• Sense8 ile yeni yıl

  • 2016 dizilerinin gizli Hit'i: Quarry

  • John Carpenter geri döndü!

31.10.09

stormtrooper'lar tatile çıkarsa


mahauhaua....sabah sabah çok güldüm tari saolsun. siz de gülün (bu bi emirdir)

1
2
3
4
5 (ikinci favorim)
6
7 (bu da süfer)

30.10.09

a man who was superman


senaryo kitaplarında ortak bir payda varsa, o da asyalı yazarların hikaye/senaryo konusunda bariz bir farkının ve orijinalliğinin oluşudur. Neden? sorusu üzerine ayrı bir kitap yazılabilir ama bana tek bir film izletseler sanırım bunu anlardım. Yeni izlemediğim bu filmi, moralim bozukken, kendimi sığ hissederken filan izler kendime gelirim. İlham vericidir kesinlikle. Ağlatır, güldürür, düşündürür, sinirlendirir ama sonuçta herkesin ağzında farklı bir tat bırakır. Çok orijinaldir. Şimdi burada spoiler vermiyim ama hayatının supermanini bekleyen, dünyayı ancak superman değiştirebilir, kaçıklık kötüdür, farklı düşünmek anormaldir, sevmek için çok neden gerekir, yardım etmek için yardıma muhtaç olmamak lazım, vermek için önce almak gerek, sadece güçlü olanlar kazanır... gibi şeyler düşünenlere özellikle öneririm. izleyin haftasonunuz şenlensin.

29.10.09

paranormal activity ile uykusuzluk

Şimdi şöyle bir şey var ki, ben filmlerden korkmam. Eğer "korkmak" bööö yapıp zıplatmaksa, ok korkarım ama aslında korkmak öyle bir şey değil. Silent hill 2'dir korku, ya da REC'tir, A Tale of Two Sisters'dır korku. The Descent'tir ya da boşluktur korku.

Paranormal Activity ise kendi çapında bir film. 11.000 dolarlık bir bütçeyle yola çıkıldığı dile getirilse de şu anda sadece Amerika'da 60 milyon dolar parayı cukka yaptı.

Blair Cadı'sından sonraki en büyük hype edilen oldu bu film türünde ama Blair Cadısı kadar boktan değil şükürler olsun ki.

Benim kötü bir huyum vardır. Yatarken, uyurken duyma sensörlerim pek hassas olurlar genelde. Tabii bu ailevi bir problemden doğan birşeydi ama üstüme yapıştı. Gecenin bir yarısı evin bir köşesinde çat çut küt bir ses varsa, duyar kalkar bakarım. Yani bir ses varsa, bir nedeni olur: sebep-sonuç ilişkisi. Bulamazsam çatlarım. uyuyamam. Zaten o sesler de devam eder.
Kafa da biraz güzelse, asılı gömleğimi bir adama filan benzetirim hafif karanlıkta, iyice gerilirim, işin kaynağına inmeye çalışırım. Evde tek başıma kalamıyor oluşumun tek nedeni bu tip seslerdi ufakken. Ya eve hırsız mı giriyor, hayalet mi var filan derken uyku piç olurdu.

İşte PA, bunlara değiniyor biraz. Sorunlu ablamız benim gibi sesler duyuyor ve sevgilisi de kamerayla onlar uyurken herşeyi kaydediyor. Gördükleriniz -eğer benim gibi takıntılıysanız- kesinlikle sinirlerinizi bozacak hatta o gece uykunuzun içine edecek cinsten. Ben yalnız izledim, yalnız yattım ve biraz gerildim açıkçası :)

Filmde çok bi olay yok, sinemasal olarak da birşey sunmuyor, oyunculuk da kötü, senaryo eh işte ama sinemada pek denenmeyen bir tekniği deniyor; size kendinizi korkutma önceliği veriyor. Film değil, aslında siz kendinizi korkutuyorsunuz çünkü film korku öğesi olarak sunduğu şeyi size hiç göstermiyor. Her şey kafanızda bitiyor. En kötü kabuslarınız ekranda gerçek oluyor (bir sahne var ki efsane) ve iyi sayılabilecek bir sonla da bitiyor (sinemadaki sonu dvd'den ayrı bir son olarak gösteriliyor ve daha iyi). Buralara gelirse, izleyin, olmadı indirin izleyin ama gerçekten tek izlemeyin derim :)

ama sevgilinizle de izlemenizi önermem çünkü Antichrist gibi bünyede güzel hasarlar bırakıyor kendileri :)

28.10.09

take me somewhere nice

İrréversible çok rahatsız edici bir film olsa da, tek kareden oluşan sonu beni hep mutlu etmiştir. öncesinde yaşanan travmalar dönen o tek karelik sekansta yok olur. kare, acaba herşeyin öncesi midir, sonrası mıdır hiç düşünmem, bazen anı yaşamak gerekir. başına kötü bir şey gelmiş biri görmem oracıkta, benden daha mutlu bir kadın yüzü görürüm flashlar patlamadan önce. bunu yeni farkettim aslında. iş arasında, daha önce birşey hissettirmeyen şu parça gibi. ağır geldi bi an üstüme. tuzak bir parça olduğunu farkettim. ikilemelerin gücü adına
i'd be all of that
i'd be all of that
what was for that
what was for that
try to be bad
try to be bad

sanki "mutlu edeceğiz" seni diye akan akorlar yerini "kandırdık sanırım seni, ghosts in the photograph never lie'd to me" diyor gibi. tarifi zor bir his. sanki heryşey gri, herşey dumanlı ama pis değil ama sıkılıyosun ya da daralıyorsun. hızlı bakışlarla sağa sola bakıyorsun, gidecek bir nokta ama gri olmayan yer gibi. göremediğinde kafanı aşağı eğip hayalini kurarken de tanımadığın birinin elini kafanda hissediyosun, sonra ondan seni buralardan alıp götürmesini istiyorsun, güzel bir yere, griliğin olmadığı bir yere dilemek gibi. ama sanki sonra öyle bir şeyin olmayacağını, burada kalman gerektiğini, try to be bad emir cümlesini kulağına fısıldıyor gibi. yo yo ikna eder gibi. what was for that'in cevabını ara gibi. henüz gidip görmediğin güzel bir yere aitmişsin hissi gibi. inceden inceden hadi uyu der gibi

27.10.09

blogun doom gününü kutlarım


ehehe. lan blog bile eskidi. daha eski bir eskiyleyeni var artık... 1 sene dolmuş. 1 yaşında blogum var eheh. vay anasını dün gibi hatırlamaktayım.

gördüğünüz gibi baştan aşağı değişti tasarım. Can lavuğu sağolsun bu sikko temayı adam edebildi.


neyse efenim, bundan sonra yayım hayatı ne kadar devam eder blogun, etmez bilemiyorum. ama ettiği sürece aynı şekilde saçmalamaya, vatanı kurtarmaya, hayatın sırrını çözmeye ve anlamsızlıklara devam edeceğimden kuşkunuz olmasın. öpeganzi ;)

26.10.09

world painted blood

bu akşam ölürüm beni kimse tutamazzzz lalalalay




25.10.09

geçip giden zamanları, bir yerlerde bulsammm

hani akıp giden zamanı geri alamazdık?! öyle karpuz gibi otururken hoppp diye 1 saat havadan kazandım. pc'nin saatinden farkettim yani. bedelini de ödemedim. bu çok ciddi bir konu bu. eğer bir şeyi "herkes" yaparsa herşey olabilir. 12 sayfa yazabilirim bu konu hakkında. ama uyusam iyi olacak sanırım ashduas

24.10.09

hepimiz domuzuz hepimiz gribiz!

Domuz gribi olup atlattığımı öğrenince çok iyi oldu ahha :) bir süre bağışıklık kazandığım için, 1-0 öndeyim ööö :))

Hacettepe'den bir arkadaşım, enfeksiyon hocalarının yaptığı panelden çıkan sonuçları şöyle özetliyor. Güzel notlar, önlemler var, ciddiye alınız efenim.

-hastalık insandan insana damlacık yolu ile geçiyor. tıpkı normal grip gibi.
-öldürme oranı şu an için 1000de 4. o da genelde beyin iltihabı ve zatürreye yol açması sebebiyle. normal gribin öldürme oranı biraz daha yüksek.
-bu yaz avustralya da domuz gribi salgın olarak yaşandı. çünkü orada bize göre kıştı ve çok başarılı bir şekilde atlattılar. en sonunda aşıladılar vs halloldu.
-şu an ateşi olan, boğazı eklemleri ağrıyan biri olarak acil servise ya da hastaneye giderseniz size yapacakları tek şey maske takıp evinize göndermek. ve dinlenmenizi, bol bol su içmenizi salık vermek. o nedenle boşuna gitmeyin. ancak alt solunum yolu enfeksiyonu olduysanız başvurun, yoksa kabul edilmeyeceksiniz.
-aşı türkiyeye 40küsür milyon civarı gelecek toplamda. şu an 10küsür milyonu geldi ve hıfzı sıhha araştırma hastanesinde kontrol ediliyor. aşıyı satın alamayacaksınız. sağlık politikası olarak riskli gruba uygulanacak. bu da öncelikle hastane personelini içeriyor. ardından 6 ay-3 yaş arası çocuklar, 65 yaş üstü, hamile kadınlar.
-eğer gençseniz, sağlıklıysanız, altta yatan başka bir hastalığınız yoksa (karaciğer, böbrek yetmezliği, tansiyon, şeker vs...) muhtemelen normal grip gibi atlatırsınız.
-ayrıca belki de en önemli bilgi. şu an toplumda görülen grip vakalarının %95 e yakını zaten domuz gribi. yani bildiğimiz grip gitti, bu senenin favori gribi yeni gribimiz oldu. ve eğer geçirdiyseniz ne güzel, bir süre için bağışıklık kazandınız.
-herkesin bu kadar telaşlanmasının sebebi paranoya yaratmak elbette. çünkü dünyada böyle 40 yıl aralıklarla ortaya çıkan grip pandemileri olmuştur sürekli. en popüleri meşhur ispanyol gribi. 1. dünya savaşı sonrası avrupada 25 milyon kişi öldü deniyor. buna rağmen onun bile öldürme oranı %2.5 idi.
-aşılar ise oldukça iyi aşılar. içinde anormal bi madde yok. korkmaya gerek yok yani. sadece yumurtadan hazırlandıkları için yumurta alerjisi olanlar kullanamayacak.
-domuz gribi değil h1n1 demek daha doğru olur. domuzlarla pek alakası yok.
-eczanede satılan tamiflu denen ilaç gerçekten gribe iyi geliyor. ama şu an eski gribin direnç oranı &100. ve bu bilinçsiz ilaç kullanımı ile çok kısa sürede oluştu. H1N1 in şu an direnci yok. o nedenle ancak ciddi vakalarda kullanılması gerekiyor. eğer direnç gelişirse, o zaman insanların elindeki son koz da gitmiş olur. sakın gidip eczaneden almayın!
-son söz: paniğe gerek yok. ateşiniz 40 civarıysa, boğazınız kaşınıyorsa, halsiz hissediyorsanız domuz gribisiniz. ama güzel güzel atlatacağınız için sakın telaşlanmayın. ama olur da ciddi öksürmeye başladıysanız, ya da bilinç bulanıklığı yaşıyorsanız hemen bir acile koşup bunu söyleyin!


bir de, diyelim ki sınıfınızda, iş yerinizde, ya da buna benzer kapalı bir ortamda öksüren, hasta birileri var ve siz de rahatsız oluyorsunuz. bu durumda yapılması gerekenler şöyle söyleniyor:
1-mümkünse bu kişiyi evine gönderin. çünkü hastalık bu şekilde bulaşıyor. virüsler dakikalarda havada asılı kalabiliyor.
2-hemen bir pencereyi hafifçe açıp havalandırın, öyle kalsın. bu virüs oranını epey azaltacaktır.
3-hastayı öksürürken elini değil kolunu kullanması için uyarın. çünkü virüslü elleriyle dokunduğu her yere siz de dokunabilirsiniz. bunu yapamıyorsanız saat başı elinizi yıkayın, ve elinizi ağzınıza burnunuza götürmeyin.
4-bulabiliyorsanız şu yeşil maskelerden takmasını sağlayın. bu maske virüs geçişini tabiki engellemiyor ama en azından öksürmek ve hapşırmak ile ortaya çıkan tükrük damlacıklarının hava uçmasını engelleyerek virüs oranını epey düşürüyor.


eğer siz H1N1 olduğunuzdan şüpheleniyorsanız,
1-kapalı ve kalabalık ortamlarda durmayın.
2-elinizi değil kolunuzu kullanın ya da en basiti maske takın.
3-evinize girip dinlenin ve iyileşene dek çıkmayın. bol bol sıvı alın, iyi beslenin, uyuyun.
4-yukarıda da dediğim gibi, ciddileşiyorsa o zaman acile gidip durumu anlatın.

herkes bir gün gider. sen de...


kafam olmuş 1500. Ama içmekten değil, 1'ler ve 0'larla uğraşmaktan. Bugün yetişmesi gereken bir ödev varmış. Bugün öğreniyorum. Teknolojinin dibine yani 0-1lere uzanıyorum. Yok 2lik sistemde, 4'lük 8bit'lik sayıları topla çıkar çarp, sonra 16 bit'e geç filan, ondan ona convert et, ohooo, kaydım resmen. matrix yeşili fonda, herşeyi akan 0'lar ve 1'ler olarak görüyorum. Neyseki yetişti ödev. ama derdim bu değildi a dostlar. Kafam başka bir yere takıldı. dökeceğim içimi sizlere.

Bugün birşey var, bir şey var diyorum kendime. Ne olduğunu hatırladığımda geç olmadı ama biraz üzüldüm. Hayata ve peşinden gelen zaman üzerine biraz daha düşündüm. Bi bok olmadı, sadece düşündüm tabii. Lisede körkütük aşık olduğum kızın bugün doğum günüydü ve ben kutlayamıyordum. Ama durun durun, suç benim değil. Önce asıl hikayeyi bir dinleyin.

Efendim işte bu hatunla hazırlıktan beri beraber okuyordum. Yaklaşık 10 yıldır tanıyorum yani. Ama lise 2'de filan biraz daha kanka modunda yakınlaştık. Gülmeceler, takılmacalar, espriler, dokunmalar, oyunlar vs su gibi gidiyor ama kız bildiğin arkadaş benle. Tabii ben beceremedim sorunlu bir ergen olarak aşık oldum arkadaşıma. Öyle böyle de değil. Tabii acısı sonra feci çıktı. Platonik bir aşk kadar kötü bir şey yok, ben bunu bilirim bunu söylerim. Beraber takılıyoruz ama o kankacan, ben de takılıyorum ama içim dışım eriyo onu görünce dokununca filan. Çevremde de birkaç tane böle tam anlamıyla piç arkadaşım var, bunlar anlıyor tabii, durmadan makara yapıyolar olm söle lan nolcak ne dicek vs. Ama ben sosyofobikim o aralar, kendine güven sıfır. Kız da çok güzel, çok zeki filan, asla söyleyemem, kaldı ki bi ihanet gibi geliyor bana. Dedim volki, sen gel vazgeç bu sevdadan, yüreğine daş bas, unut bu kızı. Ama nasıl. DAha okulun bitmesine 6 ay var ve haftada 5 gün ben bu kızla dip dibe oturuyorum.

Neyse efenim, ben tüm irtibatı kestim ben bu kızla. Eğer blogumu okuyorsanız, bu hikayenin benzerini Özlem ile de yaşadığımı farketmişsinizdir. Kaderimde var sanırım bu uzaklaşma. Ben kıza ne selam veriyorum, ne hatır soruyorum, gittim en uç köşede de oturdum. Ama nasıl seviyorum pöff, kıskanıyorum da. Neyseki o sıralar kimseyle çıkmadı da acıma acı katmadı. Aylar geçti, benim gazım da yavaş yavaş sönmeye başladı. Okul bitti, artık bitme noktasına geldim (başka birine aşık oldum) ama içimde bir pişmanlık var. Çünkü kız süper bir insan. İyi bir insan, akıllı bir insan ve bana arkadaşım demiş zamanında. Şu yaşıma kadar öğrenebildiğim ender şeylerden biridir bu: İyi insan çok ama çok azdır buralar! Ben de "sana aşık oldum o yüzden kopardım" iplerimi diyemedim hiç bir zaman. O da sormadı. Akıllıdır, anlamıştır dedim sustum. Aylar geçti, bi gün içtim içtim cesaret topladım aradım. İyi konuştu, özlemiş gibiydi, dedim özür dilerim herşey için. Seni kaybetmek istemem, görüşelim. Peki dedi. Görüştük. Dedim ben sana karşı birşeyler hissediyordum ama merak etme kesinlikle bitti, eski volkancanın geri döndü. Peki dedi ve o günden sonra biz hep kanka kaldık. Bir kaç güvendiğim kız arkadaşımdan biridir. Her konuda güvenirim. Çok mantıklıdır. Çok duygusaldır. Sorunludur ama sevecendir. Benimle ağlamıştır yeri gelince, teselli etmiştir, herşey geçecek demiştir, bazen kızmıştır, akıl vermiştir, bazen sadece susmuştur, beraber içmişizdir, bazen kızmıştır çekip gitmiştir , akşam barışmışızdır. O da sevdiği bir sevgilisinden ayrılınca çizdi balatayı. Kilo problemi yaşadı, sonra mezun oldu, sonra başka saykolojik sorunlar bindi üzerine ama hep gülebildi.

Mayıs ayında yine herhangi bir msn konuşmamızda ben yine zevzek zevzek alay geçiyorum bununla, bi film filandı sanırım konu. Görüşmek üzerine konuşurken klasik salakça laflarımdan ettim yine ama karşılığında "hala beni başkalarıyla aynı kefeye koyuyorsun" diyerek "iyi akşamlar " diyip gitti. Neden bu kadar kızdığına anlam veremedim. Geçer dedim ama üzerinden 6 ay geçmesine rağmen geçmedi. Sanırım geçemeyecek de.

biriyle bağını koparmanın 150 yolunu bulabilirler dişiler kafalrına koymuşlarsa. aa dişinde maydonoz var diye 3 çocuğunu eşini boşayıp giden kadın tanıyorum (yok, yalan). Ama bu kız öyle biri hiç değildi. Dobraydı. ufak planlar yapmazdı. O yüzden kesinlikle "gittiğine" eminim. MSN'de "öylece" duruyor ve bugün doğum günü. Tek kelime edemiyorum çünkü 6 aydır ne bir tek kelimesini duydum ne de söyleyebildim.

Bazen "gitmesine" izin vermelisin demişler, öyle yaptım. Asla aramayı, soru sormayı vs şeyleri söylemeyi düşünmüyorum. Acı verici mi evet, sevdiğin bir insanı, özellikle de bir zamanlar arzuladığın bir insana bulaşmıyorsun artık.yok o. çünkü hayat öğretiyor biraz insana içini öldürmeyi, insanlıktan çıkmayı, fani şeylerin peşinden koşmayı. ama ben daha çok, bugünün böylece geçeceğini bilseydim, o gün onu asla telefonla aramaz, özür dilemezdim demeyi geçiriyorum içimden. çok güzel bir insanı tanımayacaktım belki ama en azından kayıplar listesinde bir isim daha az olacaktı. yerine gelecek olanların asla gidenin yerini dolduramayacağı gibi.

böyle işte. allahtan burayı hiç mi hiç bilmiyor. yoksa çok kızardı. korkak derdi, bana söleseydin derdi :) "eski ben" zamanlarından günümüze bilerek taşıdığım bir kaç insandan biri daha yok, çok büyük kayıp olmasa gerek?!? :((

22.10.09

ASCII

huauauha...can sıkıntısı :D



##################################################
#@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@
#@@@@@@@@@@@@@@@@ #@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@
#@@@@@@@@@@@@@@@@`#@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@
#@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@
#@@;`;@@@+@@@@@@@@'@@@@@@@+@@@#.`@@@@@@@@@@@@@@@@@
#@' @@' @`@@@ @#`@@@@ @@@ @@@@@@@@@@@@@@@@@
#@` @@@ ,+@ @@ @+@@#`@@ @ @@# +@@@@@@@@@@@@@@@@@
#@`.@@@# @@@ @:`@;@@#.@@ @ @@# @@@@@@@@@@@@@@@@@@@
#@`'@@@# @@@ @ @@'@@@.@. ',@@# @@@@@@@@@@@@@@@@@@@
#@.;@'@@ `@@ @ @@+@@@ @ :'@@@ @#@@@@@@@@@@@@@@@@@
#@`. @@' :@ @@@#@@@ '` .#@@; @@@@@@@@@@@@@@@@@
# @@@@+ @ @@@@@@@+ #` @@; +@@@@@@@@@@@@@@@@@
#,`,@@@@@@ @ +@@@@@@@@@; @@#` @@@@@@@@@@@@@@@@@@@
#@'#@@@@@@ @.@`@@@@@@@@;@ @@@@`@@@@@@@@@@@@@@@@@@@
#@';@@@ @@ @:@ @@@+@@@@ @ ,@@@ @@@@@@@@@@@@@@@@@@@
#@' @'@`## @@@@ @ ' @@@@@@@@@@@@@@@@
#@# .@ @#@@@:@ @ @@ :@ @@@@@@@@@@@@@@@@
#@@@@@@@@@@@@@@@@@@@: ,@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@
#@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@
#@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@`,@@@
#@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@` @@@
#@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@ @@@
#@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@
#@@, @@@@@@@@@@@@+ @@@@@@@@@@@@@@..@@@;..` @
#@@ '@@@@@@`@@@. @@@@@@@@@@@@@, ,@ :@@
#@@ '@@@@+ #@@ .'@@@@@@@.'@@@@@@ :@@@@ .@@@
#@@ @@@@@ @@@ @@@@@@@@@ @@@@@ '@@@@ ,@@@
#@@` #@@@ @@@ @@@@@@@@ @@@@ #@@@@ .@@@
#@@@ `@@+ ` @@@ @@+. '@@ @ @@@ @@@@@ `@@@
#@@@, @ .@` +@@ .@# .@@ @@@@@. @@@
#@@@@+ @; @; '@@@@@ ,@@' :@ @@@@@, @@@
#@@@@@@@@@ @@';: `@@@@@@@@ ,@@@: ' @@@@@: @@@
#@@@@@@@@' +@@@@+ :@@@@@@@@ `@@@@. @@@@@; @@@
#@@@@@@@@ @@@@@+ @@@@@++@` @@@@@` @@@@@; #@@
###@@@@, @@@@@@+ + @@@@@@ #@@@ @
#+ @@@@@@@@ .+@@` @@@@@@@@#@@@@@:;+,:@
#@@':::@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@
##################################################


PES'i bilmiyormuşuz

Geçen gün Aral İth. Portaxe'ta Pro Evolution Soccer 2010 lansman partisi vardı. Tüm IT sektörü filan da ordaydı hatta CNN, NTV, Fenerbahçe TV'den yöneticiler de filan vardı, dedik ooo güzel. Bunları yeneriz biz. Biz dediğim de 3 dergi tayfası ama hepimiz biliyoruz PES'i sözde! Birinci olana da PS3 Slim verecekler. Ben bir umutluyum bi umutluyum, çünkü PES2010'u herkesten önce ve çok oynamışım filan.

Kura çekiliyor işte, insanlar takımlarını rastgele seçiyor. Allah belasını vermesin Fenerbahçe'yi ben seçtim bir FB'li olarak. Laneth olsun rakibim de ilk maçtan Inter çıktı. Çocuk ezdi 5 dakikada walla beni, 1-0 yendi ben anca 1 şut çekebildim. Geri kalan 2 yazarımız da telef oldu ilk maçtan ya. Ne güldük.
Sandviçlere abandık, ben alkole abandım. Rakılar, votkalar, şaraplar filan havada uçuşuyordu. Baktım çirkin hatunlar güzel gözükmeye başladı, dedim hadi gidek, nasıl olsa elendik. Sonra elimize verdiler PES2010 torbalarını. İçinden suluk çıktı, mp3 player, tshirt, defter filan çıktı. PS3 ALMAYA GİTMİŞTİM BEN LAN ORAYA, NE SULUĞU! NAPİM SULUĞU? :(((

21.10.09

yağmur bulutu unutursa...

Bir rüya gördüm.
Aralarda 3 kere uyansam da bir türlü bölünmeyen ve devam eden (sibel alaş'tan Adam çalsın fonda).
Bu seferki kabus değildi. Ki ilginçti. Ki Genelde kabuslarım bölünmez.
Hoş bir rüyaydı.
Hani hayalleriniz vardır uçuk olmayan, mantık çerçevesine oturan
ama olup olmayacağını bilmediğiniz, sadece istediğiniz, akışına bıraktığınız.
Mesela orta halli bir arabayı seversiniz, almak istersiniz ama o sıralar çalışmıyorsunuzdur,
para kazanınca elbet alırım dersiniz ve o akşam rüyanızda o arabaya sahipsinizdir,
kullanıyorsunuzdur.
Mutlu eder sizi bu. "Ah ulan, o araba arabaaa" diye efkar getirmez. Ferrari istememişsinizdir sonuçta. olabilitesi vardır.
İşte böyle bir şeydi benimki de.
Öyle bir şeyi isteyip istemediğimi bilmesem de,
uyanınca ağzınızda hoş bir tadı kalan, güne gülerek başlamanızı sağlayan cinstendi.
Özlemişim rüyaların bünyede pozitif etkiler bırakabileceğini görmeyi,
Hele bir işe gireyim, alırım seni demeyi... param da, işim de olsa da.

epic failin sözlük anlamı

son hafta böle sıkıntıdan ölcekken şu epic fail videoları hızır gibi yetişiyo imdadımıza valla. çok dehşet bi fail. çok güldük. İlk izlenildiğinde de, 50. kez izlendildiğinde de güldürüyor adamı. bir insanın ölüp de öldüğünün farkına varmaması ve etrafa bakınması karşısında saygıyla eğiliyorum (kabeye doğru)

20.10.09

güzelsiniz...

limonlu mercimek çorbası

kaymak & bal

brütal legend

şu kıllı tüylü naylon çizmeleri giymeyen hatunlar

Henüz çıkmayan yeni sayımız & sürprizlerimiz

KISS - Sonic Boom

http://www.tish-o.com üzerinden kendi tasarımını t-shirte bastırmaca (az kaldı)...

Vitamin C 1000'lik SANDOZ (ağzımız dadlansın deyü içiyoruz)

Playboy'un Marge simpson'lı yeni kapağı

19.10.09

Tekken 6 da olmuş


Az önce Tekken 6'ya ellerimi sürdüm. Sonra suratıma sürdüm hızlıca, kokladım, ortadaki deliğe serçe parmağımı sokarak Playstaiton3'e yerleştirdim oyunu. Sonra bir 50 dövüşlük maç yaptık galiba. Çok güzel olmuş oyun. Akıyor sular seller gibi. Paul'umu özlemişim resmen.

17.10.09

yerin dibine geçtiğim anlar # ??

otobüse bindim. aslında yürüyebilirdim ama tırstım yağmur yağar ıslanırım diye. çok da gitmicem halbuki... binmez olaydım

orta kapının hemen dibindeki 2li yere bindim. inmesi kolay olsun diye. cam kenarına oturdum. cam kenarlarını çok severim 3,8 yaşımdan beri. hep izlerim dışarısını. soldan sağa doğru durmadan kafam oynar kedi gibi. bazen kasarım kendimi "ilk gördüğün yazıyı okumıcaksın volki" diye ama bir türlü yenemedim kendimi. eğer bir yazıya bakmışsam çoktan okumuş oluyorum. neyse. sorun bu değildi.

bir anda burnuma bir koku kaçtı. gripliyim yahu nasıl aldım bu kokuyu? o kadar kokuyor düşünün. bu koku buram buram, az önce fırından yeni çıkmış, sıcaklığı taşıyan kadını bile terleten bir lahmacun poşetinden geliyordu. belli ki lahmucan seviyor, almış bi 10 tane, otobüsle eve gideyim de yiyeyim demiş. ama allahım, o ne koku, o ne KOKUUU. geldi oturdu yanıma! En az 15 tane boş yer varken benim yanım! NEDEN ABLACIM!

o lahmacunlar öyle bir kokuyodu ki -ki ben severim lahmacun ama otobüste değil- bi 3 dakika sonra midem bulanmaya başladı. kendimi un çuvalları taşıyan, üstü başı un olmuş, terlikli, ayak parmakları bile un olmuş, urfalı biri sandım bi an. sanki 5 gündür bu lokantada un taşıyorum ve burada sadece lahmacun pişiyor. 4 öğün lahmacun veriyorlar lojistik destek olarak. ÖLECEĞİM!

