25.12.09

Kiraz Çiçekleri, Mayıs Sinekleri ve Ölümle Dans

Yıllarca önce, zor ama mutlu günlerimin birinde kafama bir şek takılmış halde google'da oradan buraya koşuştururken denk gelmiştim Mayfly yani Mayıs Sinek'lerine. Okuduğum şey tabii ki ansiklobedik bilgiydi ama beni biraz üzmüştü. Aklıma bir hikaye gelmişti; içinde insanların yer aldığı. Çünkü Mayıs Sinekleri'nin hikayesi biz insanlara aslında bir noktada çok benziyordu.

Festivale Cherry Blossoms (Kiraz çiçekleri demektir. Bir diğer adı da Sakura'dır. Ağaçların olabildiğince renklenmesidir. Baharın geldiğine işarettir ve Japonya'da bunu kutlamak gelenektir) geldiğinde hem çok sevinmiş hem de çok kıskanmıştım. Çünkü şu güne kadar Mayıs Sinekleri'nin metofor olarak kullanan bir film yok. Kısa filmler de buna dahil. Buna anlam verememiştim ve bir gün bir film senaryosu yazabilirsem, içine bu hikayeciği mutlaka koyacağım diye düşünmüştüm. Hala da düşünüyorum ama artık iş çok daha zor çünkü Cherry Blossoms gibi bir bir film var.


Filmi izlemeyenler için kısaca özetlersem (spoil yok merak etmeyin), yaşlı bir Alman çiftimiz vardır. 2 kişi bir evi paylaşmaktadırlar tün tün. Erkek sabah kalkar işine gider aynı saatte, aynı dakikada ve aynı dakiklikte evine gelir, karısı terliklerini önüne koyar hırkasını giydir ve sofraya oturulur. Bir ömür böyle geçmiştir. Aslan gibi çocuklar büyütmüşler ve yuvadan uçuşlarını izlemişlerdir. Kadınsa çok daha içlidir kocasına göre. Hatta tam tersi bile denilebilinir ama 2 bulmaca parçasının bir araya gelebilmesi için de aranan özellik budur zaten.

Yıllarca programlanmış bir makine gibi yaşayan adam, aslında hayatından çok memnundur. Kadın da memnundur çünkü kocasını çok sevmektedir. Hala sıkı sıkı el tutuşabilmektedirler. Bir gün doktorundan o kötü haberi alır karısı. Kocası çok yakında ölecektir. "Halbuki yaşanacak o kadar şey vardır" diye düşünür kadın. Kocasından bu durumunu gizler. Kocası karısının sözünü hep dinlediğinden onu tatile çıkarmak ister. Kocasının ellerinde öleceği gerçeği gözlerini yaşartır sık sık kadının. Çocuklarına gitmeye karar verirler ve tün tün giderler. Şehir değişmiştir, çocukları da öyle. Adapte olmakta zorlanırlar. Adamın aksırıkları artar. Ve bir gece karısı yanında uykuda ölür adamın. Artık tektir adam. Artık yemeklerini tek yiyecek, terliklerini kendi alacak, hırkasını kendi giyecek ve en kötüsü yatağının yanı boş olacaktır. Elbiselerini koklar, fotoğraflarını karıştırır sık sık. Bu sırada adam karısını onca yıl sonra bile bazı yönlerini tanımaya başlar. Fuji dağını çok görmek istemiştir kadın mesela. Sonra ünlü japon danslarını yapmak istemiştir hep bir Alman olmasına rağmen. Kocası karısının gözlerinde yatan bu kadını hiç görememiştir hayatı boyunca. İçini acıtır bu. Dahası bu dileklerini yaşaması için hiç karısına destek olmamıştır bile.Karısını çok özlemektedir ama zaman ağıt yakma zamanı değildir. Karısının içinde kalan uhdelerini adam hala sağ iken yerine getirmelidir. Bavulunu kaptığı gibi Japonya'ya gider ve film başlar (Fuji dağı, japon kültürü, mayfly, sonsuz aşk, pişmanlık ve çaba gibi öğelerin olduğu bir filmin favorilerim arasına girmesine şaşırmadınız umarım)



Mayıs sinekleri halk arasında Birgün sinekleri olarak bilinir. Ömürleri 24 saat kadardır. Doğarlar ve ölürler. Ve bunu bile bile yaparlar. Kitleler halinde ölmekten kaçınmazlar. Erkekler dişilerle çiftleştiği anda ölür. Dişiler biraz daha uzun yaşabilmektedir ama istisnasız ışığın etrafına dolaşan tüm Mayıs Sinekleri ölür çünkü ışık bu sineklerin en zayıf noktasıdır. Öleceklerini bile bile bu ışıktan kaçmazlar. Bilimsel olarak açıklanamasa da, hayatlarının amaçlarını bu ışık olduklarını düşünmektedirler; ulaşılabilecek son noktadır. Doğup uçup, bir ışık etrafında ölmektir hayatları ve bu en genel amaçlarıdır. Diğerleri gibi güzel çiçeklere konmak veya leşlerden beslenmek değildir onların derdi. Işığın etrafında toplu halde dans ederler. Bildiğimiz danstır bu hatta filmde bahsettiğim Japon dansı da bu sineklerin dansından figürler içerir. İnsanın gölgesiyle dansıdır bu. Işıksız olmaz. Sineklerin de tek istediği budur belki; gölgeleriyle dans etmek için yaşarlar? O an gelir ve cansız bedenleri denize düşer. Yok olup gitmezler. Ekosisteme karışırlar. İçlerindeki yumurtalar denizin dibinde yaşamaya devam eder ve olgunlaşıp bir ışık bulmak için ölüme doğru uçarlar korkmadan, anneleri gibi. Baharı müjdeler ölümleri. Aynı Kiraz Çiçekleri gibi. Bir hayat biterken, bir diğeri başlar dans eşliğinde.



(Meraklısına başka öneriler. Yasunari Kawabata'dan Koto, tabii ki Ozu'dan Tokyo Story)
Tepkiler: