8.1.10

Bazen öylece geçmez zaman


Şu yazımda, tanıştığım 60'lık bir teyzeden bahsedeceğimi söylemiştim. unutmadan biraz bahsetsem iyi olur zira şu sıralar hafızam çok iyi değil.

Otobüste oturuyorum işte. Hava karardı kararacak, Ankara'ya varmaya da var epey. Kitap okuyorum. Çok da kalabalık değil otobüs zaten, rahatım. Sağ tarafa bakıyorum, bir teyze işte. Çok böyle ton ton da değil, ifrit de değil, köylü de değil, şehirli de değil. Tam adını bilemiyorum ama aralarda bir yerlerde olduğunu görebiliyorsunuz. O da kitap okuyor. Ahmet Altan - En uzun gece.

Bir gözüm takılıyor. Sayfaları çok hızlı geçemiyor. Belli ki ya görme zorluğu çekiyor ya da okuması çok iyi değil diyorum. Yarılamış da kitabı. Acaba nasıl buldu diye merak ediyorum, hikayedeki aşk acaba ona tanıdık geliyor mudur gibi sorularım var. Bir sağa kayıp sol sağ şerite doğru eğilip

"Güzel kitaptır, nasıl sizi sardı mı?" dedim bir cesaret.
"Evet evet, çok güzel gidiyor çocuğum ama otobüste zor okuyorum ben. Sıkıntıdan iyidir ama" dedi. Tamamdır, aldım gazı, kalktım yanına oturdum, pek cana yakın biri geldi o anda gözüme. Halbuki bi siee git dese eşekten düşmüşe dönebilirdim ama

"Gel çocuğum otur otur. Sen galiba seviyosun kitapları ve okumayı"
"Yok teyzecim ya, iyi bir okuyucu değilimdir ama o kitap çok güzel. Böyle zor aşklar filan ilgimi çeker de. Adınız nedir?"
"Meral oğlum. Senin?"

İşte böyle kısa bir tanışma faslı yaşandı. Nefesi sigara tütün kokuyodu, belli ki hala içiyor ama ses tonu kalın değil, tam tersi incecikti. Dişleri de kirli sayılmazdı. Başörtülü, mümin biri gibi değildi ama giydiği etek biraz uzun olsa da, modern bir kadın çizgileri taşıyordu. 61 yaşındaymış ama sağlıklıydı. Muhtemelen koşabilir de. Kilosu normal, derisi çok buruşuk değildi ama göz altlarından belliydi ki hayat onun için pek kolay geçmemişti.

Anlattım işte, dedim Meral teyze, ben hikaye dinlemeyi severim, anladığım kadarıyla da biraz buruk birisin, nerden nereye gidiyosun, neden teksin, beyamca nerede gibi ahiret sorularımla bir anda boğdum kendisini.

Anlatmaya başladı. Kocası çok gençken ölmüş. Gıda zehirlenmesi geçirmiş ve ilk müdahelede gecikmişler. 23 yaşındaymış kocası ölürken. 20 yaşında evlenmişler. Samsunlularmış bunlar. Erkeği 20, kendisi 19 iken büyük bir aşkla evlenmişler. Öncesinde 2 yıl birbirlerini tanımışlar. Ama önce kocasının ölümünü anlattı. Teyzecim bi dur, demeye fırsatım olmadan döktü içini...

Kocası ellerinde kıvranarak ölmüş. Işığı bile olmayan bi odada, sadece ikisi varmış. Kardeşi köyün doktorunu bulmaya gitmiş ama geç kalmış. Kocası önce çok ağlıyormuş öleceğim diye ama sonra sustu, sadece bana bakmaya başladı dedi. Ellerini kaldırmak istemiş ama hali yokmuş. tutmuş tüm yüzüne sürmüş. İnşallah öbür tarafta beraber olabiliriz Meral demiş. O sırada 1 çocukları varmış 1.5 yaşındaymış. Ona güzel bir eğitim vermesini vasiyet etmiş ve meral teyze ona sarılırken kollarında vefat etmiş. Ondan sonra da hayat hiç güzel olmamış onun için.

