15.1.10

Tokyo Sonata ile aileden uzaklaşmak

Festival programında kaçırdığım Tokyo Sonata'yı hatırlayıp bi şans verdim. Zira Japonya, sanki 2009'da biraz kıt bir sezon geçirdi ya da ben iyi film bulmakta zorlanıyorum.

Cannes'dan ve bir çok yerden ödülle dönen film tam bir japon minimalist filmi örneği. Her şey çok sade. Sade bir aile, sade karakterler. Olaylar sade, prodüksiyon sade, planlar sade, senden benden bi film gibi.

Lakin işte Kiyoshi Kurosawa gibi bir yazar yönetmenseniz, Tarkovsky kıvamında bunu sunarsınız. Kendisi aslen bir korku film yazar-yönetmenidir - ki Cure'u kesin izleyin- ama bu filmde biraz sınırından çıkmış, biraz da çıkmamış.

Masada gördüğünüz aile yavaş yavaş dağılmaktadır. İçten içe. Baba işini kaybeder, evdeki iktidarını kaybetmemek için bunu söylemez, sokaklarda iş arar, evin hanımı kocasına giderek yabancılaşır, büyük oğlu amerikan ordusuna katılmak ister, küçük oğlu babasına rağmen piyono çalmak ister ve kimsenin frekansı kimseyle tutmaz. 3 Maymun filmi bu film yanında o kadar sönük kalıyor ki, NBC ayakta alkışlaması lazım bu filmi 22 dakka.

Ayrıca filmin altında büyük bir de korku yatıyor. Ben çok gerildim yani. Böyle ailevi şeyler etkiler beni. Sürekli bir "hata yaptım mı, yapmadım mı, bu hareketimden dolayı pişman olur muyum, olmaz mıyım" baskısını bi süre sonra izleyici omuzlarında hissediyor ve ağır geliyor film. Enfes bir de finali var ki tüyler tiken tiken. Tabii Japonlar güçlü, onurlu insanlar genelde. Başka bir ülkeden çıksa bu film, asla böyle bitmez. Hangisi daha doğru bilinmez ama "aile" denen şeyin epey bir sorguladığı ve günümüzde artık bir işlevinin kalmadığı, tabulara, geleneklere göre gittiği gerçeğini çok yalın bir dille tokatlamış Kiyoshi. Reset'e bi ara yazayım bunu. Siz izleyin elbette ilk fırsatta. 8
Tepkiler: