• Sense8 ile yeni yıl

  • 2016 dizilerinin gizli Hit'i: Quarry

  • John Carpenter geri döndü!

30.11.09

Haiku

古雛やがらくた店の日向ぼこ

furu hina ya garakuta tana no hinata-boko

the old doll
in the junk store window
sunning herself
1824

mary and max

kendinize bir iyilik yapın, eğer izleyeceğiniz son animasyon filmi ne olacak derlerse bu filmi seçin.

gelmiş geçmiş en iyi stopmotion claymotion filmleri arasına çok rahat tepeden girebilecek bir film. ilk kez avustralyadan bu denli etkileyici bir film izledim. Umarım Oscar'a da aday olur da hakkettiği ilgiyi görür.


8 yaşında avustralyalı çirkin, farklı, garip bir kızla, new yorklu 44 yaşında hasta, pis, kilolu ve zeki bir adamın mektup arkadaşlığı hakkında yazılabilecek en iyi hikayeye sahip.

film o kadar detaylı ki, 5 yılda yapılmış. evet 5, beş, five, V... diyaloglar, planlardaki arka detaylar filan bi kaç kere izlemek gerek tüm referanslar için... hem çok komik hem çok duygusal. hassas bir günde izlerseniz muhtemelen dolu gibi yağarsınız. neyse. must-see animation diyor ve ekliyorum:

when you lose someone you love, it's like losing a little piece of yourself.
http://www.imdb.com/title/tt0978762/
http://www.youtube.com/watch?v=MgRjB8PEDkM

29.11.09

Randy Pausch

hayalleriniz mi tükendi
ne taraftan gitmeye karar veremiyor veya zorlanıyor musunuz
bazı kavramları bilmiyor veya anlamsız mı geliyor
2 ay sonra ölecek olsanız insanlara ne anlatabilirdiniz

izleyin.




(Randy, anlattığı gibi yaşayan biri değildi. bazı şeyleri kaybettikten sonra değerini ve anlamını anlayan, sade pişman biriydi)

diş macunu

"artık bitti bu yaaa" dediğim diş macunu tüpünden bugün olarak bir haftadır daha macun çıkıyor, yani 14 kez ve sanırım bi 4 kez daha çıkar. "Bitti" demiştim lan, ATIYODUM, nasıl o kadar çok şey kalıyor ki dibinde?

Valla artık, pinti miyim, tasarruflu muyum, elim mi bereketli (bunu hiç sanmıyorum) anlamadım.
siz siz olun biten diş macun tüplerinizi atmayın, katlayın, sarın, uç kısmının dibine basın, olmadı jiletle ikiye yarın, içindekileri dişinize yüzünüze sürün filan uahua

28.11.09

sadece bir sayıdan ibaretsin?

bir gün bir yakıcı bir güneşin altında uyanıyorsun ve zihnin pek de bir şey hatırlamıyor. Tek bildiğin buraya nasıl geldiğin. Sanki sıcak yatağına yattın ve cehennemi andıran çölde rüya görüyorsun. Ama hayır, rüya görmüyorsun. Sen gerçekten de o çöldesin. Bu nasıl olabilir ki?

Sana ne yaptılar da çöle getirdiler? Nasıl getirebilirler? Ya da nasıl geldin? Az önce metropol bir şehrin göbeğindeydin, buraya ancak ışınlanmış olabilirsin, o da ancak filmlerde olabilir. Bu bir film kaydı olmadığına göre mantıklı bir açıklama için beynin çatlıyor. Neredesin? Niye?

Biraz yürümeyle çölün ortasına kurulmuş bir köy görüyorsun. Üçgenimsi evler ve kırsal kesimlerde ne kadar az insan varsa o kadar insan var. Eski püskü arabalar, eski kıyafetler... Hiç gökdelen yok ama sen hariç herkes mutlu burada. Çocuğu genci yaşlısı, her şeyiyle yaşıyorlar. Okula gidiyorlar, kafeye gidiyorlar, havuz başında oturuyorlar, kağıt oynuyorlar, hatta barlarında içip dans bile ediyorlar, ölüyorlar, evleniyor. Her şey var.

Buraya ait olmadığını haykırıyorsun önce. "hayır" diyorlar," sen zaten hep buradaydı"n. seni şüpheye sokuyorlar çünkü herkes seni tanıyor. Ve sana 6 diyorlar. Bu köyde isim yok. herkesin bir numarası var. Senin de 6 işte. Evin bile var. Eşyaların var hatırlamadığın, akrabaların var. Hiç birini tanımıyorsun ama onlar seni tanıyorlar ve bu "ait değilim" yüzünden sana biraz deli gözüyle bakmak üzereler. Diyorsun ki herkese "burası sadece bir köy, buranın ötesi var, ben oradan geldim, deniz var, okyanus var, gemi var..." ... bakıyorlar sana öylece. Onların hepsi anlamlarını bilmedikleri birer kelimeden ibaret. Öyle diyorlar sana, okyanus, sahil ne dememek? Onlar bildiği tek şey içi su dolu bir havuz. Okyanusu nasıl anlatabilirsin ki?

Rüyalarına giriyor, eski hayatın. Anılar karışık, rüya gibi, gerçek gibi. Hangisi gerçek sorguluyorsun. İnsanlara buranın ötesi olduğunu anlatmak istiyorsun ama gidebildiğin tek yer çöl. Daha ötesine gidemiyorsun da göremiyorsun da. Belki de ötesi yok gerçekten. Belki de sen gerçekten bu köyde doğdun? Belki de bunlar gerçek, önceki bildiğiklerin sanal, rüya. "Burası sahte" dediğin yer belki de asıl evin? Nasıl ıspatlayabilirsin ki çıkamadığın bir yerden... Sana kafayı yemeden önce, "buraya alış, arkadaş edin, yalnız kalma, iş yap, işe yara, aileye karış hatta" öğütleri veriliyor. Böylelikle "düşünmekten" kendini alabilirsin. "Ötesi" olduğunu düşünmez, daha az sorun çıkarırsın. Daha az hayal kurar, huzur bozmaz, işleri kurcalamazsın. Sen sadece 6'sın. Sen bu köyün tek 6sısın, teksin ama senin gibi sayılardan çok var. Ayrıcalığın yok. O yüzden ne ötesine gitmeyi çalışıyorsun, ne de ötesini görmüş tatmış biri olarak ondan vazgeçebiliyorsun. Klinik'teki psikoloğunun yüzüne haykırdığın gibi, "korkuyorsun, sen de benim gibi ötesi olduğunu düşünüyorsun ve ötesi olmasını istiyorsun ama bundan korkuyorsun ve düşünmekten vazgeçiyorsun" cesur birisin. Tutsak olmuş bir numaradan ibaret olmadığını herkese gösterecek misin?

Evet ise X >Y

27.11.09

bayram


bayramınız kutlu ve kanlı olsun.

rapidshare'e kafam girsin

benim gibi RS hayranını bile çıldırttılar valla şu Free muhabbeti için yaptıklarından. Yok 2 dakka bekle, yerimiz yok, yok bu link Premium'lara açık üye ol filan, harbi dev götleri kalkmış.
ben de o yüzden RS hesabı filan almıyorum artık. Free bile kullanmayacağım.
Tek linkteki filmleri dizileri indirmek rulz artık. Hem de hepsi FREE.
Torrent hızından da hızlı geliyor.
nefis

DİZİLER için: http://oneclickseriez.com
FİLMLER için: http://oneclickmoviez.com

26.11.09

two winters only


hala yazın etkisinden kurtulamadım sanırım.
üstüme hafif şeyler giymekte çok inat ediyorum.
hala montsuz filan gezilebileceğini düşünüyorum.
şemsiyemi yanıma almak gereksiz geliyor.
sabah perdelerimi açınca güneşin gözümü kamaştıracağını sanıp önceden kısıyorum. sonuç hüsran tabii ki.
alışveriş yaparken hala "aa şu şapka güzelmiş, alayım da takayım" diyorum. nereye takıyorum lan.
şu ara tatil yapayım diye mekanlara bakarken hep deniz kumsallı yerlere gözüm gidiyor. diğer yerleri görmezlikten geliyorum hala.
sonra, alışveriş yaparken hala dolu dolu dondurma yiyebileceğimi düşünüyorum. raflara ilişiyorum.
dolapta soğuk içecek bulundurmak farz diye düşünmekteyim hala.
buz saklıyorum.
üstü açık boğaz manzaralı yerlere gitmekte ısrar ediyorum.
uyurken kalın şeyler örtünmüyorum hala.
doğalgaza gerek yok diye düşünüyorum.
ve sanırım hepsinde yanlışım. soğuktan boynum tutulmuş zira.kış gelmiş düpedüz.

tarih/saat pilimde sorun var şu sıralar bi de, yazın yaptığımız bir muhabbeti ev arkımla geçen ay sanıyorum, iddialaşbiliyorum bile. ödevleri, işleri, deadline'ları kaçırmamdan anlamalıydım günümüze geç kaldığımı.

25.11.09

AION'a bir şeyler oluyor!

Videoyu izledim ve ağzımdan aşağı doğru kopmak bilmeyen salyamı sildim sonra. NC Soft, en iyi grafikli MMO'yu Aion'a çıkaracağı genişleme paketiyle yapacak sanırım. şu anda bile tam bir zaman katili olan oyun, daha sonra neye dönüşecek bilemiyorum walla. allahsızlar


Ruins

İlios - Wilusa harabelerinden. büyük hali daha güzel garanti ederüm.

ruins
Tiktaktuk: 1200×797

24.11.09

24 Kasım

18 yıl olmuş...




too much love will kill you
it'll make your life a lie
yes, too much love will kill you
and you won't understand why
you'd give your life, you'd sell your soul
but here it comes again
too much love will kill you
in the end...

23.11.09

paradise lost - a rise of denial

A rise of denial
This passion won't forgive
And I'll fortune tears you down

----

Babalar yine enfes bir klip çıkarmış son albümden a rise of denial'a. Klibin konsepti süper. Özellikle kalbi saman doldurulan ve görmeyen göz yerleştirilen kısımlar enfes. secdeye varıyorum

sanat eseri olmak


olaya daa önce hiç bu yönden bakmamıştım ben. "hayatın anlamını ve sırrını bulmuş bu düdük makarnası" şeklinde konuya yaklaşmayınız o yüzden. bazı şeylere çok kafa yorsam da, bazen ufak detayları görmemezlik edebiliyorum. Hayat hep ileri giderken, tecrübe hep "ilerisi" olarak özetlense de, bazen kaydı geriye almak da "ileri" olabiliyor kanımca. bandı geri sararken, zaman geri gitmiyor nasıl olsa.

Aristoteles'in Poetika'sını üçüncü kez okuyorum ve üçüncü kez bir şey anlamıyorum. Öykü ve bunu anlatma konusunda bence bir kuran niteliği taşıyor ama dili bana çok uzak geldiği için (ayrıca Türkçe remsen yetmiyor bu esere) cümleler kafamda canlanmıyor lakin okumaya devam ediyorum, edeceğim de çünkü ilham veriyor, başka bir ampül yakıyor kafada aynı anda...

sanat eseriyle insan arasında pek fark yok gibi geliyor düşününce. insan da birisine göre birşey anlatıyordur, kimisine göre anlatmıyordur. kimisine göre sadece üstündeki rengidir, kimisine göre bir isimden veya deri kemikten ötesidir. başka bir anlam ifade eder ona. aynı bir müzik parçası gibi. hayatının parçasıdır o ama başkası için albümün 4. parçasından bir şey değildir. kimisine göre de hangi ülkeden geldiği önemli olan bir film gibidir. her hangi bir yerden gelenle işi olmaz karşı tarafın, ama diğer yandan güzel olan herşeye kapısı açık olanlar olacaktır bir sinefil gibi. sanateserlerinin de bir sanatçısı olur, insanların da olur, biz sadece adlarını bilmeyiz, imzaları sağ alt köşede değildir belki ama içeride bir yerlerdedir bakmasını bilene göre. bakmasını bilene göre bir picasso tablosu kadar değerlidir ya da sadece boyası bitmiştir. Fırça darbelerindeki asaletin önemli olduğu kadar insanda konuşmasına verilen önemdir başkası için insan. kimisi için ince, ufak, zor gözüken detaylarında gizlidir değeri, kimisine göre de koca koca harflerle, şeritlerle altı çizili olması gerekir bunun. kötü bile olsa bir amacı vardır sanateserinin, ya alt metni vardır ya üstmetni, ya rengindedir sırrı ya bir sekansındadır, ya da işlemesindedir, işçiliğindedir hatta bazen sabırlı azmindedir anlamı. acısındadır. anlam yükleme genlerine sahip insanoğluna bakma açısındadır bazen işin güzelliği veya çirkinliği.

işte bence bu yüzden insanlar, sanatçısını göstermeyen birer sanat eseridir, çoğuyla işiniz olmasa da...

22.11.09

göz gözü....

istanbul'daki yoğun sisi; insanların ötesini, berisini göremeyip tedirgin olmasına ve bunu hareketlerine yansıtmasına bayılıyorum (boğaz köprüsündeki tünel havası efsane resmen geceleri). bu kadar mı göreceli ve görsel yaşıyorsunuz yahu...

20.11.09

Free2Play'e merhaba

SETİ'nin Oyungezer'den sonraki ikinci dergisi şu anda tüm bayilerde. Web Sitesi de bugün itibariyle açıldı. Eksikleri olabilir ama kısa sürede giderilecektir. Yeni kardeş hayırlı uğurlu olsun vatana millete :), beleş online oyunseverler de kaçırmasın dergiyi tabii :)) (benden asla pazarlamacı olmaz:P))

19.11.09

Ohh Dear

ulan ne güldüm uahsudhuashd

18.11.09

Reset Magazine -46-

Reset'in yeni sayısı çıktı? Yoksa siz daha okumadınız mı? Okumadınız tabii ki, bir kaç dakika önce çıktı çünkü, yalancısınız işte, bööö

Yine eşek yüküyle yazıyla alternatif kültüre yön veriyor Reset. Özellikle de yeni tasarım sonrası.

http://www.resetmagazine.net

ha bir de event var 21 kasım'da, arkaoda'da. gelin.Afişi yanda.
Facebük linki de şurada (lan 200 küsür Gelirim diyen olmuş. çüşş.)

insan neden ölür?

Damla ile Sinan konuşuyorlardı, "şu ölmüş ya, arkadaşım dedi, çok üzücü" filan ama kim olduğunu duymamıştım. Haberi Milliyet'te görünce durumu anladım. Emre Yerlikhan kitap fuarı sonrası yaşamını yitirmiş. Sadece 6 günde hem de. Yani ateşiniz çıkıyor, domuz giribiyim diye gidiyorsunuz ve 6 gün içinde ölüyorsunuz. Arka Bahçe yayınlarından kitap alanların ve çizgi-roman sevenlerin ismini kesin bildiği, bildiğim, daha 33 yaşındaki, çevirmen, editör, yazar - aslında bu sıfatların hiç bir önemi yok- öldüğünün farkına varamadan ölmüş. Vefat etmek bile denemez buna. Facebook hesabındaki son ileti "Fuarda elimden düşürmediğim antibakteriyel el temizleme jeliyle ilişkimin, beni Monk gibi bir germafobik haline getirmesinden korkuyorum" Veda etmeye bile zamanı olmamış :(

ama beni daha çok vuran, bi süre beynime kan gitmemesini sağlayan taziye mesajlarından biri de şu: * “Uzun zamandır görüşemediğin, özlediğin bir dostunu bir daha asla göremeyeceğini bir tokatla anlatır sana hayat. herkese artık çok geç’siz yaşama mutluluğunu dilerim. huzur içinde yat kardeşim.

ne için doğdun, ne için okudun, ne için çalıştın, ne için ürettin, ne için sevdin, ne için yaşadın.. Gözünle bile göremediğin şeylere yenik düşmek için mi?

Arc Attack ile "Elektrik Müzik"

lan ben el kadar fülütle osuruktan öte gidemiyoken adamlar Tesla zamazingosuyla, bildiğin müzik yapıyor. Hem de çarpılmadan!Elektrikle müzik mi yapılır olm? Ne içiyosunuz...
Gerçek elektronik müzik böyle yapılır hacı! Hayranlarıyım artık.




Utanmazlar konser bile veriyo!!!111!!11!onbir!!


http://www.arcattack.com/video/vid2.php
(eklenti kurmak isterse kurun deyin)

17.11.09

In parallel




bir ingiliz ve bir hollandalı yan yana gelirse ne olur? Çok veremsel şeyler olabilirmiş, onu gördük. Buralarda çok fazla albüm linki paylaşmıyorum, hemen uyarı çekiyorlar diye ama bu sefer iplemeden veriyorum linkleri :) Doğum günümde benden size hediye haha, utanın :PP

http://rapidshare.com/files/287008257/A_D_In_Paral.rar
ya da
http://depositfiles.com/files/j36tq79p5

1 Teardrop (5:00)
Words By, Music By - Andrew Vowles , Elizabeth Fraser , Grant Marshall , Robert Del Naja
2 You Learn About It (3:54)
Music By - Anneke van Giersbergen , Frank Boeijen , Hans Rutten , Hugo Prinsen Geerligs , Rene Rutten* , Zlaya Hadzich
Words By - Anneke van Giersbergen
3 Temporary Peace (4:26)
Words By, Music By - Danny Cavanagh
4 Yalin (3:16)
Words By, Music By - Anneke van Giersbergen
5 Songbird (3:23)
Words By, Music By - Christine McVie
6 Big Love (3:08)
Words By, Music By - Lindsay Buckingham*
7 The Blower's Daughter (4:35)
Words By, Music By - Damien Rice
8 One Last Goodbye (5:48)
Words By, Music By - Danny Cavanagh
9 Are You There? (4:29)
Words By, Music By - Danny Cavanagh
10 Day After Yesterday (3:56)
Words By, Music By - Anneke van Giersbergen
11 A Natural Disaster (4:37)
Words By, Music By - Danny Cavanagh
12 Trail Of Grief (3:54)
Words By, Music By - Anneke van Giersbergen
13 Flying (6:12)
Words By, Music By - Danny Cavanagh
14 Jolene (3:46)
Words By, Music By - Dolly Parton

Bridge

bi süre kafamı kaldıramadım, fotoğrafla ilgilenemedim. telafi edicem, söz.


burn the bridge behind you
Tık: 1200×797

16.11.09

DJ Hero ile dıptısdıptıs


Guitar Hero'dan sonra son gözdemiz DJ Hero. Görmüş olduğunuz bu turn-table alet ile parmaklarınıza kramplar sokabiliyorsunuz. Şaka maka, Guitar Hero'dan daha zor. Sağ elle, 3 tuşu ve çevirme hareketlerini, sol elle de kanal ayarını filan yapmaya çalışıyorsunuz. Bir kombineler çıkıyor ki sormayın. Zorluk seviyesi artınca kendime gemici düğümü attım resmen ama çok eğlenceli. Parçalar da süper. Kendimi bi an Tiesto gibi bile hissettim mahau


Bu arada Guitar Hero'nun davullarını çalamıyorum resmen. bir maymunun trigonometri dinlerkenki hali kadar konuyla alakalıyım :P


15.11.09

çocukken, masumken...


çok sıkıldım sayın blogger. ne iş bitiyor ne ödevler ne de hobiler. hiç bişi bitmiyor. 24 saat kısaldı sanki bi anda. kafayı yiyecezeğim.

dedim şöyle eskilere döneyim (hiç dönmem aslında haha)

Aha benim ortaokul son sınıfım. Mezun olmadan önce çekildi. Yıl da sanırım 1997. 14 yaşımdayım işte.
Aralarından hangisiyim sölemem valla. Çok komiğim çünkü :))

ama size özlem'i göstereyim. Kendisinin kim olduğunu eski okuyucular biliyordur. Orta sıradan, sağdan 7. kız odur. Fotoğraf bu kadar olduğu için yüzü seçilmiyor ama ben her detayı görebiliyorum hala baktıkça :))

Geçen demiştim, İlkokul arkım gördü yolda, ilk işi arkadaşlarına benim için "olmmmm bu çocuk varrr yaa çok sapıktı lan pauhauha" diye güldüydü. İftira kardeşim :) Ben sadece keşfetmeyi seven bir ergendim :)) Sınıftaki her kızla anım olmuştu gerçi.

Mesela orta sıradan gidelim. Soldan sağa doğru. Adlarını hatırlamıyorum çoğunun. O yüzden numara veriyorum:)) 1-Bu son senede gelmişti. Pek suskundu. Biraz da köylü gibiydi. Çok az muhatap oldum kendileriyle. 2-Esra bu. Eski evime yakın oturuyordu. İlk önce baya açıldı saçıldı. Sonra evlendi. Kapandı. Türbanlı bişi oldu. 3-Burcu. Hala arada bir konuşuruz. Ana okulu arkadaşımdır. Durmadan güler. Über mutlu insandır İlk aşklarımdan olan İrem'le de yakın akrabadır... 4- Özlem'in yiğeniydi. Çok çakaldı. Çok da güzeldi. Biraz çingenemsi ruhu olduğu için uzak durmuştum. 5-6. Bunlar hep 2li gezen kızlardandı. Zenginlerdi. Her moda olan şey ilk bunlarda olurdu. Burunları kalkmıştı. Gerçek anlamda da kalkık burunlulardı. Kendilerini güzel sanarlardı ama değillerdi. Birinin götü kocamandı. Diğeri de hep laf sokma çabasındaydı. Kafaları çalışmaz, orta şekerli geçerlerdi sınıfları. Boruları bana hiç ötmedi. Bir kere 5.nolu kızın adet günü gelmiş haberinde değildi ve ortalık hiç de iyi olmayan bir görüntüye bürünmüştü. Ben gülmemiştim. 7- Ya allah günah yazmasın ama bu nasıl bir dişiydi çözememiştim. Yaşlı bir kadını alın, biraz erkekleştirin, sonra gençleştirin. Konuşamazdı koşamazdı ama kafası normaldi yani. Sorunu neydi anlamamıştım. 8-9. İşte sınıfın hatta okulun "favori" bir diğer ikili kızı :)) Pek çok şey öğrettiler zamane çocuklarına, fazla konuşamam bu konu hakkında huauha 10- Arzu. Bu kız yüzünden okuldan atılıyodum. Böyle çok cilveliydi ve zeki erkeklerin dibinden ayrılmazdı. Özlemin de kankasıydı. Zaten bütün kaşarlar özlem'in arkadaşıydı ahah. Bir süre kıçımdan ayrılmıyordu. Bi kere yerden bişi almak için eğildiğinde etek altına bakma aptallığını yaptım. İç çamaşırı giymemiş, ben de şaşırdım aaaa sen iç çamaşırı giymiyomusun dedim çok masumca. Vay anam sen misin beni dikizliyen diye müdüre gitti. Çok zor 2 ay geçirmiştim. Disiplin'e gidiyodum lan haha. 11- Off çok veremseldi. Geçelim. 12- Özlem işte :) 13- Birsen. SAfkan romandı. O zamanlar çok çirkindi, özlemle de iyi anlaşıyodu. Abisiyle iyi anlaşırdık. Çok zekiydi.Yokluk içinde Vefa anadolu lisesini kazanmıştı, bana da ders çalıştırmışlığı vardı. Bacım gibiydi. Geçenlerde metroda gördüm. Latin güzeli gibi bişi olmuş. Neyseki görmedi beni. 14- Güler. Vanlıydı. Çok saftı. Biraz kafası çalışmazdı ama çabalardı. Önümde otururdu, bıkbık konuşur sinir ederdi beni. Kara kuru bişiydi. Evlenme teklifi etmişti bana uhaua 15- Güler'le kanka olmuşlardı çünkü bu kız da doğu'dan son sene gelmişti. Ama zehir gibi kafası çalışıyodu. Neredeyse benim kadar :) Onun artısı dehşet gibi ders çalışıyordu. Annesi okula gelmişti, çok yoksullardı, kızının onları bu hayatta kurtarması için çok baskı uyguluyorlardı. Şu anda o tempoda gitmişse Oxfort'ta filan olması gerekir ya da o baskı sonrası intihar etmiştir. 16- Aha. Son favorilerimdendi. Böyle zekiydi, çok okurdu, çok edepli, çok kültürlüydü. Her konuda konuşabilirdik ama çok utangaç olduğu için çok açılamazdı. Ona hep "sen doktor olsan sana çok yakışır" derdim. Olmuştur muhtemelen. 17- Zeynep. Bunla da aynı semtte oturduk baya. Şişmanladı, zayıfladı, bişiler oldu buna sonra. Genç olmadan kadın olan tiplerdendi. 18- Kara güzeliydi. Hayatımda gördüğüm en güzel kaşlara sahip hatundu. Almıyordu da. Ses tonunda bir ipnelik vardı, böle harif kadife hafif hırıltılıydı. 3. favorimdi ama hiç yüz vermemişti. reddedilmiştim :((

Öğrendim ki yan sınıftan iki ilkokul arkadaşım evlenmişler. Ama öyle hep beraber değillerdi. Bir anda bir birlerini bulmuşlar ve evlenmişler. Çok ilginç.

Sevindirici haberse, İlkokul hocam Gülten hocamın oğlunu buldum, mesaj attım, nasıl kendisi diye? Çok meraktayım, umarım iyidir, çok emeği geçmişti bana ama tabii epey hayal kırıklığı yaşatacağım kendisine hikayemi sorarsa :(((


Yanda gördüğünüz kilise de işte Elmadağ'da gördüğünüz kilise. Bu yüzü bizim okula bakardı. Buranın deposuna açılan bi kapı bu sokağa bakardı. Biz Fatih, Barbaros -barbi- ve ben hep buradan içeri bakardık. Böyle garip adamlar ellerinde koca çuvallarla bi yerleri kazar, bişeyleri gömerlerdi. Biz de çocuk kaçırıp buraya gömüyolar sandık bir süre puauıua. Kiliseden içeri bağırırdık "Ulan o çocukları bırakın, gelmeyelim içeri heeee" diye. Sonra vınnn. Bir kere içeri girmiştik akşam 10 gibi. Maç yapmışız, terlemişiz, baktık kapı aralık. Girdik, full karanlık. Bir anda elinde haçlı bi papaz bi çıktı filmlerdeki gibi. "siz ne arorsunuz burdaa" bi dedi tok sesiyle, bırakıyodum paçalardan aşağı valla. Sonra ilişmedik bir daha kiliseye.


kötü haberse, yıkmışlar okulu. Hay amk. En masum olduğumuz zamanlardaki anılara ortaklık eden bir yapıdan daha olduk. Ben ara ara gider izlerdim öğrencileri. Hepimizin aynı olduğunu görürdüm. Bir köşede öylece tek başıan duran, diğer tarafta uzun eşek oynayanlar, bir tarafta basket atanlar, hala gazoz kapağı maçı yapanlar, kızların peşinde ayrılmayanlar. Hepsinin 10 sene sonra ne olacağını, neye benzeyeceğini ayna gibi görebilmek ilham verirdi. Şimdiki hali çok modern, çok endüstriyel ve çok teknik.

Yandaki fotoyu da yeni gördüm. İlk okul kaç ben bile hatırlamıyorum. Sağdan 3. gözüken kafa benim ahha. Bi müsamere var belli ama nie ellerimizle kulaklarımızı tutuyoruz bilemiyorum.

Benim önümde beyaz gömlekli, o iplik kravatmıdır nedir ondan takansa Ayhan adlı akrabam. Baba tarafından. Pek morondu, pek sevmezdim. Annesi çok severdi gerçi, hep harçlık verirdi, favori akrabamdı ama bütün akrabalarımı görmeyi bırakınca onu da bırakmış saydık Almanlar gibi.


Bahsettiğimiz barbaros kankası ise sağdan 4. yeşil pantolon giyen bebe işte :)) Düşünün bu bacak kadar fırlama Rusya'ya gitti, aranan DJ'lerden biri oldu, evlendi bir Rus hatunla bu sene de bi bebecikleri oldu. Benden de ufak he :) Geçen sene Rusya'dan kalktı geldi, ben seni PES2009'da yenerim diye, bir yendim bir yendim, o sinirle geri döndü rusya'ya hahauha. Dedim ben benzemem senin tanıdığın votka içen göbekli gaylere ahuauha.
bu da bebesi.
Nerden nereye...

14.11.09

Extreme Sheep LED Art

biraz koyun, biraz led, biraz çoban köpeğiyle neler yapılıyormuş, vay anasını, oh god is my sheppard

Ay'da su bulunmuş

Ama kuyu suyuymuş esprisini yapmayacağım. NASA nihayet açıklamış: (Donmuş)su bulduk hem de az değil bolca demiş. to the moon and back, if you'll beee, if you'll beee.... my beybiii diye dans ediyoruz bu haber karşısında. Dünyada tüketecek bi bok kalmadığında artık nereye gideceğimizi biliyoruz. oley

13.11.09

Oh God

evrenin başka bir katmanından sesleniyorum. çok yorgunum. çok mutluyum.
god is an astronaut konserinin etkisinden çıkmam uzun sürecek sanırım. yaklaşık 4000kez dinlediğim grubun (her şarkıyı ortalam 80 kez dinlemiş oluyorum) canlı hallerini görmek, Torsten ile tanışmam, suicide by star'ı çalacağız haberini almam, konserde sıyırmam (son kısmı master of puppets gibi çaldılar of off), her notayı ayrı ayrı hissetmem ve albüm dinlerken olmayan, perdedeki özel görüntüleri izlerken tüylerin tiken tiken olması, parçaların ayrı anlam kazanması, 1.5 senedir bana en iyi arkadaş olan eserlerin hitlerini şarkı sözü olmasa da mırıldanmam karşısında feci hisler içerisindeyim. en kısa zamanda tekrar gelmeler. tapıyorum.
tabii sonrası ve öncesinde de güzel şeyler oldu. sonrasında, ilk ve ortaokul arkadaşımı gördüm. her ne kadar sarhoş olsa da, epey özlemiş lan beni. çook uzun zamandır görüşmemiş konuşmamıştık. bana "bak o kadar insan tanıdım, senin kadar iyi insan yok olm" deyip durdu. sarhoşluğuna verdim. öncesi ise çok daha güzeldi. 2008e geri döndüm ve "çook" tanışmak istediğim, değişimimde çok emeği olan o çocukla tanışabildim. yüce insan. ulu insan. hem de goth özentisi kız arkadaşının yanında hahaha

12.11.09

bilirkişi OGZ

Dün dergiden iki kişi, hem gündüz hem akşam, NTV'de oyunlar hakkında bilgi verdi. 12 yaşındaki Musa'nın işkence edilerek öldürülmesi sonrası gündeme gelen "online oyunlar" furyası hakında hem Faruk hem de Tuğbek, gerekli açıklamaları yaptı işin erbabı olaraktan. Videoda senkron bozuk ama dinleyebiliyorsunuz sonuçta. 28 dakika sürüyor.



11/11/2009 NTV Günlerin Getirdiği Programı from Omer Oztas on Vimeo.

tanındım!


Böyle bir ünlüyle denk geldiğimde biraz kasılıyorum ben. Yani herkes gibi tanışmak isteyebilirim, elini sıkarım, hayranıysam bunu belirtebilirim ama genelde tanımamazlıktan gelirim. Sanki bu beni küçültür, karşı tarafın da egosunu şişirirmiş gibi gelir. Hatta ünlü olmasına bile gerek yok. Seyehat sırasında denk gelme olayı hiç tarzım değil. Sırf denk geldik diye laflamak zorunda kalmak gereksiz ve samimiyetsiz.

Neyse. Bugün asmalımescitte otururkene, içeceğimi yudumlarkene, Altyazı dergisini de almış, Tuba'nın 500 days of summer kritiğini okurkene (güzel olmuş gı), bişi oldu. Daha önce hiç olmayan bişi.

Bi ses, bi dişi sesi. İlk önce sandım, burası rezerve edilmiş, başka yere kalkayım ama alakası yokmuş. "Ya selam, siz blog yazarısınız değil mi?"

Böyle tıfıl mı tıfıl, kumral, megan foxa benzetebilecek kadar güzel (vuuuv:)) bir kız bana bakarak biraz ötemden bana sesleniyo. Etrafıma baktım, yok yani, kesin bana diyo. Dedim "var bi blogum ama şey kem küm. "

"Evet evet, eski ile yeni" dedi. Aha dedim okurum! Geldi izin istemeden (ahaha) çömdü karşıma. "Ya damdan düşer gibi oldu ama ..." Sordum "Nerden tanıdınız ki yani?" (hani kibarım sizli bizli konuşuyorum tabe :) "Bi kaç kere koymuştun sen fotonu, oradan aklımda kalmış. Zaten çok blog okumam ama okuduklarımın arasında varsınız" dedi. (bu sizli bizli konuşma faslı en fazla 25 dakka sürdü hahe) Sineofrenik'te The Departures yazımdan bulmuş beni, çok beğenmiş kritiği.

Tabii ben biraz şüpheli davranıyorum hala. Yani testis de geçiyor olabilir. Bir tanıdık olabilir. Dedim blogun nedir? İşte şu şu dedi. Beni Follow edenlerden biri değil. Tanımıyorum nickini. Meğer Google Subs'tan takip ediyomuş. Orada da bi 150+ kişi var çünkü takipçi. Yanında laptobu vardı, dedim bakayım bloguna. Şöyle bi baktı tabii hahah, ama napayım yahu, kıllandım bi kere. Kendi blogunu gösterince header'dan tanıdım. Follow ettiğim bi blog değildi çünkü çok güncellemiyodu bi de Fransız filmleriyle ilgili yazıyodu. Özür diledim, mahçup oldum lan valla. "Ya yeni akım öncesi fransız filmlerini sevemedim ben hiç, o yüzden ıkkbıkkkemküm..." "aaaa bence dene, çok seversin, hem bak ben senin önerdiğin tüm kore japon filmlerini izledim yani, hepsi de çok güzeldi, teşekkürler beni ısındırdığın için" dedi. (anı yazılarıma da çok gülüyomuş, daha çok anı yazsana diyo. "Israrla olmaz, aklıma gelmesi ve istemem lazım" didim:))) Benim ego şişti tabii biraz ahhaha. Sonra bi kaç film adı aldım. İndiriyorum :)

Şimdi, kız güzel allah için. (Kendisine de söyledim merak etmeyin :)) Ben hiç alışık değilim güzel kızların benden önce benle konuşmasına. Lafı onların başlatması garip. Ben onun kadar yakışıklı olsam açıkçası benim gibi bi kızla konuşmam, böyle komplekslerim vardır :)) ama kız maşallah bi açıldı, bi kaç mojito ile beni bile konuşturmaz oldu. Hayır dertliymiş diyeceğim, alakası yok. Avukat da değilmiş... Tipik bir üni mezunu. Umrunda değil dünya. Geri kalan her şey umrunda sadece :)) Tam kafam ahah:) Ağzı bozuk biraz gerçi, azıcık da iğneledim zaten bu konuda, ne gerek var yani küfre :) neyse ki abartmıyo... itü mimarlıktan yeni taze mezun olmuş. Biraz tatil yapıp ilk adımlarını atmaya başlayacakmış artık. Eğleniyomuş o güne kadar işte. İşte o da bana 150 milyon soru sordu. Kaçamak, kısa cevaplar vermek zorunda kaldım :) taşkışladan ortak arkadaşlar filan da çıktı. korktum, çok kurcalamadım oraları sonra... Şimdi önümde de 500 days of summer yazısı hala açık. Aklıma geldi, lan dedim ben bu senaryoyu biliyorum :)) Noluyozzz haha. Neyseki izlememiş henüz filmi (izleme bi süre daha:))

İşte dünyadaki her konuda bi cümle sarfetti sanırım, sonra ben dedim "gidiyorum, ödevim var yarına, ama bu olayı yazacağım bloguma, izin var mı", pek sıcak bakmadı ama sonra ikna ettim, lakin deşifre etme beni dedi. Bak sözümü tuttum sayın megan fox jr. :) Ama istersen sen gel deşifre et kendini :)

Daha önce de bir kaç kez, dergi okurları tarafından tanınmıştım. Güzel bir his açıkçası, "aaa ben sizin yazılarınızı çoh seviyorum" diyorlar, bunu uzak çevreden duymak daha etkili çünkü pure idea, daha şevkle yapıyosun işini sonra, ama keyfine, dalgasına, stres atmasına bol hatalı yazdığım yazılardan da biri tanıyınca, garip hissettim kendimi. Sanki salonumun kapılarını farketmeden çok açmışım gibi.

11.11.09

God is not a DJ

God is an Astronaut konserine 33 saat kaldı.
Konsere kadar heyecanın pekişmesi için Çarşamba akşamı (yani bu akşam) Dream TV- Yuxexes'te konuk olacaklar. Tekrarı da olacak. Bi bakın derim.

Bugün de yeni bir röportaj derlemesi geldi Daily News'ten.
http://www.hurriyetdailynews.com/n.php?n=god-is-landing-on-istanbul-2009-11-10

Bazı sorularda benim de parmağım var :)
Bir de bana özel sorulan bir soru var, sayfada yer almıyor, buradan yazayım soru ve cevabı:

One last question coming from a friend of mine. ‘Suicide by Star’ is his favorite song and he wonders how the song was written. Does the name of the song comes form it starting very slow (birth) and ending very fasy (death) or is it his imagination?

The song was originally called "Dark Star" but a friend of ours Fearghal Mckee came up with the name "Suicide by Star", we had been talking about Phil Spectre who was just accused of murdering a woman and he thought it was suicide by star which is similar to suicide by cop. I would say the song would be more along the lines of the birth of a star to it's violent death. The visual which accompanies the song live is radically different quite literally "Suicide by Star" definitely one of the darkest pieces we have.

it's been a long, cold winter without you

Ben senin "you've just slipped through my fingers and now i feel so ashamed" diyen dillerini yirim. allahım nası da güzel sölüyo. zaten insanın ruhunu kıçından söküp alan bir parça (ki Hindsight versiyonuyla 10 kaplan gücünde verem olmuştu) a natural disaster, Danny & Anneke ile böyle oluyomuş demek... Şahsen istiyorum ki çalmasınlar bunu ya da son parça çalsınlar. Kaçayım başlar başlamaz. eski günlerimi hatırlatıp eziyet etmesinler bana. hard to find the strength now but i try diye çığırtmasın beni. nolur :(

10.11.09

Yeti Botuna Hayır Ulan


Ya siz kızları anlamakta güçlük çekiyorum. Genelde insanlar "herkesin giydiğini giymem" diye kasmaz mı kendisini? Ben böyle gördüm böyle bildim hacı, bi ayrıcalığı olur ne bilim insanın.
2008'de Amerika'da moda olmuştu, bu sene de buraya sıçradı. Avusturalya'da mı ne sörfçüler denizden çıkınca giyerlermiş bunu, artık nasıl modaya dönüştürüldüyse...

Boyu 1.55, kilo 80, bel yok, dümdüz, demirdöküm böyle, ayaklarda bu, mini etek, altında kırmızı yün kilotlu çorap, şıngır şıngır geziyodu en son gördüğüm Yeti valla. Muhtemelen evine kocasına hamur açmaya gidiyodu, mantı filan kesecekti.

Giymeyin bak. Valla. Erkekler feci dalga geçiyo arkanızdan haberiniz yok. Kankanız "yakışmış" deyince "yakışmış" olmuyo o, valla bak, sırf sen üzülme diye öyle diyo zaten. Harley bot filan giyin, ayağınız koksun daha iyi bence.

9.11.09

today's gonna be a good day

bayadır böyle harika bi seyirci görmemiştim. Artık önceden hazırlanılmış mıdır, yoksa Chicagoluların bir yeteneği midir, bilemem ama resmen konserin önüne geçmiş seyirci performansı.
Müzik olarak zaten henüz yontma taş devrindeyiz ama sanırım seyirci olarak da bir ortaçağdayız. Gözler böyle şeyler görmek ister buralarda da. Özellikle, en öndeki, tek başına dans eden deli abladan.


Carl olalı bir Ellie bulamadık

Geçen sene Wall-e ile kanser olan bu bünyeye, Pixar yeterince işkence edemediğini düşünmüş ki bu sene de UP'ı çıkardı. Ben ciddi anlamda eğlencelik bir filmi bekliyordum çünkü Wall-E'deki bunalım, depresyon alt-metini tekrar kullanmazlar, biraz çocukları da eğlendirirler, Ice Age gibi güleriz sanmıştım. SANMAZ OLAYDIM :(

Filmin henüz 2. dakikasında bebekler gibi ağlamaya başlayıp 10.dakkaya kadar durmak bilemedim. Zaten bi 10 dakika kendime gelmekle geçti sonra. Ama gırtlaktaki o gıcık, film boyunca sürdü. Biraz güldüm, biraz eğlendim ama yine finale gelince, Ellie'nin kitaba bıraktığı notu görünce gök gürültüsü gibi höykürdüm. Tanıdğım herkes de yıkılmış zaten filmde... Tanımadığım Ellie'mi özledim. Madem hepimizin finali aynı, nedir bu sahiplik, gideyim balonumu alıp dedim. Gazoz kapaklarımı daha bi sever oldum... Erkekler de ağlar sayın izleyici. hem de bir "çocuk" filmine, hem de bir "çizgi-filme" ağlar. "Olmayan" şeye ağlar. "Film icabı" şeye ağlar. Aslında sen öyle sanırsın. Neler geçer o sinir sisteminden, bilemezsin... Karizma sıfır olur. Çok da umrunda olur. Çok da fifi. FIFA.

Aşağıdaki 4 dakikalık video UP'un başlangıcı. Bence izlemediyseniz de izleyin. Bir hayat dört dakikaya nasıl sığar, en güzel örnek. Kısa filmciler, animasyoncular ve geri kalan tüm sümüklüler de izleyebilir...
Carl ve Ellie'nin aşkı evrenin en güzel aşkı. Carl da maalesef hiç birimiz. Ellie de hiç biriniz. Pixar'ın empati kurduramayan, ama "Ya? Yani? Hani? Keşke?" dedirtip, alt metniyle 1 hafta depresyona sokan ikinci filmi. İzlerken eğer hiç bir şey hissetmiyorsanız, kutlarım, ölmüşsünüz. İyi bilirdik...

Oyungezer (Kasım) 2. yaşını kutluyor


Geldik 2. yaşımıza...

Süper bir sayı hazırlandı valla. oku oku bitmez :) (kör olduk hepimiz, son sayımızdı bu:P)

2 hediyemiz de var tabii. AION kitapçığı ve Mount & Blade tam sürüm oyun.

Ve yılın en iyileri arasına katılacak bir çok oyun. Not ortalamamız bu sayıda feci yüksek. + Dünyanın ilk Assasin's Creed II incelemesi...


Ayrıca Oyungezer'e kardeş geliyor. İkinci dergimiz Türkiye'nin İlk Online Oyun Dergisi ve ilk ipuçları bu sayıda. Kendisi de 1 haftaya kalmaz tüm bayilerde.


İyi ki doğduk ;)


7.11.09

GDO uzmanı olduk!


"GDO'lu ürünlerden uzak durun. Sağlığınızla kimseyi oynatmayın. Öyle yapın böyle yapmayın"...


Heyyy. Durun kaçmayın. Ben böyle biri değilim. Konunun gideceği yer tabii ki dönüp dolaşacak ve yine ne kadar samimiyetsiz, yanar döner bir ülke olduğumuza gelecek burada.

GDO'nun ne olduğunu bile bilmediğimiz biraz eskilere gidelim - ki zaten çok geride değil bu süreler. Ben hatırlamıyorum böyle "sağlıklı beslenme, şu ürünleri kullanmamalı" vb. şeylerin insanlara tüm medya aracılığıyla + bakanlıklar tarafından duyrulduğunu.

Biz sağlıklı beslenmeyi sadece kadın sağlık programlarında görürdük. Yaşlılar için kolestrol düşürme yöntemleri, göt göbeği bir kaç beden zayıflatma tarifleri filandı tüm konu. Rama reklamıydı sağlıklı beslenme. Pazarlar götüm kadar hormonlu meyvelerle doluydu, kimsenin de sesi çıkmazdı. Aaa pardon, onları biz üretiyorduk en azından.

"Bir ders vermek istiyorsan, önce kafasına değil cüzdanına vurmalısın" gibi bir söz söylemek istiyorum tarih önünde. Bence çok doğru çünkü. GDO'lu ürünlerin ülkeye çok daha kolay girecek olması, bu ürünlerin üzerinde "GDO'ludur" ibaresi bile yazmayacak olması hem de biraz ucuz ve cezbedici olması, tarım bakanlığını ve beraberindekilerin "dikkatini çekti". Çünkü bu kesinlike """""""""""" tarımcıların daha az para kazanacak olmasıydı"""""""""""""""""""""""

Kimsenin sizin sağlığınızı sklediği yok. Tükettiğiniz sürece varsınız. Ne kadar çok yaşarsanız, ne kadar çok zengin olursanız, ne kadar çok kalabalık olursak (bkz. 3 çocuk) o kadar tüketir o kadar cep doldururuz. Hayır, bu cümle "AYAKLANIN" ile bitmeyecek. Sadece kendinizi kandırmayın.

Burda kalkıp size Marankilik taslamayacağım, evrendeki en rütbeli insanımdır bence bu pis midelik konusunda ama komik buluyorum "Aman allahım GDO'lu ürünler geliyomuş, şu ürünlerden uzak durmak zorundaymışız, soyalı ürünleri yememeliyim, ELLAAHHIMMM YARDEM ETTT" diye höykürenlere. Zaten tükettiğiniz ürünlerin çoğunun içindeki maddelerin dışarıdan geldiğini ve onların da çoğunun GDO'lu olduğunu + katkı maddesi denen şeyin yeni olmadığını bilmeniz için ancak ve ancak, Flash TV'de yayınlanan, Wagner eşliğinde çalan bir haberi gördüğünüzde mi anlıyorsunuz? Hadi canımmmmm sizde...

Böyle yakın çevremde sigara ve alkolü emzik gibi tüketen, 3 katlı whopper'a hamburger diye bakan arkadaşların da GDO şöyle böyleymiş diye yakındığını görünce aklıma geldi sadece konu. Durum sadece, başkalarının cebi dolacak, durdurun bu para kaçağını feryadı. Ne sandıydınız?

Bu olayın bence en güzel yanı, sadece organik maddelerle donatılmış mis kokulu pazarların açılması. Benim gibi semt pazarlarında ellerini naylonlarla keserek büyümüş insanlara güzel bir hizmet. Raf kokusundan bıkmıştım; yaşasın mavi leğenlerin içine sağlam sebzeleri seçme yarışı.

6.11.09

her neyse

Redd'in son albümündeki bence en iyi parça olan Her Neyse'ye klip geldi nihayet. Dailymotion'dan embed ediverdim. Parça yetmiyormuş gibi, bir de izlemek zorunda kaldık. "Ben çeksem böyle bir şey çekerdim" diyemem ama yine dramatik bir klip... hayat nereye kadar.

in your room


Anneke'nin albümü çıktı, yoksa siz daha dinlemediniz mi?

Pek leziz, pek şukella. İnsanı mutlu ediyor, mışıl mışıl uyutuyor, pozitif enerjiyle doluyorsunuz. Birisi hariç. Gathering zamanından kalma bir şeyleri hala içinde taşıdığını görmek çok güzel. Çok yaratıcı, çok güzel bir şey oldu Anneke. Artık yolu çok açık gibi. Tabii kimliğini biraz geç buldu diyebiliriz ama kadınların tipik bir özelliği değil mi bu :PP

Favori parçam Wonder'ı upload ettim (biraz bekleyin gözükür), merak ediyorsanız dinleyiverin deyü. Adore ve Home Again de aynı kalp sarsıcı parçalardan. Es geçmeyiniz.



*Kapak, photoshop değildir*
*Albüm kesmez, 26-27 Aralık, Danny cavanagh ile konsere geliyolar. kuma alsın beni diye yalvarmak farz* oldu.