• Sense8 ile yeni yıl

  • 2016 dizilerinin gizli Hit'i: Quarry

  • John Carpenter geri döndü!

30.9.09

ben de AION'a bulaştım

Daha önce her hangi bir MMORPG'ye elimi sürmemeye özen gösterdim. Zaten zaman yokken bi mmorpg'ye gerek yoktu ama AION, tüm Oyungezer ekibinin başını döndürdü. ailecek Aion'dayız. Ben dahil... Tüm kazmalığımla sanal alemi katletmeye geldim. Henüz başındayım oyunun gerçi...

Ha foto da oyundaki karakterim. Asmodian'ınız. Oyungezer klanımız da var, gelin. Nick'im Radau.
Karakterim biraz fenimem, biraz temiz gözüküyo olabilir! NE VAR YANİ!

still alive

One has to pay dearly for immortality; one has to die several times while one is still alive

29.9.09

Flashforward geldi hoş geldi

Flashforward nedir? diye sorsam şüphesiz aklınıza artık ilk önce Lost gelir. Sinemada Flashforward ve flashback kavramlarını über olarak kullanan Lost'un haricinde de artık çok ilginç ve büyük potansiyel taşıyan dizi Flashforward, plot bölümüyle geçen hafta filan abc'de yayınlandı ve eşek yüküyle de rating aldı.

Dizi aslında bir kitaba dayalı ama epey farklı gelişeceğe benziyor. Tüm evrende tüm insanlar 2 dakika 17 saniyeliğine şuurunu kaybedior ve sonrasında yaşananları izliyoruz.

Diziye "Lost'a alternatif" denmesinin bir çok nedeni var tabii. Dizi içinde bir çok Lost referansı var. Oceanic reklamı, kanguru, 137 rakamı, lostvari başlangıç, hatta 2 oyuncusu ve ileride diziye katılacak olan Charlie. Bir diğer önemli şey de, Lost adasındaki gelişmeden ötürü bu olayın yaşanmış olacağı ihtimali. Çok fantastik bir şey olur eğer Lost ile bağlantılı çıkarsa ama bağlanmazsa bile çok iyi bir dizi olabilir Flashforward. Fringe'in başında da aynı şeyi demiştim; dizi aldı başını götürdü. Şimdi aynı şeyi Flashforward için söylüyorum. Yazan ve yöneten david s. goyer. Batman Begins, Dark Kngiht gibi şaheser filmlerde imzası olan ve bi çok dizide yer alan usta biridir kendisi...
Kesinlikle bulaşın bu diziye.

Promo video


sky to earth HDR

terasta kafanızı gökyüzüne kaldırırsınız ve... ve ... sanki...

güzel için farklı bak
tıkla gör bak elle: 1200×799

28.9.09

faith divides us death unites us


paradise lost'un son albümü faith divides us death unites us nihayetinde hızır gibi yetişti! Yetişti de böyle huzursuzluktan, hüzüntüden kavrulalım diye!

Yok böyle albüm. Her yerinden acı fışkırıyor. Babalar köklerine geri dönmüş her bir parçada. Ne diyeceğimi bilemiyorum. albümü hatim ettikten sonra bir şeyler daha karalarım belki.

Ve PL tarihinin en iyi videolarından berini de çekmişler faith divides us death unites us'a. Hatun kişisini dikkatle izleyin. Bu kadar iyi oynayabilir, bu kadar iyi tüyleri diken diken edebilirdi. her nakarata girişte geriliyorum, her Vanquish the pain diye çığırdığında gözlerimi kapatıyorum lan. korkunç parça. korkunç derecede hüzünlü.
Albümü indirmek için TIKLAYIN deyip korsanlık da yapayım bari.





Refrain from the way we were
Slain the invincible
Changed are the the ways of man
Fortitude to face the path

Chorus
Vanquish the pain
Don't want to see it fail
(Faith divides us death unites us)
Vanquish the pain
Don't want to seek despair
(Faith divides us death unites us)

Tears for a hopeless case
Outside is still so vague
Frayed the landscapes of old
Cleared the indelible

Chorus
Vanquish the pain
Don't want to see it fail
(Faith divides us death unites us)
Vanquish the pain
Don't want to seek despair
(Faith divides us death unites us)

Cannot sleep through darkened skies
Cannot dream until it's over
Cannot sleep through darkened skies
Cannot dream until it's over

guitar solo

Chorus
Vanquish the pain
Don't want to see it fail
(Faith divides us death unites us)
Vanquish the pain
Lyrics Song Words
Don't want to seek despair
(Faith divides us death unites us)

27.9.09

to live is to die


Clifford Lee Burton... Ben doğduğum sıralarda dünyaya headbanger'lığı öğretiyodu. Ben ilk kelimemi söylediğim de, O, en az bi 30 yıl akıllardan çıkmayacak riff'lere imza atıyordu haberinde olmadan. Ben yürümeye başladım veya başlamak üzereyken de, artık onbinlere konser veren, ölün dese ölecek yüzlerce hayranı olan, bu dünyada çok az ünlünün efsaneleşebildiği 24 yaşında, hayatın ilk tarafıyla yollarını ayırdı. Benden sadece 1 yaş küçüktü Cliff.

aramızdan 27 eylül 1986'da ayrılan, metallica'nın metallica olmasında büyük payı bulunan, onlarca günümüz virtüözün ilham kaynağı Cliff'i anmak istedim.

When a man lies he murders some part of the world. These are the pale deaths which men miscall their lives. All this I cannot bear to witness any longer, Cannot the kingdom of salvation take me home?

24.9.09

slipper

sweet child of ...
tıkmık: 696×842

tıkla, size gelelim




ahuuaha. bazen şu spam banner'ları yapanları bulup öpesim geliyor. bu kadar mı yaratıcı olunur asdasgsdf£#$324

U2 da İstanbul'da

yıllardır ha geldi ha gelecek, yok boğaz'da konser verecek yok uçacak kaçacak derken bi dedikodu resmen gerçek oldu. http://www.u2.com/tour/index/
Gerçi sevemediğim bir grup U2, ama biletler makul ölçüde olursa neden gitmiyim (Olimpiat Stadına hem de, öeh)

küf kokulu arkadaşlar

son zamanlarda eski arkadaşlardan çektiğim kadar kimseden çekmiyorum lan! Sanki aynı anda anlaşmışlar da peşi sıra dökülüyolar kafama. Muhtemelen bu yazıyı da okurlar ama kusura bakmasınlar, bakmayın lan! höyt :)

"Eski arkadaş" valla eski olmaya ant içmiş gibi her muhabbetinde eskileri önüme çıkarmaya devam ediyor. Yani kocaman adam olmuşsun usta, halk arasında derler ki "evlensen çocuğun olacak" o derecesin ama kalkıp bana hala ilkokulda-orta okulda yaptığımız piçlikleri anlatıp gülmemi bekliyosun. Yazık harcanan zamana. Bir de bunların daha fatalı var, onlar yüz yüze görüşmek isteyip bu muhabbetleri yapmak istiyor. Tamam yap da, "sadece" bunları yapma yahu. Cem Yılmaz'ın "Hani çalıyodun ya mandolin?" "Bıraktım ben mandoloni, karı satıyorum artık, çok zevkli" diyesim geliyo töbeyarrabbee

Ama bir şey farkettim ki seviyolarmış lan beni. Ben sevdiklerimi bile aramıyoken onlar cep telime bile ulaşıyosa var bişi yan... Anaokulunda aşık olduğum kız dönüp suratıma bakmazdı, kafama lego fırlatırdı, aha şimdi 1 yaşında kızı var bana "sen bana aşıktın hatırlıyon muuuu" diye gülüyo. Kocası okuyacak log'ları gelip beni kesecek haberinde değil! Napıyosun lan. Daha o zamanlar bıyığım yoktu hatta beyincikle yaşıyodum sadece, yaş 25 hala, aynı yerde kalmışsın. "Evet aşıktım, hala aşığım, gel evimin kadını ol, boşan çocuğun da kabulüm" diyeceğimi mi sanıyo ne ahaua

Bazıları da en rezil anlarımı yüzüme vuruyo utanmadan. Benim müzik dersim felaketti. Sinirden kaç fülüt kırdım, kırtasiyeci bilir yani. Müzik hocası da derdi lan bu kadar zeki biri nasıl bu kadar müzik konusunda sığ olur, kalk tahtaya bize şarkı söyle!!! ANA!!! Yalvardım yakardım dedi notunu kırarım, kalktım Emel müftüoğlundan bişi sölemiştim böğüre böğüre. O gün sondur abi, bir daha bu gırtlaktan topluma karşı şarkı filan söylemedim ben. Kendimden iğrendim, gittim kustum, dışarı da değil, içime doğru kustum yani. Çevre kirliliğim 2 kelimeyle.

Yine erkekler biraz laftan anlıyor, biraz daha ortak yön olduğu için konu kayabiliyor işe güce -ki çoğu yeni mezun ve askerdeler. Valla çoğuyla haberleştim de hepsi "lan deli gibi kilo veriyom. 8 kilo oldu 1.5 ayda" filan deyip beni sevindiriyorlar. Oley. 30 kiloya düşüp askerden gelmezsem neyim- ama kızlar, ya ne kızı bildiğin bıyıklı kadın olmuşlar, öyle değil. Ben böyle çok komik biriydim. Şaklabanlık anlamında demiyorum ama harbi bi takılırdın bana tamam, evime kadar gelmek isterdin. Hani vardır ya arkadaşlar arasında çok eğlenceliyiz hey hey bak tuvalette bile dans ediyoruz aman ellahımmm, dünyaya barnak sokaram tribi, he öleydik her bastırılmış türk çocuğu gibin, eve gelince de emo tripleri, ay kimse beni sevmiyo filan, zor bir ergenlik geçirdim kabul ama bu kızlara ne oluyor be! Her gün muz yerlerdi pislikler! ama ben bunu tamamen "evde kaldık"çılığa vuruyorum. Çünkü çoğuyla konuştuğumda (ki çirkinleri direkt ignore ediyorum, güzelse hala konuşurum alla alla nolcak) hiç ciddi bir şey yaşamamışlar. Ki bu kızları ben en son gördüğümde oral seks yapmaktan filan bahsediyorlardı. Lan 4-5 sene üniversite okudunuz lan. Tavşanlar ordusu mektebi. Eğilemiyosun, arkanı dönemiyosun biri kapıcak arkanı diye, nasıl biri denk gelmedi, bu kadar mı örf adetlerimize bağlıydınız ey bıyıklarına badem yağı sürdükleriminin diyeceğim, diyemiyorum tabii, o eski samimilik yok. "Ya ya, kader işte naparsın, çıkar elbet karşına doğru biri peh peh" diyip alttan nahımı gösterip yalan söylüyorum.

Blogu takip ediyosanız normalde ben eskiyi severim, retroyu severim, nemi, mantarı hatta duvar küfünü bile severim (eski evimiz rutubetliydi de) ama overdose olunca eski, yok yani kaldıramıyorum bi süreden sonra. tüm sosyal barınma üyeliklerimi kapatasım geliyo bunlar yüzünden yemin ederim (ki çalışan tayfa da bu sitelerde takılmayı "sosyal olmak" sanmakta ciddi ciddi (Bkz. IT Crowd'un 3.sezonundan bi bölüm, gül gül öl yani). Sinemaya gitmektense film fanı ol, bişi yaratmaktansa video izle, bi yere gideceğine attend et gitmiş sayıl, Şu an ne düşünüyosuna da bi şiirden kitaptan alıntı yap tamam kitap da okuyosun, sosyalsin oğlum sen demişler, inanmışlar, naparsın!) ama bunlar için de bişi kapamak değil kıl kımıldatmak da pek doğru olmaz. Aradan güzel ve sevdiğim eski arkadaşlarım çıkabülüyor :)) Bi de o kaşınılıp izi kalan ergenlik sivilcelerin(m)iz olmasa bea. pöf

23.9.09

Zamanın külleri


Bir yumurta kazandın ama
bir parmağını kaybettin. Buna değer miydi?
Hayır.
Ama bana iyi geldi.
Yeniden kendim oldum.
Pek zorlanmadım.
Ama hızımı kaybetmişim.
Benliğimi kaybettim.
Sana benzemek istemiyorum...
...çünkü eminim,
sen bir yumurta için...
...hayatını riske atmazdın.
aramızdaki fark işte bu.


--- -- -

Onu hep sevmeme rağmen,
sır olarak sakladım.
Çünkü en tatlı meyvenin
tadılmayan olduğunu biliyordum.
Her seferinde oğluna bakarken...
...başka birini düşündüğünü biliyordum.
Başkalarını incitecek de olsa...
...beni sevmesini çok isterdim.
Daima sizin birlikte olacağınızı
düşünmüşümdür.
Neden onunla evlenmedin?

Çünkü beni sevdiğini
bana hiç söylemedi.
Bazı şeylerin söylenmesi gerekmez.
Ama bu duymam gereken bir şeydi.
Gururu yüzünden söylemedi.
Ağabeyiyle evleneceğim
hiç aklına gelmemiştir!
Düğün gecesi kendisiyle
gitmemi istedi.
Ama ben reddettim.
Beni, neden sadece beni kaybettiğinde
istiyordu ki?
Aşk bir yarışsa eğer...
...kazanan o muydu bilmiyorum.
Ama çok iyi biliyorum...
...başından beri kaybeden bendim.
Hayatımdaki en önemli şeyin
ne olduğunu biliyor musun?
Şüphesiz, oğlundur.
Ben de o sanıyordum.
Ama onun günbegün
büyüdüğünü gördükçe...
...bir gün beni bırakacağını biliyorum.
Artık o kadar da önemsemiyorum.
Bazı kelimelerin çok önemli
olduğunu düşünürdüm.
Bir kez söylendi mi,
ömür boyu sürer sanırdım.
Ama geçmişe bakınca...
...özel bir şey olmadığını farkettim.
Her şey değişiyor.
Bir gün aynaya bakıp da...
...kaybeden birinin
yüzünü görene kadar...
...kendimin hep kazanan
olduğunu sanırdım.
Hayatımın en güzel yıllarında...
...sevdiğim insan yanımda değildi.
Geçmişe baktığımızda,
her şey mükemmel olmayacak mıydı?

- -- ---
Şu hafıza silen büyülü şarap
sanırım bana yaptığı bir şakaydı.
Unutmak istediğin şeyi
daha çok hatırlıyorsun.
Derler ki...
...istediğin bir şeyi elde edemediğinde
yapabileceğin en iyi şey...
...onu unutmamaktır.
Ayrıldığım gün yıllıklar
şöyle yazıyordu:
"Seyahat Yıldızı ilerliyor. Ateş, altını
kuşatıyor. Talih batıda."

god is an astronaut @ istanbul - 12 Kasım


Daha önce çıtlattığım gizemli konser tarihi belli oldu. Doğum günümden 5 gün önce ölmek hiç de iyi olmayacak ama olsun. suicide by star
FACEBOOK etkinliği
LASTFM etkinliği

22.9.09

FilmEkimi 2009








Bir Filmekimi daha geldi geliyor. Geçen sene Filmekimi'ni geride bıraktıktan sonra blogu açmıştım ama bu sefer yetiştim neyse.

Bu sene etkinlik 2 haftasonunu da birleştirip 9(10) gün oluyor. Bu demek ki daha fazla gala, daha fazla para harcama, daha fazla zamana ihtiyaç duyma demek. SEvdiğimiz hareketler şüphesiz.

Program tam olarak açıklanmadı, sadece ön bilgi var. Şu blogumuzdan detaylı bilgileri alabilirsiniz.

Ama Johnnie To'nun Vengeance'ı, Chan-wook Park'ın Thirst'ü, Woody Allen'ın Whatever Works'u ilk saniyelerde alınması gereken biletler.
Gözüm Antichrist'ı da aradı ama henüz göremedim. Yoksa valla indirdim izlicem, bekleyemiyorum artık. Ayrıca Jarmusch'un son zıçtığı The limits of control'ü de görmek istiyorum. Kitano'nun da Achilles and the Tortoise'i geçen yıl yoktu sanırım. Bu yıl olur mu acep.

Geriye tek sorun kalıyor. BİLET BULABİLMEK!

what the hell am I doing here


Bi çok huyumdan nefret ederim ama kendimi üzebilme huyuma (ki huy olmadı aslında henüz) resmen gıcık kapıyorum.
her hangi bi anda, her hangi bir şeye kendimi çok feci şekilde üzebiliyorum. bir habere, bir fotoğrafa, bir parçaya, bir sekansa, bir satıra, bir kelimeye, bir dizeye, bir diziye, bir sese hatta bir sessizliğe, biten bir kadehe, biten parama, biten partiye, biten kitaba, geçen zamanıma, giden kıza, gelenine, giden otobüse, inemeyen yaşlıya, ölemeyen yaşlıya, ölen çocuğa, fakir çocuğa, zengin insana, kendime... sınır tanımadığımı farkettim.
halbuki ne kadar az şeye mutlu olup gülerken, kendimi mutsuz yapacak ne kadar çok şey bulabiliyorum.muşum.
sanki elimden gelen her şeyi yapıyorum kendimi üzmek için.
ama alakası yok. O yüzden "SANki" dedim. hiç bir şey yapmıyorum.muşum.
sanki onlar beni buluyor gibi.
ya da sanki sadece bana gözüküyor.
ya da sadece bana batıyor bunlar gibi, algılıyorum.
Ki zaten algılarıma da pek güvenemiyorum.
Ya da fazlasıyla güveniyorum.
Bir ortasını bulamıyorum daha çok.
Belki de aramadım.
Belki de aradım ama bulamadığım için aramamış gibi davranıyorum,
üzüntüyü bir başka bahara üretip ertelemek için.
Bir şeyler üretmek istemiyorum şu sıralar.
Çok şey istiyorum.
Sadece tüketen olmalıyım. bir süreliğine.
bayram da şu şişedeki gibi bitiyor zaten. Şaşardım bitmese.
kutlamamışım bi de, kutliyim hepinizi buradan.
Breaking Bad'in asıl adamı Bryan Cranston'a da Emmy'den ödül gelmiş. Kendi tabiriyle "Yanlış kararlar veren iyi bir adamın öyküsü" BB ama buna bile sevinemedim.
Ödül Dexter'a gitmedi diye üzüldüm.
her şey müstahak bana sanırım.

(sentenced, Creep'i radiohead'ten daha iyi çalmıyorsa adam diilim)

19.9.09

One Bird

HDR değil, ekstra bi güzelliği yok ama bu güzel gökyüzünü objektife yansıyan sadece 1 kuşun yaşaması ve titreme olmamasına rağmen yağlı boya gibi gözükmesi, epey hoşuma gitti, koydum.
alone
tıklarsan 1200×678

lasfm ve myspace girsin bi yerinize


bir başkadır benim memleketim.
sanal darbelere bir yenisi, hatta 2si de eklendi.
müzik denilince akla gelen en iyi 2 site, il sınırlarımızda mahkeme kararınca kapatılmış. bayram hediyesi. müyap sağolsun.
"ama dns'le girebiliyoruz" demeyin lütfen. çok sinirleniyorum.
yasaklarla bu kadar barışık yaşabilen tek ırkız her halde.
içme suyuna karıştırdıkları bir maddeden ötürü olduğuna inanmak istiyorum. ve ekliyorum:
tillahınızı *****

16.9.09

Rammstein - Pussy ve sanatsal klibi

Beklenen Rammstein klibi geldi (Single). Albüm de eli kulağında. Ama bu manyaklar klibi amatör bir porno sitesinin altında gösterme kararı almış. Nedenini de klibi izleyince anlarsınız.

Kesinlikle +18'lik bir durum söz konusu. Sonra bir birimizi üzmeyelim :). You have a pussy, I have a dick-a... diyerek abim dünyanın temel sorununa parmağını basmış. Kutluyorum :))

http://www.visit-x.net/rammstein/

Sansürsüz halini keşke burada Dream TV de yayınlasa muhua

8-bit trip (OMFG!)

alemin en kral stop-motion animasyonu budur.1500 saatle bu kadarı yapılıyosa, ben öleyim artık. allahın ruh hastası isveçlileri.

gülmek garanti

Mauahauh.
Euhauhauh
Puuhauha
ve tüm saçma gülme efektlerini yaptım dakikalardır şu aşağıdaki adresteki fotoya baktıkça :) Çok brutal ya :P

you are...

Favori filmlerinden olan fight club'tan, favori karakterlerimden olan Tyler'dan efsane laflar...
fight club
tıklarsan yapan kim yapmış görürsün.

15.9.09

Patrick Swayze


huzur içinde yatasın Hayalet. bi nesile sen nasıl sevileceğini öğretmiştin.





Whoa, my love, my darling,
I've hungered for your touch, a long, lonely time,
And time goes by so slowly and time can do so much.
Are you still mine?
I need your love, I need your love, Godspeed your love to me.

Lonely rivers flow to the sea, to the sea
To the open arms of the sea, yeah
Lonely rivers sigh, "Wait for me, wait for me"
"I'll be coming home, wait for me!"

Whoa, my love, my darling, I've hungered hungered for your touch, a long lonely time.
And time goes by so slowly, and time can do so much.
Are you still mine?
I need your love. I need your love.
Godspeed your love to me.

we were soldiers

süper bi foto değil ama koymazsam olmazdı. @şehitlik
bazen ölmezsin
tıklarsan 1200×797

14.9.09

böyle interneti

bi kaç gündür internet öldü ölecek can çekişiyo resmen. çıldırcim. lan biri Google'da "google" kelimesini aratıp tüm ağı mı çökertti naptı. pöf

öğürürüm


Şu diş fırçalarının arka taraflarını kullanan var mı ya aranızda? Yoksa bi ben mi kullanmıyorum...




Öğürme refleksim olduğu için diş fırçalama merasimlerim çok az sürer. Hiç öyle ağzımda fırça şapşupşapşup gezmedim, hiç ağzımda fırçamla oturup dergimi okuyamadım keyif yapamadım. Öğürmesem bile o köpükler nasıl ağızdan çıkmıyo lan? Yutuyomusunuz napıyonuz? Bir de bunun o halde konuşabilen versiyonları var ki, hiç girmiyim o kısma.


hadi bunu da yapabiliyorum sayalım; tayır tayır dilin altını üstünü fırçalamak bana korku filmi öğesi gibi geliyo ya. At mıyız biz abi dilimizin üzerini zımpara yapar gibi tayırdatalım? Ne gerek var, o kadar pis ne yiyonuz? Ben tuvaletimi o kadar fırçalamıyorum, pöeh.


Bendeki de nasıl bi reflekse, bak hayal ettim, yine bi garip oldum. Şu çay kaşığını ağzıma soksam salıcam kendimi çayırlara gibi hissediyorum şu anda.

13.9.09

"Dişteki Kurt"

Şu yavan günüm bu kadar eğlenceli bitebilirdi, gülmekten jöle gibi oldum ya:)) 06:30 am olmuş saat. 1-1.5 saattir şu perikızıyla uykusuzluk çeşnili fantastiko senaryo yazıyoruz, inanılmaz konulardan konuya atlama, sonra bir slogan filan buluyoruz ki, yaratıcılığın dibi resmen böyle delinebilirdi hahah. şu konuşma en hafifi. bu arada sloganımı da siz firmalar çalmazsa sevinirim!!! (cidden koymadım tabii bu ünlemleri uahsda)

PS: Başlık, düşük bütçeli filmimizin adı. Başlangıç noktası da çok ilginç, çizgi olmuş japon gözü! Sonra benim çürümüş dişlerimdeki koca kurtlar, sonra film içinde film, sonra MHP'liler, sonra kaçırılmam, sonra twistler... of of... süper bi film lan bu çekelim?

The IT CROWD


Hello, IT. Have you tried turning it off and on again?

İngiliz komedileri harbi efsane oluyor. 70'lerde başta İngiltere'ye sonra tüm dünyaya damgasını vuran Monty Python'dan sonra favorim Little Britain'di. Şimdi yeni bir tane daha var her ne kadar geriden geliyor olsam da.

Gerçi bundan daha önce bahsettim gibi geliyor ama bu resmi bahsedişim bu olsun.
Zaten bir cumartesi işlerden dolayı sünepelemekteyim, IT Crowd ilaç gibi geliyo valla. 23 dakka sürüyor tek bölüm, o yüzden molalarda şurup. Şu anlık 3 sezon var (Toplam 18 bölüm) ve her bölümde istisnasız sümüklerim akıyo gülmekten (şişiyo böle bazen). Bir şirketin en unutulan yerine konulmuş IT departmanında çalışan 2 erkek + 1 kadının (bi de sürpriz) sit-com hayatlarını izliyoruz. Birisi allahına kadar nörd, diğeri olabildiğine mal, hatun kişisine de sıfat bulamıyorum :) Dizinin en güzel yanlarından biri de detayları.

http://www.imdb.com/title/tt0487831/
http://sozluk.sourtimes.org/?t=the+it+crowd

Şuradan ilk ve sonraki bölümleri altyazısız izleyebilirsiniz.
http://video.google.com/videoplay?docid=7317675698453318635#docid=4174391869357140840

12.9.09

If I were you...

ne desem, bilemedim
If...
tıklasan: 1200×853

Koku ve AXE Instinct


Bazıları Axe ucuz diye amele kokusu gözüyle baksa da ben seviyorum kendilerini. Bana hiç de oda deodorantı gibi gelmiyor. İnsanlarla iç içe çalışıyorsunuz günde 2 kez fıslatmak az kaçabiliyor, kokuya bir servet ödememek için de böyle arada şeyler kullanmak lazım bana göre.
Axe'ın şu son serisinde 5-6 tane ürünü vardı ama bana hepsi aynı geliyordu ya. Farkı göremiyordum ve Click kullanıyorum, onun yanında da burberry ve ST dupont ama Axe'ın son ürünü beni benden aldı resmen.
Reklamı olsun, ürünün tasarımı olsun, rengi olsun, sloganı olsun, süper. Şu duş jeli kutusu da efsane olmuş ama göremedim buralarda. Denemek lazım.
Bi de bunlar nasıl ucuz olabiliyor böyle? O kısmı çözemedim.
(nelerden bahseder oldum ya ben böyle aahuauha)

PS: Şu adreste de reklamın nasıl yapıldığı hakkında bilgiler var. Oradan da izleyebilirsiniz.
http://www.itsartmag.com/features/instinct/

reklamdaki parça yakında tam olarak bitecekmiş ve single olarak çıkacakmış. Şu adresten takip edebilirsiniz.
http://web.me.com/jpwall/Moodswing/Moodswing/Moodswing.html

beyinsel şeyler

Garip bir test. En başta su saçma "Beynimizin bize oynadığı oyunlar"lardan biri sandım ama ilginçmiş gerçekten. tam ortadaki kitleden çıktım ahah
Kendinize dürüst olarak deneyin bakalım.

11.9.09

İlkler (ilker değil bak)


İlk kez bir konserveden yemek yedim lan bugün hatta yiyorum. "Oha ilk mi?" demeyin, anlatacağım. Sanırım bi 10 yıl önce filan arkadaş ortamında açılan 5 konserveden 2'si kokuşmuş hatta çürümüş çıkmıştı (yaprak sarmaydı sanırım) ve ben onları koklamıştım böyle. allahım böyle koku olamaz, hala aklıma gelir o koku, öyle tanımsız ki, of anlatamam. Sonra işte arkadaşlar da başladı yok konserverler şundan oluyor yok bundan diye. Ben de konserveden en fazla Dardanel yedim, ta ki bugüne kadar. Açlıktan ölsem yemezdim asla.

Markette raflara bakıyorum bugün, lan ölcem açlıktan ne yesem ne yesem... Konserve raflarına gözüm takıldı. Baktım Barbunya Pilaki. Hmmm... Kokusunu aldım resmen orada. Dedim baba burada senin konserve kızlığın bozulur. Alıyorsun 1 tane. Çok da ucuzmuş. Aldım.

Valla son derece süpermiş barbunya pilaki. Ekmek ban ban ye. Nefis. Diğer konserveleri de denemek istiyor bu deli gönül (bi de kız olsaydım demek?)

Tabii ki bu yazıyı yazdıktan bi 6 saat sonra benden haber alamazsanız bana nolduğunu biliyorsunuz, Tamek'ten tazminatımı kapıyorsunuz.
ekmek de bitti :(

Google Map?

Siz Japonlar harbi delisiniz. O yüzden çok seviyorum sizleri! İzleyin

Porcupine tree


Albüm 2 gün sonra resmi olarak çıkacak ama çok önceden sömürüldü albüm. Yine kafa yaran parçalar var ama beni şu Opeth etkilenmeleri harbi fitil ediyor. Bu The Incident adlı konsept albümlerini tam sevdim mi emin değilim ama bir parçalarını hem çok seviyorum hem çok nefret ediyorum. Aynı anda değil ama. Bir öyle bir böyle. En son ne zaman bir şarkı için bunu hissettim hatırlamıyorum bile. Şarkı aşağıdaki gibi

Ayrıca albümü Pre-order yapmak için şu adrese uçabilirsiniz: http://www.roadrunnerrecords.co.uk/porcupinetree/incident/

Remember Me Lover



I didn't want to feel like a slave to your mood swings
And I'm not saying anything I wouldn't say behind your back
And all this shit could have happened to anyone
All that matters now is how you gonna pick it up to throw it back

It's so hard to get along
I always know what you're gonna say
This too: I hated you
I wish you'd learn to keep your mouth shut

I never meant to start anything that I couldn't finish
Now I gotta be the one to turn away, it's time to react
I meant every word that I said, yeah I really did
But you gotta understand that I was sleeping then
So relax

I walked away, now remember me lover
I told you lies, now remember me lover
I took your money, remember me lover
I ruined your life, now remember me lover

It's so hard to get along
I always know what you're gonna say
This too: I hated you
I wish you'd learn to keep your mouth shut

I've been through this with you about a hundred times
Agree to disagree, start again, with our lives
Then every single morning I wake up and you're still there
But tomorrow you will be alone and that is all you deserve

I walked away, now remember me lover
I told you lies, now remember me lover
I took your money, remember me lover
I ruined your life, now remember me lover

It's so hard to get along
I always know what you're gonna say
This too: I hated you
I wish you'd learn to keep your mouth shut

10.9.09

doktor olmalıymışım peh

bugün hava güzeldi ya. böyle ortadaydı. ne soğuktu ne de sıcak. Mont giymeden gezebiliyorsun ama incecik de giyinemiyosun. Terasa şöyle bi çıkıp gerildiğimde kendimi iyi hissettim; normalde ya üşüyordum ya da gözlerim kamaşıyodu. Ha bu arada çok güldüğümüz bişi yaptım. Kiremitlerin arasında kopmuş böyle kova tutacağı demiri (yok mu lan bunun bi adı?) buldum. Harbi böyle bi an elimde steteskop tuttuğumu sandım, kulağıma sokacaktımi kalp dinlicektim. Dedim "durun, doktor doğmuşum ben". Zor aldılar elimden ehauha
(demire nasıl da uzaydan gelmiş yabancı gibi bakıyorum? Ya da birazdan tecabüz etcem? Yok yok lavaş arasına koyup yiycem?)

9.9.09

Metropoldür benim şehrim


Bu konu hakkında ne düşünmek ne de konuşmak istiyorum ama elde değil gerçekten.

Sözde Avrupa Kültür Başkenti olacağız sözde Olimpiyatlara ev sahipliği filan yapacağız. He he öyle diyoruz biz de. Abi yıl olmuş 2009, hem de millattan sonra, yollarda insanlar ölüyo İstanbul'da. Çok ilginç resmen. Çok şaşıyorum. Ağzım açık izliyorum. Ne belediye belediye, ne mühendisi mühendisi ne vatandaşı vatandaş... Hem de henüz sonbaharın başındayken. Bakalım Cuma günkü yağmurda neler olacak. Tanrım acı bize yaw

kop kop kooop

Ofiste son zamanlarda ne dinleniyor?

Berkant sağ olsun alayımızı koparıyo şu sıralar.

Hepimiz oturmuş ciddi ciddi iş yaparken o melodi giriyor. Kaşlar titremeye başlıyor. Sonra eller. Sonra ayaklar tempo tutuyo.

Sonrasında ben çok gülüyorum lan. Böyle faruk ben berkant aynı anda çekirge gibi zıplayıp ofisin ortasında yırtınıyoruz. terleyene kadar. Bi disko topumuz eksik yani. Gözlerim yaşardı gülmekten muhauha. İşte o parça (Yannız Portecho'nun adını unuttuğum bi parçası feci arak bu parçadan)




Ya da uzun hali için: http://fizy.com/s/17mtc7

8.9.09

Oyungezer Eylül 2009 Sayısı


efettt bir sayıyı daha geride bıraktık. Kapaktan son sayfaya kadar yine şişti dergi (bu sefer harbi şişti kabardı dergi kağıttan dolayı:))

Batman Arkham Asylum'la kendimizden geçtik, Wolfenstein ile köklere döndük. Tubek ve Kaan Alamanyaya gitti Gamescom'dan nefis haberler&karelerle geldi. Soldaki blogroll'da da görebileceğiniz Mehmet Tez ile pek leziz röportaj yaptı Damla. Türkiye sınırlarında ilk biz PES2010 oynadık yazdık, yazdım nihaha :) Resi5 ve KOFXII nasıl olmuş peki? Alın görün, ne diyeyim daha...

11. Uluslararası İstanbul Bienali


Geçen sene epey tartışılmıştı (demişim ama geçen sene değil geçen sefer yani 10. olacak o) İB'in manifestosu. Sanatçılar da akademik kurumlar da, takipçileri de iyi giydirmişlerdi siyasetin "bu tarafa" geçmesinden dolayı. Bu sene bunlardan uzak bir bienal olacak gibi.

Bienalin bu seneki başlığını çok sevdim öncelikle: İnsan Neyle Yaşar? ... Hani genelde "Ne İçin?" diye soraruz ya, bence NEYLE sorusu da bir bu kadar önemli.

Çok güzel, çok da ilginç sunum ve paneller de varmış (özellikle "Bir Dünya Görüşüne Gerçekten İhtiyacımız Var Mı? paneli kaçmaz). 8 Kasım'a kadar da sürecek.

http://www.iksv.org/bienal11/anasayfa.asp

You Can't Hurry Love

Alt taraftakinin kafasını eğip koklaması veya bişi demesi veya sadece susması...
It's a game of give and take
900*1200

İnsanların çoğu...

İnsanların çoğu kaybetmekten korktuğu için, sevmekten korkuyor.
Sevilmekten korkuyor, kendisini sevilmeye layık görmediği için.
Düşünmekten korkuyor, sorumluluk getireceği için.
Konuşmaktan korkuyor, eleştirilmekten korktuğu için.
Duygularını ifade etmekten korkuyor, rededilmekten korktuğu için.
Yaşlanmaktan korkuyor, gençliğinin kıymetini bilmediği için.
Unutulmaktan korkuyor, dünyaya bir şey vermediği için.
Ve ölmekten korkuyor, aslında yaşamayı bilmediği için.

-@-@-@-@ -@-@-@-@-

Yaşamaya zaman ayırın, zira zaman bunun için yaratılmıştır…
Düşünmeye zaman ayırın, başarının bedeli budur…
Sevmeye zaman ayırın, güçlü olmanın kaynağı budur…
Etrafınıza bakmaya zaman ayırın, günler bencilliğinize yetmeyecek kadar kısadır…
Terbiyeli olmaya zaman ayırın, insan olabilmenin sembolü budur.
*1.sini W. Shakespeare, 2.sini Goethe söylemiş. İyi ki söylemiş...

7.9.09

nimet-ül kurufasulyea

vardır ya "kendini kuru fasülye gibi nimetten saymak" lafı. Ya onu diyen halt etmiş. Bizim burada bi Kuru'cu var. Valla parmaklarımızı yedik, hayatımıza sakat olarak devam ediyoruz usta! Pöeh. O neydi ya. Efsane. Bunca yıl bizi yemişler kuru bu diye. Lan öncekiler kuru fasülyeyse bu ne?!?

Böyle kuru fasülye yapabilen (etli)(etli derken kuruyu kastettim) bi ev arkadaşı arıyorum (din, dil, ırk, yaş, cinsiyet, medeni hal, boy, kilo, ebat önemli diil)

God help us all

Size bir iyilik yapayım. Milliyet'teki ŞU HABERİ okuyup videyoyu izleyin. Haftaya çok güzel başlayın!
Her hangi birimiz olabilirdik oradaki...

6.9.09

Achilles and the Tortoise

Zatoichi'den bu yana biraz hayal kırıklığı yaratan beat takeshi ustamın son filmi karşısında secdeye vardım. Hayır yeni izlemedim filmi ama burada bahsetmediğimi farkettim.

Sinema çok garip bir şey. Kitabı var, formülü var. Hatta gişe yapacak filmlerin bile formülü var. Orada bekliyor ve gider uygular zengin olursun ama "sanatın" bence o kadar da formülü yok. Çok ayrı. Dolls ile ağlatan, Brother ile tokatlayan, Sonatine ile can çekiştiren, Kikujiro ile süründüren Takeshi, Achilles and the Tortoise ile resmen "modern sanat" dersi vermiş (modern sanat nedir-ne değildir?). Tek kelimeyle alıcaksın bu filmi, tüm sinema okullarında ders diye göstereceksin (gerçi yine gider ya bir birine küfür edip gülen bi film, ya da uzun planlı aksak, ritmsiz filmler çekeriz). Bu kadar iyi senaryo yazacak, bu kadar iyi yönetecek, bu kadar iyi başrolde oynayacaksın ve temelinde de sinema eğitimin olmayacak (bazı insanlar hayattan beslenir). Saygıyla eğilir, Achilles and the Tortoise'de hüngür hüngür ağlarım arkadaşım. Ki kendisi oldukça güldüren bir filmdir ama ağlama nedeni çok farklı. Ancak izleyip görmelisiniz.
Zeno Paradoksu ile bu film arasındaki bağı da kurduğunuzda, tamamdır. Aşil, kaplumbağayı hiç bir zaman yakalayamayacaktır.

http://www.imdb.com/title/tt1217243/

5.9.09

No Retreat No Surrender

@ Şehitlik
many will die by my hand
1200×797

okumuş gibi yaparız biz

ŞURADAKİ yazımda biraz çemkirmiştim. Okuyucu kitlemizin ne kadar iki yüzlü olduğunu, her şeyin makyajdan ibaret olduğuna işaret ederek. Bunu destekler şeyler oldu. Duymuşsunuzdur Roll dergisi ha kapandı ha kapanacak ha ara verdi verecek. Ben sanmıyorum ki artık toparlanabilsinler. Yazık oldu olacak yani (tabii derginin de hataları var ama bu ayrı bir konu) İşte komik sayılarda satış yapan bu derginin şimdi "kapanmasııınnn, çok seviyozzz, ölürüzzz biz Roll için" diye neredeyse her forumda büyük bir çığlık var. İlginç gerçekten. Bizim şebeke suyumuza bir şey karıştırdıklarını düşünüyorum artık.

Tolga Akyıldız da bugün Hürriyet'teki yazısında "müzik dergileri can çekişiyor" başlıklı bir yazı yazmış. Hoş da yazmış (Mehmet Tez'in belirttiği gibi Rolling Stone yok gerçi). BlueJean hariç tüm dergiler bir ayağı çukurda sayılır. KApanmalar başlayınca daha sonra internette kraldan daha çok kralcı olmaktansa, en yakın bir bayiye gidin derim ben.

komşulara karşı çok ayıp oldu

bu videoyu izlediğiniz için bana çok dua edeceksin. Evet, güldüm bu şiire gerçekten :))


4.9.09

I often wonder why...


hızlı çekimi seviyorum. hızlı çekimde hayal etmeyi de seviyorum. Yavaş çekimde detayları görebiliriz ama zamandan kaybederiz, göze alamam bunu. Zaman daha değerli detaylardan.
Güneş doğar, sokaklar hareketlenir, ışık yayılır, araçlar kalabalıklaşır, ses artar, konuşmalar başlar, mutfaklardan kokular yükselmeye başlar, daha az konuşulur, daha az iş yapılır, trafik yine artar, ışık azalır, daha az konuşulur, mideler ve tuvaletler daha doludur, ışık kaybolur, trafik azalır, insanlar gider, huzur artar, ev ışıkları giderek azalır. sokaklar boşalır... Demektir ki uyku vakti. Bazen yani.

Kafam yerindeyse günün ve gönlümün muhasebesini yaparım her gece/her sabaha doğru... Yazmıştım da sanırım, eski bir alışkanlık. Rütin hayata biraz daha planlı başlamayı sağlar, daha az hata yapılır vs. Farkettim ki son günlerde giderek daha az konuşuyor, daha az gülüyorum. Geçerli bir nedeni de yokken. Mutsuz da değilim, bir sorun yok şükürler olsun ki. Neden bilmiyorum ama gülme kotam azalıyor hatta farkettim ki bugün hiç gülmemişim. Çok kötü bir şey gülmemek. Gülünecek şeylere gülememek hem de. Little Britain bile güldürmedi. Bulamadım nedenini. Çok mu ciddiye alıyorum diye soruyorum kendime, hayır, hatta biraz fazla sallıyorum, sallanıyorum... En son ne zaman "hiç" gülmediniz ki? I'm still here...

En Kral MSN Smiley'i

Sıkı durun.

Şimdi size en favori, en iyi, en kral, karşıdaki hatunun dibini düşüren o smiley'i gösteriyorum.

Alın, çalın, deneyin, işe yaramazsa paranız iade!?!

SEV BENİ ULAN!

3.9.09

burası, garip bir dünya

Her izlediğimde, biraz tüylerimi diken diken eden, "duygusal" açıdan yoğun, doğru, kurgusu çok başarılı, sessiz de olsa bir şey anlatabilen ve Türklerin elinden çıkan (Hürriyet), ender videolardan biri şu aşağıdaki.
herkes eşittir, ama göreceksin, bazıları daha eşittir hayatta


Yımırta deyip geçmeyin


gönül isterdi ki "yemek tarifi" blogu açayım, böyle bir birinden güzel yemek tarifleri yazdırayım, sizler yapıp bana dua edin, ben de böyle cennete gideyim ama olmuyorr olmuyorr.. .Yemek yapmaktan anlamıyor ben. Anca mis gibi yerim.
Yumurtaya gelirsek, ben bi kaç tane yımırtayla yapılcak şey bilirken, pek de nimetten saymazken kendilerini, adamlar gitmiş "100 tane" yumurtalı yiyecek tarifi hazırlamış. EFsane bir şey ya. İngilizcesi olan okusun yapsın valla, olmayan da fotolara göz atsın.

http://www.endlesssimmer.com/2009/04/16/100-ways-to-crack-an-egg/

2.9.09

Yardım dilemekle istemek


Türk insanı duygusaldır derler, bence de doğrudur ama her boka duygumuzu karıştırıp da o işi elimize yüzümüze bulaştırmakta da üstümüze yoktur. Duygunun karışacağı yer vardır, karışmaması gereken yer vardır. Karışmaması gereken yerde karışırsa o işin boyutu, şekli ve amacı değişir.

Lösemili çocuklara destek kampanyası için tv'de, radyoda, gazetede dönen reklamları filan görmüşsünüzdür. Böyle insanın içini cızlatan şeyler. Bu bayramda siz de şöyle yapın şu hasta çocuklara tarzı duygusal tarza, insanı motive etmek yerine acındıran cinsten. Asıl saygısızlık bence bu. Hasta olan bir canlıyı tiyatral hale sokup yardım toplamak yerine löseminin ne olduğunu halka anlatarak, bu hastalığa yakalanan çocukların neler çektiklerini, ne kadar para gerektiğini filan anlatan geniş çaplı bir kampanya yürütülse "hadi bu bayram da siz bu hasta çocukların elinden tutun olur mu. ehe" den daha mantıklı, sağlıklı ve etik. Kafası kel, ağzı kapalı çocuğuyla para dilenen birinin yasal hali bu bence. Kesinlikle irrite edici ve başarısız.

Aynı şeyi geçen senelerde şeker firmaları yapıyordu. Sülalenin yaşlı bireylerini böyle yalnız mı yalnız, ölmeyi bekleyen, puslu bir havada gösterirlerdi, sonra yalnızlığı giderince de aradaki duygu patlamasını yansıtarak finale şekerlerini koyarlardı. "Allahım, hemen ninemi görmeliyimmm" diye yola çıkardık. Bu tip şeyler sinemada iş yapmaktadır ve en azından etiktir. Ortada satın alınabilecek bir bilet vardır ve zaten izleyici almış filmi izlemektir. Bunda öncesinde acitasyon yapılmaktadır.

"Jandarma bu ülkenin herkülüdür. TSK'ya derilerinizi bağışlayın, bir subayımız çıkıp da 4 oğlunuzu el bombasıyla öldürsün. her şey vatan için" desin. Evet, derilerimizi bağışlayalım lütfen

En son da TV'de dönen "yok gül satın al, simit satın al oyuncak satın al" reklamları. Ekonomi dönsünmüş. Tamam, Türk insanının yastık altı çok parası var, bunun ülkeye kazandırılması gerekiyor ama bu kadar da saçma bir şekilde olmamalı bu. O kadar karizmatik simitçi mi olur, o kadar eblek konuşan gül satan mı olur, keto gibi oyuncakçı mı olur. Bunu izleyen empati yapıp, doğru lan, biz de şu işin ucundan tutalım diyebilir mi? Valla benim simit alasım varsa da kaçtı, kusra bakmasınlar. Ayrıca para kazanan kesime ne kadar para veriyorlar da, ne kadar zam yapıyorlar da bu kadar "resmi" harcamaya özendiriyorlar, şaşılacak iş. Harç paraları dahil herşey artarken skerler o ekonomiyi.

İnsanlar, kendi şartlarından daha kötü şartlara sahip insanlara yardım etmeli. Birileri de bunu bazen hatırlatmalı elbette, ama böyle araya duygusal hileler sokarak değil. İnsan insanı sevmeli, acımamalı. "Bak sen böyle değilsin, şükret ve bedelini öde heh" diyenlere de pabuç bırakılmamalı. Öperim

Two Face

Bahçede yemek yediğimizde illa gelir bu sevimli şey. Harvey Dent'in kedi hali resmen. Bi de manyak. Yemek vermezsen kafayı vuruyo sandalyelere çat küt pat diye. Şahitlerim var havada durdum diyecek diye korktuğumuzdan veriyoruz bişiler. Yenir ki bu...



Tıkla büük haline get.

1.9.09

alyen değil, alien alien


ajanslara ne zaman düştü bilmem de ben bugün gördüm. Yeni bir "yaratık" vakasıyla daha karşılaşmışız. Her ne kadar haberi Hürriyet'te görsem de, durum ortadaymış. DNA'sı yokmuş veya varmış da bizler tespit edemiyormuşuz filan.
Abi yıllarca uzaylı uzaylı diye masal dinlemişiz. Bu boylarda, bir çiftçinin bile boğarak öldürebildiği bir ırk varsa uzayda, yani bi bok olmaz. Ne onlar gelip bizi gebertebilir ne de biz onlardan teknoloji filan alabiliriz. Bu ne lan ahah. Gönül şöyle, gökten inseler de eşek gibi gemilerle, saldırsalar, dünyaya heyecan, renk gelsin istiyor ama bunlar zuzaylıysa boşa yani. Bunlar anca salamura konserve kutusu kadar şeyle gelirler, biri de kafasını sıkıp atıp öldürür.
Budur basın açıklamam. Saygılar.

montları çıkarma vakti geldi

sonbahara gireli saatler oldu. Dün ile bugün arasında resmen mevsim var. dondum lan. unutulan kışlıkları ucundan çıkarma vakti galiba