• Sense8 ile yeni yıl

  • 2016 dizilerinin gizli Hit'i: Quarry

  • John Carpenter geri döndü!

31.3.09

Haiku


SABAH AYAZI

A Bitter Morning: / Sabah ayazı:

Sparrows sitting together / Serçeler topluca duruyor

Without any necks. / Yok hiçbirinin boynu.




KİRAZ BAHÇESİ

Şafak sökerken, kiraz ağacının çiçeklerine vurup geçer yağmurun sesi..
Çisil çisil yağan yağmurda, kiraz çiçekleri eğilmiş.
İncecik yağan yağmur kiraz çiçeklerinde kaybolup, çam ağacında çıkıverir ortaya,
Kıyamazsın, dökülmüş kiraz çiçeklerinin üstüne basıp geçmeye
Oradan geçerken dökülen kiraz çiçeklerinin rüzgarında, dönüp arkama baktım
Kyoto’lu kadınlar benim kadar, romantik değiller, kiraz çiçeklerini sevmiyorlar,
Çiçekli kiraz ağacı dağda bulutların üstünde, yanında hem tapınak, hem dağ geçidi var,
Şamisen çalan kör bir kadının etrafı kiraz çiçekleriyle sarılmış,
Tahta kızıl köprüde kiraz çiçeklerinin aydınlığında bir papağan konuşuyor,
Sake’nin sarhoşluğunda, gözüme beyaz bir kiraz çiçeği çarpıyor.
Bugün kiraz ağacının çiçeklerine, sanki dolunay takılı
Dökülen kiraz çiçeğinin bir yaprağı neşeyle sallanıyor
Anıların ırmağından geçerken, yine kiraz ağacından çiçek yağmuru başladı.
Dökülen kiraz çiçeklerini durdurmanın bir anlamı yok ki.
Kiraz ağacının tepesinde, bir görünüp bir kaybolan hangi kuş?
Kiraz ağacından kopan çiçek bulutu, uzaktaki bir tapınağı selamlıyor..
Akşam kiraz ağacının ışığında, bu küçük kağıt fenerinde ışıyor..
Kiraz çiçeği, denizin dibinde ki bir inciymiş gibi açılıyor
Bu dağ kirazı ağacında eski anılarım var, sanki eski bir dosta rastlamış gibiyim.
Kiraz çiçekleri, beyaz bulutların geçip gittiği bir dağın zirvesinde
Gittiğim yönünde ufkun, gün batısı tarafında bir dağ kirazı ağacı var.
Bu dağ kirazı ağacını görünce içim ısınır, içim alev alev yanar,
Çiçekli kiraz ağacı dağın eteklerinde, yabani otların içinde.
Akşam çökünce, evimin etrafındaki kiraz ağaçlarını ışıklandırdım..
Eğer çam ağacı varsa, kiraz ağacı çiçeklerinin bulutu da varsa.
İşte orası benim memleketim.
Kiraz ağacından koluma telaşla dökülenler de, kiraz çiçeği işte...

Takahama Kyoshi (çeviri: Can Akın)

29.3.09

Elimi sürdüm. Bulaşır mı?


















Efet, merakla beklenen Enki Bilal ile tanışma konuşma foto moto olayı gerçekleşti. Lokum gibi adammış. Tam bir Fransız beyfendisi. Her santimine işlemiş cool'luk. Sanırsınız ki matrix'ten çıkmış. Çok da samimi. röportaj sırasında gayet rahattı ve kasmadan sorulara uzun uzun cevaplar vermekten kaçınmayan biri. Mesela ilk müjdemiz "yeni bir sinema filmi yoldaymış ama ad vermek için erkenmiş"...

Kendisine adımı bir de eskiyleyeni yazar mısınız diye rica ettim, kırmadı, dedi sende potansiyel gördüm çocuk :PP, tabii blogun adını yanlış yazdı ama adımda yanılmadı. 30 saniye kadar sürede aşağıdaki silüeti karaladı. 1 gün uğraşsam çizemem aga onu ben! 4 tane event'ten foto koyayım. Kendisiyle de foto çektirdim ama buraya koyup deşifre etmiyorum kendimi :P

Kendisine elimi kolumu sürdüm valla. bişiler bulaşsa allahım ne olur :)

28.3.09

Ben "Flashback" gördüm


böyle bazı filmlerde vardır; bir eşyanın, yapının, mekanın bi tarafı günlük yaşamdayken bir tarafı da eskiye döner, anılarınızı orada görürsünüz. En son Frankly'de izlemiştim bu türlü bişi


ama bugün Şişli'den geçerken ufakken babannemin yanına sürekli gittiğim binanın önünden geçen flashback'lere boğuldum. Bahsettiğim bina Şişli migros'un tam karşı sokağındaki şu anda tamamen kapanmış, harabemsi bina. Bahsettiğim zamanlarda ise içerisi curcunaydı, bi çok muhasebeci, avukat filan yer edinirdi burada. Asansör hep dolu olurdu. Şimdi kapıları kilitlenmiş, terkedilmiş, camlar yıkık dökük halde Şişli'ye bakıyor.


Oranın en üst katında çalışırdı babaannem. Ünlü avukat Mehmet ali cimcoz'un yanında çalışırdı (Adalet cimcoz karısı olur) . Sanırım ilk okula yeni başlamıştım, sık sık giderdim buraya, bizim ev kadar kocaman terası vardı, çiçeklerle doluydu. üstü açık olduğundan güneş zemini kızdırırdı. çorapsız gezmeyi çok severdim. bi yere su döküp 5 dakika sonra oradan yok olmasına anlam veremezdim, buharlaşma nedir bilmiyodum bile :) Ben de böyle epey munzur manyağın tekiydim. Eskiden tam binanın önünde otobüs durakları olurdu. Ben de aşağı su dökerdim durmadan. 5 dakika sonra zile abanırlardı ulee kim o su döken getirmeyin orayaaa diye. babaannemden azarı yerdim. En sonunda hortumu saklamışlardı ben de çareyi aşağı işemekte bulmuştum hahaha... Zil değil kapıya kadar gelip bozuk çalmışlardı. Bi süre gitmedim zaten ama sonra uslu çocuk rolüyle gitmeye başladım.


Ev ev değil köş gibiydi. 2 tuvaletli evi ilk kez orada görmüştüm. 6-7 koca odalı bi yerdi. Saklanbaç oynardık yiğenlerle zor bulurduk bir birimizi...Avukat olduğu için kocaman bir odası, yazanesi kütüphaneydi, her şey vardı yani. Bana kitaplar verirdi mehmet ali cimcoz, böyle imzalı filan şeylerdi tabii ben değer bilmezdim ehe ehe diye yırtardım filan. Kafama sıçayım, en büyük pişmanlığım budur sanırım o zamandan... Öldüğünde binlerce kitap bırakmıştı arkasında. Babaanneme kalmıştı hepsi, yarısı da bizim evdeydi ve ben atari salonlarına para yetiştirmek için çoğunu sahaflara sattım. O kitapların şimdi çok değerli olduğunu yeni yeni öğreniyorum kafamı mkim...


