• Sense8 ile yeni yıl

  • 2016 dizilerinin gizli Hit'i: Quarry

  • John Carpenter geri döndü!

30.7.09

aylevye

totalede 1000km'i geçmenin verdiği bir yorgunluk,
diğer tarafta kaz dağlarının heybetli gölgesi...
dondurucu soğuk suyunda yüzmek, kavurucu güneşinde güneşlenmek...
her 12 dakikada bir başka bir kıza aşık olmak... neden bunlardan istanbulda yok demek...
akçay is underrated... hayran kalmak... Ortaköy feats. Bebek + İstiklal cad. resmen.
assos is overrated nokta
truva atını devirmeye çalışmak... koreli duristlerin msn adreslerini almak.
en sevdiği peynir olan Ezine'yi yerinde test etmek. Çok ucuz lan. 19 tl 2.5 kilo.
altınoluk'a emekli olunca yerleşmeyi hayal etmek... rep+1
muavinlerle ahbap olmak, sürat rekorlarını izlerken günah çıkarmak...
dağ eteklerinde uçurumlardan aşağı tükürmek...
köy tozu yutmak, büyük baş havyan sevmek, esnaftan turist kazığı yemek...
neden 70 milyon küsürüz anlamak...
eve geri dönmek istemeMEk...
ve neler neler...
cya

27.7.09

Metallica'dan 1 yıl sonra

Metallica konseri biteli tam 1 SENE OLMUŞ. şaka gibi resmen. Şu saatlerde fırtına öncesi sessizliği yaşayan bir hacının edasıyla ağrıyan bir boyunla Deniz'le beraber konserin müthişliğinden bahsediyorduk, 5 gün sonra başıma geleceklerden habersiz. Aslında pek çok şeyden habersiz...
Metallica konseri ne kadar ters bir zamanda olmuş ya böyle. "Metallica konseri abiiiii" dendi mi, her zaman hatırlayacak şeylerim olacak bu yüzden. İşin ilginç tarafıysa, Ağustos 1'den itibaren, "Yok, bu zaman asla geçmez. Saatler geçmiyorken nasıl haftalar hatta aylar geçsin ki" diye kafayı, ruhumu yerken, şimdi "ne zaman 1 yıl geçmiş olm vaşşş" diye hayretlerdeyim. Bayılıyorum zamanın insan üzerinde bu kadar sürprizli davranmasına. Bir bakmışsın yarın asla olmayacakmış gibi geliyor, bir bakıyorsun yarın, dün ne yediğini hatırlamıyorsun. Bir diğer şık da işte böyle her detayı hatırlıyor olmak. Önermem.

26.7.09

I'm sick and tired of bein sick and tired


*havanın ha yağdım ha yağacağım yok vazgeçtim tribinden oluşan sıkılgan atmosferden,

*kurgudan. adobe premiere CS3'ten. keyframe'den. fade in/out'tan. CTRL+Z'den,

*ayın sonlarına denk gelen Pazar gününden,

*geç yatıp erken kalkmaktan,

*hiç yatmayıp hiç kalkmamaktan,

*param varken aç kalmaktan,

*arkadaş satışından,

*ufak planların insanlarından,

*bir şeyin 1. yıl dönümünü yaşamaktan. 1. yıl zırvasına yaklaşmaktan,

*beyin ile ağzın farklı düşünüp farklı konuşmasından,

*bilgisayarı safe modda açmaktan,

*fotoğraf çekerken elimin titremesinden,

*avea'nın kırmızı reklamlarından,

*telefonumun günde 2 kez çalıp onun da 1'isinin iş ile ilgili olmasından,

*zamanın her şeyin ilacı olduğunu sanıp da akıl verenlerden,

*saatlerde render almaktan,

*emanete değer göstermeyen, borcunu sallamayanlardan,

*nefret etmekten...
...NEFRET EDİYORUM MK


3 gündür yarım gün uyumaktan ve keyframe görmekten allahım şaşmış bir şekilde gidiyom. 1 ağustos'ta, 1 sene önceki ne aynı yatağımda elimde telefon, ne kaynar su, ne aynı odamda, ne aynı ilçede, ne de aynı ilde olacağım. muhtemelen de burada gece 4 gibi bişiyi otomatik koymuş olacağım Asos'un bilmem neresinde ben uyurken. Tüm "eskilerimi" "yeniye" çevirdiğim son halka evim de, kumsalda kıçıma kaçan kumları temizlerken taşınıyor olacak bensiz. son koliler bantlanırken "amma da şey var ulan" derken de hala bişiyin eksikliğini hissediyor olmama anlam veremiyorum. kendimi kandırıyorum...

Tatil. En iyisi tatil. Dünyaya 1 kere gelcez sonuçta atalarımızın dediği gibi. hatta kalın efem.


Madonna @ Istanbul ???



Tarih ve mekan doğru. 5 Eylül. Gerisi palavra tabii. Anıtkabirmiş :)



GÜNCELLEME:
Konser büyük ihtimalle yalan oldu. Sponsor sorunsalı en büyük neden olarak gösterilmekteymiş. aha bir de <<<şöyle bir şey var


24.7.09

Metrogiller


Bazenİstanbulluyum, İstanbul'da oturuyorum demeye utanıyorum yani. Hala ilçe sınırlarından girmediğim yerlerin dışında, gayet popüler yerlere de gitmemişliğim vardır. Bugün bunlardan birini neyse ki görebildim.

Sinancan ile Metro'ya gittik, şu Kozyatağında olan. Zaten orası son kullanıcıya açık değil. İş yeri sahibi olarak gidip kart alıyor ve öyle alışveriş yapabiliyorsun. İçeri bir girdim, ammen yarrabiiii... Her yer "yiyecek" dolu. Tavana kadar! VE ÇOK UCUZ olm. Delirdim resmen. Yani BİM filan bile hikaye çoğu üründe. Bazı ürünlerin ambalajı basılmamış ve çok fiyat farkı yaratıyor bu. Gayet zekice. Yiyeceği geçtim, daha dün aldığım NIVEA güneş kremi 31 tl idi migros'ta, burada baktım 19 tl!!! YUH! Bi kremde 12 tl nasıl kazık yerim! Aldım bi koli... dermişim :P

Tansaş da ucuz tabii ama burası eğer toptan alışveriş yapıyorsanız über ucuza geliyor. Gözüm 5 kiloluk mantılarda kaldı ya. 18 kg'luk yoğurt da vardı. 72'lik kutu kola paketi... İçkiler de feci ucuzdu. Offf... Kadınlar gibi koluma sepet takıp tüm param bitene kadar alış-veriş yapmak istiyorum :))

http://www.metro-tr.com

23.7.09

iş güç

"kayııttt, kestik,,, stopppp, durrrrr, olmadı, şöyle oynasan? arkaya şunu koysak? kayıııtttt" gibi emir kipli kelimeler kullanıp yönetmenlik yapmak negzelmiş yaaa. Burak kamera önünde ben arkasında, Intel'e retail projesi için ilk etap kayıtlara giriştik, daha da çok var çekecek şey, hem de para kazanarak! Harika bir duygu. Reklam/Film yönetmeni olmak varmış yaa

smack my bitch up

Matrix'in Soundtrack'leri çıktığında The Prodigy'yi ancak yeni tanımıştım. Yani 98'de Abdi İpekçi'ye geldiğinden filan habersizdim. 2004'te para yoktu. Bu sene de arkadaş kurbanı oldum. YİNE GELİN LAN! NOLUR! Herkes anlat anlat bitiremiyor performanslarını adamların RnC'taki. Videoyu izleyince zaten içimi derin bir hüzün kapladı :( Ben de "change my pitch up, smack my bitch up" deyü çııırmak istiyorum

22.7.09

Bless the metropol



21.7.09

yaşlı


cuma'dan bu yana istanbulda müzik vardı bildiğiniz gibi. her gün katıldık, dinledik, eğlendik, içtik, tonla yeni/eski arkadaşla geyik çevirdik, ağzımız yoruldu yedik içtik heyheylöylöy ama bişi farkettim ki, feci yoruldum lan! Öyle böyle değil. Yani kas yorgunluğu bir yerde, emekli filan olmalıyım gibi hissediyorum.

Rock, metal kan kaynatan şeyler, ölüyü diriltir, hele konu Arch enemy filansa ama bütün kaslarım hala odun gibi. Demirdöküm gibi yürüyorum. eğilemiyorum, doğrulamıyorum. Len alt tarafı konserde eğlendik, gören de beş posta dayak yedik sanar. daha 25'te böyleysem ben ohooo nolucam gelecekte ya :((( Kenan, Serdar veya Yalın dinleyen biri olup çıkcam her halde :)) "Abi çok gürültü ya onlar, kafa kaldırmıyoooo" bahanesini de soranlara söylicem. Sonra çıkcak ordan biri "En iyi Hande hacı" diye, vurcam sümsüğü kafasına, o olacak...

Tekrar spora başlıyorum lan en kısa sürede! Yiter!

Video Game Girl

Ahuhahahayabadabaduuubudakaikibunelanahahahaeee

20.7.09

kız, kadın, dişi, bayan, hatun, hanım vb.

Artık ne derseniz deyin, hatta karşı cins diyerek "cinsiyetçi" olayım, farketmez ama...

yahu yok mu bu gezegende sinirli olmayan veya sinirlerini kontrol edebilen düzeyli kıskanan ve sahiplenmeyen bir "karşı cinsim"? Yoh mu? Neredesin? Hangi köyde? Gül dökmeye geleceğim valla yollarına, el kaldır...


neyse efendim. blog burada gördüğünüz gibi. alıcınızla dekoderinizle filan oynamayınız...

18.7.09

all of this is random

dinleyecek yeni bir şey, süper bir ses, norveç havası arıyorsanız, işte.

17.7.09

SaUroN -HDR-

photomatix'i öyle kurcalarken çıkan bişi. beğenmedim ama LOTR'dan Sauron dayıyı aklıma getirdi. kıyamadıklarımdan...


fly, you fools
click the click

see you later (HDR)

Hayalimdeki sunset böyle güneşin en ufak halini aldığı yerde, bulutların içinde öyle bir kaybolmuş olması ki, sanki girdaba karışmış gibi hissettirmesidir. Işıklarıyla o en uzaktaki bulutun bile arasına karışmasıdır. Burdayım lan hala demesidir...
Çekerken bundan biraz o hava vardı, etrafı sarmal bulutlarla çevrili ama daha yakın bulutlar bozuyor görseli. istediğim ton da tutmadı. ama yine de çöpe atmaya kıyamadım.
see you later, maybe sooner
bömbüyük haliy için mouse'u foto üzerinde tut ve sonra tıkla.

16.7.09

Büyüyor. Durduramıyoruz!

Fransızların "Küçük Ceylan"ı Emma Watson'dır bence.
Hayri Pıtır'ın ilk filmde neydi, son filmde ne oldu... Britney spears gibi artık arabalardan inerken şovunu yapmaktan bile çekinmiyor. Tek farkı, kendisi henüz 19 yaşında :) (ne yiyorsunuz, ne içiyorsunuz da böyle serpiliyoruz annamadım bi türlü)







15.7.09

PES 2010 ve Seabass

türk erkeklerinin okey'den sonraki en büyük alışkanlığı olan PES, gelişerek devam ediyor. Konami'nin merkezine gidip PES Team ofisinden görüntü almışlar. Grafiklere, taktiklere göz atıyorlar. Gayet ilginç bir şeye benziyor PES 2010. Umarım 2009'daki hatalardan ders çıkarırlar, şu Online'ı da adam ederler de kramponlarımızı dolaplardan çıkarırız.


"Türkler internet kullanmasın"

Hahaha. Çok güldüğüm ama yer yer de hak verdiğim bir makale yazmış Yeşim Deniz. Spamlar ve sanal terörden illallah gelmiş kendisine ve tüm sanal alemden uzaklaştırılmamızı önermiş. Fena fikir değil he. Hala kümeslerde tavuklar tecavüze uğrarken, ne internetiymiş hsdahuaua

yazı ve Y. Deniz kimmiş bkz. : http://internetvideo.sys-con.com/node/1028923

14.7.09

as horizons end

paradise lost'u çok sever sayar yutarım, son konserlerini ne diye kaçırmıştım hatırlamıyorum ama UniRock'ta kesin izlerim diye düşünürken RnC'tan yana kullanacağım tercihimi ama çok pis 2 arada 1 derede kaldım.

Abilerden yeni bir parça geldi MySpace'ten. Böyle resmen kıyamet olmuşlar akmışlar üzerimize. Eski hallerine, gerçek goth hallerine geri dönmüşler neredeyse(bu arada PL götük müziğin ilkidir). Bayıldım, bittim, eridim. Çalarlar mı acep bunu Live ya. Giderim valla.
In Paradise We Lost!

internet reklamcılığında idiocracy

günde böle 1.5 milyon websayfası gezen ben bugün feci şekilde titredim, irkildim. msn kullanmak vazgeçecektim yani. bağlantımı filan koparıp atcam artık.


Reklamcılar artık tık başına para kazandığı için daha çok, sizleri en kısa yoldan reklamına tıklattırmaya çalışmakta. Bu bir gerçek. Ama ben artık bıktım "şınav çek çiçeğin evine gelsin" "şunları eşleştir 1000 kontörün olsun" "daha çok basket at kadın veriyoruz sana bakk" ... yani bu kadarı pes yahu. İnsan zekasına hakaret bunlar. Yurt dışındaki websitelerinde yok mu bu mouseover reklamları, var ama çoğu hepsi feci merak uyandırıcı, yaratıcı veya insanın başka yerine dokunan cinsten. Yani bazıları o kadar zor bişi oluyor ki, "zekiyim lan ben" dedirtip tıklıorsun. ters psikoloji...


Msn'deki reklam aşağıda. Yani ne diyim. Ne demek lazım. Senin müşteri kitlen ne? Kim? Ne satıycaksın yani? Gübre mi? İnternette reklamcılığında hala amatör adamların imza yetkisine sahip olduğunun bir göstergesi bunlar. "Basit olsun ki daha geniş kitlelere, salak ve cahillere de hitap etmek lazım yağğğ" kadar da gerzekçe bir fikir yok. Her şirketin, her ürünün bir kitlesi var, kitleni bir edin de sonra genişletmeye çalış.
3 kere tık tık yapıp mekik çektirmek ne lan!!! Ordu göreve!

Absolut Old Habit

Can sıkıntısı nelere kâdir (ne zamandır â yı kullanmadığım için özenle seçtim bu kelimeyi)
Fikrim neyse zikrim de o olduğuna göre imam olmalıymışım. Tüh.

binlerce dansözz vaaarrrr
go click yourself!

12.7.09

Marriage and the Ring

sizden çok vardır.
arkanızdadırlar.
sizin gibidirler.
aynıdırlar.
en azından aynı gözükürler.
bir arkasındakiyle tümleşiktirler.
bir yanındakiyle birleşiktirler.
aynısınızdır.
aynı olcaksınızdır.
sonra birleştirilirsiniz
bir demir parçasıyla.
artık hep beraber olmaya
yeminlisinizdir,
iyi günde kötü günde.
değişemezsiniz artık.
yan yana bile değilsinidir,
birsinizdir. kaçamazsınız.
onlar da hala arkanızdadırlar.
küflenirsiniz, örümceklenir; ağlanırsınız.
arkanızdan gelen pis sulara
yataklık edersiniz arkanızdakiler gibi,
biri önünüze geçinceye veya
yenisini koyana kadar.


conceptual valla billa
Tıklarsan 1100*763 - belli olmasa da hdr.

untitled

Azrail'e Ekim'de gelmesini söyleyin... bekleyin...


kirli suyunda parıltılar

gecenin fişi yok

Akvaryumunda sana başarılarBiraz yemsiz biraz keyifsiz kalSığ suyunda kıpırtılarBiraz sessiz biraz kimsesiz kalBak kendin bile inanmıştınSen tertemiz ve saftınKirli suyunda parıltılarArtık bir değerin varYalnızlığın tadı hep böyle kaçar mıBir gün kalbin elinde sessizce patlar mıArtık yalnızlığın varKirli suyunda parıltılar...Akvaryumunda sana başarılar Biraz sessiz biraz sevgisiz kal Bak kendin bile inanmıştınSen rengarenk kraldınKirli suyunda parıltılarArtık bir değerin varYalnızlığın tadı hep böyle kaçar mıBir gün kalbin elinde sessizce patlar mı



...İnsan bazen kaybolmak ister, kendi kendine kalmayı özlerHayaller kurmayı sever, gerçekler bazen az gelirBu dünya bazen dar gelir, bu hayat boş gelir

Yine de keyifli bir gün...

11.7.09

gidiyore, taşınıyore, amine...

Ofisi taşımıştık, şimdi sıra kendi evimde. Ağustos başına kadar taşınmış olcam. Bugün şöyle kıyıboylarındaki evleri araştırmak için çıktık. Off ne yorucu işmiş ya. ayaklarım şişti. İnternetten de keşke ev siparişi filan verebilsek, sepete ekleyebilsek...

Hala evlerini bekara, öğrenciye, erkeğe vermem diyenler de yok değilmiş. Hangi devirde yaşıyoruz yahu? Bekar olsa nolcak ki? Bekarlar otelde mi kalmalı? Evine mi zarar verir? Evli çiftler evde ip yumağıyla oynar di mi? Neyseeee

Büyük olasılıkla Ortaköy semalarından artık sizleri selamlayacağım. 2 şık arasında kaldık, ikisi de istediğimiz fiyat, birisi çok geniş, 2 tarafı da balkonlu, eşek gibi güneş alıyor, havadan ama manzara yok. Diğer şık buradan bi 7-8 dakka uzaklıkta, mini bir yokuşu var ama Ortaköye kuşbakışı bakıp boğazı görebiliyorsun büyük ölçüde. mutfak ve banyosu da gigantic. Benim oyum buraya ama bakıcaz işte. Off oofff o manzarada ne rakı balıklar, ne şarkı dinlemeler, ne ayakları dışarı uzatıp uyumalar yapılır annatamam. Eee taşınma partisine kimler geliyo? NoStaticcim?

the best song. ever.

artık kesinlikle katılıyorum.
tüm müzik türleri arasında,
tüm sanatçılar arasında,
tüm albümler içinde,
en en iyi parça, bana göre elbette,
şu adresteki şarkıdır. tıklayınca dinleyenzi

10.7.09

wasted years

adrian smith vaktiyle demiş,
so understand,don't waste your time always searching for those wasted years, face up...make your stand, and realise you're living in the golden years...

oradan türk filmlerine gidiyoruz, sezen aksu çalıyor, kırmızı bir bmw'den tarık tarcan çıkıyor, fonda "simdi artik kelimeler yetersiz anlami yok, yitirmis anilarla beraber faydasi yok,gel bunları bırakalim artık bir tarafa, gerçeği görmeliyiz dostum başka çaresi yok. şimdi bana kaybolan yıllarımı verselerrrrr... diye inliyor nameler...

Eğer, Biz kaybettiklerimizizdir isek;

Eğer, Kaybederek kazanmayı öğreniyorsak;

... ne anladım ben bu işten? Nedir bu arabesk? Kaybetme üzerinden kazanmaya yapılan atıflar filan? Hangimiz, hanginiz 1 kez bile kaybettiğine sevindi; sırf ileride bir ihtimal bunun kazanmaya giden bir yol olabileceği için? Kaç kere kandırdık, kandırdınız kendinizi, kendimizi kaybettiğiniz için...?

Kaç tane daha film izleyeceğiz, kaç tane daha şarkı dinleyeceğiz, kaç tane daha kitap okuyacağız, kaç tane daha boş sayfalara çizik attıracağız "kaybettiklerimiz" için... Belki de hiç kazanamadığımız kaybettiklerimiz için? Aslında hiç bir şey kaybettmediğimiz, kaybedemeyeceğimiz için? Kimsin ki kazandığını iddia edip kaybediyorsun... Kaç kere daha 3 noktanın anlamsız anlamlarına imâlar sokacağız? Kaç kere alıntılar yapacağız?

once the cloud that's raining
over your head disappears,
the noise that you'll hear
is the crashing down of hollow years

Sinekten yağ çıkarmak mı, kaybettiklerinden kazanç çıkarmak mı? Hani bazen kaybedendir ya kazanan? Kim dediyse yalan. En azından ben hiç görmedim kaybedince kazanan. Kaybeden kaybediyor işte. Küme düşüyorsun. Başka liglerde ter döküyorsun. Kazansan kaç yazar, küme düşmüşsün. Yıl sonundaki hayaline zaten daha önce sahiptin? I was there... Ne değişti ki hayallerin farklı olsun? Kaybettin az önce, farkında mısın? Kaybettin. Kayp.

Kazanmanın olduğu yerde kaybedebileceğini de söylerler. Eğer her ikiside varsa, zaten yarışmadasın demektir. Kim soktu ki seni, beni yarışmaya? İstemeden? Pas hakkım yok mu? Ya coker? Seyirciye sorma? Mola vermek istiyorum ben.

kazanma hakkımı iade ediyorum, yanında da kaybetme hakkımı vermek şartıyla. oynamıyorum oyununuzu sizin kurallarınızla.

tesadüfi kafiyelerimle sev beni. yatim en iyisi...

8.7.09

Yemek yerken ağlamak!


Kim derdi ev yemeğine hasret olacaksın Volkan, bir zamanlar o burun kıvırdığın yemekler gözünde tütecek... Kim derdi yi bırak, kim inanırdı...


Epeydir fast-food'la besleniyoruz. Evde, işte, yolda, rüyada... Gerçi bunu söylememize gerek yok, 1 km öteden anlarsınız. Amerikalılar gibi beslenmekteydik ki ofise "abla" işe başladı. Böyle bildiğimiz "yemek" yapıyor. Evet, ev yemeği. Kokusundan mideniz bile acıkıyor.


Günlerdir sebze filan yiyoruz. Fast-food tüketmiyoruz. Meyve tüketiyoruz. Yoğurtla yapılan şeyler içiyoruz yiyoruz. Ekmek bile doğruyoruz. Tuzluk istiyoruz bir birimizden. O kadar duygulanıyoruz ki, utanmasak yerken ağlayacağız. Bazılarımızın gözleri semiz otu yerken doldu da "gözüme bişi kaçtı yeaa" dedi. Yemedik. Gerçi yedik. 3er tabak semiz otu yedik. Ondan önce ıspanak. Kuru fasulye. Of ya. I LoVE Ev YemeQi


Yemeklerinize, ev yemeklerinize sahip çıkın a dostlar... Valla kabuska bile yerim sanırım bu gazla ben. Çünkü geçende iğrendiğim bamya yemeğinden (ki insanlar bamyayı bir birlerine küfürmüş gibi söylerken yenmesi ilginç) 2 tabak kana kana yedim böyle. Üstüme bile döktüm. Neyse, şimdi sırata kabak yemeği varmış. 1 yıl falan oldu kendisine dokunmayalı. İhya olurum ben artık.


Yaşasın yimeh yimeh

Katy Perry'ye Davetiye

http://www.radyofenomen.com/katyp.asp

param yok ama o göğüsleri görmem lazım diyenlere...

7.7.09

HDR Kedi

Ahan da bu kedi çok çakal. Bahçede oturup her yemek yiyişimizde kokusunu alıp geliyor. Aslında hiç de uysal değil ama tam bir poser'mış ya :) nasıl da oralı değil.

Bu sever JPG'den HDR kastım. RAW'a nazaran daha kasış ama orijinal olan sönük fotoğraftan daha iyi bir sonuç veriyor. Normalde 3 shot alındığı içni hareketli nesnelere HDR gitmez ya da uğraştırır ama hoş bir yöntemle o sorunun da üstesinden geldim. Belki bi tutorial yazarım.

http://i27.tinypic.com/2lvzoev.jpg Şu adreste orijinali var. Arasındaki 7 farkı söleyene çokolata


IV'ın yanında GTA yazasım geldi
Göz rengine kurban! Daha büyüğü için tıktık

Hitler de OGZ takip ediyormuş :O

ehauheuha... son sayı konseptli bir fan video. Hitler son sayıyı bulamazsa neler olur hahha

6.7.09

çok değiştik biz çok!

Ofiste en son en çok ne dinleniyor diye merak ediyorsanız, umutlarınızı suya düşüreceğiz metalhead'ler olarak. Maalesef biz de bu parçanın enerjisine yenik düştük. Feci catchy ule. Çok yerinde bir rip off olmuş Dead or Alive'dan. Kutluyoruz. Rapper'ız artık...


flo rida feat kesha - round right


ya da: http://fizy.com/s/16jt8r

5.7.09

Megan Fox CGI mı?



İşte, evde, sokakta, dolmuşta, durakta... Her yerde Megan Fox konuşur olduk Transformers 2 sonrası.





Hani erkek çocukların çoğu böyle ünlü ve çok güzel hatunları yemez içmez sıçmaz osurmaz filan bilir ya, ben Megan Fox hakkında aynen böyle düşünüyorum! Bu hatundan kokan, pis bir şey çıkamaz. Teri bile bir hastalığın tedavisini sağlıyordur!





Boxer dergisi de kendisini kapağına taşımız zekice bir hamleyle bu ay. Ey yarrappim. Nesin sen? Neden yapıldın sen? Neyden yapıldın? Nasıl bir anne babanın kızısın ki? Doğdun mu ki sen? Yok yok, kesinlikle über bir PC'de yapılan CGI'sın sen. 10 TB değerinde filan.





Ya da biz 6 milyar insan Paint ile yapıldık sen Photoshop CS4 ile yapıldın. RAW formatında sen, henüz 4*4 pixelart biz...





Huri diye megan fox'u verecek olsalar eminim ki dünya nüfusu bir milyar azalır. Ama hiç imkanı yok, ahirette bile Megan Fox yoktur. Anca onun mini heykelini verirler ödül diye. "Bunla yetineceksiniz adem oğulları" diye.



Bu kadar tahrik eden bakışları olan, kendisinden önce kamaraya dudakları giren, koşarken yavaş çekimde izlenen en güzel insan ve daha nice sıfatları (99 tane çıkarırım)...

Ve sen Shia LaBeouf!!! Biliyorum okuyorsun burayı. Google'dan "Megan Fox" Blog diye aratıp yazılan her şeyi okuyormuşsun. Çık git aramızdan! Daha gençsin bro!

4.7.09

time buries your memories

Lastfm'imi biraz inceledim, neler dinliyormuşum filan diye. Son 1 yılda en çok God is an astronaut dinlemişim. KEsinlikle. All time'da 3. ama aslında açık ara 1. zira mp3 player'ımda epey bir süre sadece kendileri vardı. Bazı filmlere müzik yapılır, bazı müziklere de film. GiaA işte o gruplardan. Elemanların da bundan haberdar, dedim çekicem bir şeyler izin var mı? diye. Türkiye'yi çok seviyolarmış, ilk geldiklerinde sallamamıştık ama ikinci kez geldiklerinde (NEEEE???) rehberleri benim. af yok.


Daha sonra Sentenced dinlemişim en çok. Çok önceden, the cold white light çıktığında oyun oynarken dinlediğim tek albümdü zira kanser edici bir albümdür kendisi, ancak oyun oynarken dinlemeye cesaret edebilirdim ama son 1 yılda yaşadıklarıma göre iyi dinlemişim sentenced.


İşin ilginç ve komik tarafı 21 Aralık 2005'ten bu yana bir tane SEVDİĞİM parça işaretlemişim. O da Aika Multaa Muistot (Everything Is Nothing). Ne zaman seçtim hatırlamıyorum muhtemelen sarhoşken seçmişimdir. İyi bir seçim. Parantez içindeki cümle çeviri değil. Asıl çevirisi başlıktaki. Referansı da Time Turns Your Memories into Gold'tur. Tabii grup Sentenced olunca işin negatif yönünden bakar, o yüzden zamanla her zaman bir alıp veremedikleri vardır ama ben katılmıyorum kendilerine. Zaman bir çok şeyi silip süpürür ama elbet artıklar kalır. En değerlisi işte o kalabilendir. Neyse, dinlemediyseniz dinleyin parçayı, Take me home... to the one I belong kısmı sonrası kayışınız kopmuyorsa bir kadeh daha çekin... Fotoğrafı da ben çektim. Ville artık biraz yaşlı, biraz kırılmış bir insan. Arkadaşının ölümü çok şey almış götürmüş kendisinden.


Tek parça olarak Pantera'dan Domination dinlemişim. Beni bilenler bilir ki Pantera sevmem. Sevmezdim. Çok salakça bir nedenden dolayı hem de. İlk bara filan gittiğim yıllarda uzun boylu, her yerinde Pantera dövmeleri olan, yarma gibi bir genç vardı, paso sarhoştu. Bir gün bunu dilenirken gördüm, gayet kendinden emin dileniyordu. O zaman bi çok şeyin yanında Pantera'dan da kopmuştum. Bir İNSAN için birşeyden, bir zümreden nefret etme sendromunu ben de yaşadım yani ama iyi ki atlattım zira böyle melodiler, riffler yazan, bir türe öncülük etmiş başka grup yok. İnsan işte; bir gün nefret ettiği şeye ertesi gün bayılabiliyor...


Son 1 yılda en çok dinlediğim parça da Smashing Pumpkins'ten the begining is the end is the begining olmuş. Watchmen gelene kadar dinlemişim epey. İlk versiyonu değil de sonraki versiyonu özellikle harika. Ondan sonra GiaA'un en sevdiğim parçası Suicide by Star geliyor. Yok böyle bir parça. Durağan başlıyor, doğuyor. Yavaşça yükseliyor, büyüyor, ritmini koruyor, sonra bir yerde sekans atlıyor, bir şeyler ters gidiyor, hızlanıyor, yaşlanıyor, artık öfkeleniyor, daha çok hızlanıyor ve kafa koparan davullar eşliğinde patlıyor, ölüyor...

3.7.09

Street Fighter II - Araba parçalama

En sevdiğim ara oyundu SFII'deki araba parçalama, ama her zaman soldan sağa geçmek zorunda oluşumuza gıcık olmuştum. Zaman kaybıydı. Neyse. İşte bir Asyalı abimiz, bu mini rüyayı gerçeğe çevirmiş. Arabayı bir yemediği kalmış.


2.7.09

itirafta da bulunurum iftirada da


neredeyse benim dişi ikizim olan peri'cim mim'lemiş beni :))) Pek uzağım lan ben bu mim mim işine (ikileme bile olmuyormuş, pehh).


İşte böyle itiraflarda bulunuyormuşuz. Peki bakalım:


*Ufakken ultra über mega çekingen biriydim. Bababmın dükkanına giremez, sıra arkadaşım kıza günaydın diyemez, susuzluktan ölsem gidip misafirlikte bir su isteyemezdim. Kaç kez "Şunu yer misin çocuuğum" sorusuna "Yok almiyim, ben yeni yedim" diyerekten açlıktan kıvrandım.


*Bakkaldan sakız, şeker hatta çukulata çalmışlığım vardır (bu konu hakkında feci komik bir post atacağım ilerleyen günlerde)


*Yeterince hızlı koşarsam görünmez olacağımı, nefesimi tutup gözlerim kızarana kadar odaklanırsam da bir nesneyi kımıldatacağımı düşünürdüm.


*Okuma yazma öğrenmeden Atari2600'deki oyunlarda puan rekorları kırardım.


*Okuldan kaçıp atari salonuna gittim diye bir kere ölesiye dayak yemiştim babamdan. İlk ve son dayağıydı (kestim sonra babamı dermişim:P)


*Sümüğümü yuvarlak yapıp (misket gibi) fırlatmışlığım çoktur.


*Heh, misketlerimden 5 tanesini çaldı diye çocuğun birinin kafasına misket torbamı vurmuştum. 5 dikiş atılmıştı. Oh olsun. Hiç de üzülmemiştim (caniyim, gaddarım nihaha)


*İlk metal müzik dinlediğim zamanlarda ve karakterim oturmamışken feci kasışlar içerisindeydim. rezillik.


*Çok çok önce, saçlarım bitlenmişti ve yüksek aile kararıyla dazlak olmuştum. Evet bildiğiniz sıfır numara (allahtan fotolarım yok o halde:P)


*En büyük şansım ve en büyük şanssızlığım aynı kişiydi


*Dünyanın en kötü futbol oyuncusuyumdur. Spastik gibi topa vurabilirim. Korner atışı kullanırken kendi kaleme gol atabilirim. Beni anca kaleye koyabilirsiniz.


*Hiç bir zaman bass gitar çalmayı öğrenemeyeceğimi anladığımda hiç üzülmedim.


*Şu dudakların arasına hiç izmarit girmedi (sarıyorum direkt :PP)


*Yaladığım bir çok şeyi tükürmüşümdür. Ya da tam tersi işte...


*4-5 bira ile sarhoş olabilirim ama yarım şişe Jack Daniels ile hiç bir şey olmaz. Terslik var.


*Hiç birinizin, hiç birimizin aslında gerçekten "itirafta" bulunabileceği şeyleri yazmadığını da biliyorum. öhö öhö....



O zaman ben de sevgili Ruh-u Müdafa Bahar'ı ve lollA'yı mimliyim. mimdirdim gittim.

Love is a feeling I don't wanna hear it

İlk etapta sadece şarkıyı koyup gidecektim ama aklıma bişiler geldi. Malum dünya Michael abimizi ve ölümünü konuşuyor hala. Bir şeyler tartışıyor, hala eski defterler tartışılıyor, kinler, öfkeler dökülüyor, sunulmayan sevgiler sunuluyor, tüm müzik marketleri daha fazla kazanıyor filan... MJ hayranı olduğum sanılmasın. Hiç olamadım. Elbette klasikleşmiş parçalarıyla dans etmişliğimiz, taklit etmişiliğimiz, moonwalk yaparken yamulduğumuz, abi o adamlar nasıl eğliyor öyle dediğimiz zamanlar bir hayli oldu ama ben buna hayranlık demiyorum. Saygı bizimkisi. Örneğin ben Elvis pek dinlemem saygım filan sonsuzdur. MJ'ye de öyle ama biraz daha ötesiydi.

İlk MJ diye birinin olduğunu ilkokulda bir kızdan öğrenmiştim (ki kızlardan çok şey öğrenmişimdir hayatımın geri kalanında da). Burada da yazmıştım bi ara, ilkokulda sevdiğim kızın arkadaşından, -ki daha sonra ona da gönlümü kaptırıyorum, ne ayranmışım- gördüm. Sanırım Dangerous albümü çıkmıştı o zaman en son. O yaşlarda insan zaten çok müzikle meşgul olmuyor, en azından ben olmuyordum ama hani sevdiğin insanın sevdiği şeyleri önceden şöyle bir öğrenirsin, seviyormuş gibi yapar karşı tarafın gözünde puanını arttırırsın, heh işte öyle bir araştırmaya çıkmıştım. Kız ağır MJ hayranıymış. Albümler, evde posterler filan, hatta arada bir yürüyüşünü filan yapardı, vay mk olurduk.

İşte ben muhabbeti koyulaştırmıştım artık, annesiyle bize de bunlar sık sık misafir olmaya başlarken, walkman'den buna "bak sana ne dinlettiricem" diye o süngerli koca kulaklı aleti koymuştum kafasına. " AAaa asen de mi maykıl ceksın seviyosunnnnn" diye gözleri büyümüştü. Artık kız daha önce hiç MJ hayranı bir erkek görmemiş mi bilmiyorum da, o muhabbetten sonraki günlerde teneffüslerde beraber müzik dinlerdik, bi parça o bi parça bu.

İşte bu Give in to me adlı parçayı o zamanlar çok çok dinlediğimi hatırlıyorum bu hatun yüzünden. Resmen parçayı şimdi her dinleyişimde parçaları oturdu kafamda. Vay be lan süpermiş filan diyordum MJ için. Tabii sonra hatun başka okula filan gidince yalan oldu MJ benim için ama bence en iyi parçası olan bu parçanın bende bir anısı olmasına sevindim.

Sanıyorum ki bu parçayı bilmeyen olsun buralarda. gitarda slash, sonunda efsanevi bir solo, tüm sözler müzikler derlemeler filan MJ'e ait, hoş bir klip, etkileyici sözler, yırtan bir vokal... bana göre en iyi MJ parçasıdır. eksik kalmasın blogumda, gelin ara ara dinleyin burdan diye koyayım dedim... Amin




Youtube açılmıyorsa: http://fizy.com/s/16njom

She always takes it with a heart of stone
cause all she does is throw it back to me
Ive spend a lifetime
Looking for someone
Dont try to understand me
Just simply do the
Things I say

Love is a feeling
Give it when I want it
cause Im on fire
Quench my desire
Give it when I want it
Talk to me woman
Give in to me
Give in to me

You always knew just how to make me cry
And never did I ask you questions why
It seems you get your kicks from hurting me
Dont try to understand me
Because your words just arent enough

Love is a feeling
Quench my desire
Give it when I want it
Takin me higher
Love is a woman
I dont wanna hear it
Give in to me
Give in to me

You and your friends
Were laughing at me in town
But its okay
And its okay
You wont be laughing girl
When Im not around
Ill be okay
And ill, Ill not find
Gotta, the peace of mind no

Dont try to tell me
Because your words
Just arent enough

Love is a feeling
Quench my desire
Give it when I want it
Takin me higher
Talk to me woman
Love is a feeling
Give in to me
Give in to me
Give in to me

1.7.09

Temmuz Oyungezer

Sabaha karşı, 80'lerden klasikler çalıp komşuları uyandırırken, Cheri cheri lady ile göbek atarken, Faruk'un konyaklara ilaç atmasını izlerken, benim horuldarken, farkkettiğimiz şey bir sayının daha sonuna gelmiş olmamızdı. Temmuz sayısı hayırlı olsun. 4'ünde veya 5'inde tüm galakside bayilerde.


tıklarsan foruma gidersin uyardım bak
Dev LEFT 4 DEAD 2 ön incelemesi!
Şehir bizden korksun: PROTOTYPE ve INFAMOUS!
MAX PAYNE 3 özel ilk bakışı!
Gittik, Gördük, Oynadık: E3 2009!
Tam 2 DVD!
Herkese KARAHAN ve 5 TL'lik KARAHAN parası hediye!

Feci fakirletecek Temmuz ayı geldi


Şöyle önümdeki aylara değil de sadece Temmuz'da gideyim bir dediğim konserele göz attım da, off dev sıçtım gibi gözüküyor. Muhtemelen bazılarına gidilmez ama yaz tatilinde olsam affetmezdim hiç birini. Bir bilet hesabı yapalım o zaman:

2-3-4-5 Temmuz Zephyr Rock Fest: 29
4 temmuz: dream theatre: 74
6 temmuz carlos santana: 123
9 temmuz katy perry: 75
İstanbul Jazz fest dahilinde 2-15 temmuz arasında en az bir grup izleyeyim desek: 34
17-19 Temmuz UNI-ROCK: Kombine alsanız: 72 Tek gün alsanız 39
18-19 temmuz Rock'n Coke: Kombine 115 Tek gün: 75
20 Temmuz Deep Purple: 108
29 Temmuz Testament: 39 ============= Sonuçta: en az 600 ile 700 arası bir bilet fiyatı ortaya çıkıyor.


Tabii ki bunlara aralarda gideceğiniz bar konserleri, partiler, orada içecekleriniz, festivalerde yiyecekleriniz, konaklamalar veya sahneönü biletleri dahil değil. O zaman fiyat 1000 ytl'yi kafadan geçiyor. Eğer biraz daha geniş müzik zevkiniz varsa 50 Cent'e, ne bilim Most Açık hava konserlerine de giderim diyorsanız 1500'e doğru yol alınıyor SADECE TEMMUZ ayında.


E bu parayı verseniz bile bununla da bitmiyor. Ağustos başlar başlamaz Fayboy Slim mi dersiniz, Leonard Cohen'mi dersiniz, Faith No More mu dersiniz, Rock Tatili Fest mi dersiniz, NE dersiniz bilmem ama bu yaz harbi çok hafifledik, hafiflicez. Son 15 günde 10 tane mi ne event'e katıldım, her anlamda yoruldum, Temmuz'da gazamız mübarek ola kızlar... Kazı- Kazan'a mı başlasak ne yapsak, bilemedim ki...