oyun gibi olmuş... Tam sinemalıkmış aslında. Kaçırmayın.

Şuradan indiregandi :)
http://oneclickmoviez.com/?s=rec.2.2009

25.2.10

akıllı tuvalet


tuvalet saatleri belli bi adamım ben. gayet düzenli boşaltırım içimi yani. ofise gelmeden, yola çıkmadan bi kere uğrarım tuvaletime. geçenlerde de geciktim biraz, unuttum girmeyi, çıktım yola.
git zaman gel zaman, ofise gelecek otobüs durağıan geldim. midemde bi gurultu. gaz dolaşıyor ordan buraya. allahım neler oluyorr... bi kramp biraz sancı. yok yok regl olmuyorum asdas. tuvalet ihtiyacı had safhaya geldi. ama otobüs durağındayım! arkamda bi benzin istasyonu ama ölsem girmem. bakteriden mantara döner kıçım. Bi üniversite tuvaletlerine bi de benzinci tuvaletlerine girilmez bu ülkede. Konser, festival tuvaletleri bile daha sağlıklıdır yani.
sonra planlar yapmaya başladım, işte 5 dakka sonra otobüs gelse, şu kadar trafik olsa, orda insem ofise kadar yetiştirebilir miyim emaneti, yok, matematiğime göre olmuyor. Sonra karar verdim dedim olmaz böyle, git bi tuvalet bul volkan. Restorantlar var büyükçe, şimdi onlara da girip "merhaba WC ne tarafta, içine edecektim de" denilmez, ayıp. son dükkan da bi pastane. lan dedim buranın WC'si bile yoktur. Bi şansımı denedim yine de...

Gittim. Selam bana bi ay çöreği verir misiniz dedim. Verdi, süper gözüküyordu. Oracıkta yutacaktım ama olmaz, mermi doldurmayalım daha fazla silaha diye çantama attım. Sanki numaradan bi anda aklıma gelmiş gibi "aa şey, tuvalet ne taraftaaa" dedim. aha şurada dedi. Köşede böle, ufak bişi. Tek kişilik. Dedim yaşadım ulan! Bütün pastaneyi karantina altına aldırmazsam şimdi adam değilim!

Bi girdim içeri, allahım, benim tuvaletimden temiz! Kıl yok yerde. Neredeyse altın suyuna bandırılmış el sabunu koycaklarmış. Klozete bi baktım, sanki uzay mekiğindeyiz. Garip böyle. Yanda motorlar filan var, kablolar geçiyor.
Aga bu ne diye düşündüm. Her halde fazla dolduranları fezaya atıyorlar fiuuyyy diye saçma saçma düşünerek koydum kıçımı. Böyle çok ince bi naylonla örtülmüş klozet kapağı. Normalde böyle kopya kağıdı gibi bir şey konur ya, bunda yok öyle bişi. zaman geçiyo, böyle temiz kokular yükseliyo, dedim bağırsaklarımda çiçekler mi açtı bu ne. Meğersem her şey klozetin marifetiymiş. Sonradan öğrendi mtabii. Neyse işimi bitirdim kalktım. O naylon vızz vuzztt diye, açılır kapılar gibi dönmeye başladı. Başka bi naylon geldi otomatik. benim oturduğum naylon da otomatik kesilerek çöp kısmına gitti aletin. Garip bi de su aktı anlayamadım. Ama çok mutluydum. Böyle bi tuvaletim olsa hiç çıkmam valla. baykuş gibi otururum üzerinde kitap okur, çalışır, uyurum...

24.2.10

Tüm Silent Hill OST'leri

Bilenler bilir Silent Hill ne demek, Akira Yamaoka nasıl biri demek. OST'leri de en az oyunları kadar taş gibidir.

Şu adreste tüm albümleri var. Pek çok mirror da var. Rahat rahat indirin deyü.

Bugünlerde böyle warez'cilik yapasım var valla, yakında REC2'nin de linklerini veririm :))

http://www.bunalti.com/?p=103520























Metal Hammer -Mart 2010


Son aylarda denk geldiğim dergi kapaklarında Metal Hammer tüm saygımı tekrar kazanıyor valla. Çok enfes bişi çıkarmışlar ortaya. Ville Valo sağsolun.

