13.4.09

Cici Anne


Her ne kadar Türkiye'de çok fazla "cici anne" tanımlaması pek kullanılmasa da benim bi cici annem var. Babaannemin yakın bir arkadaşı, oradan annemi, oradan beni tanımış ve yaklaşık 6 yaşına kadar da pür dikkat benle ilgilenmiş birisi. Hemşirelikten emeklidir. Yaş olarak sanırım 70 küsürlerinde. Oldukça ufak tefektir. 1.55 filandır. Çok da zayıftır. şu sıralar 40 küsür filandır ama dünyanın en sevimli, en şirin yaşlısıdır. Çocuk gibi böyle ama yaşlı. Yaklaşık 2.5 yıldır görmüyorum. Ara ara telefonda görüşüyoruz. zor duyuyor. "Volkanımm nasılsınn, iyiysen sorun yok, ben de iyiyim, özledim seni, hadi kendine iyi bak öpüyorum kocaman" der kapatır beni dinlemeden... Gece rüyamda onun öldüğünü gördüm, allahım nasıl bir üzüntüyle uyandım anlatamam. Resmen o gerçekten de ölmüş gibi gibi pişmanlıkla uyandım. Kendisine karşı biraz nankörce davrandım hatta halen davranmaktayım.


Aynı il sınırları içerisinde olsak bile onun evine 1 kere gitmiştim o da sanırım 10 yıl önce kadardı. Hep o bize gelmiştir. Benle muhabbet etmeyi çok severdi, en son görüştüğümüzde de öyleydi. Her konu hakkında sorular sorar, sıkıntılarımı dinlemek ister filan. Genç insanın halinden feci anladır. İlk sene üniyi kazanamadığımda beni istanbul dışı bir yere yollamak istemiş, finanse ederim seni demişti ama o zaman ki şartları mbuna müsait olmadığı için kabul etmemiş, onun gözünde "bozulmuş bir genç" olarak yer edinmeye başlamıştım. Çok belli etmese de onu hayalkırıklığına uğrattığımı biliyorum. Neyse... O gençken çok zor şartlarda büyümüş, kendisini ailesinden koparmış, hemşirelik okuluna gitmiş, işte meslek elde etmiş. Bir evlilik yapmış, o kocası da alkolik olmuş, buna zorba hayatı yaşatmış, 1 de çocuk yapmış. Kocası sonra hastalıktan ölmüş. Sanırım bi 35 senedir yalnız. Hayatına hiç erkek sokmamış. Yalnız diyorsam, gerçekten yalnız yani. Oğlu askerlik çağından sonra mesleğini eline alınca ayrılmış evden. Kadıncağız da kendi evinde o gün bugün tek başınadır. Konuşan tek şeyi bir TV'sidir ama asla yalnızlığından şikayet ettiğini görmedim. Oldukça dindandır. Modern dindar tabii, tutucu değil. Başı açıktır örneğin, çok da klas giyinirdi. Etekler filan. Ama bir okur üflerdi ki, ben o güne kadar "okumak nedir yaaa" derdim ama beni dizine yatırır bişiler okur üfler, ben resmen nirvanaya ermiş kadar mutlu, pozitif olurdum, bir de nasıl uykum gelirdi anlatamam.


Çocukken ona çok çektirdiğimi anlatırdı o da annem de. Hatta bir keresine kadıncağızı öldürüyormuşum :) O zamanki evimiz Harbiye'deydi. İki katlıydı ve ikinci katın merdiveninden aşağı arkasına geçip itmişim. Kadın resmen paldur küldür düşmüş hastanelik olmuş. Ayak kemiği elmacık kemiği kaburgaları filan kırılmış benim yüzümden. Yani harbi katil oluyormuşum o boyda :)) Hala da ağrısını çekermiş o yerlerin. Tutarmış beni kolumdan harbiye'deki saatçilere getirirmiş, o zamanlar askeri müze karşısında çokça saatçi vardı. "Taaat, annee, taaaat" derdin derdi bana çok güldürür, utandırırdı. Evet, yaşlıların böyle vardır ya toplum içinde "hehe o küçükken şöle böle yapardı" muhabbeti, maalesef yapardı bunu :)) Sonracığıma Playstation 1 daha yeni ülkemize girdiğinde bana almıştı. Nasıl sevindirmişti beni anlatamam. yıl 1996 filan oluyo sanırım. Her görüştüğümüzde harçlık verirdi, o yüzden de ekstra severdim. Benim hatırlamadığım çocukluk-bebeklik dönemlerinde de annem çalışırken bana bakarmış sık sık. Anaokuluna başlamadan harfleri öğretmişti, onları hatırlıyorum bak. Babamı hiç sevmezdi. Zaten kimse sevmezdi de, onun yüzünden bana üzülürdü. Babaların günahlarını oğulları çekermiş, bu sözü ilk kez ondan işitmiştir. Asla da unutacağımı sanmıyorum.


Çok fittir ama çok sağlıklı değildir. Çok hasta olur ama uzun süreli hasta olmaz. Yine de tek başına 2 odalı bir evde onca yıl nasıl yaşayabiliyor, nasıl yemeğini yapıyor hastayken nasıl temizliğini gideriyor, hiç bilmiyorum. Onun yaşına geldiğimde ben muhtemelen yatalak filan olurum. Zaten artık uzun mesafeli yollara gelemiyor oyüzden görüşemiyoruz. Ben de ona götmediğimden hep bunun ezikliğini hissederim. bir kahvenin 40 yıllık hatrı varsa, kendisine karşı bir matematik hesabı yapamayacağım sanırım.


İşte böyle bir insanı kaybettiğim korkusuyla telefonuma sarıldım. Sesini duyduğumdaki mutluluğu tarif edemem. En yakın zamanda, ilk fırsatta yanına gidip hasret gidermem lazım. Ayrıca farkettim ki hiç fotoğrafı yok bende. Bir kaç da fotosunu çekerim. Bundan 30-40 sene bile olsa unutmak istemiyorum kendisini...Helallik isterim. Öper koklarım. Eskiden de söylerdim ona, yine söylicem, senin gibi kadın kalmadı ya, bulsam dakka durmam, ağzından girer burnundan çıkar evlenirim derdim. Gerçekten öyle. Kesinlikle bir prototip.
Severim cici annemi...
Tepkiler:

2 yorum :

Duke dedi ki...

İnsan hep vakit var sanıyor böyle durumlarda. "Sonra ararım. Giderim ziyaretine bir ara." Ama yok vakit falan, sonra yok. Şimdi var, ne yaptıysan şimdi yaptın. Şimdi söylemezsen, yazmazsan, aramaz, dinlemez, çalışmaz, okumaz, gitmezsen başka bir zaman hiç yapamazsın. Dediğim gibi başka bir zaman yok. Ne olup bittiğini anlayınca insan üzülüyor yapmadıkları için.

Hani Serpi Abla demişti ya "Anladığın ile anlattığın arasında daima eksik sözcükler olduğunu bilmenin hayalkırıklığı." diye, işte şu an yaşadığım. Anlatabilmişimdir bir şeyler umarım.

Volkan dedi ki...

Duke, ben anladım gerçekten seni :)

Serpil de zaten çok güzel demiş.