Meral teyze köyün biraz zengin bir ailesinden geliyormuş. Kocası Hasan ise daha fakir bir ailedenmiş. Eğitimsiz ve mesleksizmiş ama yakışıklıymış oldukça. Fotoğrafını gösterdi gerçekten böyle hafif bir Ayhan ışık tipi var. Meral teyze de güzelmiş ama burnu kalkıkmış. İlk başta hiç yüz vermezmiş ama bakmış ciddi bu çocuk bir kaç fırsat vermiş. Bir kaç kere onu ciddi sıkıntılardan, tehlikelerden korumuş ve gözüne girebilmiş. Sonra meral teyze de onu tanımaya başlayınca o da aşık olmuş. "İnanır mısın volkan, o günden bugüne onun kadar iyi kalplisini görmedim" dedi. Ona layık olmak için herşeyi yapmış, babası da en çok bu huyunu sevmiş zaten, arıza çıkarmamış hiç.

Hikayesi beni biraz burkmuştu açıkçası. İnsanın kocası, aşkı, herşeyi kollarında ölür ve insan nasıl tepki verir, hayal bile edemedim. Hem de bir çocuğu vardı. Sordum işte, sonra noldu, oğlunuz nasıl vs diye...

Bir kaç yıl ceset gibi gezmiş. Hayal mayel hatırlıyorum ondan sonraki bir kaç yılı dedi. Çocuğuyla bile çok ilgilenememiş. gülmeyen bir şey olmuş. Sonra düşünmüş taşınmış, Samsun'da artık hayat yok, kardeşiyle İstanbul'a gelmeye karar vermişler. Gelmişler koca şehre. Filmlerdeki gibi bir kaç kez dolandırılmışlar ufak çaplarda. Akrabaları yokmuş burada. Alt seviye işlerde çalışmış Meral teyze. Temizliğe gitmiş, ufak çocuklara bakmış, hemşirelik bile yapmış hatta sekreter bile olmuş ama patron sarkması var diye bırakmış parası iyi olmasına rağmen. Yıllar öyle geçmiş, emekli olmuş, oğlu da eli ekmek tutunca çalışmayı bırakmış.

Kocasının vasiyetini yerine getirmek için gerçekten çok çalışmış. Oğlu için yaşamış resmen. Dedim "teyzecim niye evlenmediniz bu arada, daha kolay olmaz mıydı" dedim. Kaşlarını bir çattı.
"Her gün onunla kalkıp onunla kalkarım ben yanımda olmasa da. Hala da böyledir. Böyleyken yanıma nasıl biri sokabilirdim ki a oğlum" dedi. Zaten herkes "evlen" öğüdü vermiş ama o hiç dinlememiş. Neredeyse 40 sene yalnız yaşamış yani. Pişman gibi de durmuyordu.

Dedim "Siz biraz babaanneme benziyorsunuz, o da kocasını genç yaşta kaybedip 2 çocuğuyla istanbula gelmiş, çalışmış çalışmış, ama sizin kadar iyi durumda değil şimdi" dedim. Merak etti işte babaannemi. Anlattım biraz oğullarının ne kadar hayırsız olduğunu filan. Biz torunlarda da iş yok gerçi diye de ekledim. Öğütler verdi ama bana da hakverdi yer yer. Samsunlu olunca da dedim "Ama bi cici annem vardır, samsunludur o da, pamuk helva gibidir, şekerdir, çok severim ama çok yaşlandı, zor hatırlıyor beni, gidemiyorum da filan" dedim. "Git evladım git, sonra üzülürsün, fırsatın varken değerlendir" gibi bir çok öğüt yığdı üstüme. Zaten ertesi gün aradım ama tanıyamadı resmen beni, ben de üzüldüm yanlış numara deyip kapadım.

Oğlunu güzelce büğütmüş. Çok şey verememiş ama Kimya mühendisi olmayı bilmiş oğlu... Şimdi de zaten 40larında biriymiş. 2 çocuğu varmış. aile fotosunu da gösterdi cüzdanından, az göbekli biri ama mutlu, karısı da güzel, 2 de büyükçe kızı var. Torunlarını çok seviyor. Onlar için iyi şeyler düşünüyor. Tüm mal varlığını onlara bırakacakmış. Kıskandım bi an valla.

Sonra o sorular sormaya sordu. En sıkıldığım bozardığım anlar da bu anlar oldu. Dinlemeyi seviyorum ama iş kendi hikayeme gelince o kadar da rahat değilim. Diyo işte koca adamsın, niye teksin, evlenmedin mi daha. Dedim teyzecim naaptın :)) Erken daha diyorum. Kız arkadaşı filan sormaya başladı hatta pis pis sırıtmaya bile başladı, konuyu değiştirdim. "Ya ben de sizin gibi biraz eski kafalıyımdır, kolay kolay sokmam hayatıma biri" filan diye geveledim. Sonra işte o konuda da öğütler verdi sürüsüne bereket. Çoğu bir kulağımdan girdi, diğerinden çıktı çünkü verdiği öğütler genelde yapamadıkları, yapmak istedikleri cinstendi. İnsanlar çok sever yapamadıklarını bir başkası yapsın ama o zaman gerçekçilik ölüyor işte. Pratikte hayat hiç de öyle değil. Aileyi sordu, anlattım biraz, bana kızdı, onlara daha çok kızdı. Nasıl insanlar var filan dedi. yorum yapmadım bu konuda. Baktı, rahatsız oluyorum, o da uzatmadı.

İşte biraz daha konuştuk, 61 senede kocasının dışında da pek çok kayıp vermiş, kardeşi annesi babası, çevre akrabalar, arkadaşlar, komşular. Gözleri doldu böyle. Her birini ölesiye özlüyor gibiydi. Sıra bana da geliyor der gibiydi ama öleceğim diye üzülmüyordu. Sadece sevdiklerinden mahrum kalacağım gibi konuşuyordu. Hayali zor bir hayat ve hayali zor bir yaş sınırındaki bir teyzeyi daha tanımıştım. Mutluydum. Gerçi sonrasındaki bir kaç gün buruk geçti benim adıma ama hoş anılar dinledim. Sonra yanından yerime geçtim, o da kitabına geri döndü. Ama ev telefonunu verdi, arada bi ara, konuşalım oğlum filan dedi. Aramayı unutmam umarım.
Tepkiler:

7 yorum :

İrma dedi ki...

bende yaşlılarla sohbet etmekten onları dinlemekten çok hoşlanırım ne çok yaşanmışlıkları var.
meral teyze hayata güzel başlamamış genç yaşta dul kalmış bir insanın sevdiği kişiyi erkenden kaybetmesi ne kadar acı.
unutmazsan ara bence eminim çok sevinir
sana bunu söylüyorum ama bu yaz akçaydan dönerken otobüs yolculuğu boyunca sohbet ettiğim teyze de bana evinin adresini vermişti bi çay içmeye gel diye şimdi hatırladım gerçekten unutuluyor.

Volkan dedi ki...

uzun olan bu yazıyı okuyan 1 kişinin bile oluşuna sevindim :)) teşekkürler yorum için.

Post-it bi işe yarasın diye kocaman yazdım, unutma: meral teyze diye. arayacağım :)

Senin de bir çay içmeye gitmen dileğiyle :)

gokce dedi ki...

Ben de okudum, hatta üşenmeyip bi de yorum yazıyorum ah ne çok şey yaptım ya(:

Hayatın her yüzünü görüp de olgunluk yaşlarına varan böyle teyzeler olduğu gibi sadece mutlu yüzünü görüp yaşlı ve tecrübeli olduğunu sananlar da var. Verdikleri dolu nasihatların içini boş yaşayanlar, hayatın olumsuzluklarıyla baş edebilmenin ağızdan çıkıcak 2 cümlede saklı olduğuna inanlar, inanamanı sağlamaya çalışanlar, inanmanın gerekli olduğuna inandıranlar...


Not: Formspring de yorum sorusunu soran bendim, aldım cevabımı (:

Volkan dedi ki...

eheh teşekkürler o zaman gokçe :)

var öyle insanlar evet. yaşlanmayı tecrübeli olmaktan sayarlar. ben kızmıyorum veya yorum yapmıyorum, öyle sanabilirler kendileri bununla mutlu olabiliyosalar valla.

IMPERATOR CAESAR FLAVIVS PIVS FELIX VICTOR MAXIMUS AVGVSTVS dedi ki...

sen nasıl bir adamsın ya hu? =) iyi.

kelebek dr. dedi ki...

böyle dedelerle ninelerle sohbet etmek bazen gerçekten çok keyifli olabiliyor. güzel bi anı olmuş senin için. teyzeye üzüldüm tabi. aslında ne çok hayat var öyle. teyzenin hala kitap okuyor olması felan çok hoş. vallahi bu ülkede, neredeyse fantastik. bu arada ben de samsunluyum. teyzeyle konuşursan, samsun eski samsun değil çok güzelleşmiş, de der misin :)

Volkan dedi ki...

ben de samsun'u hep merak ederim. Bi gün mutlaka gezicem walla.

Tabii ki söylerim. Ama sanmıyorum ki etkilenip geri dönsün. İçindekileri yitip gidince pek bi anlamı kalmıyor yerlerin.