28.10.09

take me somewhere nice

İrréversible çok rahatsız edici bir film olsa da, tek kareden oluşan sonu beni hep mutlu etmiştir. öncesinde yaşanan travmalar dönen o tek karelik sekansta yok olur. kare, acaba herşeyin öncesi midir, sonrası mıdır hiç düşünmem, bazen anı yaşamak gerekir. başına kötü bir şey gelmiş biri görmem oracıkta, benden daha mutlu bir kadın yüzü görürüm flashlar patlamadan önce. bunu yeni farkettim aslında. iş arasında, daha önce birşey hissettirmeyen şu parça gibi. ağır geldi bi an üstüme. tuzak bir parça olduğunu farkettim. ikilemelerin gücü adına
i'd be all of that
i'd be all of that
what was for that
what was for that
try to be bad
try to be bad

sanki "mutlu edeceğiz" seni diye akan akorlar yerini "kandırdık sanırım seni, ghosts in the photograph never lie'd to me" diyor gibi. tarifi zor bir his. sanki heryşey gri, herşey dumanlı ama pis değil ama sıkılıyosun ya da daralıyorsun. hızlı bakışlarla sağa sola bakıyorsun, gidecek bir nokta ama gri olmayan yer gibi. göremediğinde kafanı aşağı eğip hayalini kurarken de tanımadığın birinin elini kafanda hissediyosun, sonra ondan seni buralardan alıp götürmesini istiyorsun, güzel bir yere, griliğin olmadığı bir yere dilemek gibi. ama sanki sonra öyle bir şeyin olmayacağını, burada kalman gerektiğini, try to be bad emir cümlesini kulağına fısıldıyor gibi. yo yo ikna eder gibi. what was for that'in cevabını ara gibi. henüz gidip görmediğin güzel bir yere aitmişsin hissi gibi. inceden inceden hadi uyu der gibi
Tepkiler: