• Sense8 ile yeni yıl

  • 2016 dizilerinin gizli Hit'i: Quarry

  • John Carpenter geri döndü!

31.8.09

Akinator

http://en.akinator.com/

Çok ruh hastası bişiymiş. leb demeden çorumu filan tahmin edebiliyor. bi kaç tane denedim, hepsini bildi. deneyin.ilginç

30.8.09

Dexter: Season 4



















Amerika'nın en sevilen, en popüler seri katili Dexter'ın 27 eylülde yeni sezonu geliyor. Nasıl özlemişim var ya, sneak peek'i bi 50 kez izlemişim. Çok sıkı bir sezon geliyo sanki. Ajan Lundy geri dönüyo, ayrıca yaşlıca seri katil Trinity Killer boy veriyo. Dexter da çok kıskanç bir katil olduğuna göre, epey eğleneceğiz. Ayrıca Dexter'ın çocuğu da doğuyor. Daha kendini büyütemeyen Dexter çocuğuna nasıl bakacak feci merak ediyorum. Posterler zaten harika. Lost'a kadar ilaç olur bu, ilaç

susuzuz ağabey

su kesintisi ne kadar kötü birşeymiş ya. 2 gündür böyle ortaköy. allah belaları napıyorlarsa. suyu açıyorum pööeehhh diye bağırıyo musluk. neyse ben de Burger King'e gidim...

Photoshop 0


Heheh. Nereden nereye... Ey zaman...

Infield

üç ışık patlaması nasıl oluştu, fikrim yok.
sometimes...
tıkmık

29.8.09

lightsaber yaştan anlamaz


ufakkene süpürge sopasıyla veya uzun florasanla hatta kesilmemiş pırasayla bile "ışın kılıççılık" oynamışlığımız vardı ama bugün farkkettim ki, elime aldığım Vileda sopasıyla, aynı şeyleri yapıyorum halen. Çeviriyorum etrafımda lightsaber'ımı, vuvvv uvvvvuuu ciuuvvv diye efekt kasıyorum. Hatta karşıma biri geçse de çarpıştırsak diyorum şu vileda sopalarını...
bayılıyorum valle bille içimdeki bilinçsiz piç çocuğa. hiç ölmesin. öldürülmesin.


(PS: clone wars galasına gittiğimde onlarca SW manyağı kılıçla gelmişti, bana tutturmuşlardı, 10 yaşıam geri dönmüştüm ule, alcam onlardan bi tane param olsun)

28.8.09

PES 2010 olmuş!

Test edildi, onaylandı. PES2010 OLMUŞŞŞŞŞ arkadaşlar. Kesnlikle 2009'dan daha iyi bir oyun bekleyebilirsiniz. Daha fazla birşey diyemiyorum, detaylar Oyungezer'de artık hehe.

nerede o eski ramazanlar peh

ramazanın en sevdiğim özelliklerinden biri de iftar vaktinden kısa bir süre sonra trafiğin "yok olması". resmen yok oluyor. vınnn diye istediğin yere gidebiliyorsun. hep ramazan olsa keşke. yok köprü filan hikaye, ramazan kesin çözüm trafiğe!

unfinished

sometimes...

27.8.09

dave mustaine! Çok ayıp ettin dostum!

Megadeth'in çıkacak son albümden bi parçanın linkini barındırıyorum diye Blogger DMCA'dan uyarı maili geldi. Zaten post'u da silmişler izin istemeden. Youtube'dan da durmadan siliyorlar zaten parçayı. Resmen mesai harcıyorlar ya şu işe, hay kafanıza sıçayım lan sizin! Onca yıldır fanınım, nick olarak MEGA seçmiş kardeşine şu muamaleyi yaptın ya Dave, ben saaa daha hiç bişi demiyorum lan! Küstüm :(

1 yıl yaşasaydık

Eğer sadece 1 yıl yaşasaydık, sonbahar, ölmeden önceki son "düşüşümüz"(fall) olurdu. yani artık yolun yarısını çoktan geride bırakmış, görülecekler görülmüş, yaşlılık vakti gelmiş, elden ayaktan düşmüş ve beklemeye başlamıştık. 5 gün sonra geriye sadece 4 ay kalırdı tamamlanacak.
synecdoche new york'un kafamda bıraktığı izlerden sadece bir kaçı. insanın canı bile emanetken, tüm hayatını kontrol etme çabası ve amacı, ne kadar milimetrik şeylere bağlı oluşu, hesabının asla yapılamayacak formüllere dayanmadığı ve bazen de sadece "oldu" oluşu gerçeği... ve ardından kulakta çınlayan şu diyalog.


Everything is more complicated than *
you think. You only see a tenth of *
what is true. There are a million *
little strings attached to every *
choice you make; you can destroy *
your life every time you choose. *
But maybe you won't know for twenty *
years. And you'll never ever trace *
it to its source. And you only get *
one chance to play it out. Just try *
and figure out your own divorce. *
And they say there is no fate, but *
there is: it's what you create. *
Even though the world goes on for *
eons and eons, you are here for a *
fraction of a fraction of a second. *
Most of your time is spent being *
dead or not yet born. But while *
alive, you wait in vain, wasting *
years, for a phone call or a letter *
or a look from someone or something *
to make it all right. And it never *
comes or it seems to but doesn't *
really. And so you spend your time *
in vague regret or vaguer hope for *
something good to come along. *
Something to make you feel *
connected, to make you feel whole, *
to make you feel loved.*

And the truth is I'm so angry and *
the truth is I'm so fucking sad, *
and the truth is I've been so *
fucking hurt for so fucking long *
and for just as long have been *
pretending I'm ok, just to get *
along, just for, I don't know why, *
maybe because no one wants to hear *
about my misery, because they have *
their own, and their own is too *
overwhelming to allow them to *
listen to or care about mine. *
Well, fuck everybody. *
AMEN
sonbaharları sevmiyorum eskisi gibi...

26.8.09

kredi kartına nayır

hiç kredi kartı kullanmamış, kullanmaya da niyetli olmayan beni en sonunda sinirlendirip kredi kartı aldıracaklar. internetten rapidshare hesabı bile alamıyorum ya. sinirlendim resmen. ama umduklarını da bulamayacaklar. limiti yapıcam 50 ytl. al hadi bakalım mk!!!

we were a family -polaroid-

Başka bir polaroid denemem. mekan yalova-termal. oricinali şu ADRESTE.

oldies but goldies
üstümebaşımatıkla

25.8.09

"7" günah gibi MiM


Periremciğim MiM'lemiş beni. Zaten o da yollamasa böyle şeyleri, kimse yollamıcak. Hıh :PP

Tema "7" imiş.


Kendi hakkımda 7 garip şey:

-Aslında "dengesiz" bir yapım var. Çok sakin, soğuk kanlı, modern görüşlü gibi olabilirim. Sonraki gün de çok kıpır kıpır, heyecanlı, armut ve öküz olabiliyorum. Yetişkinlikle çocukluk arasında sıkışmışım galiba :P

- Tarihlerle aramda anlayamadığım bir sorun var. Bir kaç kişinin dışında özel günlerin tarihlerini unuturum (annemin doğum gününü bilmem). Unuttuğumu bile unutabilirim. Kendi doğum günümü unutmuşluğum bile vardır. Herkes bunu "değer vermemek, saygı göstermemek" gibi algılasa da, hayır öyle değil.

-Babaların günahlarını oğulları çeker lafına inanırım. İnanabilmem kısmı ilginç.

-İnsanların hatalarını anlamasından öte cezasını çekmesini desteklerim yoksa çiğsüt emmiş insanoğlunun aslında akıllanmadığını düşünürüm. Bol bol kendimi cezalandırırım hatalarım karşısında. Sonuç +++ dir. Sado yanım ilginç sanki.

- "Bir şeyi yeterince çok istersen olur" gibi ilginç bir düşüncem var.

-Bazen "çerçevenin" çok daha uzağından "dışarı" bakabiliyorum. Örneğin yollardaki insanlara. Kollarını sağa ve sola doğru durmadan sallayarak amacına ilerleyebilen böceklerden oluşmuş bir yuva gibi geliyor "dışarıdan" bakınca.

-Zararlı da çıksarsa; beyinden daha çok kalbe önem veririm. unutmaz, silinmez, laf dinlemez.

En sevdiğin 7 şey:


sırası olmadan
-Sinema
-Müzik
-Oyun
-Fotoğraf
-Yürüyerek gezmek
-Yemek yemek
-Sevmek

Mimlediğim 7 kişi:

Beni izleyen ve mimlenmek isteyen her hangi bir 7 kişi...

24.8.09

dalgın

daha önce de dalgınlıklarımla ilgili şeyler yazmıştımburadaama buna ben de şaştım. Art arda iki gün eski evime ilk önce otobüsle sonraki gün de taksiyle gittim. kapının önüne gelip camlara bakınca kafaya dank etti tabii. alışkanlık mı, dalgınlık mı, salaklık mı; düşünmeye bile mecalim yok

23.8.09

different one

kendim çektim diye değil, bu kareyi çok seviyorum.
bazılarımız güneşte ölür
tıkla üstüme

don't

Don't dream of women
Cause they only bring you down!

22.8.09

ağzı açık ayran delisi



mp3 playerımda bir süredir 3 parça var ve biri bu. evde olmadığım zamanlarda %80 Radau dinlenilmekte kulaklarım tarafından. Kendi üstüme alınmıyorum zira dinlerken bir şey duymamaktayım. hatta O sırada "orada" bile olmuyorum. Olduğumun filan da farkına varmıyorum. Hani "film yaa" deriz ya; böyle karakter boş boş bakar, sessizlik vardır ama aslında karşı taraf size gürlemektedir, ses sonradan gelir ve hop dünyadasınız. O kadar çok yaşadım ki, yakında dayak yiyeceğim sanırım. işten çıkmışım, bir bakmışım evde uzanıyorum. taksici "sağdan? sağdan mı? sağdan mı gideceğiz -araba durur- "abi sağdan mı soldan mı cevap versen?"... sonra ben ne he ha hu diye konuşmayı söküp normale dönüyorum. Ve kesinlikle "diğer taraf" buradan daha güzel. kendiniz dahil, kimse, kimsecikler yok. mute edilmiş süt ambiansında uyumadan rüya görmek diye özetlenebilir. başka yerdeyse "ağzı açık ayran delisi" denir...

Soysuz Tarantino ?


Hahahah. Tarantino valla büyük adamsın. Harbi ruh hastası, rahatsız yönetmenin önde gidenisin hahaha. Soysuzlar Çetesi - Inglourious Basterds'a gidin efem. Çok eğlenecek, çok sıkılacak, çok ıyyy olacak ve kafanız şişecek bıdıbıdıdan ama büyük bir tatminkarlıkla salondan çıkacaksınız. İtalyanca konuştukları sahnede devrilmişim gülmekten ben mesela. İlk kez de bu kadar saçma film önerisi yazdım, Tarantino'ya özel olsun hahhaueha

21.8.09

Synecdoche, New York


What was once before you - an exciting, mysterious future - is now behind you. Lived; understood; disappointing. You realize you are not special. You have struggled into existence, and are now slipping silently out of it. This is everyone's experience. Every single one. The specifics hardly matter. Everyone's everyone. So you are Adele, Hazel, Claire, Olive. You are Ellen. All her meager sadnesses are yours; all her loneliness; the gray, straw-like hair; her red raw hands. It's yours. It is time for you to understand this.

Walk.

As the people who adore you stop adoring you; as they die; as they move on; as you shed them; as you shed your beauty; your youth; as the world forgets you; as you recognize your transience; as you begin to lose your characteristics one by one; as you learn there is no-one watching you, and there never was, you think only about driving - not coming from any place; not arriving any place. Just driving, counting off time. Now you are here, at 7:43. Now you are here, at 7:44. Now you are...

Gone.



Hala izlemediyseniz, bu hatanızı en kısa sürede telafi etmeniz dileğiyle (bi 3 kez izlemeniz gerekecek ama)

20.8.09

The Wall of Troia

antik şehir Truva'dan bir duvar. çok cazibeliydi, şeridi geçip dokunacaktım ki azar yedim pehehe. yüksek çözünürlüklü hali daha hoş tabii.

wall of death

Otel'e oyundan anlayan eleman.

blogun bir iş ilanı eksikti, o da oldu. aşağıdaki adrese bir bakın oyundan anlıyor ve iş arıyorsanız.

http://www.oyungezer.com.tr/haberler/oyundan-anlayan-eleman-araniiyor-200908191602/

http://www.yenibiris.com/HurriyetIK/Oku.aspx?ArticleID=6495

19.8.09

Polaroid deneme 1 2 3

Şöyle bir polaroid şeysi yapayım didim. içime sindi valla. martı kardaş tarafımca çekilmiştir. orijinali şu adrestedir.
if I could fly see the worl trough my eyes

tıklarsan 1008×1312 gibi abuk bi çözünürlüğe gidersin.

Ayakkabı yer Mike

Faith no more konseri bitse de hala konuşulmaya devam ediyor.
Konser izlenimleri hep aynı "harikaydı. en iyi konserlerdendi. müthişti..." harbi öleydi de istanbul resmen sınıfta kaldı. FNM bu sene bir çok dev festivale headliner oluyor, tek konserlerde de 60.000 kişiye kadar çalabiliyor. Buradaki rakamsa komikti. belki 2500... ama başta Mike olmak üzere herkes mütevaziydi burada. Kulisleri bir konteynır bile olsa -klimasız- laf etmediler. çaldılar paşa gibi. çok da sevdiler istanbul'u. Her ne kadar twitter'larında çaldıkları konserlerin dev kalabalık fotolarını koysalar da, İstanbul'dan geriye bir pide resmi kaldı! Harbi küfür gibi bir kalabalık vardı da, konu o değil. Adamlar hiç rock star filan triplerinde değil. Aşağıdaki videoda sahneye bir ayakkabı atılıyor ve Mike ayakkabıyla orallı bişiler yapıyor! Başka bir grup olsa mikrop bulaşır diye dokunmaz ama Mike neler yapıyor (6. dakikadan sonra) aklım hayalim almadı. harbi ruh hastasısın Mike baba. Öpüyoruz ellerinden.

cause it's a game we gotta lose

ofiste dj'lik görevi bana düşer ara ara. yeni şeylerin ömrü kısa sürer, 80'lere geliriz genelde. Böyle bir melankolik oluruz, hisleniriz.
Geçenlerde Twisted Sisters'a kadar geldik. Klipleri izledik güldük, ne kadar da eğleniyorlarmış. Kasış yok; ne hissediyorlarsa öyle. Sonra The Price dinledik. Bir sessizlik kapladı. Stay Hungry albümü efsanedir ama The Price parçası bilinmez genelde. Ben de bilmiyordum zaten ilk etapta. Laneth'te dinleyip ağlamaklı olmuştum. Sözlerini okuyup tekrar dinlediğimde bir 100 kere daha dinlemiştim sanırım. İnandığım bir çok bu parçada var ve Dee Snider 55'lik yaşına rağmen hayvan gibi iyi söyler bu parçayı. 3 dakika 49 saniyeye hayatı sığdırmışlardır. İlk kez dinliyorsanız çarpar muhtemelen.

Video 2005'ten. Başlangıçta sıkı bir konuşma var. 80'leri özetliyor abim ve parçaya giriyorlar.



HOW LONG I HAVE WANTED
THIS DREAM TO COME TRUE
AND AS IT APPROACHES
I CAN'T BELIEVE I'M THROUGH
I'VE TRIED,
OH, HOW I'VE TRIED
FOR A LIFE, YES A LIFE
I THOUGHT I KNEW

OH IT'S THE PRICE WE GOTTA PAY
AND ALL THE GAMES WE GOTTA PLAY
MAKES ME WONDER IF IT'S WORTH IT TO CARRY ON
'CAUSE IT'S A GAME WE GOTTA LOSE,
THOUGH IT'S A LIFE WE GOTTA CHOOSE
AND THE PRICE IS OUR OWN LIFE UNTIL IT'S DONE

TIME SEEMS TO HAVE FROZEN,
BUT THE MIND CAN BE FOOLED
AS THE DAYS PASS I DISCOVER
DESTINY JUST CAN'T BE RULED
HARD TIMES,
OH HARD TIMES,
FOR THE PRIZE, YES THE PRIZE,
I THOUGHT I KNEW

OH IT'S THE PRICE WE GOTTA PAY
AND ALL THE GAMES WE GOTTA PLAY
MAKES ME WONDER IF IT'S WORTH IT TO CARRY ON
'CAUSE IT'S A GAME WE GOTTA LOSE,
THOUGH IT'S A LIFE WE GOTTA CHOOSE
AND THE PRICE IS OUR OWN LIFE UNTIL IT'S DONE

OH IT'S THE PRICE WE GOTTA PAY
AND ALL THE GAMES WE GOTTA PLAY
MAKES ME WONDER IF IT'S WORTH IT TO CARRY ON
'CAUSE IT'S A GAME WE GOTTA LOSE,
THOUGH IT'S A LIFE WE GOTTA CHOOSE
AND THE PRICE IS OUR OWN LIFE UNTIL IT'S DONE

OH IT'S THE PRICE WE GOTTA PAY
AND ALL THE GAMES WE GOTTA PLAY
MAKES ME WONDER IF IT'S WORTH IT TO CARRY ON
'CAUSE IT'S A GAME WE GOTTA LOSE,
THOUGH IT'S A LIFE WE GOTTA CHOOSE
AND THE PRICE IS OUR OWN LIFE UNTIL IT'S DONE

18.8.09

En ilginci de...

evet işin en ilginç yanı da, hiç bir şeyim yok sanırken aslında çok şeyinizin olduğunu görmek ve bunun sizi asla memnun etmemesi. "hiç giyecek bişiyim yoooook" diye emrahçılık oynarken gördüm ki 2 dağ giyecek varmış. torba torba giyecek attım çöpe, yok bana mısın demiyorlar, keni aralarında çoğalıyormuşçasına üstüme üstüme geliyorlar. Bereketliymişler. Bere-cat. BRCat... böö... Dolaba sığmadılar lan. Gidip şimdi onca para verip dolap yaptırcam. keşke hiç bişiyim olmasaydı böhühehe


bir diğer en ilginci de, benim sakallarda ve bıyıklarda sararmalar oluyorr!!! Hayır sigaradan değil tabii, kullanmadım asla. ama bir sarılık var. gibi. Geçen Küççük beyoglunda oturmuş içerken Kerem adlı bi arkımın arkı, kafalar güzelken geldi yanıma oturdu, güldük eğlendik, derken başladı söylenmeye, dans ediyoduk hem de laylayohoh, "hacı ya senin bıyıklar cohiyiymiş, sararıyor karı gibi böhühe"... kafalar 1500 olduğu için "hehe peki o zaman" diyip geçiştirdim ama gerçekmiş! Gittim aynaya baktım (fotodan da belli oluyo tıkla bak-poser diilim-). uç vermişler. şaka maka yaprağa döndük (kalın olanlarından) daldan kopup düşecek miyim, nolcam. NOLUYOO LAN BANA (baba da simsiyahtır halbuki :(( )

what the hell...

noluyoo aloo alooo...soğan, sarımsak ve bamya yemeye başladım lan ben! noluyo lan bana! ne içirdiniz! Noluyoooo baa

These Are My Twisted Words

taze taze

Radiohead

17.8.09

I'm coming back for you -HDR-

DIO hazretleri buyurmuş ki:
"I'm standing in the shadows now
You think I'm dead and gone somehow
When the morning comes
You'll see around"


soon
oradaki bi insan eet.

16.8.09

FNM İstanbul konserinden

Video kalitesi süper. İlk önce Easy sölüyor Mike baba. Sonra mini bir konuşma yapıp Ashes to Ashes'ı "Strange Creatures" lara adıyor! Nasıl bir göz varsa adamda artık, yakalmış o "yaratıkları" orada. izleyin bi, güleceksiniz.


I started a Joke öncesi de Plaza'ya takıyor Mike baba. Parçaya güzel bir başlangıç yapıyor. Sonra mimiklere gelin. Yemin ediyorum ruh hastası adam. Sokakta gezse böyle içeri alırlar. Rüyamda görsem 1 hafta kendime gelemem. Döktürüyor resmen.

çöpsel robotlar


ufak yaşlarda sahip olduğum ve zamanla yok olan bir huyumun tekrar "yükselişine" tanık olmak üzereyim gibi. Eskiden, çoğu erkek çocuğu gibi sokaklarda salakça şeyler oynardık. Özellikle bende aşırı bir hayal gücü olduğu için, o zamanlarda yollarda bulduklarımla "dev bir robot" yapabileceğimi sanardım (Koyu Voltran ve Transformers izleyicisiydim ehe). Tabii zamanla o dev robotlar çok farklı şeylere dönüştü. Örneğin "tüf tüf" diye tabir ettiğimiz ufak borular içerisinden kağıt oklar yapıp bir birimize fıtlatırdık ya, mesela onun 4 namlulusunu filan yapmaya kasardık, silah geliştirirdik yani. Sonra lastik fıtlatan silahlar yapar, paintball'un don lastikli versiyonunu çekerdik sokak aralarında. Bu daha sonra "kaliteli mermer nasıl yapılır"a kadar ilerlemişti. Mermerleri "futbolcu kağıtlarına" atarak oynadığımız oyunda mermer lazımdı. Sokakta annemle pazara giderken eğer köşeleri sivri, kayganmış gibi gözüken bir mermer görürsem kapardım cebime ve bol bol azar yerdim anneyden. yani sokaklardan lastik, mermer, çelik teller, boru, kapak toplayan pis bişiydim. Bunun en son noktası üst komşumuzla kendimizi araba mezarlığında bulmamız olmuştu. Tabii daha hurda ve ufakçasıydı ama bir sürü araba ölece bize bakıyordu. Çıldırmıştık resmen. Her parça bizimdi, hepsini alabilirdik. Çok iyi hatırlıyorum ben yanıma 2 araba farını almıştım. Bir çok dişli, lastik, direksiyon, ibre filan da almıştık. EVET. Bu "yapacağım robot" için yeterli parçalardı. Hem de ışıkları yanacaktı. Bunları yığdık bahçeye. 3 gün üzerinde resmen uğraştık. Bantladık, yapıştırdık, bişiler yaptık. Komik ama bir iple çekebildiğimiz, robotu anımsatan bişi çıkarmıştık ortaya. Tabii sonra ben salaklığımı konuşturdum. O 2 farı yakmak istedim. Prize normal kabloyu taktım, 3 dişli fara da o iki ucu bağladım!!! Tabii paatgüttt apartmanın gofrası attı. Komşular filan aaa aaa noldu diye aşağı indiler biz de bahçede süt dökmüş kedi gibi bi kaç yalan düşünüyorduk. Yemediler tabii. Yaptığımız o şeyi de çöpe attılar, bir yerleri yakarız filan diye. Sonra bu huyum tamamen silindi.

12-13 sene geçti işte üstünden. Evime yerleşme durumları hala. Tee o zamanlar düşündüğüm şey "bu ufak şeyler elbet büyük bir işe yarayabilir" mantığı gelip gidiyor aklımda. Ama nedensiz değil. Örneğin koca dolabı parçalamamız gerekiyor muntazam bir şekilde, sonra tekrar birleştireceğiz ama o vida şeyleri alyenle açılabiliyor. Biz de de yok ve açık nalbur da yok. Gez gez alyen satan bi yer ara. Yok. Neyse sonra bir hediyecide alyen seti bulduk. fiyatı da 1 ytl idi!!! 10 tane alyen var ve ortancası işimizi görüyordu. Aldık ve işi hallettik. Şimdi yolda görsem almayacağım bir şey hayat kurtardı gibi bir şey oldu. bu örnek o kadar fazla ki. Hiç kullanmayacağım şeyler dediklerim yerleşirken işe yarıyor. Bir conta bile hatta raptiye bile. Paket lastikleri, kroşe, elektrik bantları hatta kontrol kalemi. Erkekler yaşlandıklarında neden böyle Koçtaş'a filan gidip 100lerce parçalık tamir setleri alırlar, bence işte bu yüzden: "ELBET İŞE YARAYACAKLAR"...
Şimdi ben de evden çöp atamaz oldum. Eğer düşünürsem "ulan bu işe yarar mı" diye, hayır atamıyorum onu kesinlikle. Onun işe yaracağı bir şey, bir alan mutlaka düşünüyorum. O yüzden elime geçeni atıyorum ama çoğu zaman yine de kıyıp atamıyorum. Resmen bunalıma girdim gircem. Ya çöp ev olursa odam?

Aylardır biriktirdiğim soda kapakları da poşetine sığmaz oldu artık. Onlarla da bir robot yapasım var ama dur bakalım hadi hayırlısı, evi yakmasam bari...

Haiku sanattır

Epeydir Haiku örnekleri koymadığımı farkettim. Olmadı valla. Hiç de uyarmıyorsunuz. çarpılcam, yamulcam valla.

2 tane örnek geliyor Issa'dan. İkincisi, ölümüne yakın bir dönemde yazılmış.

.焚くほどは風がくれたるおち葉哉
ta[ku] hodo wa kaze ga kuretaru ochiba kana
the wind has brought
enough to build a fire...
fallen leaves
-----
one dies out
two die out
lanterns for the dead


time tells no lies

White lion'un Broken Heart'ıyla aradaki fark bu kadar harika olabilir. favorim de bu zaten.

14.8.09

king of fighters XII ve dev zıçış


ne büyük hayalkırıklığı çıktın sen ya. onca bekleyişe, güzel hayallere de mi saygı duymadın insanfsız. oturup ağlıcaktım walleee yaa :(((


FNM - Poker Face

Ah bea. Niye FNM burada da Poker Face'i coverlamadı ki... Dehşetül cengiz çalmışlar Download'ta. saplı sultan lady Gaga dinlese kıskanır, o derece olmuş.

13.8.09

Getting Older Faster

"I will be dying and so will you, and so will everyone here. That's what I want to explore. We're all hurtling towards death, yet here we are for the moment, alive. Each of us knowing we're going to die, each of us secretly believing we won't ..."


tıklatıklatıklatıklaaaaa
yokbişi

MİMsel yaklaşımlar



Sevgili WOW'cu Loreathan'dan da bir mim düşmüş kafama :) hemen bakıyoruzzzz...



Hangi şehirde yaşıyorsun?
İstanbul'da yaşamaktayım gözlerim kapalı.


Mesleğin?
Aşağı solda reklamını görebileceğiniz dergide Yazar-Editör'üm. Bir de 'reklama gerek yok' oyun portalında içerikten sorumlu devlet başkanıyım.


Blog yazmaya başlama kararını nasıl aldın?
Doktor tavsiyesi ve yazma hevesi sonrası. Pişman değilim.


Ne kadar süredir blog yazıyorsun?
Ekim 2008'den bu yana. Gerisini siz hesaplayın:) Bi bu kadar daha yazar mıyım, bilemiyorum.


Blogunu hangi sıklıkla ziyaret edersin?
İnternete girebildiğim her gün ziyaret ederim. 5 vakit kıbleye döner bakarım gidip gelen var mı diye. Bazen de eski yazdıklarımı okurum. Hatırlamam o yazıyı yazdığımı işin garibi :)


PC açıldığında blogunu açmak kaçıncı sıradaki iştir?
Ohoo... İlk önce yaptığım şeylerden değildir asla. Mailler kontrol edilir, işler halledilir, sonra güzel kafayla bakarım.


Başka bir blog sayfasında görüp aldığın birşey ya da gittiğin bir yer oldu mu?
Gittiğim bir yer oldu. Bir bardı gittiğim ama ne hangi blogtu ne de hangi bardı hatırlamıyorum Beyoğlu'nda. Beğenmemiştim zaten mekanı:)

Aldığım şey... hmmm... olmadı sanırım, ama müzik tavsiyelerine uyup çok albüm dinlemişimdir.

Bloğunda hangi konularda yazmak seni mutlu eder?

Genelde yazdığım her şey mutlu eder beni. Çok az vardır yazıp da mutsuz olduğum. Konu olarak, sinema, müzük oyun, anı, elekştiri, rüya ve anlamsız şeyler...

Bloglarda gördüğün diğer blog arkadaşlarını eklemekte seni cezbeden ne olur?

Hoş tasarım, ilgi alanım ve o anki ruh halim.


Blog aracılığıyla para kazanma fikrine nasıl bakıyorsunuz?
İnsan yazarak para kazanabilir. Çok doğal. Kitap yazarak veya blog yazarak kazanılmış, bence pek de farkı yok. Kendi adıma konuşursam; bloga Google reklamı veya başka şeyler koyarak para kazanmam. Reklamlı site sevmediğim için başkasına yapmıyorum ama kullanana da bir şey demem. en doğal hakkı. (diyip döşermişim sağ tarafa reklamları :PP))


Blog arkadaşlarınla buluşma, biraraya gelme fikrine ne dersin?
Uuu gayet güzel derim. Nerede ne zaman bildirin bana yeter :)


Bu soruları kim(ler) cevaplasın?
Ruhu Müdafa yazsın tatilde, bi de Doris yazsın ödeşelim :)

Mike abi. BÜYÜKSÜN!

Mike Patton sen nasıl bir insan mısın?!?
çılgınca, tiyatral, salonsal, insanüstü, büyüleyici, deneysel ... son yılların en iyi performansı vardı dün. çok konuşulacak. Mike da ne "deli" ne "cool" adammış gördük canlı kanlı. enfes setlistle (we care a lot yoktu ama olsun). tadına doyum olmadı...


Faith No More I by *curan on deviantART

12.8.09

Çıldırmak

Bülent Kayabaş'tan "büyük" bir oyunculuk dersi geliyor. İptal oldum, yıkıldım, telef oldum resmen aushduhadhsu

embed etmiyorum, gidin yerinde izleyin :)

http://alkislarlayasiyorum.com/icerik/14636/31-cekmekten-cildirdim (bkz. adres uzantısından konuyu şıp diye anlamak :P)))

11.8.09

Bent from England

Bant değil Bent. Yannış yazmadım. Kendileri İngiltere'den. Elektronikmü icra ediyorlar. Belki çok ünlülerdir bilemiyorum ama ben yeni keşfettim kendilerini. Albümlerini geçtim harika klipleri var. (düşünsenize "bir grup keşfettim çok güzel, adı da Metallica dediğimi hauhau)

MYSPACE adresleri

Aşağıdaki klip de harika. Parça zaten müthiş. İlk dinlediğimde sözleri algılayamadım ama sadece şunlardan ibaretmiş. Daha bi sevdim ...




Just before I go to sleep
There's a rendez-vous I keep
And, my darling, till we do
You are always in my heart

Kaleden balkona

hep yukarı bakacaksın.
crystal castle
kilitbahir castle
(tık)
balkondan gökyüzü
balkon sefası
(tık)

10.8.09

VazgeçemediklerMİM


Sevgili Doriscancan mimlemiş beni :) Hemen yazayım bir şeyler.


"Vazgeçemediklerim neler?" miş...


Zor soruymuş kabul ediyorum :) Aklıma ilk gelenlerle başlayayım.


" Yemek yemekten" vazgeçemem herhalde. Brokoli, kibrit kutusu kadar peynir, 50 gram tavuk, 1 kepek ekmeği, 100 gram makarna gibi yemek şekli bana göre değil. sağlıklı beslenmekle az beslenme konusunu hep bir birine karıştırıyorum zaten.


"Oyun oynamaktan"... Oyun denilince akan sular durur. 6 yaşımdan beri nonstop pey-gamer'ımdır.


"Film, sinema"... 1.5-2 saat hayattan uzaklaştığım veya bir çok şeyi sorguladığım başka bir alan yok. Kör filan olsam bile izlerim öyle.


"rock-metal" bazen kafa şişirse de, usandırsa da, aşırıya da kaçsa, 2 hafta dinlemesem ilk günkü kadar bir hasretle atlarım üzerine. Metal heals my son


"hatun, dişi, kadın, kız, bayan veya karşı cins; artık ne derseniz" erkeklerin başına ne gelirse hatundan dolayı gelir ama onlarsız da olmaz lan. Tanrının bir bildiği varmış ki yaratmış sizi de :PPP


"Çikolota" dondurmanın, tatlının vb her şeyin ilk önce çikolusunu tüketirim. Diğer keşifler sonra gelir. Çikosuz bir hava oksijensiz sayılır.


"sevdiğim şeylerden" sevdiğim şeylerden vazgeçmemeyi öğrendim. onlar benden vazgeçene kadar tabii.


"yazmak"... iyi veya kötü, anlamlı veya anlamsız... insan yazmalı. tarihin en eski fiillerinden olan bu işlevsiz hayat çok da boktan olurdu sanırım.


"en eski fiil" derken aklıma geldi :)))


"Uyumak" Az uyuduğum, çok az uyuduğum hatta hiç uyumadığım, peşi sıra günler oldu, oluyor ama bu demek değil ki uyumaktan vazgeçebilirim. Danalar gibi, başım ağrayıncaya kadar, açlıktan kramp girene kadar, yastık terden kokana kadar uyuyabilirim. uykudan öldü bile dedirtebilirim.
"uzak doğu'dan"... çekik gözlü diye tabir ettiğimiz coğrafyadan ve kültüründen vazgeçemem sanırım. özellikle de batının yozlaşmasının ardından adamların tarihini bile yerim yutarım. Ah şimdi Fuji dağında akşam yemeği vardı. Neyse ben de ulus parkına gidim ehe :)


"Dinlemekten"... hayır, müzik filan değil. İnsan dinlemekten. Özellikle de hikayesini, hikayelerini. Her insan aslında kar tanesi ve her hikaye aslında farklı. Ne kadar çok farklı hikaye o kadar çok "etekteki taş" demektir. Ayrıca dinlemeden de dinlenmessiniz.


"Yaramazlık, aptallık, hata yapma, düşme" ... negatif şeyler olsa da bunlardan da sanırım ömrüm boyunca vageçemeyeceğim. İnsana insan olduğunu hatırlatan şeyler. Yaramazlığı, munzurluğu aslında çok severim. Şakayı kaka da yapabilirim. İnsan korkutmaya bayılırım. 4 kişi bir odada yatıyorken gece 5 te deprem oluyo laaaaaannnn kaçınnnn diye bağırıp su içmeye kalkabilir geri kalan 3 kişiden dayak yiyebilirim. Çok da eğlenirim. Aptallık da yaparım. Sonra pişman olsam da. Ama sanki o anda ileride pişman olmayacakmışsın gibi, işin doğrusu buymuş gibi hissedersin ya, heh işte o güzel bir histir. Yakar ağzını. İyi bir eğitimdir... Düşerim. Mecazi de olsa. Kalkmanın ayrı bir tadı vardır ve pek az insan bilir. İnsanın mihenk taşlarındandır.
"ve senden" ... evet senden...


daha çok var tabii ama bu kadar yeter sanırım :)


ben de şizoyu mimliyim bare :)


verigud

Durumum çevrimiçi, beynim meşgul, ruhum hemen dönecek, aklım dışarıda, elim telefonda, kalbim çevrimdışı...
daushduhasduhas... Hahahha... puhayayhaaasdnihaha

summertime


assos
So hush little baby
(tıkka)

9.8.09

duvarımdaki duvar


en zoru da posterlerimi sökmekti.


VHS kasetleri dönemini ucundan yakalamış ve kendilerini VCD'ye devreden o dönemi gördüğüm için kendimi valla çok şanslı hissediyorum. VHS kaseti bakmak, almak, dükkanda o kasetlerle ilgili muhabbet etmek filan çok ayrı post'lar olduğu için es geçiyorum ama o devirden kalma bende bir "özentilik" vardı. O da duvara poster asma özentiliğiydi.


Her erkek çocuğu gibi "vurdulu kırdılı" filmleri severdim. VHS dönemleri zamanlarında da Bruce Lee'ler, Jet Li'ler, Van damme'lar, Chuck Norris'ler filan çok ünlüydü. Kasetler hemen biterdi. O yüzden önce giden kazanırdı ve o kasetlerle birlikte posterler de gelirdi dükkana (Harbiye oluyo bura). Böyle kocaman Bruce Lee posterlerine biterdim lan. İsterdim yalvar yakar alırdım satıcıdan ama eve gelince asacak yer yok! Öyle bana özel bir oda olmadığı için hep bu kültürüm ezik yetişmişti. Daha sonra bu geçti, sevdiğim grupların posterlerini asmak istedim, ama yine yapamadım... yani ben bir megadeth, metallica posterini duvarına asamamış biri olarak öleceğim ulan, çok acıklı...


Ama bu sırada hep oyun dergilerinden topladığım posterleri biriktirdim. "Gün gelecek asacam lan sizi" diyerekten. 2 sene önce taşındığım evin duvarlarını valla kuşatmıştım. 25 kadar poster varmış kocamanlarından. Artık taşınırken onları sökerken saydım.


İçim bi garip oldu. ok, kabul ediyorum, çok saçma burası ama kağıt parçası da olsa 2 yıl o "gözlerle" yaşıyorsunuz. Kimisi size bakıyor, kimisi kıçını dönüyor, kimisi silahını size doğrultmuş. Kratos heybetiyle kesme biçme işi yapıyor mesela... İşte onları sökerken, hepsinin arkasından kirli bir duvar çıktı. Sonra odam gözüme hiç de güzel gözükmedi. Çok alışmışım sizlere be posterlerim. renk katmışsınız kirlere valla ama buraya kadarmış. Sizle ilgisi yok, benle ilgisi var sizleri söküşümün. Artık bir süre duvar görmek istiyorum. Bana bakmayan, beni izlemeyen, anılara şahit olmayan. Buz mavisi renkli odamda duvara baktığımda aklıma bir şey gelmesin istiyorum.


Belki de artık wallpaper kültürüne girerim belli mi olur. Gerçi sıfırım bu konuda. Avatar resimlerinde de, MSN avatarım V for Vendetta'tır hala. Masaüstümde SFIV kaç yıl önceki duyurusunda çıkan art vardır vs...


Ama gerçekten de, en zoru posterlerimi sökmekti. sökmekti. sökmek. sök. sss


7.8.09

Açılış notuyla "kapanmak"

yolculukta, sinemada filan telefonunu kapatan biri olmadığımdan ve konuşarak şarjımı bitirecek kadar kişi tanımadığımdan telefonum sanırım 14 aydır filan hiç kapanmamış ve dolayısıyle hiç açılmamış. Tı. Bugüne kadar...

Kırmızı tuşa basılı tutulur, telefon açılır. Sonra da arkasından "açılış notu" gelir. 14 aydır görmediğim o not gözükür.
Eskilerden bir ses kulakta çınlar anında.
Ses omzumun arkasından gelir sanki.
Milyonlarce kez duyduğum o kelimeyi, açılış notunda görünce beyin biraz şoka girer kapatır kendisini.
Geçmişten son kullanma tarihi geçmiş bir mesaj vardır bana,
halbuki ne kadar da güzeldi okumaktan çok duymak.
Yine de parmaklar titreyerek Sil tuşuna gider.
Açılış notunda bir şey yazmıyordur artık.
Parmak bu kez 3 kez "nokta"ya basar . . .
Arkasında bıraktığı da bok gibi geçecek en az 2 gündür.
Nefret ediyorum senden teknoloji bazen...

6.8.09

Elini al da git lan!


Rüyaları severim rüya anlatmayı da severim. o yüzden burada bir çok rüyama denk gelmişsinizdir.


Son haftalardaysa yeni bir rüya dadandı resmen bana. Aslında tam da rüya gibi değil. Gerçek de değil tabii. Şöyle ki;


Hangi rüyayı görürsem göreyim, konudan alakasız bir anda arkadan omzuma bir el değiyor bi anda. Sanki böyle "hey ahbap" der gibi biri. Yani ben genelde, rüyadayken rüyada olduğumu bilirim. Ama bu kesinlikle rüya değil gibi. Omzunuza gerçek bir dokunuş nasıl oluyorsa, bu da işte aynen öyle. Haliyle korkutuyor bu dokunuş. Düşünün evde tek yatıyorsunuz. Kapınız filan da kitli. Pireleriniz uçarken bir anda omzunuz bir el hissediyorsunuz. saniyesinde dikilirsiniz havaya tabii. Ben de "lan mkkkkk o neydi" diye etrafa bakınıyorum ama tabii ki bir şey yok. 2-3 gün aralarla uğruyor lan bu el bana. Rüya ile gerçeği bir birine karıştırıp delircem galiba yakında :))

+rep

Dance me to the end of love, la laa, la la laa, la laa, la laa laaa, la laaa


Oh let me see your beauty when the witnesses are gone
Let me feel you moving like they do in babylon
Show me slowly what I only know the limits of
Dance me to the end of love

5.8.09

Oyungezer Ağustos


Ağustos sayısı tüm bayilerde.
MONKEY ISLAND geri döndü, hem de iki oyunla beraber!DOSYA: Üç PES fanatiği FIFA'yı nasıl tahtına geri çıkardı!DOSYA: Konsol Savaşları 2009!
SW: THE OLD REPUBLIC, SPLINTER CELL CONVICTION, ALAN WAKE ve daha bir çok oyunun ilk bakışları!
FIGHT NIGHT ROUND 4, CALL OF JUAREZ 2: BOUND IN BLOOD, ANNO 1404 ve daha bir çok oyunun incelemesi!
Herkese tam sürüm LALE SAVAŞÇILARI ve BATTLEFIELD HEROES hediye!
(tüm incelemeler oynanarak yazılmıştır, serinin bir önceki veya sonraki incelemeleri değildir, tırışka değildir, değildir nihahaha )

I hate Godzilla! I hate him too! He destroys cities!


Sevdiğim filmler üstünde uzun uzun yazabilirim ama bazen de, bir kaç cümlede hatta kelimede özetleyip geçmek istiyorum. Hangover bunlardan biri.
Son yılların en iyi komedi filmi olmasının yanında resmen kült.
YOK BÖYLE FİLM OLM YOOOK!

4.8.09

Helianthus Annuus -HDR-

mola sorasında çekildi. sağdaki patlayan şey aslında yoktu ama ışık hüzmesine bir kaynak lazım deyü az ton açınca patlattım. yakıştı sanki.

Güneşin altında "yeni" bir şey yok gerçekten ama güzel şeyler var.

frank sinatradan sunflower çalsın mk
1356×900 hali için dıpdıp

WAKE UP! (goodbye to the Matrix)

"bitişler" serisi devam ediyor yoğun istek üzerine (ne klişe yalandır bu da he)
Orada Matrix Online'ın Temmuz'da kapanacağını sölemiştim. Evet oyun beklenen tarihte kapandı ve böylece Matrix tarihi resmi olarak tamamen kapandı. Bitti. Öldü. Ben Matrix Online oyuncusu değilim ama merak edip araştırdım ve gördüm ki, kapanmadan önce ilginç dakikalar yaşanmış. Gökyüzünde gözler belirip bunlardan kan yağmuru yağmış mesela. Deli gibi dans edenler, sevişenler ve hala kavga edenler de olmuş. Aşağıdaki video 66 dakka sürüyo ve son saniyesine kadar görebilyonuz oyunu. Sonra server'lar sonsuza kadar kapanıyor. Duygusal anlar aşanıyor...

Fotodan da görülebildiği gibi son dakikalar böyle hafif morumsu, parlak, umut verici yani. Herkesin plug'ları çekiliyor ve ... Evet zaman geldi. Artık "Uyanabilirsiniz"

3.8.09

All Along The Watchtower ve Kara Remembers

Bir kez daha o gerçekle yüzleştim. Battlestar Galactica bitti :( Hiç bir zaman "yeni" bölümünü izleyemeyeceğim. Belki günün birinde hafızamı kaybedersem tekrar aynı heyecanla izleyeceğim için, hafızamı kaybettiğime üzüleceğimi sanmam (gerçi nasıl farkına varacaksam)... Her ne kadar Caprica geliyor olsa da asla BSG'nin kalbimizdeki boşluğunu asla doldurmaz. Ama BSG boş gitmedi. Onlarca anı ardında tonla da müzik bıraktı arkasında.

Şüphesiz ki dünya dizi tarihi içinde en iyi soundtrack (cover) BSG'deydi. Dylan imzalı All Along the Watchtower sezon 3'te müthiş yorumlanmıştı (ayrıca bu şarkıyı coverlayanların listesi için tıkla). Enerjisi inanılmazdı ve o bölümü izlediğimde tüylerimin 5 dakika dik durduğunu hatırlıyorum.

Daha sonra da SEZON 4'te Kara Remembers geldi. Tüm BSG bölümleri içerisinde belki de en güzel sahnelerden birine Kara yani Starbuck imza atmıştı bu sahnenin büyüsüne. (All Along The Watchtower'ın üzerine yazılan enfes bir çalışma. Bear McCreary'den...) Piyano başında babasıyla çaldığı o parça işte. Sürprizlere gebe, finalle bağlantılı, çok mistik ve çok vurucu. 1 saniyesi bile gereksiz değil. (Sezon 4'ün OST'sini yeni dinliyorum da, gazlardayım) Dinleyin!

ALL ALONG THE WATCHTOWER




KARA REMEMBERS





no reason to get excited," the thief, he kindly spoke, "there are many here among us who feel that life is but a joke. but you and i, we've been through that, and this is not our fate, so let us not talk falsely now, the hour is getting late."

GÜNCELLEME: BU OLAYI LIVE ÇALMIŞLAR OH MY FRAKKIN GOD! Hem de başında Katee gelip Kara Remembers'ı çalıp gidiyor!!! 14 kişi de nefis çalıyor. Hobbarey



Shadow Of The Valley Of Death - Troy

Ne zaman dünyaya gelirsiniz?

Kim için yaşarsınız?

Ne için ölürsünüz...

Ne yaparsanız yapın,

Bir ağacın gölgesinden fazlasına sahip olmazsınız vakti gelince.

TIKLA (ve odaklanarak bak)
Shadow Of The Valley Of Death by ~EskiyleYeni

Truva atı. Götten açı. HDR ama değil gibi.


Troy - Truva by ~EskiyleYeni

araplar sarmış dört bir yanımızı


şu "one minute" olayı ile arap turist sayısında artış olacak diyorlardı da inanmıyordum.


abiiiii.... beyoğlu'nda kendimi turist gibi hissettim ya. O derece. Kimse Türkçe konuşmuyor, herkes Arap. Her yemekçinin önünde 50 kişi. Tur otobüsleri mesken etmiş Taksim'i. Bir kalabalık, bir koku. Ey allahım (bak arapça konuşuyorum)


Sadece Beyoğlunda değil, her tatil köyünde, her sahilde Arap gördüm. Harbi arap turistte patlama yaşanıyor. Deniz otobüsüne bilet alırken önümdeki adama bişi sordum, döndü ehebelehübele bişi dedi, o da turist çıktı. Ben de tabii bir turiste bişi sorma mallığını da gerçekleştirdim :)


Yalova-Termal'de sülalece gelmişler. Hem de arabalarıyla. Bunların bir modern olanları var, ki kızları böyle bıraksan Reina'da kopacak, bir de böyle aşırı uçtakiler var. Göz bebeklerini bile kapatanlar... Görevliler en son bağırıyordu bir kafileye "ulan bu ne pislik, her yediğinizi yere atıyorsunuz, biz bu kadar kirletmiyoruz löööoo" diye. Haklıydı adam.


Şu fotoğrafı termal'de çektim. Sivilcilere iyi geldiği söylenen su buharına kafalarını sokuyorlardı.


ha tabii arap düşmanı filan değilim :) sadece geçmiş yıllara göre gözle görülür artış var sayılarında, ona dikkat çektim.


*-* O değil de, şu mavi ışıklı, sapanla havaya atılan ne işe yaradığını çözemediğim oyuncağa ifrit oluyorum. Her 10 metrede bir, biri bundan satıyor ve çiiiuvv diye havaya atıp, meraklı gözler eşliğinde yere düşüyorlar. Sonra tekrar ve tekrar... Görüntü kirliliği resmen.


Oh be. antropoza mı giriyorum ne oluyor baaa.

to the moon and back

şehitlik feci güzelmiş Anladım ki tatilde ben daha çok yoruluyormuşum. Ya böyle bir yorgunluk yok. totalde 1500 km yolu tüketmişim 1 hafta kadar kısa sürede. Normalde insan napar, gider alanya'ya filan, kalır otelde, yer içer yüzer güneşlenir içer uyur ve 5-6 gün aynı rütinle devam edip işine geri döner. Benim gibi manyaklar da sabahın köründe yollara düşüp gece vakti anca geri döner.





Ama şikayetçi değilim. Yolculukları seviyorum. Bazı insana o yolculuk kısmı koyar, atlar uçağa

hop mekana gider de, ben valla billa seviyorum tün tün gitmeyi. çünkü genelde aklıma gelen çoğu bunu da yaptım ekiekişey yolculuk esnasında geliyor. Erkeklerin trafikten çok şikayet edip de her gün aynı trafiğe kendilerini atmalarının bir nedeni de budur çünkü. Çoğu erkek trafikte kendisine zaman ayırır, oradaki yalnızlıkta birşeyler düşünür, birşeylerin planını yapar. Eşi aradığında da "off hanım yaaa, yine köprü trafiği kilit mk" diye celallenir ama telefon kapandıktan sonra not defterine not almaya devam eder. Tamam, son kısmı uydurdum, bunu ben yapıyorum. Aklıma planlar, projeler, anlamsız şeyler gelir, not alırım ve ilk işim de bunları hayata geçirmek olur. çünkü genelde isabetli şeyler çıkar o trafikten. Bu tatilde de böyle oldu. Uzun süredir ilk kez bu kadar kendimle baş başa kaldım. Telefonum bi kaç kez çaldı, hiç mail okumadım, maddi şeyleri düşünmekten sivilce çıkarmadım. Benim için neler önemli, neler önemsiz, listeleyip sıraya koydum. çıkacaklar belirlendi, atılacak adımlar düşünüldü. Tek yardımcım da 4GB dolusu MP3 player'ımdı. Kaç kere şarjı bitti sayamadım yani.


Into the Wild hesabı, kaostan kırsala inmek iyi gelir insana yerinde ve zamanında gidildiğinde. araç beşik gibiydi
Köy, toz toprak, hayvanlar, tezek kokusu, kerpiçten evler (ama çatısında 5 tane çanak anteni olanlardan) kalın kalın giyinmiş insanlar, köy kırathaneleri, ucu bucağı gözükmeyen ayçiçeği tarlaları... bi dünya foto çektim de, artık fırsat buldukça koyarım buralara bi yerlere. yazacak da çok şey varmış ama tatil sonrası en büyük sorun işte, biriken işleri toplamak ve tatil modundan çıkabilmek. Çam kokusu alıyorum hala ya.

1.8.09

You have only been gone 360 days but...


(bu bir bant kaydıdır,kendisini imha edebilir)

Erkek çocuğun hikayesi böyle başlamıştı. Tahmin etmediği 1872 günlük takvimin sonuna gelmişti artık yavaş yavaş. Dakikalar azalıyordu. İnecek vardı... Dağa taşa yazılan "bitmez"ler mutasyona uğrayacak, yüzlerce hayal, emek ve özveriler halı altına süpürülecekti; bir telefonun ucundan, telefonunun ucuna, sabaha karşı ulaşacaktı ıslak bir tonda. bitecekti artık. bitmişti bile ama erkek çocuk inanmakta zorluk çekiyordu. 1872 gün "bir" olmak için yırtınan, artık ikiye bölünecek ve muhtemelen "bir" değil sadece yarım devam edecekti maratonuna. Önemli değildi bu elbette, hayat ske ske devam edecekti, rakamlar, matematik filan, umrunda değildi bunlar hayatın; o sadece bunu o saatlerde düşünecek hayalgücüne sahip değildi. Kız tarafının kulağına "meet me in montauk"luk bir şey bile diyemeyecekti... takvimde koparılacak yaprak da, sabır da kalmamıştı. kabuk kırılmalıydı. daha ufak ama en azından yeni bir kabuğa girmek için bu şarttı. sadece o saatlerde erkek bunu düşünecek güce sahip değildi. zaten pek bir şeye de sahip değildi. genelde sahip oldukları böyle giderdi, tecrübeliydi gidişlere ama bu sefer niye bu kadar sancılı ve acı doluydu ki... hepsi geçecekti, yenilenecekti, her şey çok güzel olacaktı bir film adı gibi. Erkek çocuk sadece bunu görebilecek öngörüye o saatlerde sahip değildi. yanlış bir zamanda yanlış çabalarla kararı değiştirmeye çalışsa da, o anda değişmemesi gerektiğini bile bile böyle düşünüyordu. hayatının merkezine, hatasıyla meşhur insanoğlunu koymanın acı-tatlı bedelini yaşıyordu. her ağızdan çıkan teselliler saniyelik işe yarasa da asıl derdi başkaydı. yatakta yatıp her I promise you yu dinlerken klip çekesi geliyor, her Sleepless çaldığında poposunu geri geri vurarak dans etmek içinden geçiyordu. her diş fırçaladığında artık kurumuş olan diğerine bakıyordu. olsun, hatırlamaktan zarar gelmez-di. özleceği son şey sandığı, ayak serçe parmağındaki sertlikle oynamak, özlediği en büyük şey olacaktı... O güne kadar yüzlerce kez dinlediği şarkıdaki son cümle "slowly spinning on the wind back home", beşiktaş iskelesinden sallanan son el sallayışa güzel bir fon müziği olarak tarihteki yerini alacaktı. Erkek çocuk, sadece o saatlerde geleceğin kendisine nelerin getirebileceğini bilecek tecrübeye sahip değildi. meet me in besiktas.





Born to the glare of the senses
Spoon fed reality infused
A new inherent
Passive contentment
You are so easily amused
Here and now
We are gone in a heartbeat
A dream in the
Passage your time
Chances are failing
This world isn't waiting
The moment is passing you by
Questions lie beneath the surface
The fools are fooled once again
Benign coincidence
We stole our existence
And gladly cast it to the wind
Here and now
We are gone in a heartbeat
A dream in the passage of time
Chances are failing
This world isn't waiting
The moment is passing you by

Slowly spinning on the wind back home