Aşağıdaki linkten de tüm derginin (Mart10) PDF'ini indirebilirsiniz.




23.2.10

Hayko- Sandık

Hayko Cepkin'in son albümü Sandık bugün raflarda yerini aldı. Dinledik defalarca. Çuk beğendik. Olgun bir albüm olmuş. Ana konsept "ölüm" ama yan konseptler de var. Müzikal açıdan çığır açmıyor ama yine rock'tan elektronik melodilere kadar geniş bi yelpaze açmış Haykocan. Kemanlı arabesk kısımları çok beğendim mesela ben. Intro'larla albümü uzatmamış önceki albüm gibi. 40 dakika bile değil albüm. 9 parça ama boş yok. Çok feci konserlik parçalar var. Bilerek yapmış resmen, şu kısımlarda seyirciyi uçurturum diye. Albüm olgun, çünkü grup da olgunlaşmaya başlamış. Özellikle davulları pek beğendim ben. Ama Hayko'nun yeni imajını çok tuttum diyemem. Umarım konser sırasında değiştirir. Japon çeşnili imajının bi bağı yok albümle.
Alın, dinleyin valla. "Hayko'yu ergenler dinliyo yeaaa" demeyin, onlar her boku dinlio zaten :)) Hayko samimi adam, inandığını yapan adam gerçekten.

Şimdilik favori parçam: Açtırdınız Kutuyu

22.2.10

fantasy land

Fantasy Land'e gidip 30 jeton aldım. Deliler gibi oynadım. Milleti yendim yenildim. Street Fighter 4 oynadım bol bol. Birisi vardı, aha bu yenilmez dedi biri. kere filan da yendi beni ama sonra yenmeye başlayınca millet ooo oooo demeye başladı. Ulan atari salonu ortamı hiç mi değişmez memlekette :)) ÖZlemişim resmen hırs yapmayı, yenmeni nverdiği hazzı filan. Evden Online oynamak bu kadar keyif vermiyor. İstanbul'a da açılsın Fantasy Land şubesi, nolürr

20.2.10

sonisphere güncelleme

kulislerden gelen fısıltılar büyüyor...

lineup'a MANOWAR ve GUNS N ROSES ekleniyor diyor içimden bi ses! Bi kuş! Bi bi bi... Deep Purple ve Heaven&Hell'i daha önce de söylemiştim... Ara gruplara değinmeyelim bile...

Türkiye'nin göreceği en büyük festival yaklaşıyor anacım.

19.2.10

sıkışmak

en güzel sıkışma, bir şarkının, bir kısmındaki çok kısa süren melodileri arasına sıkışmak bence.

belki o sırada parmak bir kaç gitar teline bir kaç kez değiyodur, belki tel bir kaç saniye titriyor sonra duruyordur ama size sanki tüm hayatınızın özeti gibi gelir 2 tel arasındaki mesafenin melodisi. işte bunu seviyorum

serin

güzel bir uykunun benim için ilk adımı, "serinliktir". yani bu öyle kıçın donması demek değil. tadında bir serinlik. özellikle elimi yastığımın altına atınca o serinliği hissetmeliyim. bebeklikten kalma ender alışkanlıklarımdan birisi. başkasında var mı böle serinlik açlığı meraktayım.

yoksa?

tek dalını okumadığım kitap sayısı artıyor. 5 oldular en son.
420 tane soda kapağım birikmiş.
112 tl bozuk param birikmiş. Çoğu ytl gerçi.
gittiğim konser biletleri yerine sığmaz olup yeni poşetlerine girdiler.
Messie Sendromu böyle başlamıyordur umarım!

18.2.10

Reset! 52. sayı çıktığğğ

Yine dop dolu olmuş Reset! Dergilerde bulamayacağınız röportajlar, kritikler filan dolu her zamanki gibi. Ben de şöle 2 şey çizitttttirdim. Tıklayın, okuyun, ekonomiye can verin.

http://www.resetmagazine.net/


Eli away we go

17.2.10

Acceptance

Silent hill shattered memories'in sonundaki, adamı derbeder eden bu parçaya kulak kabartın. Her OST'te en 1 tane böyle parça yapmıyorlar mı, hastasıyım ikilinin...
Vokalde Mary Elizabeth McGlynn, müziklerde Akira Yamaoka var...





Time flows
Nobody knows
The years go by
Where we go
Alone from here

Night falls
Strange-colored walls
My eyes deceive
What is wrong
With me?

Deep in the night you think everything's right
Tell it to yourself. Say it's just a nightmare
Something is telling you nothing can change where you are
Again

Why should it matter, your dreams of a child?
Innocence is gone. Only fear to play with
Faces are changing, but nothing is changing the pain
Too late

Two steps I take getting closer and closer
And one more breath I take sends me further back

Over and over it calls to your soul
Say it isn't so. Emptiness surrounds you
No one can help if the angels refuse to come here
Who's there?

Cold-faded photos, they lay by your side
Something in my room. Never mind blue reason
Visions are lying and reasons just live to survive
This time

The cold. The light
The fear returning
It's not the eyes
You feel that's chilling you

shattered memories

Baya dumur etti bizi oyun.
kaybettiği saygıyı geri kazandı Silent Hill.
Herşeyin başlangıcı SH1'e yeni bir bakış attık ve H. Manson'ın çaresizliğiyle donduk kaldık.
Hiç silah almadan, hiç savaşmadan kabuslardan kaçarak Cheryl'ı bulabilecek miyiz acaba? Ve akıllara zarar son...
akıllardan çıkmacak müzikler.
psikolojik testler.
soğuk.
kar
buz

16.2.10

duvar mesajı


15.2.10

o da ne !

göbek deliğimdeki tüylü yün parçasını kavrayıp parmak ucumda görünce bir an ölmüş kara sineğe benzetmem ve ardından yaklaşık 4 saniyelik bir kıyamet yaşamam, nihayetinde de dünyaya geri dönmem çok komikti ayna karşısında. Gördüğünüz gibi hala blogger'ı twitter'a tercih edebiliyorum :)

14.2.10

Filistinli Na'viler































Günün güzel karelerinden. Bir kaç tane daha var. ŞURADA

T-Shirt War! (stop-motion)

ahaa. Çok güzel bi çalışma olmuş. T-shirtler savaşı!



T-SHIRT WAR!! (stop-motion music video)

13.2.10

give it up

I can't give it up

>>>>>

12.2.10

Anne ben Vedat Milor olmak istiyorum!


Eskiden oyun dergisi editörlerine "lan hem oyun oynuyonuz, hem para kazanıyosunuz, ne ballı işmiş o" diye çamur atarlardı (valla bak yok öle bişi) ama oyun dergisi editörleri de, yani en azından ben, aynı şeyi Vedat Milor gurmesine yapıyorum: Adam hem süper mekanlara gidiyor, geziyor hem de cillop gibi yemekleri mideye indirip, kral şarapları yudumlayıp üstüne para kazanıyor. AYIP AYIP!!11!!bir!!1

Akademik eğitimi olarak ortalığın ***** koysa da biz onu daha çok inanılmaz damak zevkinden tanıdık valla. Özellikle ben NTV'deki Tadı Damağımda programıyla tanıdım.

Şapırdayan ağzı, titreyen eli, garip çatal bıçak kullanımı ve pek zevksiz muhabbetiyle, en özendiğim adam formatına girdi valla.

Bir yemek yiyor, evlere şenlik, yeni yemek yemiş olsam acıkıyorum o derece. Bi de gittiği yerde mutlaka bir şey çok hoşuma gidiyor. Hemen oraya gidip onu yiyesim geliyor. Hele bazen böyle fantastik et yemekleri yapan yerlere gitmiyor mu, püh allah belanı vermesin, şişip kalıyorum TV başında, yürüyen testis kıvamına geliyorum. Canım çekiyor resmen. Nişantaşı'nda bi yer keşfetmemi sağladı; steak beef konusunda doktora yapasım geliyo ekmek çarpsın (ekmeği banıyosun suyuna böle öff )

Tabii adam, hakkını da vermiyor değil. 2 gram şarap tadıyor, nerdeyse tıpalayan adamın adını söyleyecek. Bi kaşık yemek yiyorsa tüm içindekileri sayabiliyor, kullandığı yağın markasına kadar, yediği dananın yaşını, akrabalarını filan çözüyor saniyesinde. Allah ağız, damak, dil vermiş valla. Bize de çöp torbası resmen. haksızlık:(

Yemek yiyip para kazanıyor :(( Kıskanıyoruz. (An itibariyle Adana'da Eco'nun yerine gitti, über bi Adana yiyo, uçak biletimi aldım ben de, bye bye)

Kendisi ayrıca bi blog yazarıdır. Takip edeyim iyice şişeyim diyorsanız, buyrun: http://www.gastromondiale.com/

11.2.10

halâ

Halâ şapkalı a kullanmayı seviyor
Halâ kalemin arka tarafını dişlemekten kendini alı koyamıyor
Halâ defterin sağ tarafına yazmayı daha çok seviyor
Halâ silgiden nefret ediyor
Halâ kelimeleri - ile bölüp bir alt satıra geçmemekte ısrar ediyor
Halâ defterin sol boş yerlerine düzensiz hologramlar karalıyor...

Bazı şeyler hiç değişmiyormuş benim için lan

ders ve lost

o kadar çok ders çalışmam lazım ki, her bişeyi bırakıp, hiçbir şeyi sklemeyip, ikiye bölünüp uyumamam lazım. Böyle bir şey olamayacağına göre...

dünyanın en kötü şeyi insanın kendisine zaman ayıramaması. tanrının zaman kavramını kullanarak insan üzerindeki laneti resmen. sınavın son sorusundayken "az kaldı lann, az kaldı" deyip soruyu geçiştirme hissi var bünyede.

Lost konusunda bile yazasım yok bişi. Sezon açılışı zaten fiyaskoydu, 3. bölümle de iyice ehhhh bre ya bu ne dedirtti. Bunu mu bekledik aylardır. Bu muydu yani!

10.2.10

dünyanın en güzel şarkı adı?

Title: How to Disappear Completely (And Never Be Found Again)
Bence budur. Valla budur. Billa budur. İmzamı attım altına.
Sizce hangi parçadır?

9.2.10

neye gülmekteyiz?

Ali sağolsun, başıma sardı Simon Pegg'in Big Train skeçlerini...
ama 1 tanesi var ki. Öff. 42 saniye ve günde 10 kez izlenmeden olmuyor.
Bizim kat yerlerde her izlendiğinde...

brutal Bad Romance -cover-

Lady gaga kendi twitt etmese bilemeyecektik. ahan da farklı bi yorum :))

8.2.10

şaşmak

geçen senenin dar gelen pantolonlarını bi deneyeyim dedim. şeytan dürttü herhalde akşam akşam.
ŞAŞKINLIK 1: Pantolonlar dar gelmiyordu!
ŞAŞKINLIK 2: Pantolonlar bol bile geliyordu!!
ŞAŞKINLIK 3: Pantolonlar kısa geliyordu!!!

Hadi anladık, göbek biraz erimiştir bol gelmez de, pantolon (bu kelime de çok kötü ya, başka bişi deselermiş şuan keşke), nasıl kısa gelir yıkanmadığı halde? Bu yaştan sonra bir kaç santim uzamış olamam sanırım!?!

7.2.10

Kinetic sculpture ile 5 karış ağız!



























motor + ip + demir bilye ve yazılım ile yapılacak en güzel şey bu sanırım.
bmw museum'da gösterilen şu olay 714 demir bilye ile gerçekleştirilmiş.
gayet basit bir teknolojiyle yapılsa da fikir dahice (her zaman derim, kinetik bir şey, daima daha güzel olur). özellikle nasıl bir yazılım yazdılar, onu da çok merak ediyorum.

Youtube videosundan sonra şu aşağıdaki adresten de sunumu izleyebilir, nasıl yapıldığını görebilirsiniz. 714 bilyeyi, 2 km ipi bulsak kilo hesabı satarız, adamların yaptığına bakın :)))

http://www.artcom.de/kinetik/


bir web developer'ın beyni

dice mosaic

Biraz (!) boş zaman ve biraz zarla (14bin kadar) bakın ne yapılmış...

(eğer şu sıralar youtube'a giremiyorsanız, Host dosyanızdaki youtube linklerinizi silin ve open dns'le girmeyi deneyin sadece)


5.2.10

Yaşarken Kurtlanmak!?!

Şu aşağıdaki video epey rahatsız edici. Onu baştan söyliyeyim. İnsan cildinden çıkan kurtçukları gösteriyo. Ve her insanda olduğunu söyleniyor. Doğru maddeyi sürürseniz kendilerini çıkıyolarmış filan! Yorumlardan yola çıkarak bişiler araştırdım. Her insanda yok tabi. Video malezyada çekilmiş ve benzerleri çin'de, tayland'ta filan da var. Yani sınır belli. amk insanları oralarda ne yiyip ne içiyorlarsa, resmen kurtlanıyor. Lan insan yaşarken kurtlanır mı? nası bi lanettir böyle bu. acayip sinirlerim oynadı.

Tabii ben paranoyamı aldım. "Kaşınmak" bile bana mantıklı gelmezdi, kesin derimin altında bişi var, kımıldıyo ki kaşınıyorum diye düşünürdüm. Bi de midemden gurgur ses gelince, kocaman mide kurtlarım bağırıyor diye düşünürüm! Bug diye bi film vardı, böyle iki insanın bi odadaki paranoyasını anlatır, sonra olay kendini kesmeye kadar gider... Bir gün dile gelip benle muhabbete başlarsa kurtlarım, öldüğüm gündür o. (Allah'ım volkan'ın akli dengesini koru- hep beraber AMİN diyoruz hayydiii:))


Fear Campaign

2006'da dağılan ve 2009 sonlarına doğru, eşekler gibi güzel bir kadroyla tekrar birleşen pek saygı duyduğumuz FEAR FACTORY, ilk albümünü çıkardıktan sonra da hemen ilk klibini çekti Fear Campaign'e. Çok güzel ve anlamlı olmuş gerçekten. Albüm de zaten kamyon gibi. Hala sıkmadı.






Hate, war and terror, murder, disaster
Rape, drugs and violence, lost in our failure
Fear is suffering, intimidate to obey
Fear is control, suffering is hell
Police enforce obedient behavior
Manufactured weapon of conformity
Fears of war and pestilence
Fear of loss and failure
Fear the hate of your enemy
Fear your god and savior
Savior, failure
What do you fear?
It is the most strategic tool used to manipulate
Intimidation to make me weak in order to obey
Strategy to manipulate, paralyze, intimidate
Righteous greed suffocates, a powerful fear campaign
Mind killing, restricting
Fear is the enemy on my path
Fears of war and pestilence
Fear of loss and failure
Fear the hate of your enemy
Fear your god and savior
Savior, failure
What do you fear?
FEAR IS YOUR GOD

yazmayı unutmak


Sanırım daha önce bu konu hakkında yazmıştım ama bugün biraz daha iyi anladım.
O da; bilgisayarda yazı yaza, eller klavyeye alışa alışa, kağıda yazmayı unutmuşum resmen.
Acayip çirkin bir şey çıkıyor ortaya. Kendim zor okuyorum, o derece.
Hele uzun uzun yazıyorsam, of, sonlara doğru harfler bir birine giriyor, alt şeride kayıyorum filan.
Gözüm Delete veya backspace tuşuna kayıyor. Geri almak istiyorum yazdıklarımı. Seçip bold yapasım, kırmızı renk veresim geliyor. Ama tek tip kalemim olduğunu için bi balon içine alıp altını karalıyorum altındaki sayfaya da geçmek üzere. "bu font olmadı ya, Times New Roman olsun, yok yok Helvetica yakışır bu konuya" diye saçmalayabiliyorum da...

Böyle böyle sinirlenirken ilkokulda ne kadar "güzel yazmaya" meraklı olduğum geldi aklıma. Öyle bir ders de vardı hatta. Zar zor geçiyordum ama iddialıydım valla. Ergin denen bi çocuk vardı, hattat gibi yazardı. Bi de el yazısıyla yazardı, elini kaldırmadan yazıyodu adi neredeyse. Kalın uçlu kalemle yazardı bi de (HB mi neydi), sayfaları art arda çevirince böle sanki kurana bakıyormuş izlenimi verirdi.

Gidip aynı kalemden ben de almıştım. Sonra oturdum alıştırdım kendimi, yazdım da valla ama sonra pek yazmamaya başladık, hay ben böle şansa diye, o heyecanımı kaybettim o gün. Zaten bi de çizgisiz kağıda yazma modası çıktı. Hay ben öyle modaya ya. Aylarca altına çizgili kağıt koyup öyle yazdım. Kaç yılda düz yazmaya alıştı mbilemiyorum. Bugün bi dilekçe yazsam muhtelemen yukarıdan aşağı doğru süzülen bi cümle yazarım.

Ondan sonra tüm notlarım karınca duası gibi olmuştur. Bir tek ben okurum, o da belki :P
Ama bugün başka bir yönümü daha keşfettim ki, kursta yazıyorum böyle bıkbıkblabla diye, o kadar uykum vardı ki, bir rüya bile gördüm arada, sanırım bi 5 saniyeliğine beyin reset attı o sırada.

Deftere baktım işte şöle yazıyodu: Vergi sistemi işte şöyle böle olmakla beraber __--$'^)(/&/%+asdasd^+%2^+327/+%&^'___^'__ . Bu dönem de bir takvim yılı olup... " diye gelişmiş olaylar. Uyurken de sallamış elim öyle bir şeyler valla.

Kurtulalım artık şu kağıttan kalemden. Bakın ağaçlar tükendi, mürekkeb bitti evrende, gelin artık dijital ortama geçelim, hologram şeklinde sanal klavye icad edilsin, onlara basalım, daha güzeli; düşünelim biz, kelimeler ledtv'li ekrana dökülsün filan. Hem 1GB'lık bi alana bile binlerce sayfa yazı yazabiliriz, doğa dostu olur! He? Hoş olmaz mı? Yapın bi kıyak

3.2.10

ışıktan daha güzel





















Süre tuttum. Tam 55 saniyedir avrupa'dan asya'ya tek araç geçmedi.
Pek kimsesiz bu gece sokak. Kimse yok
Okulun bahçesi yavaş yavaş dolmaya başlıyor yine karla.
Arabaların üstü çoktan beyaz olmuş
Aralarda bir kaç tane kiremitlerini gösterebilen çatı kalmayı başabilirmiş.
Birazdan yenilirler gerçi.
Tek bir insan bile gözükmüyor gece lambaları altında.
Işığın altındaki tek şey, ahenksizce dans eden kar taneleri.
Bir tek polis aracı var köprüde. Her gün aynı yerde aynı saatte durur, ışıklarını yakar.
Arabasının üstündeki mavi kırmızıya doyar. Ya da kırmızı maviye, bilemiyorum.
Evlerin ışıkları da çoktan kapandı. Gittiler yine erkenden. Her zamankinden.
Bırakayım uyusunlar.
Güzel oluyor böyle. Uzağa doğru bakınca ışık görmemek.
Önünde çoook uzun bir mesafe varmış hissi veriyor.
Öyle olmadığını bilsen de, her sabah görsen de oraları,
karanlıkta birşeyin olduğunu bilip görmemek ışıktan daha güzel geliyor.
en azından yalan söylemiyor karanlık.

1.2.10

LAMB OF GOD - 17 Mayıs 2010 @ Maçka

Konser kesin. Çocuklar hazır. Sonisphere'i göremeyebiliriz. Çok tehlikeli bi konser. Elveda

Oyungezer Şubat 2010 sayısı