Zamanın karşısında hiç bir şey duramıyor. Beton bile, anı bile; silikleşiyorlar birer birer... hala hatırlıyoken yazayım istedim.

Dünyanın en güzel 2. şeyi


Dünyanın en güzel şeyi kesinlikle "sudur". ne kediniz, ne çiçeğiniz, ne sevgiliniz, ne de başka birşey. Sudan daha güzeli yoktur bence.


İkinci güzel şeyi de bence "Doğal Maden Suyu"dur. Hatta sudan daha çok seviyorum kendisini ama suya göre daha pahalı olduğu için şu sıralar ikinci sıramda :))


Yaklaşık 2 yıldır HERGÜN en az 1 adet 200ml'lik soda içerim, bu sayı 3'e kadar da çıkar bazen günde. Artık susamıyorum, resmen doğal maden susuyorum :P Özellikle yazları insanda böyle bir kola tüketme ihtiyacı olur ya, kesinlikle DMS'nu denemelisiniz. Ama meyveli olanları da değil. Safkan takılın. Marka vermek gerekirse Uludağ'dan başkasını tanımam.


Ha bir de "soda" ile "maden suyunu" bir birine karıştırmamak lazım. Soda yararsız DMS'yu çok yararlıdır. Şöyle ki:


Her yaştaki bireylerin günlük kalsiyum gereksinimlerinin karşılanmasında takviye olarak düşünülebilir. Böylece güçlü kemik yapısının oluşması ve korunmasını sağlar. Büyüme çağında, hamilelikte ve yaşlılıkta artan mineral ihtiyacının (magnezyum, kalsiyum, flor ve sodyum gibi) karşılanmasında gerektiği kadar kullanılarak sağlanabilir. Sağlıklı bireylerde içerdiği sülfat, bikarbonat iyonları sayesinde sindirim sistemi (mide ve bağırsaklar) ve boşaltım sistemi (böbrekler ve idrar yolları) fonksiyonlarını destekler(maden suyunun önerilen miktardan fazla tüketilmemesi şartıyla geçerlidir). Cildin gerekli olan su ve mineral ihtiyacını da karşılayarak cilde gergin, pürüzsüz ve canlı bir görünüm sağlanmasında yardımcıdır. Solunum, idrar, her türlü spor aktivitesinde ve özellikle yaz aylarında terleme ile oluşan su ve mineral kaybının karşılanmasında ölçüsü kadar kullanılabilir. Bikarbonat içeriğinin yüksek olması ise asit fazlalığı, yanma ve ekşime ile seyreden mide hastalıklarında mide asidi fazlalılığını baskılayıcıdır. Özellikle yaz aylarında sıcaklığın artmasıyla birlikte asitli içecek tüketme ihitiyacı da artar. Boyalı, katkı maddeli içecekler yerine maden suları tercih edilebilir. Son dönemde meyveli çeşitleri de piyasada bulunmakta fakat bunların kalori de dikkate alınarak tüketilmesinde fayda var. alıntıdır


27.3.09

METAL GEAR SOLID 5 Mİ???

Bir japon icadı, bir fenomen, bir "en iyi sinematik oyun", bir "en iyi seri", bir "başka hangi oyunda ağlar, güler, şaşırır, değşete düşersiniz", bir "Kojima allah senin belanı vermesin", bir "oyunda öte", bir bir bir... O biyyyy METAL GEAR SOLIDDDDDDDD şakaşakaşaka...

MGS4'te ağzımız burnumuz yamulmuştu. Nası ya, aga bu oyun mu şimdi, nasıl yapmışlar ki, nası bi senaryo, nasıl twistler, nasıl animasyonlar efektler ellahım yerrabım diye diye oyunu eskitemeden Game Devolopers konferansında Kojima ağzındaki baklayı çıkarttı.

MGS4 ile Snake'in hikayesi bitti ama seri bitmedi. Yani MGS5 geliyor resmen!!!

Henüz baş kahraman kim bilmiyoruz, ama görüdğü gibi "ninja" özellikleri olan biri. büyük ihtimal Raiden olacak (MGS4'teki karizması inanılmazdı, ustacaydı) ama Gray Fox da olabilir hatta bence Gray Fox olsa, bir prequel yapsa Kojima, yeminle deprem olur dünyada.

Ayrıca Kojima san, "imkansız birşeyi imkanlı hale getiriyoruz" diye bir açıklama yaptı. Daha önce kimsenin yapmadığı, kullanmadığı bir teknolojiyle geleceklermiş ve E3 fuarında sanırım salya sümük ağlayacağız (veya güleceğiz, MGs4 açıklanırken yerlere yatmıştık yani:)). Eğer Kojima bu lafı ettiyse, ben korkuyorum arkadaş. Bu adam dünyanın en iyi JAPONLARINDAN biri lan. böyle bir hayal gücü, böyle bir göz zevki, böyle duygulu bir adam, yazar-yönetmen yok dünyada yani. MGS4'ten en az 3 tane oscar'lık film çıkmaz mı ya?

ŞU ADRESTE Kojima'nın konferanstaki konuşma videolarını bulabilirsiniz. Adam feci heyecanlı ya, resmen "kapak" gibi bir oyunla geliyor. Haydi hayırlısı...

Enki Bilal İstanbul'da...



ENKİ BİLAL üstad yarın İstanbul'da olacak.

Yapı kredi Sermet Çifter salonun'da, saat 14:00 te bir de söyleşi düzenlenecek. Sergisi de 2 Mayıs'a kadar devam edecek. Hayranları kaçırmasın.

Ben de hayırlısıyla röportaja gideceğim. Elini elime süreceğim babanın, belki yetenek filan bulaşır :PPP

26.3.09

Konserler ve Last.fm (güncellendi3)

Müzik adına iyi ve kötü haberlerimis varmış.

11. İstanbul Rock Festivali @İTU (info) - 13-17 Nisan
Placebo 23 Haziran'da gelorrrr
rock n coke'a Linkin park geliyormuş.
Kuruçeşme arena'da Santana olacakmış.
Katy Perry'yi demiştik.
Harcore-metalcore tayfasının bayılacağı konser de Hatebreed olacak sanırım.
Uni-rock fest'te Paradise lost, amon amarth ve Arch Enemy şimdilik açıklananlar.
13-14 Haziran'da Savatage ağırlıklı playlistiyle Jon Oliva's Pain çoşturacak bizleri...
EN öldürücü olanı da şüphesiz HAIL olacak: Kadroya gelin: Jimmy De Grasso - DavulAndreas Kisser - GitarRipper Owens - Vokal David Ellefson - Bas gitar... Tamamen cover çalıp yarıyolar ortalığı. MEGADETH ULAN) 27 Nisan'da...




Kötü haber Last.fm tarafında geliyor. Devasa radyosununu ÜCRETLİ hale getiriyorlarmış. aylık 3 euro kadar mani istiyorlarmış. Allah belanızı diyorum. Şurada detayları var

25.3.09

Twitter da neymiş?

En başından beri Twitter'ın ne halta yaradığını çözememişimdir. Hadi insanlar "şimdi zıçtım" "bugün de çok güzel" "akşama ne yemek yapsam" vari mesajları yazabilir de, şirketlerin bile Twitter'ları var yaw. Niye? Bilgi çağında yaşıyoruz da, anlık yapılan fiilleri de insanlar niye bilsin... diye düşünüyordum ki şu hoş video ile karşılaştım. İzleyin, gülün



Veya Buradan: http://current.com/items/89891774/twouble_with_twitters.htm

24.3.09

Elif Şafak, Aşk'ta demiş ki...


"Başkalarından saygı, ilgi ya da sevgi bekliyorsan, önce sırasıyla kendine borçlusun bunları. Kendini sevmeyen birinin sevilmesi mümkün değildir. Sen kendini sevdiğin halde dünya sana diken yolladı mı, sevin. Yakında gül yollayacak demektir."


Hoş bir tespit olmuş. "Tanrı insanın çölde eşeğini kaybettirir, sonra deve buldurur" culuğun daha romantik hali gibi :) Sevdim. Zaman olsa da okusak.
Alıntıyı şuradan yaptım

Guitar Hero: Metallica ile ölmece

GH 4 oynarken ultra eğlendim denemez. Davulun zillerinde biraz problem vardı, parçaların da hepsi açılmamıştı (gerçi Tool'un parçaları yetmişti bana) ama GH: METALLICA ile resmen eğlencenin, metalin dibine vuracağız gibi. Aynı anda, aynı yerde, 3-4 arkadaş kafa kafaya verip, bağıracak, davul tokmaklayacak ve pena sallayacağız, master of puppet'ın ulvi solosunu atacağız (gitara eklenen yeni touchpad özelliği daha iyi kullanılıyor bu oyunda)...
Oyunda toplam 28 metallica parçası var. Bunların yanında Motorhead, Slayer, judas priest, diamond head, alice in chains, foo fighters, suicidial tendencies gibi kültlemiş gruplar da var. Tüm şarkı listesi ahan da şurada)

aşağıdaki video da adi herifler demo üzerinde for Whom The Bell Tolls'u çalıyolar. ADİLERRRRRHHYYYY

23.3.09

amon amarth: guardians of asgaard

Ulan böle güzel bi şarkıya böle komik klip mi çekilir bre tospaalar

Guardians Of Asgaard ft. LG Petrov

22.3.09

dünya şiir günü

2.5 saat gecikmeli de olsa bi yazıyla uğurlayalım günü:

Kimdi kimdi kalan
Giden mi suçludur herzaman?
Ne zaman başlar ayrılıklar
Dostluklar biter ne zaman
Her geçen gün bir parça daha
Aldı götürdü bizden
Aynı kalmıyordu hiçbir şey
Değişiyordu herşey kendiliğinden
Artık çözülmüştü ellerimiz
Artık bölünmüştü yüreğimiz
Birimiz söylemeliydi bunu
Ötekini incitmeden
Kimdi giden kimdi kalan
Aslında giden değil
Kalandır terkeden
Giden de bu yüzden gitmiştir zaten.

M.Mungan

21.3.09

"SO SAY WE ALL!"

Şu yazacağım mesaja başlamadan bir forumlara bakayım derken kötü bir habere daha denk geldim. Manowarif nick'iyle takıldığım bir forumda takılırdı. Sima olarak tanırdım ama hiç tanışmak nasip olmamıştı... O da benim gibi manowar fanı (daha eski) idi, keşke tanışsaymışım.

Geçen gün kendisi siyanür içerek intihar etmiş. Kız arkadaşından ayrıldığı için :(( Haberin detayları şurada ... Üzüldüm resmen. Çünkü çok iyi anlıyorum. Yine de bu testi geçmesini isterdim... Mekanı cennet, toprağı bol olur inşallah diyorum :((


GELELİM bu beyaz sayfanın asıl nedenine blogdaş...


2003'te başlayan bir diğer aşkım daha bitti bugün itibariyle.. BATTLESTAR GALACTICA'm emekli oldu :((( Bitti onca yıldır süren dizim. Büyük bir acı yaşamaktayım.


Damağımda hala o plot bölümün tadı varken hele. Dile kolay 70'ten fazla bölüme şahit olduk. Her karakterle üzüldüm sevindim ağladım ben lan bu dizide. Bir sci-fic dizinin veremediği tat vardı bu dizide. En güzel yanı da çok şey öğretiyordu. "Bir diziden de bir şey öğreneceksen, öl sen" diyen, ayağa kalk! Dizinin alt metinlerini anlatsalar 270 bölüm sürerdi... Kolay değil bu işler o kadar...


Final bölümü HER soruya cevap vermedi ama bir FİNAL gibi bitti. Anlatmayacağım neler oldu bitti ama hüngür hüngür ağlattı resmen :( Adama, sen nasıl bir insansın yahu. Nası sevgi dolusun. idolümsün hacı. Baltar'a çok özensem de gönlümde yatan sensin (too gay:P) ... Çoğu bölümde insanoğluna mesaj yollayan, uzlaşmanın, sevginin, aşkın, ideal ve prensip sahibi olmanın, inanmanın, güvenmenin, sadık olmanın ve daha bir çok şeyin genelde olmasa da, "sonunda" kazanacak taraf olacağı gerçeğini, son bölüm itibariyle çok iyi verdi. Titretti... Ama her güzel şeyde olduğu gibi bunun da sonu vardı.


"sahneden" "sevdiğini" "selamlayarak" "inen" "herşey" karşısında "alkışlarımı" takdir ediyorum... SO SAY WE ALL MK!


Adama:

I laid out the cabin today.

It's gonna have an easterly view.

You should see the light that we get here.

When the sun comes from behind those mountains...

It's almost heavenly.

It reminds me of you...

Heloloyloyloylooo


TARİH: 9 TEMMUZ 2009
MEKAN: FENERBAHÇE- TRUE BLUE
HATUN (YENGENİZ): KATY PERRY
Konsere gel aga... Çalsın zurnalar, oynasın gacılar. abo çok sevindim.

Poison Black




Ville Laihiala'yı bilirsiniz. Sentenced'ın aşırı karizmatik adamıdır gönlümüzde. Tabii artık Poison Black adlı grubuyla meşgul. cuma günü hoş, mütevazi bir konser verdiler. Miikaaa miiiikaaa diye bağrıldığında suratındaki düşünceli üzüntü bir hayli belliydi ama tek kelime etmedi, tek sentenced notası da çalmadı. Sentenced canlı canlı gömülmüştü bir kere...




O kızların deli olduğu Ville'nin en belirgin değişimi suratındaki "yaşılık" belirtileri oldu. İkinci kez yapılan Sentenced konserini izlemiştim, orada adam harbi cool'du. Burada sıradan metalci olmuş. Sanıyorum ki hala kendisine deliren teenage kız bulsun. Zaman Ville'den de belli ki çok şey götürmüş, götürmeye devam ediyor. Ama sesi ve gitarı hala taş gibi. Olması gerektiği gibi...




We have come to far to ever run away!

Amme hizmeti devam ediyor. Silent Hill Homecoming OST'sinden "This Sacred Line" geliyorrrr (DJ havasında:))

Composed by: Akira Yamaoka

Arranged by: Akira Yamaoka

Written by: Joe Romersa

Performed by: Mary Elizabeth McGlynn

___

Is it me?This time...Am I too far?
Did I cross...That line...Getting hard to tell...
Different day, and another war...Orders shifts, stumbles down...
Standing strong, with your sacred line...With your cold, sacred line...
Genocide... Unfolds...I forgive all...
Ring of thorned...It shines... I refuse to fall.
Standing still, in this rocky boat...Chase my mind, takes it's toll...
Something lost...Is now found again...I return to my soul...
This line, that can't be broken...This line, never will be crossed again.
Inside, will be forgiven...This light, affected by the innocent.
Opposite of what hear...Dying is the least of fears...
Can't give up!We have come to far to ever run away!We have fear to swallow!
Can't let go!Be prepared for anything...There's something wrong!
And the worst is yet to come.
This line, that can't be broken...This line, that never will be crossed again.
Inside, will be forgiven...This light, affected by the innocent.
This line, that can't be broken...This line, that never will be crossed again.
Inside, will be forgiven...This light, affected by the innocent.
Runnin' by another line...When you cross the sacred line.

19.3.09

Tuşa basma, iz olur! (OYUN)

Biraz da oyun oynayalım.
Tuşun üzerine gelin, imleci hiç dışarı çıkarmadan mouse'nuzun sol tuşuyla en fazla ne kadar tıklayabiliyorsunuz zaman içinde, ölçün bakalım. Rekor şu anda 160.
İmkansız yapılmaz yaa. Ben çatladım 119 yaptım. Geçen varsa beri gelsin :PPP




World Builder

Bruce Branit... Dünya onu "405" adlı 3 dakikalık bir kısa filmle tanıdı. Acil iniş yapan bir uçağa "eskortluk" eden bir sürücüye tanık alıyorduk. Hatırlıyorum da TV'de bunu gerçek sanıp haber yapanlar olmuştu. Branit tam bir görsel efekt uzmanı, gurusu. Aslında 1989'dan beri bu işin içinde.

World Builder da onun son kısa filmi. nerdeyse 10 dakika kadar ama şu ana kadar yaptığı en büyük iş bence. Ve en güzeli, en anlamlısı. Normalde komedi kısa filmleri çeken bu abimizin başına belli ki bir şey gelmiş. Normal, mutlu bir insanın yapacağı türden bir şey değil çünkü.

Film 1 günde çekilmiş ama 2 yıl post production'ı sürmüş.
Üstün Dell bilgisayarları üzerinde newtek lightwave 3d, eyeon digital Fusion, PS ve Premiere programlarını kullanarak dünyasını oluşturmuş. Zaten kendi şirketi de var artık.

Çok güzel bir film. Anlamlı. Özellikle sonları. İzleyin istedim...



World Builder from Bruce Branit on Vimeo.

Bir Yabancıya...


Yoldan geçen yabancı! sana nasıl istekle baktığımı bilemezsin,
Sen aradığım erkeksin, ya da aradığım kadın, (sanki bir düş görüyorum.)
Bir yerde, tatlı bir yaşamgeçirmiş olacağız seninle,
Herşeyi hatırlıyorum, hepsi yeniden canlanıyor gözümde, yanyana yürüyoruz,
akıcı, sevgi dolu, içi dışı tertemiz, olgun,
Benimle büyüdün sen, küçük bir oğlan ya da küçük bir kızdın benimle,
Ben yemek yedim seninle, ben uyudum seninle, senin vücudun senin olarak
kalmadı yalnızca, benim vücudumu benim olarak bırakmadı yalnızca,
Gözlerinin, yüzünün, etinin tadını veriyorsun bana, birlikte yürüyoruz,
karşılığında sakalımın, göğsümün, ellerimin tadını alıyorsun,
Seninle konuşmasam da bir şey değişmiyor, tek başıma oturduğum, ya da gece tek
başıma uyandığım zamanlar seni düşünüyorum,
Bekliyorum, seninle gene buluşacağız, kuşkum yok bundan,
Seni hiçbir zaman yitirmemeye bakıyorum.
Walt Whitman

Sevgilim...

Güzel bir ayrılık parçasına güzel bir düet olmuş. Pamela çok yakışmış. Hatta yer yer oynamamış gibi...

18.3.09

Zenginiz!!!


Aynı "Ispanakta demir var" palavrası gibi "Üç tarafı denizlerle çevrili, su zengini bir ülkeyiz". "İleride su savaşları çıktığında Türkiye çok değerli olacak" ve benzeri palavralarla büyüdüğümüzü öğrendik, öğrendim en azından. (Bir de BOR olayı var ki ah ahh)


"Zengin" olabilmek için kişi başına ortalama 8000metreküp su düşeceğine ülkemizde sadece 2000metreküp su düşüyormuş. Yani 4'te 1'i kadar zenginiz evet! Oley!


Geriye inandığım tek şey kalıyor. TÜRKİYE ELBET DÜNYAYA HÜKMEDECEK! (Çünkü geriye kalan herkes uzaya gidecek ehe)

Gezenti


Normalde elimdemden geldiğince iş konularını buraya taşımamaya çalışıyorum. Dergi içeriğinden filan bahsetmeye gerek yok diye düşünüyorum ama bu sefer dayanamıcam.


Gezenti diye bir köşemiz var bilen bilir, çeşitli ülke/illerden okuyucular ilginç fotolar çeker yollar, en beğenileni koyarız. Bu seferki beni ayrı bir sarstı. Çok mutlu oldum ben kendi adıma şahsen. Ama bilmiyorum bu fotoğrafta biraz da garip duygulara kapıldım.


Konya - Çumra - Çicek Köyü'nden geliyor fotoğraf. Şadiye Mevlüt Çelik İlköğretim Okulu öğrencilerinden. İsimleri de belli ama buraya yazmiyim şimdi, ünlü olmak bozar çocukları filan :PPP


Hepsini mıncırırım yanaklarından. Minik ellerinizi yirim. gülen ağızlarınızı öpim ya. çok duygulandım.


or just in time...

Silent Hill Homecoming OST'sinden paylaşım sürüyor.

Elle, ana karakterimiz Alex'in çocukluk arkadaşıdır ama tabii bir geçmişleri olmuştur. Şarkıdan da bu görülebilir ama tabii her SH şarkısı gibi sadece karakterin hikayesine değil, bir çok şeye bağlanan bir parça. Bir kadının ağzından yazılmış şarkı ama çok acayip. Özellikle sonu harika.


Elle Theme:



Where have you been?You are a different man...
You disappeared...And just like that, you're here...
So did your time, away from here...Renew your soul... To make you strong...For your return I thought you knew...
It feels good, just holding you.
She's gone, I feel...I think there's something wrong...Have you seen her?She's been away too long...
So look around...This dismal place...Some things have changed...What can't be new to them...
I'm glad you're here.I see you're well.
You're welcome home...Embrace your hell.
In a town hungry for the lonely...Lost, innocent child...Forbidden life taken in a moment...Life, too late for saving...
...or just in time.
In my mind, places keep returning...I still see his smile.And the dark fear that I am feeling...Dies once in a while...
And as the moon makes it through the madness...There, standing alone.
I feel the breath, coming from the shadows...Streets, almost alive...
I heard a sound (I heard a sound!)
I heard a voice (I heard a voice!)
Why, making a choice? (Why, do you have no choice?)
I need to know...I need to know...I need to know...
And all these words take me back to my home...
Can I trust who you say that you are?And who I am now... (And who am I now...?)
Too late for me...
...or just in time.

17.3.09

Silence...but screaming!


Sene 2003. Hayatımın en güzel yılı. En şanslı olduğum yıl. En unutulmaz anların yaşandığı yıldır benim için. Bu anların içinde de Silent Hill 3'ün büyük yeri vardır. "Altıüstü bir oyun aa çocuğa bak" demeyin. Silent Hill evrenine giren bir daha çıkamaz oyundakiler gibi. ayrı bir atmosfer ayrı bir bilinç-altıdır Silent Hill. Silent Hill 2'yi bitirdiğimde ellerimin titrediğini dün gibi hatırlıyorum. Oyunu tek oynayamazdım. Arkadaşlarla oynardık. Işık açık.
Aynısını Silent Hill 3'te de yaşadım. SH2 kadar harika değildi ama bir o kadar iyi olduğu dal resmi Soundtrack'leriydi. unreleased parçaları da harikaydı. I want Love parçasıyla kaçan tüm keyiflerimi, tüm sevdiklerimi geri toplayabilmiş biriydim.
2003'ten bu yana 2 SH oyunu daha çıktı. Ama hiç biri resmi olarak Silent Hill'e girememişti. Silent Hill: Homecoming'i de 1.5 yıldır bekledik ettik. Geliyorduk Silent Hill'e. Bir de zaten filmini arkamızda bırakmıştık.
Oyun elimde. Oynuyorum. İncelemesi bende. Oyun iyi veya kötü orası ayrı ama resmi Soundtrack'leri yine yıkılıyor. SH3 kadar hatta. İlk şarkıyı upload ettim. Youtube'da da olabilir, dileyen oradan dinleyebilir.
Şarkı oyundaki bir yere değiniyor ama sadece oynayan anlayabilir. Ve onun yanında Mary Elizabeth'in harika sesi, Akira Yamaoka'nın dahi müzikleriyle müthiş sözler birleşip darma dağın etti beni (toplam 4 parça seslendirmiş). 2003'e geri ışınlandım resmi olarak. Akira beni neden üzüyorsun :((( Oyunu oynarken tırstığım yetmiyormuş gibi başıma bir de OST işi aldım. Ki ben hala Theme of Laura'dan kurtulamamış biriyken...
One More Soul To The Call



Enough...with lies...
Tell me one...more time...
My blood...your line...
Is this you...inside?...
Death...through the living...
A flame...has no living heart...
In the order...of life...
They know you there...
As you saw it, your plan...
A real shot in the dark...
Came a little...too late...
It's over...
Calling...the children...
Tension...and dying...
Silence...but screaming!
Damage done to the flesh;
What they said in the name of the...
Damage done to the heart;
Is the start of the end...
Damage done to my soul;
I know...it knows where my...
Damage done to my life;
Cursing loud at the chaos...
You're here...you're gone...
It's not fear...I'm lost...
Your God...your fear...
Was it worth...the price?...
Pray...for the children...
You lost...along the way...
Still remember...the names and faces...
Cold...and abandoned...
They cry...their fate put into your hands...
When it's over...they come...
To haunt you...
Wasted...confusion...
Deadly...illusion...
Nightmare...intrusion!
One more soul to the call;
For all...in silence, comes
Two more souls to the call;
For all...and in time...
Three more souls to the call;
They fall...unknowing that
Four more souls to the call;
Won't be all...and you know it.
Sacrifice...wasted life...
Destiny...redefined.
Someone...chooses you...
Lucky one...close your eyes...
Your family knows you're here!
Calling...the children...
Tension...and dying...
Silence...but screaming!
Damage done to the flesh;
What they said in the name of the...
Damage done to the heart;
Is the start of the end...
Damage done to my soul;
I know...it knows where my...
Damage done to my life;
Cursing loud at the chaos.
One more soul to the call;
For all...in silence, comes
Two more souls to the call;
For all...and in time...
Three more souls to the call;
They fall...unknowing that
Four more souls to the call;
Won't be all...and you know it.

16.3.09

Görmemişin D90'ı olmuş...


Epeydir kafamı kemiriyordu, ne alayım SLR olarak ne alayım diye. Her kafadan bir ses çıkıyordu haliyle. Yok Canon şöyle yok Nikon böyle yok onlar tüüü kaka, mahmut daha güzel onu al diye diye sıyırdım kafayı...


Derken D90'a geldim, dolar + kriz derken güzel bir fiyata aldım D90 + 18-105mm VR KIT'li SLR'ımı...


Bilindiği gibi ilk HD video kaydı alabilen SLR'dır kendileri. Denedim gördüm ki 720p'yi harika alıyor. JVC kameramla arasındaki farkı anlamak çok güç.


Fotoğraf kalitesi zaten anlatılmaz yaşanır diyorum. Mesela ŞU ADRESTEKİ test çekimini görünce daha bi delirdim. Kendimi atmam lazım doğaya diye gaza geldim.

Eğer sizin de kafanızda D90 alıp almamak şüphesi varsa, valla düşünmeyin diyorum, alın. Fiyat aralığına göre harika (2 ay sonra bu ne lan diye kırar atarmışım bi de ehüeheüe)

sevemedim...

çok denedim ama U2'nun ne 2D'sini, ne 3D'sini, ne stereo'sunu ne mono'sunu ne de Bono'sunu bir türlü sevemedim. Tabii sözleri çok güzel şarkılar var da, ne bilim ısınamadım, çekilemedim, kanamadım. Şiir yazsalar okurdum ama. Öyle işte...

15.3.09

a bittersweet life

Güzel bir bahar günü...
Bir öğrenci, esen rüzgardaki birkaç dala baktı.
Ustasına sordu...
"Dallar mı hareket ediyor Usta, yoksa hareket eden rüzgar mı?"
Öğrencisinin nereyi gösterdiğine bile bakmayan Usta gülümsedi...
...ve şöyle söyledi...
"Hareket eden ne dallar ne de rüzgar..."
"Hareket eden kalbin ve aklındır."





Geç bir sonbahar gecesi,
öğrenci ağlayarak uyandı.
Ustası sordu öğrencisine...
"Kabus mu gördün?"
"Hayır."
"Üzücü bir rüya mı gördün?"
"Hayır" dedi öğrencisi,
"Tatlı bir rüya gördüm."
"O halde neden böyle üzgünce ağlıyorsun?"
Öğrenci gözyaşlarını silerkensessizce cevapladı...
"Çünkü gördüğüm rüya gerçek olamayacak."

Çilek Zamanı

Gelllll blogçu arkadaş gellll... Sizler için hazırladım bu çilek tabağını, geeeelllll:)))
Bahar gelir hoş gelir, ley ley lümülümü demeden önce çilek yemek gerekir demişler (pudra şekerli ama). Markette gördüm atladım hemen üstüne. Her biriyle bahara bir adım daha yaklaşıyo walla insan. Her ne kadar dışarıda fırtına da olsa, önemli olan insanın kafasının içerisinde hangi mevsimi yaşıyor olması değil mi? Her kışın ardından baharın geleceğini bilmek bile güzel hem.

(farkettiğiniz gibi ikram ettiğim çileklerden birini yedim, çok güzelerdi napim, ehe :P)

13.3.09

Yerin Dibine Geçtiğim Anlar #2


Efeeettttt. Geldik ikinci anıma. (İlki şuradaydı)



Efenime söliyim, ben de ufakken her Türk çocuğu gibi Karate kursuna yazılmıştım. Ama bu ailemin baskısı değil, bizzat şahsen kendimin yoğun talepleri doğrultusunda olmuştu. Kaç yaşındayım valla hatırlayamıyorum ama Orta okula daha geçmemiştim, onu biliyorum. Böyle Hobbit kadar boyum var, evde Karate filmleri seyrederdim (VHS günlerini de ayrı bir konu olarak saklıyorum), ona buna sarnaşırdım hueeyttt diye, dedim "Ben de Karate yapcam bubaaa, yazdır beni".


Neyse, yazıldık işte. Tam böyle beyaz kuşaktan çıkıcam, süper tekmelerim yumruklarım var, hatta uçan tekme atarken fotolarım hala durur, bakıyorum da ulan keşke devam etseydim de şu bidon halime evrilmeseydim...


Bir gün soyunma odasında üstümü değiştirme gafletine düştüm... ??? Niye diyeceksiniz. Şimdi ayıptır sölemesi (ahaha niye ki?) benim bacakta "ben" vardır. Et beni değil, öle deri işte. Oldukça Gigantic bişi. Doğuştan. Doktorlar demişler isterseniz ameliyatla deri nakli yapak ama bacak büyüdüğünde ben de genişler yok olur. Nah olur gamcık ağızlı doktor! (Bu noktada bir de mitolojik olayı anlatayım. O ben'in nedeni, annemin anlattığına göre, annem bana hamileyken bacağına zeytinyağı döküyor (sıcak değil tabii) ve benim de aynı o dökülen bölge ben'li oluyor. Uydurmuyor babamın da sölyediğine göre ama ne bu mk. Ya suratına dökseydi. alla allaa...)


İşte üstümü giyinirken allahtan kimse dikkat etmiyor derken hoca içeri girdi birileriyle konuştu sonra çıktı, annem babam da kapıda beni almaya gelmişler. Ben çıktım dışarı hoca konuşuyo babamla. Annem sonra dedi "Olm sen tuvaletini ne yapıyon" "Anne napabilirim, tuvalete yapıyom tabii!" "E oğlum hocan diyo volkan altına sıçmış, paçasından aşağı da öyle dökülüyormuş" "!!!" "!!!" Tabii sonra aldı annemi bi gülmek, aklına geldi ben, gitti hocaya anlattı gülerek, hoca da güldü ehehehe diye. Dedim ben öleyim ya, keseyim bacağımı benimi, skeyim böle hayatı... Çok utanmıştım sonra da zaten bıraktım Karate'yi, dövüş sanatları büyük bir yeteneği kaybetmiş oldu böylece. hıh. Altıma sıçmışmışım. ÖKÜZ! Kendini Miyagi mi sanıyo ne! Zaten tam kamyoncu tipliydi hoca. İyi ki bırakmışım (izi kasın böylece::))))

12.3.09

Ben, kendim ve problem

"Elalemin derdi beni mi gerdi?" "bana dokunmayan yılan..." bu gibi benzer "ben"lik hissiyatının yanlış olduğunu, her zamankinden daha da küçük olan dünyada, salak insanoğlu neden bir düzine insan öldüğü zaman anlar? Neden tedbirler "sacrifice" sonrası alınır...

Maalesef insanların sorunu hepimizin sorunu. Evet, arka sokağınızdaki aç bir adamın, üst komşunuzun uzun zamandır işsiz olması, arkadşaınızın bi uzak arkadaşınının psikolojik sorunları... Hepsi aslında bir yerde sizi de ilgilendiriyor çünkü ucunun size dokunmaması için bir neden yok...
Almanya'da yaşanan katliam örneği bunların belki de en ufağı... belki de daha büyüklerinin habercisi...

İstanbul Film Festivali'nde Ne İzlesek?




Programa buradan bakabilirsiniz elbette. Bir insanın izleyemeyceği kadar güzel filmler var bu sene de. Ama ölseniz bile mutlaka izleyin dedin bir kaç film var.






LET THE RIGHT ONE IN: http://www.iksv.org/film/program.asp?Content=Film&SID=15&FID=82 (Twilight'ı seven emo gençleri ders alabilir bu filmden)





CHERRY BLOSSOMS: http://www.iksv.org/film/program.asp?Content=Film&SID=15&FID=84 (Bu filmi mutlaka izleyin, ölseniz bile izleyin. Hayallerine saygı gösteren herkes izlemeli)




TOKYO SONATA: http://www.iksv.org/film/program.asp?Content=Film&SID=17&FID=109 (Besmele çekerek başlayın bu filme de)


ACI SÜT: http://www.iksv.org/film/program.asp?Content=Film&SID=17&FID=112 (Bende bilmiyorum ama epey empoze edildi bu film bana da )


OHARU'NUN YAŞAMI: http://www.iksv.org/film/program.asp?Content=Film&SID=25&FID=184 (Tüm filmi saygı duruşunuzda izlemesseniz adam değilim)






V FOR VENDETTA: http://www.iksv.org/film/program.asp?Content=Film&SID=25&FID=183 (Sanmıyorum ki izlemeyen kalsın, ama tekrar ve tekrar izlemek için, Wachowski kardeşlerin zekasına saygı niteliğinde gidilmesi gerek.)


THE CHASER: http://www.iksv.org/film/program.asp?Content=Film&SID=22&FID=166 (İşte festivalin en bombası. 2008 Kore'nin en iyi filmi!)


AKIRESU TO KAME: http://www.iksv.org/film/program.asp?Content=Film&SID=21&FID=160 (Takeshi Kitano yemek yapsa izlerim, boş DVD çıkarsa alır yine izlerim diyenlere, feci güzel)



LIVERPOOL: http://www.iksv.org/film/program.asp?Content=Film&SID=18&FID=119 (Arjantin sinemasının sakat yeni filmlerinden. Aslında programdaki tümarjantin filmlerine gitmek lazım)


Daha çooook önerilecek film var ama bi çırpıda bunlara gidilmesi gerektiğini söyleyebilirim. Zaten çoğuna da gideceğim zamanım ve param yeterse.



11.3.09

Will Bloom der ki:





You become what you always were - a very big fish

10.3.09

Ardını Noktalar

CNSN, Özdemir Asaf'tan çok güzel bir şiiri koymuş Blog'una... Böyle bir şiiri olduğunu bilmiyordum Asaf'ın. İyi oldu öğrendiğim... Buraya da koyayım...



Ne sen, gerçek "sen"din yanımda, ne de ben, gerçek "ben",Zamanlar, insanlar girdi araya, huzurla dolamadık,Bir toz bulutu vardı gezinen ortalıkta, birbirimizi bulup coşkuyla saramadık..Sorular vardı akıllarda, cevaplarını bulamadık. Sen ve ben biz olamadik...Kendimize bir şeyleri ekledik, olmadı çıkardık, öylece kalamadık...Birbirimize sığınacak bir mavi köşe bulamadık...Onca hayal vardı masallara açılan, anlaşıp da yapamadık...Belki hiç dokunmasak olurdu da, düzelteceğiz diye bozduk, bozulanları onaramadık, Sen ve ben "biz" olamadık...Üç küçük harfi yan yana koyamadık...





Özdemir Asaf şiirleri pek lezizdir. Pek anlamlıdır. Kelimelerle oynayışı pek ilham vericidir. Bence en güzel şiirlerinden biri de şu aşağıdaki gibidir.



MUM ALEVİ İLE OYNAYAN KEDİNİN ÖYKÜSÜ

Bir mum yanıyordu bir evin bir odasında.
O evde bir kedi vardı.
Geceler indiğinde kendi havasında
Mum yanar, kedi de oynardı.
Mumun yandığı gecelerden birinde
Kedi oyunlarına daldı.
Oyun arayan gözlerinde
Mumun alevi yandı,
Baktı,
Mumun titrek alevinde
Oyuna çağıran bir hava vardı.
Oyunlarını büyüten kedi büyüdü
Kendi türünde çocukcasına,
Döndü dolaştı, yavaş yavaş yürüdü
Geldi mumun yanına, oyuncakcasına.
Bir baktı, bir daha, bir daha baktı
Mumun alevinin dalgalanmasına
Uzandı bir el attı.
Bıyıklarını yaktırmadan anlamayacaktı...
İlk kez gördüğü mumun yakmasına
İnanmayacaktı.
Kedi oyunlarında büyüyordu,
Mum, üşüyordu yanmalarında.
Zaman ikili yürüyordu
Aralarında.
Bir ayrışım görünüyordu
Birinin yanmalarında
Öbürünün oynamalarında.
Kedi oyunlarında büyüyordu,
Yitirerek gitgide oyunlarını.
Mum küçülüyordu yanmalarında,
Yitirerek gitgide yakmalarını.
Oynarken büyüyen kedi yanacak,
Aydınlatırken küçülen mum yakacaktı.
Küçülen yaka-yaka aydınlatacak,
Büyüyen yana yana anlayacaktı.
Bir mumun yanmasından
Ve bir kedi oyunundan
Kaldı sonunda
Bir gecenin tam ortasında
Bir evin bir odasında
Göz-göze susan
İki insan.
Mum yandı bitti
Kedi büyüdü gitti.
Oyunlar karıştı gecelerde
Suskun uykusuzluklara.
O iki insandan, sonunda
Birinin anılarında kedi,
Birinin dalmalarında mum
Kaldı gitti.
Nerede bir mum yansa şimdi,
Nerede oynasa bir kedi,
Birbirine yansıyor, karışıyor gölgeleri...
Bugün dün gibi oluyor,
Dün bugün gibi.
Mum ellerimi tırmalıyor,
Belleğimi yakıyor kedinin elleri.

Sansürünü *****


Soldaki kapak bu ay sansür yiyen kapak. Sağdaki tercih edilen yeni kapak. YİM'in görevine de son verilmiş, soruşturma dahi açılacakmış...
Allah'ım sen bizi inananlarından koru!

9.3.09

İnsan insanda neye aşık olur?


Battlestar Galactica izlerken aklıma bi anda böyle bir soru geldi: "İnsan karşısındakinin neyine aşık olur?"


Kaşına, gözüne, kalçasına, bacaklarına mı? Yoksa davranışlarına mı? Yoksa ruhuna mı? Aldığı elektriğe mi?


Fiziksel özelliklerine aşık olan insan ne kadar aşıktır sorusunu beraberinde getiriyor tabii. Seçme şansı olmadan, annesinden babasından yadigar olan birşeye 3. bir kişi gelir aşık olur. Aslında olur, sonuçta beyindeki hormonlar diğer aşık olduğunu söyleyen sınıfdaşlarıyla aynı çalışır. Şahsi görüşüm, kolaycılıktan başka bir şey değildir. Adriana Lima'ya aşık olmayan ölsün yoksa :)


Davranışlara aşık olmak? Sevecenliğine, iyilik severliliğine, saygısına, ahlakğına veya bunların tam terslerine (var böyle insanlar) aşık olanlar da bu tip "huy"ların anlık değişimlere maruz kalabileceği, insana yapışmış bir etiket olduğunu düşünmez mi? İyi sandığınız bir insan dünyanın en kötü insanı olmaz mı hiç? Olur elbet. Ya da o sevecenlikten ölüyo dediğiniz kişi bir bakmışsınız baltanın önde gideni olmuş... Aslında davranışlara aşık olmak bir yerde daha mantıklı ama o davranışların sahibinin "tecrübe" konusunda master-degree olması gerek bence. Hayatında hiç bir şey yaşamamış, kavanozundan yeni çıkmış birinin davranışlarına aşık olmak, bile bile ladesten öte değildir ama kabuğunu 10larca kez kırıp karşınıza çıkmış birine de aşık olmanın tadı bir ayrıdır sanırım. Ama ne kadar "aşkın tanımına" uyar, tartışmaya açık.


"Ruhuna aşığım, ruh eşimsin"... %99 geyiktir. Yalandır. Tabii ki çift taraflı bir yalan değildir. Bir taraf mutlaka inanır, belki de öyledir ama maalesef elmanın bir tarafı çürüdüğünde diğer tarafa da bunu bulaştırır. Kaç milyarda 1 şansla iki insanın bir araya gelip de ruha aşık olması imkansız değildir, ama filmlerde veya destanlarda karşılaşabiliriz galiba. Ama harbiden de denk geldi mi, en "aşk" budur sanırım.


Aldığı elektrik? Barda oturursunuz, bir bakışta içiniz cızzz eder, aha dersiniz noluyo, kelebekler kalktı, evet evet aşık oluyorum diye yaklaşırsınız. Ah canım benim, bir çok sıfat arasından aşk'ı buna kapak edersin. Halbuki aşk hariç bi çok şeydir bu. Abazanlığın getirdiği bir şey olabilir, sevgi tomurcuklarının tohumu olabilir, veya o kişiyle tanışmak için kendine uydurduğun bir yalan bile olabilir. İçlerindeki en heyecanlı olanıdır, bilmezsin ne hissediyorsun çünkü, hele 2 taraf da aynı şeyi hissediyorsa hoş bir bekleme alır yerini, bu basit hissin evrimleşmesi beklenir, beklenirrrr. Zaman geçer, bir şeyler de evrimleşir ama aşka çevrilmez tabii. Amerika'da evlilikler bunun üzerine kurulur derler hatta. O yüzden neredeyse boşanma oranları %50lerde... Tecrübe edilesi, ağzının yanılası bir yanı da vardır. Ki bir dahaki sefere (ki olursa şükür) üfleyenerek içilsin o ayran.


Bir de çok ayrı bir taraf vardır "aşıklar arasında"... Örneğin aşkım dediğiniz insan bi şekil kaza yapmıştır. Hastanede öyle yatıyordur. Cihazlara bağlıdır. Konuşamıyor, tepki vermiyordur (bitkisel hayatta değil ama). Her an uyanabilir ama. Galactica'da izlediğim kısımda işte Starabuck bunu yaşıyor. Kocasına bunu söylüyor. Tek istediğim sensin diyor...


SEvgiliniz size dokunmasa, konuşmasa sizle, güzel şeyleri ondan uzun zaman duymasanız, ilgilenmese, hatta dönüp bakmasa, tepki vermese hatta yokmuşsunuz gibi nefes alıp verse muhtemelen o kişiden ayrılırsınız. SEvmiyor beni dersiniz. Ama işte hasta yatan biri bunları size yapsa (yani yapmasa) onun başında haftalarca bekler, ağlar, uyanması için dua eder, parmağını kımıldatması için herşeyinizi verir ve sağlığına kovuşup tekrar gülmesi için canınızı bile ortaya koyarsınız... Aşkın bedeniziden uçup gidip gitmemesi sadece "bir kazaya" mı bağlı? Yoksa hepsi kendimize anlattığımız hoş bir yalanın parçası mı? Bir tabloya da aşık olamaz mıyız? Veya sudaki yansımamıza? Rüyamızdaki kişiye? Kitaptaki bir karaktere? filmdeki bir oyuncuya?...


Yarım tablet çikolata veya orta boy otun beyinde uyandırdığı yer, çalıştırdığı hormonlarla uğruna "ölürüm öldürürüm aaaabiii" dediğiniz şey eşdeğer mi (kağıt üstünde evet)? Yoksa kelimenin arkasına saklanmış başka bir boyut mu söz konusu? Hiç bir koşulda, hiçbir şartta, hiç bir mekanda, hiç bir zamanda değişmeyecek; hiç bir fizik kanununda etkilenmeyen, mikroskop altında gözükmeyen, x-ray cihazında belli olmayan, en iyi yazarların bile kelimeye dökemediği ama "bildiği", ispatlayamadığı, ispatlayamayacağı, gösteremeyeceği başka bir şey mi var? Bence evet. Var. Dünyayı döndüren şey bu olsa gerek.


7.3.09

Aga bu ne!

Kaşı, bıyığı, madonna'yı ve ondan çıkan çocuklarını çok seviyoruz :PPPPP Gerçeğin kılları UZAR puahusduhsuhduhasd

6.3.09

Bunların hepsi aşk içinde - olabilir mi?

Türk dizisi izlemeyen ve müziklerine nadir kulak kabartan biri olarak epey geç farkettiğim bi şarkıya saplandım son günlerde.

Şarkı Frapan'a ait. İki Çizgi'ye de soundtrack yaptılar (Selim evci'nin kardeşinin grubu olmasında büyük pay var:))... Aşk Yakar adlı diziye yapmışlar bu parçayı, süper yapmışlar (dizi nedir nasıldır bi fikrim yok).

MDB'la yatıp kalktığım şu günlerde güzel geldi açıkçası. Sözleri de gayet hoş. Hepsine katılıyor rep+1 diyorum :P




Yüksek Çözünürlüklü (HQ) izle diye: http://www.youtube.com/watch?v=3CA3L94aCq4
Grubu yakından tanı diye: http://www.myspace.com/frapan

5.3.09

Are you ken?




PUHAHAHAHAH

Zengin Oluyom!



Evet sayın okuyucu, süper loto bana çıkacak bugün!





Hayatımda ilk kez bir şans oyunu oynadım, onu da ortak oynadım gerçi :)





Garip geliyo olabilir, ama harbi ilk şans oyunum bu şu yaşıma kadar. Bahtsız bedevi olarak bu tip şans oyunlarına verecek param umudundan daha değerli bana göre. Ama bu sefer aklım çelindi lan :) Belki tüm hakkımı 1 kereye sıkıştırırsam kazanırım belli mi olur :) (26 milyonda 1 ihtimalim var, ne kadar şanslıyımm :PP)





30 milyon ytl diyorlar. korkunç bir para. akıl sağlığım filan bozulur yeminle. uzmanlar 30 milyon ytl'niz var da batmış gibi bir ruh haline girer kazanan diyo. İlginç





Ama tabii büyük para asla insana hayrı dokunmaz onu da tahmin edebilyom. 1995'in büyük ödül sahibini TV'de konuşturdular, boka dönmüş hayatı, para onu yönetmiş dostsuz kalmış falan. geye bi kaç evi kalmış, 850 ytl'ye bi yerde çalışıyomuş... Aslında en güzeli, yeterince para kazanmak. En azından bi ev parası lan :)) nolurrrrr


_____________

Çekiliş sonrası konuşma: öhööhöhö... uhauhsauhuduhsa... sadece 1 rakam tutturabilmişim. o da 8... hahahaha.puauhuhauha

4.3.09

Fragma'dan gelsin mk-> I need a miracle

Türkiye'de siyaset harbi çürümüş, kokmuş, küflenmiş ve etrafındaki herkesi zehirliyor.
Meydanlar kavgalara, önleri bayrak sallayan et kafalara ait.
Bravo

3.3.09

For Lies I Sire <> MY Dying Bride

My Dying Bride 10. albümleriyle yine yardırmış. Zamanlaması da süper yani. Aranan o inanılmaz MDB tadı yok, ne en iyi albümleri ne de en kötüsü ama yine her şekilde ebenize saldırıyor. Beyin dolamaları geçirtiyor, kasılıyor, rahatlıyor, ağlıyor, sarsılıyor, seviyor ve seviyorsunuz. Viole'nin de albüme girdiğini belirteyim.

Favori parçam aşağıdaki, my Body, A Funeral... Hayat gibi parça. İlk önce sizi dibe çekiyor. Korkutuyor sonra bu kadar dipte kaldığın yeter diyip çok yukarılara çıkarıyor. Yine korkutuyor ve hayt gibi, normal seviyeye getirip sizi bırakıyor. Özellikle "I'll sing you, this song of all of my pain, so listen!" kısmında sonrası derin kanatıyor. Pazar'a kadar bitirmem gereken senaryomun sonuna da yön vermiştir kendisi...