kadın indi 1 durak sonra neyse ki. AMAAAA kokusu inmedi arkadaşım! Yanıma sindi resmen. Otobüs hala buram buram lahmacun kokuyor. fırın işletiyorum sanki içeride. akbil basacak adam dönüp bakıyor içeri bi, yanlşış mı geldim diye... o duraktan bir sürü süper hatun binmez mi bi de. ne güzel biri yanıma binecekti. Yanıma yaklaşan kaçtı resmen. bi benim yanım boş kaldı... Lahmacun kokar mı lan bi insan? Biraz düşünün. Ama onlar da haklı, nerden bilsinler az önce elinde bi koli lahmacuncu kadın geçti buradan. çok utandım. ter kokaydım da lahmacun kokuyormuş damgası yemeyeydim. gitme diyeydim. avradnıskymböylehytn

whatever works


Woody Allen hazretlerinin son filmi ile koşu başladı bugün. özlemişim emek sinemasının havasız havasını. film nefisss. "yıkılıyoooo" resmen. Allen efsane replikler yazmış. Zaten gribim, sümüklüyüm, tüm filmi burnumda mendille izledim. bu kadar salya sümük en son ne zaman güldüm hatırlamıyorum. film deli gibi annie hall kokuyor. dahi adam (allen'in ego karakteri) herşey biildiği için, herşeyin farkında olduğu için artık mutlu değildir hayatta ve ölmeyi beklemektedir. Çok aksidir, asla memnun olmaz...bir tesadüf sonrası taşradan bir kızla (21 yaşında) yolları kesişir. bir tarafta üstün zeka, diğer tarafta aptalları bile kıskandıracak aptal bi kız. aralarındaki ilişkiye daha sonra diğer karakterler de katılır ve tüm amerikan aileleri, sanat camiası, dinler ve müzikler, politikacılar, eğitim sistemi, allen'ın keskin komedi kaleminden kaçamaz. çoğu da doğru hee...vicky christina barcelona'yı sevmişseniz (ki ben bayılmıştım), Whatever Works'a da bayılacaksınız. Kadınlara güvenmeyeceksiniz huahua

16.10.09

nip/tuck 6. fermuarını açtı


148. ıhlamurumu içerken aklıma geldi, dedim Nip/Tuck'a noldu ya. En son 7-8 ay önce mi ne bitmişti 5. sezon, gittim warez-bb'ye bi arattım, tam olarak bir kaç saat önce 6. sezonun ilk bölümü düşmüş. Çok sevindim bu tesadüfe, çok güldüm, iyileştim, indirdim izledim. keyfime keyif kattım. Bayılıyorum bu ruh hastası diziye. kesinlike sapık ruhların dizisi ve kesinlike gocunmuyorum :) ama artık bitmesinin de gerektiğini düşünüyorum. 6. sezon (19 bölüm) umarım son olur da yeni dizilere fırsat verebiliriz.
Kimber. ulan kulun kölen olayım ya. yine güzel ve sayko başladı bölüm. fakirleşen ikili farkı bir organa cerrahlık yapmak üzere eldivenlerini giymek istiyor (vagina) ama başlarına yine sikko sikko şeyler geliyor. en az benim kadar şanssızlar bunlar ya hauhau


(zamanında da niptuck hakkında şunu yazmışım)

15.10.09

zeka küpü reklamlarımız


şu 2 sarışın modelin oynadığı (bkz. penis bankası) Burger King reklamı var ya, hani "tüm dünya anladı, aha bu salaklar bile, bi siz mi anlamadınız" diyen reklam, heh işte, soğudum resmen BK'ten, Whooper'dan...

şu MediaMarkt'ın "Kuş beyinli misin, koyun musun, balık mısın, aptal mısın ki buradan alışveriş etmiyorsun bre zındık" temalı billboard reklamları kadar kötü. Reklamların, insanda aşağılık kompleksi yaratarak, insan zekasıyla dalga geçerek ürünlerini pazarlamaya çalışması demek, yaratıcılığın (o firma için) sonlarına gelmiş olması demek. ne acı.

14.10.09

odtü - bilgi teknolojileri

iyi mi ettim kötü mü ettim bilemiyorum ama yaz sonuna kadar odtü'den bilgi teknolojileri dersleri alacağım. 8 adetçik ve bilgisayar mühendisliği dersleriymiş. infolarına baktım da bir an gözlerim karardı. çok eskiden bilgisayar programcısı olmak isteyip de yök kurbanı olan şu deli gönül, epey ter akıtacak çeşitli uzuvlarından bu sene. o kadar ki bir program yazmalıymışım. ayrıca sık sık da görmek istiyorlar öğrencilerini. bu haftasonu kısmetse odtü yollarındayım. bekle beni iiirenç ankara :PP

13.10.09

ateşli geceler

ateşli ateşli uyumak çok garip. neler görüyosun neler. çok heyecanlı. bi de azıcık uyumana rağmen, sanki 3 gündür uyuyomuşsun etkisi yapıyo. beton gibi kalkıyorum... ateşim var da, hastayım. bari böle saksı gibi yatarken bi pay çıkarayım istedim. budur. öptüm. (size de bulaşsın)

12.10.09

yeni tema aranıyor

Geçen sene 27 Ekim'de blogumu açmışım. 2 hafta var henüz 1.yılıma (Çırağan'da büyük bir kutlama yapacağım sanki mahuhahi)
Sanırım tema değiştireceğim artık. Yeni i yıl yeni bir tasarım filan olsun diyorum.
Yine temiz yüzlü basit ve sağa/sola doğru geniş bir tasarım seçeceğim ama blogger template'leri rezil. Wordpress'ten devşirme, Flash uyumlu filan bişi arıyorum. Önereceğiniz bir tema olursa lütfem yorum yazmaktan çekinmeyin :))

white ribbon'a bilet

Film ekimi'ni sevdiğim kadar da sevmediğimi farkettim çünkü BİLET BULAMIYORUM LAN! hangi arada alıyorsun o kadar bileti yıllardır anlam veremiyorum. Online alıyorsunuz muhtemelen ya. Kredi kartım yok diye geliyor başıma zaten ne gelirse. Gitmek istediklerimin sadece yarısına bilet bulabildim ve White Ribbon da bunlardan biri. Her seansı dolmuş bok gibi! Bi anda Haneke sever olduk pöehh.

Ya birinde, bi arkadaşınızda filan fazla bilet varsa, söleyin, satın alayım, gideyim ya, izlemeliyim, nolur bühüh

10.10.09

hatırlamayı unutmak

Bazen beyin denen organa anlam veremiyorum.
Bazen çevresindeki bedene ihanet edebildiği gibi
Bazen de iyi anlamda izinsizce karar alıp siz farkında olmadan bunu uygulamaya koyabiliyor.
Unutuyor siz istemeden, siz unutmaya karar vermeden çoğu zaman
Bu dün ne yediğiniz de olabiliyor, yıllar öne tanıştığınız biri de
Önce sesini unutuyorsunuz. Kulaklarınızdaki o sesin frekans aralığı, desibeli
konuşmasındaki düzeni, düzensizliği, tonu, rengi, inceliği hafif hafif azalıyor dibi delik bidondaki su gibi
Sonra tadını unutuyor diliniz. Hangi tadlar ağır basardı, ağzınızda nasıl bir tad kalırdı, farkını,
o tad için neler yaptığınız, neler verdiğiniz...
Daha sonra şekli şemali silüeti silikleşiyor kafanızdaki tuvalde. Neresi ince, neresi kalın,
neresi güzel, neresi çirkin, en sevdiğiniz kısmı, hatırlayamadığınız detayları. Herkeste olan
ama size farklı gelen uzuvları. Artık hep aynı. hepsi.
Daha sonra gözlerini, bakışlarını, asil enerjisi gözlerinizde artık canlanmıyor, yansımıyor. Beyniniz size bir göz, bir bakış, bir ifade çiziyor ama hayır, asla o olmuyor, tekrar silip tekrar çiziyor, yine olmuyor. Olmadığını biliyorsunuz ama aslında ne olduğunu bilmiyorsunuz. Hatırlayamadığınız bir rüya gibi.
Geriye artık anılar kalıyor. Onların da zaten kötü olanları çoktan belirginsizleşmiş. Orada kötü bir şeyler olduğu aklınızda ama derinliği yok. İyi olanların kalışına da şükür ediyorsunuz. Unutmak istediğinizde unutamadığınız, ama unutmak istediğinizi unuttuğunuzda beynin çaktırmadan dataları silmesi, bana biraz ihanet gibi geliyor. öldürmek gibi. bu harddisk benimse, her kilobyte'ı bana ait olmalı.ydı. Bir uyarı penceresi çıksaydı bari.
neyseki beyinden başka insana yön veren bir de kalp var. oraya girmişler olanlar; yüzyıllar sonra bulunan bir mumyanın bozulmamışlığı karşısında izleyicinin şaşırması kadar şaşırtıyor beni çoğu zaman.
bu yüzden, bence insan unuttuklarını, hatırladıklarından daha çok özlüyor.

9.10.09

Kutsal Kasım ve Ölen Gelinim



Önce God is an astronaut

sonra W.A.S.P.

ondan sonra da;


28 Kasım'da My Dying Bride konseri...


offfff

uyanma safhası


gördüğüm rüya kadar nasıl uyandığımın da o günün nasıl geçeceğini + veya - yönde etkilediğini epeydir biliyorum. sizlerden de bunu saklamayayım dedim :)


eve taşınmadan önceki odam mutfak boşluklarına bakardı. 6 dairenin mutfak ve çocuk odası karşılıklıydı. sabahları üst katlardaki kadınların dedikodularıyla uyanırdım. bok varmış gibi sabahın 8'inde dizilerdeki karakterlerden, yan apartmanın kızın ne haltlar karıştırdığından, akşam gelen alkolik kocaya ne yemek hazırlasam mızmızlığından filan gına gelmişti. Bir çok yemek adını burda öğrendim gerçi. direkt asabi bir şekilde uyanıyor, tüm gün dedikodu yapıyordum onların yüzünden (bahaneye gel:P). ya, çok meraklıysan alt komşuna, bi çaya in di mi? yok, 2'si de aynı anda bulaşık yıkar, lak lak 2 saat Türkiye'yi kurtarırdı. ses geçirmez bir pencere isteklerimin doğuşu da bu zamanlara denk gelir.


Bir önceki evimin odası daha beter bir yere bakıyordu, böyle 10-15 apartmanın dikdörtgen biçiminde bir "arka bahçe" oluşturduğu boşluğa bakardı. yani 60-70 dairenin yatakodası bu boşluktaydı. Eğer camınız açıksa, karşı apartmanda uyuyan adamın horuldamasını veya osurmasını duyabilirdiniz (şirinler bile görebilirdi bunlaro, o derece). daha kötüsü, kediler vardı! Durmadan çiftleşir, senfoni verirlerdi resmen. Sağı solu cırmıklarlar, garip korku filmi sesleri çıkarırlardı. Ben de o kadar paranoyaklaşmıştım ki "Ulan hırsız mı tırmanıyo cama" diye kalkar bakardım gece gece. Aynı şekilde sabah halı silkeleme seramonisiyle uyanırdım patpat. Ne kadar temiz bir milletmişiz biz, anlamıştım... Veya çingene bir ailenin cazgır bir kızı cazgırlık yapardı ailesine "Yaa giycemm ben o kotuuuu, baaaaaneee" diye. Başka bir yerden Bedük, diğer bir yerden Kenan doğulu, daha uzak bir daireden Cengiz kurtoğlu ezigeleri, heavy metal kulağımı dağlardı. yoğun baş ağrılarımın nedeninin bunlar olabileceğini düşündüm epeyce bir süre...


Şimdiki evimdeki odam da 2.boğaz köprüsünün ayağına bakıyo. haliyle nefis boğaz havası var ama bazen rüzgar ıslık çalarak uyandırabiliyor çift katlı ses geçirmez pencerem olsa da. Ama hala cam açık uyuma taraftarıyım; o kadar da üşütmüyo hava. İşin komik tarafı, hemen dibimizde bir ilköğretim okulu var. Sabahçılarla birlikte ben de uyanıyorum anasanı satayım! Ben okula giderken bu kadar düzenli uyanmazdım! ANDIMIZ. TÜRKÜÜÜÜMM. DOĞRUUUYUMMMMM. ÇALIŞKAAANIMMMM diye uyanıyorum yemin ederim. Tüm okul bahçede toplanıp andımız okuyo çünkü... Ve daha kötüsü, uyandığımda dilimde ben de bunları söylüyorum! Hatta kendimi okulda gördüğüm rüyalar bile oluyor. Geç yattığım zaman geç kalkıyorum, sanırım bir 3-4 kez de teneffüs zilini dinliyorum. "Üsküdar'a gidelirken aldı da bir yağmurrrr" ezgileri ile uyanıp, bari çişe gideyim diyorum. Bir gün bu okul bombalanırsa kesinlikle benden bilebilirsiniz yani!!! Çünkü tüm gün "eğitim sistemimiz çok yanlış hacı, bak ilk 100 üniversite arasında bile yokuz" geyiği çevirebiliyorum.


Ofiste de sabahladığımızda, uyuyoruz aslında öğlene kadar ve arka bahçemizde ne var dersiniz? Bir anaokul var muhahah. böyle civcivvari çocuk sesleri ve onların oyuncak sesleriyle alarma hiç ihtiyaç duymuyoruz. Gerçi çocuk sesleriyle uyanmak güzel oluyor ama ben şahsen haftasonlarındaki kuş sesleri, bahçıvanların bahçeyi sulama sesleriyle uyanmayı tercih ediyorum. Böyle olursa, tam bir melek oluyorum, gülüyorum, şaka yapıyorum, ha ha haaa tonunda tonton bir tombiş gibi işimin başına geçebiliyorum.


huzurlu, sessiz, havadar, rahat bir mekanda uyanmak istiyorum. çok şey mi istiyorum lan?

8.10.09

when they fly...


vay be. Anneke nerden nereye geldi. bu kadar kademeli kendisini ve yeteneğini geliştirebilen bi kadın çok azdır her halde bu müzik piyasasında.
dünyanın en iyi annesi, en iyi eşi, en iyi bayan vokalisti, en iyi insanı ve en güzel bayanı başlıkları altında zirveye oynayabilecek Anneke van Giersbergen'den yeni parça, Hey OKAY!, bu kadar leziz, bu kadar catchy, bu kadar güzel olabilirdi. Albümü deli gibi bekletiyor resmen. 1 milyon filan satar inşallah.

dinleyin bi, kararı siz verin.








Ayrıca + Adore ve Home Again adlı parçalarını da şurdan dinleyebilirsiniz. özellikle Adore!!! http://www.myspace.com/aguadeannique

radiohead, sanıldığının aksine albüm yapacak

"albüm yapmayacağız" deseler de Ed O'brien tarafından dün bu haberin tam tersi söylendi. kışın albümü kaydedecekmiş radyokafa. Hem de In rainbows'un karanlık hali olarak ...

şu adresten tüm detaylara koşun bakalım.

http://www.ateaseweb.com/2009/10/07/radiohead-to-record-new-album-this-winter/

(Bu arada Radiohead'in Türkiye'de çalmak için kaç milyon Euro istediğini öğrenince, bu adamları bu ülke sınırları içinde görmenin mucize olacağına inanıyorum artık)

boşver, sevdim de ne oldu



eğer Redd'i hala Live olarak izlememişseniz, kesinlikle çok şey kaçırıyorsunuz. Bunu kıçımdan atmıyorum tabii. İstanbul'da sahne almış, elinde gitarla sahneye çıkan çoğu grubu izlemiş biri olarak bunu çok rahat söyleyebilirim. Redd'in canlı performansı çok ayrı. Hayatımda 21 albümünü dinlediğim kadar başka bir Türk albümü dinlemedim -ki ben Türkçe sözlü müzik pek dinleyemiyorum çünkü yazamıyorlar. Ama Redd her albümde mottolar yaratacak kadar güzel sözler yazıp harika bir alt yapıyla bunları harmanlamayı çok iyi biliyor. Canlı performansları da çok enerjik ve çok duygu dolu geçiyor. 3 kere Redd izledim, üçünde de kendimden geçtim diyebilirim. bir bakmışsınız dans ediyorsunuz, hopluyor zıplıyorsunuz, bir bakmışsınız suratınız düşmüş, üzülüyorsunuz, özlüyorsunuz, boşverrrr diyorsunuz...


babylon'daki ilk konserlerini dün verdi redd, yine süperlerdi, 2 saati biraz aşkın çaldılar.21'in hepsini çalmadılar, bol bol da 1.-2. albümden de çaldılar. bir diğer farkettiğim şey de Redd'in ciddi bir kemik kitlesi var. Her şarkı marş gibi söyleniyor. sonraki konserlerinde 21'i baştan sona çalacaklarmış, kesin ona da gidicem. ama "Her Neyse" parçasını yine dinlemek isterdim. Doğan parçayı süper söylüyor. Bir önceki parçada gülerken bu parçaya gelince yüzü düşüyor. Gözleri çipil çipil oluyo, "koşmak istesem de sana, hayat beni geri çekiyor" derken gözlerini kapatıyor benim gibi. dokunasınız ağlayacak sanki. 1-2 parça içinde ancak çıkabiliyor o moddan. Belli ki geçmişi olan bir parça...Bu ay çıkacak klipleri de bu parçayaymış. güzel haber.


sitelerinden konserlerini takip edin, zaten çok vermiyorlar, denk gelirsenizz bi görün Redd'i canlı derim. Hayko, mor ve ötesi, teoman ve benzer diğerleri harbi hava civa gelecek :)



vandam dansı

Çocukluğumuz Van Damme'ın bu dansını taklit ederek geçmişti be. Gerçi hala ofiste ara ara yaparız muhauha.
aslanım Kickboxer, ne filmdin bea.

7.10.09

Gel satranç oynayalım


babam, ben ta ortaokula yeni geçtiğimde satranç öğretmişti bana. bir kaç hafta sonra da onu yenmeye başlamıştım. bir kaç hafta sonra da bir daha benle asla ve asla oynamadı, durmadan yeniyorum diye. daha sonra onun ak sakallı bir satranç gurusu arkadaşıyla tanışmıştım. adam zaten satranç taşı gibi katılaşmış yakında ölecek ama kafa zehir gibi çalışıyor. Bana bütün mat yöntemlerini öğretti. Bütün pis açılışları öğrenmiştim. Ama onu hiç yenemedim. Ortaokulun sonlarına doğru bir kere onu yenecek gibi olmuştum o kadar. Sonra öldü mü noldu bilmiyorum. Hazırlıkta da dur ben şu okulun satranç turnuvasına katılayım demiştim. kendimi bi anda finalde bulmuştum. Lise son sınıftan biri denk gelmişti, başında da tonla öküz arkadaşı, konsantrasyonumu bozmuşlardı da yenmişlerdi ama çocuk harbi tırışkaydı - çünkü sonra sessiz bir ortamda eline vermiştim eahuua-. Arkadaşlarla atari oynadıktan sonra da biraz satranç oynardık, gazetelerin bulmaca sayfalarındaki ünlü şah mat hamlelerini ezberlerdim. Sonra sorunlu ergenlik zamanları başladı ve satranç merakım giderek azaldı azaldı hatta yok oldu.

geçen sinan'la arabada gelirken muhabbet satranca geldi de, bu anılarım aklıma geldi. Neden oynamıyordum ki? Santranç bence dünyanın en iyi oyunudur. En adil oyunudur. En yararlı oyunudur. Hayatla bu kadar güzel bağdaştırabileceğiniz ve meyvesini yiyebileceğiniz çok çok az oyun vardır, onlardan biri de satrançtır. Beyin durmadan soru sorar. Beyin kıyaslar. "Nereye gitsem? Oraya mı buraya mı? Hangisi daha iyi? Hangisini seçmeliyim? Hangisini riske atmalıyım? Hangisini sevmeliyim Hangisini feda etmeliyim? Etmelimiyim ki?" Bakın bu kalıplar hayattaki her şeyde vardır ve satranç bu soruların günlük hayattaki hata oranını da bir hayli düşürür. Problemleri çözmede daha çok alternatifli bir bakış açısıyla duruma yaklaşabilirsiniz. Tabii satranç asla ve asla tek başına yeterli değildir hayatta ama geri kalan donanımlarınız da varsa, çok güzel bonus olarak hayatınızda yer alabilir. Size neyi kaybedeceğinizi biraz daha önceden gösterir, neler kazanacağınızı da. Beklenmedik bir sorun karşısında paniklemektense en az kayıpla onu atlatmaya düşündürür. Elbette hata yaparsınız, hem de çok fenasından ama sadece 1-bir-one yol bile olsa, o yolu size buldurtur ve en azından oyunu uzatarak yıkılmaz, karşı tarafın hatasını bekleyerek yenme şansınızı arttırırsınız. Satranç, karşınızdaki kişiyi, o konuşmadan tanımanızı, tanımayı öğrenmeyi, öğretir. "Nasıl biridir? Aç gözlü müdür? Fırsatçı mıdır? Parlak zekalı mıdır? Sinsi midir? Hızlı mı düşünür? Yoksa bir şey bilmediği halde bilge taklidi mi yapmaktadır?"

İşte bunların bilincinde olmama rağmen satranç oynamıyordum (bir kaç yıl önce sanırım bir teşebbüsümüz olmuştu ama sonuç fiyaskoydu) ama yarından itibaren, günde bir kaç el bile olsa oynayacağım zamanım oldukça (pogo'da oynarım sanırım). Gelsin çoban matları, gelsin ispanyol açılışları :))


Not:(yazı içinde nereye koyayım bilemedim ama sanırım içinde zar ve kağıt olan oyunları pişti, 51, pis7li hariç bilmememin bir diğer nedeni de (ki ilki "şanssız" oluşumdur) satrançtır. Şans da tesadüf de yoktur. Zafer de hüsran da beyninizin eseridir. gülü seven dikenien katlanır. hayat beni neden yoruyosun. kestane gülgen palamut, altı yaprak...neyse"

İngilizce reklam ve bankalar


Bilmem farkettiniz mi; önce Finansbank başlattı bunu. Sonra Akbank, en son da Garanti bankası billboard ve benzeri yerleri tamamen İngilizce reklamlar donatmış durumda.

"Türkiye'de yaşıyonuz, Türkçe konuşun bılıbılı" değil demek istediğim. Hangi reklamcılık kurmacasına göre acaba İngilizce reklam cazip geldi de ip gibi dizildiler. Hani İngilizce bilmesem ve bir bankadan faydalanmak istesem, koca billboard'a bakıp da hiç anlayamadığım bir şey karşısında "Ulenn, adamlar büyük işte, o kadar ki bi bok anlamadım, hem bu ingilizler büyük insanlar, en iyisi bu bankayı seçim" mi diyeceğim? Anlayamadığım bir şey daha mı cazip gelirdi acaba? Ama bu adamlar kısa bi süre önce "sarı çizmeli memet aga" reklamı da yapmıştı? Hmmmpppfff

Reklamcılık okuyanlar bi yardım etsin bu merakıma :))

6.10.09

Oyungezer Ekim sayısı


Gerçi Pazar çıktık ama benim şimdi aklıma geldi :)

24. sayımızın kapağını FIFA10 süsledi. kapaktaki oyunların dışında Guitar Hero 5, Rockband The Beatles, Metroid Prime trilogy, Red Faction G, Wet ve dahası var. Oyun Anıları dosya konumuz da çok über oldu diyebilirim objektif bir gözle :) Hayalet Gemi'yi de bu sayı ben ele geçirdim falan filan.
Önümüzdeki sayı 25. sayımız. 2. yaşımızı kutluyoruz dansözlerle obarey \m/

içerik için tıkla o zaman

http://www.oyungezer.com.tr/oyungezer-ekim-2009/

Haiku'ya devam

大闇にやみを添たる一葉哉
ôyami ni yami wo soetaru hito ha kana
adding its darkness
to the great darkness...
one leaf falls
Issa tarafından 1814'te yazılmış. ayrıca "The phrase, "one leaf" (hito ha), specifically denotes a paulownia leaf in the shorthand of haiku."

4.10.09

V for Tattoo


Why So Serious'tan sonra ikinci dövmemi de yaptırmış bulunuyorum sayın izleyici.

Aslında ilk bunu yaptıracaktım ama o zamanki şartlar el vermediği için anca şimdi yaptırabildim.

Çok şık oldu, çok beendim ben, ilk hali bile güzelse, iyileşince daha da güzel olacak demektir. (Fotoğrafı walla adam gibi tutup adam gibi bi ışıkta çekemedim, idare et artık:P)

Amma acıdı ama hee. Sanırım bu acıya bağışıklık kazanılmıyo.

Bi de insana kendisini hasta hissettiriyo dövme sonrası. Binlerce iğne tabii girince bedene tabii, doğal galiba.

neyse, ben bepanthen'imi sürmeye gidim.

Antichrist ile

EĞER
bir süreliğine eşinizden, sevgilinizden hatta karşı cins arkadaşınızdan uzaklaşmak istiyorsanız,
cinsel hayatınıza bir süre mola vermek istiyorsanız,
empatinin doruklarına çıkarak ruh hastası olmak istiyorsanız,
içinizdeki "kötülüğü", her iki cins içinde, hissetmek istiyorsanız,
"sinefilim, her türlü altmetni yakalarım, kaçarı yok" deyip ters köşeye yatmak istiyorsanız,
tarkovksy filmlerinde uyumak yerine, kafanızda satranç oynuyorsanız,
son zamanlarda göreceğiniz en iyi açılış bölümünü izlemek istiyorsanız,
bu filmin bir Türk tarafından değil çekilme, Türk sinema salonlarında bile çok zor oynayacağını düşünMÜyorsanız,
Sanatın "dark side"ının en iyisi olamayacağına inanıyorsanız,
Bu işlerin mutlu insan değil "rahatsız" insan işi olduğuna inanmıyorsanız,
Lars von trier'in "bunalımda" yazabileceği bir film ne kadar "rahatsız" edici olabilir olacağını merak ediyorsanız,
Kadınlar hakkında iyi şeyler düşünmüyor ve tehlikeli varlıklar olabileceğini düşünüyorsanız,
BU FİLMİ İZLEYİNİZ LÜTFEN
(tek başınıza izleyin hatta. bi eş, sevgiliyle asla)

3.10.09

dr. volkan

bazen cerrah olup beynimdeki rüya gören bölümü kesip alasım geliyor. bazen çok büyük haksızlık oluyor istemediğiniz bir tiyatroda istemediğiniz bir rolü, istemediğiniz bir şekilde, zorla oynamak.

2.10.09

oy tombulum tombulum yoldan geldim yorgunum


Başta facebook olmak üzere şu "anahtar kelimelere göre reklam çıkaran" siteler var ya, epey bi süre önce "şu hapı al 154 kilo ver" yok "şu aleti kullan karın kasların patlasın " yok "şu gym merkezimize gel baklavalı ol" tarzı reklamlar gözüküyodu durmadan.

Sonra kesildiler, nedeni de ben yavaş yavaş kilo veriyodum. Hissediyorlardı galiba. Dediler bu çocuk veriyo bişiler, ilişmeyelim (gerçi onun yerine enlarge your bilmem neni tarzı reklamlar gelmişti ama tamamen kuru iftira!!!1!11!)... şimdi de bi süredir fastfood tüketiyorum diye kendimi yine tombul hissetmeye başladım, bu reklamlar yine hortladı. Keyword'ten anlıyor desek yok, öle bi kjelime kullanılımıyor sitede, artık sanal webcam mi koydular sitelere ne, ondan şüpheleniyorum ya. bu kadar mı tesadüf olur. Atıcam o reklamın sahiplerine artık bi mail, o olacak.

Eskiden dar gelen kotlarım artık bol geliyor, kemer bile takıyorum hatta 2 yeni delik daha açtırdım kemerime, haberleri yok. döverim lan hepinizi. hepinizi döverim!

1.10.09

sand art'a farklı bir bakış

bu tip şeyleri izleyip izleyip insanoğluna bazen (çok nadir yani) hayran oluyorum. her hangi bir ortamda her hangi bir araçla her hangi bir yöntemle bir şeyler yaratabiliyor (yine çok nadir) . İzleyin...

minimalist film afişleri


ehuahau süper bi bakış açısı. çok güzeller.