1.8.09

You have only been gone 360 days but...


(bu bir bant kaydıdır,kendisini imha edebilir)

Erkek çocuğun hikayesi böyle başlamıştı. Tahmin etmediği 1872 günlük takvimin sonuna gelmişti artık yavaş yavaş. Dakikalar azalıyordu. İnecek vardı... Dağa taşa yazılan "bitmez"ler mutasyona uğrayacak, yüzlerce hayal, emek ve özveriler halı altına süpürülecekti; bir telefonun ucundan, telefonunun ucuna, sabaha karşı ulaşacaktı ıslak bir tonda. bitecekti artık. bitmişti bile ama erkek çocuk inanmakta zorluk çekiyordu. 1872 gün "bir" olmak için yırtınan, artık ikiye bölünecek ve muhtemelen "bir" değil sadece yarım devam edecekti maratonuna. Önemli değildi bu elbette, hayat ske ske devam edecekti, rakamlar, matematik filan, umrunda değildi bunlar hayatın; o sadece bunu o saatlerde düşünecek hayalgücüne sahip değildi. Kız tarafının kulağına "meet me in montauk"luk bir şey bile diyemeyecekti... takvimde koparılacak yaprak da, sabır da kalmamıştı. kabuk kırılmalıydı. daha ufak ama en azından yeni bir kabuğa girmek için bu şarttı. sadece o saatlerde erkek bunu düşünecek güce sahip değildi. zaten pek bir şeye de sahip değildi. genelde sahip oldukları böyle giderdi, tecrübeliydi gidişlere ama bu sefer niye bu kadar sancılı ve acı doluydu ki... hepsi geçecekti, yenilenecekti, her şey çok güzel olacaktı bir film adı gibi. Erkek çocuk sadece bunu görebilecek öngörüye o saatlerde sahip değildi. yanlış bir zamanda yanlış çabalarla kararı değiştirmeye çalışsa da, o anda değişmemesi gerektiğini bile bile böyle düşünüyordu. hayatının merkezine, hatasıyla meşhur insanoğlunu koymanın acı-tatlı bedelini yaşıyordu. her ağızdan çıkan teselliler saniyelik işe yarasa da asıl derdi başkaydı. yatakta yatıp her I promise you yu dinlerken klip çekesi geliyor, her Sleepless çaldığında poposunu geri geri vurarak dans etmek içinden geçiyordu. her diş fırçaladığında artık kurumuş olan diğerine bakıyordu. olsun, hatırlamaktan zarar gelmez-di. özleceği son şey sandığı, ayak serçe parmağındaki sertlikle oynamak, özlediği en büyük şey olacaktı... O güne kadar yüzlerce kez dinlediği şarkıdaki son cümle "slowly spinning on the wind back home", beşiktaş iskelesinden sallanan son el sallayışa güzel bir fon müziği olarak tarihteki yerini alacaktı. Erkek çocuk, sadece o saatlerde geleceğin kendisine nelerin getirebileceğini bilecek tecrübeye sahip değildi. meet me in besiktas.





Born to the glare of the senses
Spoon fed reality infused
A new inherent
Passive contentment
You are so easily amused
Here and now
We are gone in a heartbeat
A dream in the
Passage your time
Chances are failing
This world isn't waiting
The moment is passing you by
Questions lie beneath the surface
The fools are fooled once again
Benign coincidence
We stole our existence
And gladly cast it to the wind
Here and now
We are gone in a heartbeat
A dream in the passage of time
Chances are failing
This world isn't waiting
The moment is passing you by

Slowly spinning on the wind back home
Tepkiler: