10.10.09

hatırlamayı unutmak

Bazen beyin denen organa anlam veremiyorum.
Bazen çevresindeki bedene ihanet edebildiği gibi
Bazen de iyi anlamda izinsizce karar alıp siz farkında olmadan bunu uygulamaya koyabiliyor.
Unutuyor siz istemeden, siz unutmaya karar vermeden çoğu zaman
Bu dün ne yediğiniz de olabiliyor, yıllar öne tanıştığınız biri de
Önce sesini unutuyorsunuz. Kulaklarınızdaki o sesin frekans aralığı, desibeli
konuşmasındaki düzeni, düzensizliği, tonu, rengi, inceliği hafif hafif azalıyor dibi delik bidondaki su gibi
Sonra tadını unutuyor diliniz. Hangi tadlar ağır basardı, ağzınızda nasıl bir tad kalırdı, farkını,
o tad için neler yaptığınız, neler verdiğiniz...
Daha sonra şekli şemali silüeti silikleşiyor kafanızdaki tuvalde. Neresi ince, neresi kalın,
neresi güzel, neresi çirkin, en sevdiğiniz kısmı, hatırlayamadığınız detayları. Herkeste olan
ama size farklı gelen uzuvları. Artık hep aynı. hepsi.
Daha sonra gözlerini, bakışlarını, asil enerjisi gözlerinizde artık canlanmıyor, yansımıyor. Beyniniz size bir göz, bir bakış, bir ifade çiziyor ama hayır, asla o olmuyor, tekrar silip tekrar çiziyor, yine olmuyor. Olmadığını biliyorsunuz ama aslında ne olduğunu bilmiyorsunuz. Hatırlayamadığınız bir rüya gibi.
Geriye artık anılar kalıyor. Onların da zaten kötü olanları çoktan belirginsizleşmiş. Orada kötü bir şeyler olduğu aklınızda ama derinliği yok. İyi olanların kalışına da şükür ediyorsunuz. Unutmak istediğinizde unutamadığınız, ama unutmak istediğinizi unuttuğunuzda beynin çaktırmadan dataları silmesi, bana biraz ihanet gibi geliyor. öldürmek gibi. bu harddisk benimse, her kilobyte'ı bana ait olmalı.ydı. Bir uyarı penceresi çıksaydı bari.
neyseki beyinden başka insana yön veren bir de kalp var. oraya girmişler olanlar; yüzyıllar sonra bulunan bir mumyanın bozulmamışlığı karşısında izleyicinin şaşırması kadar şaşırtıyor beni çoğu zaman.
bu yüzden, bence insan unuttuklarını, hatırladıklarından daha çok özlüyor.
Tepkiler: