• Sense8 ile yeni yıl

  • 2016 dizilerinin gizli Hit'i: Quarry

  • John Carpenter geri döndü!

28.2.09

Nip/Tuck Sevenler Cemiyeti

Beauty is a curse on the world. It keeps us from seeing who the real monsters are.


Diyor sezon 3'ün belası The Carver. Ne de güzel diyor. Tüm diziyi özetler nitelikte. "Güzellik başa bela" da deriz ya, bu dizide bunu aslında çok iyi, etkileyici ve sertçe görebiliyoruz.


Nip/Tuck aslında ilk 4 sezon itibariyle çok popülerdi. Sonra senaryodaki değişiklikler, kriz, peşi sıra gelen inanılmaz uzun bir ara derken haliyle tüm eski izleyicileri koptu yeni de izleyici elde etmekte zorlandılar. Çünkü NipTuck diğer diziler gibi her hangi bir bölümden girdiğinize içine girebileceğiniz bir dizi değil. Baş 2 karakter Sean ve Christian, belki de Ameriak dizi tarihinde kökleri çok iyi atılmış en iyi karakter.


Dizi her hafta çıkmaya devam ediyor şu sıralar, hiç alışık olduğumuz şeyler değil bunlar. 5 sezon 21. bölümü gösterildi en son. Ve izleyip yerlere yattım gülmekten. Evet, bir dizi bu kadar empatiye tuzak kuran, bu kadar sert olabilirdi.



Bu dizi biraz fantastik gibi gözükse de zamanında okuduğum bir röportajda, yaşadıklarını, gördüklerini yazdıklarını; bizlere abartı diyenleri de hiç samimi bulmadıklarını dile getiriyorlardı. Sanki kimse porno izlemiyor, başkasıyla sevişirken başkalarını hayal etmiyor gibi davranıyor diyorlardı amerikanın sakin halkı için. O yüzden tarihe "çok sert" bir dizi olarak da geçti zaten (buna artı olarak da gerçek ameliyat görüntü kullanmaları da büyük cesaret).



Örneğin bir kadının dudaklarına vaginasından parça dikilerek yeniden oluşturup kocasına yalan söyletebiliyor bu dizi. Hem de kocası bilmiyor o dudakların neyden yapıldığını. Yine aynı çiftin koca tarafı bir gün kanser olduğunu öğreniyor. Ve karısını getiriyor tekrar bizimkilere. Diyor "ben yakın zamanda öleceğim, karım da mutsuz olsun istemiyorum. Güzel biri olsun da, ben ölünce biri bulabilsin". Kadın tabii yaşlı, adam da yaşlı. İşte kadın ağlıyor "onsuz bir hayat düşünemiyorum" filan. Kadına acıyorsunuz tabii. Bir ömür aynı yastığı paylaşan adam kısa süre gidecek, orası boş kalcak ve yaşlısın ule, yalnız öleceksin... İşte öyle olmuyor. Ameliyat sonrası bizim yaşlı hanım gayet güzelleşiyor yaşına göre. Ve o da ne lan! Adam yanında kendisindne daha yaşlı bir adamla geliyor hhaha. Diyo "ben ölünce bunla evlencen, yeni kocan bu olcak" hahah. Kadın tabii beklenen tepkiyi veriyor, bozuyor kocasını, üzülüyor küsüyor filan. Sean da destek çıkıyor sonra kocası geliyo işte özür diliyor, affet beni, şöle böle derken bak bu sefer bunu getirdim diyo. Anaskkiii derken bi bakıyoruz böyle orta yaşlı, yakışıklı, ultra centilmen, el öpen biri bu. Hah diyoruz kadın kocasını keser bu sefer derken hahah kadın yelkenleri suya indiriyor. Gözler çakmak çakmak, yanıyor resmen :)) koluna filan takıyor adam kocasının önünden yürüyor müstakbel 2. kocasıyla :) İşte nipTuck bu kadar gerçekçi, empati kuranı pişman eden, sert bir dizi :))


Daha ne anlatsam beğenirsiniz? Ha evet. Yeni bir doktor alıyorlar yanlarına. Bu da 45'lerinde filan. Cool biri. Bildiğin zevk sahibi adam. Christian'ın ofisine taşınıyor ve kadife kanepeye tip tip bakıyor. E güzel kanepe, tasarımı hoş diyoruz geçiyoruz ama öyle değil be abi, niptuck bu :)) Hatun inlemeleri duyuyor doktorumuz. Nevri dönüyor. Başlıyor soyunmaya, donu filan indiriyor, geçiyor kanepenin önüne, ayırıyor yastıkları 2'ye geçiyor arasına hahaha, başlıyor sekse. Evet, tam bu sırada ise ben sümüklü olara gülüyorum, Sean ve Christian da yeni doktoru tebrik etmek için odaya giriyor ve o manzara! İŞTE O! HİHAHAHA. Nasıl izah edersin ağa, gel de anlat. Anlatıyor işte adam. Adam seksüal olarak objelerden hoşlanıyor işte :) onların da bir ruhu varmış, istersek duyarmışız bla bla... Zaten sonra da gidip ameliyat masasına tecavüz ediyo.


Dizide zaten herkes bir biriyle yatmış durumda. Sean'ın eşi Christian'la, oğlu Christian'ın eski karısıyla, Christian'ın eski karısı Sean'la, ve aynı kadın (ki porno yıldızı inanılmaz bi hatun) Sean'ın oğluyla, sonra Sean'ın eski eşi lezo olur, partner'ının kızı Sean'la beraber olur (ki dünyanın en güzel şıllık karakterini oynayan AnnaLynne McCord'tan başkası değildir bu) Christian anestesistine yaslar, oğlu gider oğlancı olur,... Alahım neler neler yaaa :))


Diziye hayran olmamın bir diğer nedeni de aslında köklerinde çok gerçekçi olması. Karmaya inanması. Bunu da eldeki karakterleri kullanarak çok iyi yapması. Örneğin Sean biraz daha pasiftir. Ev oğlanıdır. Değer verir aşka. Ama genelde loser bu olur. Ama uzun vadede hesaplandığında Sean'dır kazanan. Prensiplerini, değerlerini "tamamen" yitirmediğinden. Tabii anlık yitirmeler oluyor, o da sürprizi oluyo zaten dizinin. Christian ise havalı, cool, sperman gibi gezen, her gün başkasıyla beraber olmak için her şeyi yapabilecek, yalancı, kısacası bizim türk ergenlerinin ilahı olabilecek ama kaybetmeye mahkum bir karakter olarak iyi yansıtılıyor (ki zaten Christian harbi tam katıksız loser'a döndü son sezon). Tabii bu Ryan Murphy'nin dünyası ama güzellikle bela arasındaki ironiyi de çok iyi veriyor. Yoksa cool olmayın gözünüz dışarıda olmasın, Sean gibi sünepe olun demiyor, sadece çapınız kadarsa belanız da o kadar büyük olur diyor ki herkes bilir bunu, doğa kanunudur. Neyse...



NipTuck sevilir. Rahatsız ruhlara önerilir. A Perfect Lie parçasıyla, 2003'ten beri olduğu gibi, " Değiştirebildiğini değiştir, değiştiremediğini de sakla" diyerekten...

Şarap gibisin Kate


Time, mart sayısı kapağına Kate'i koydu. Hem de çok mütevazi ama etkileyici bakışlarını yansıttığı bir pozla. Altın küre'den 2 adet ödül kaptığı gibi Oscar'ı da yar etmedi bu sene. Geçen adaylıkların acısını çıkardı resmen... The Reader'daki performansıyla gerçekten hakketti tabii ki. "Soyundu, verdi o yüzden aldı" diyenini ağzına biber sürerler. O kadar kolay olsa, formülü bu olsa ohooo yani. Filmin son 15 dakikası zaten hazır olda izletiyor. İzlemediyseniz izleyin.
Ayrıca Kate. GEL, boşa kocanı. ALAYIM SENİ! EVLEN BENLE! Evimin direği, çocuklarımın anası ol :P

24.2.09

Yerin Dibine Geçtiğim Anlar #1


Her insan gibi benim de çok utandım, ulan şu yer yarılsa da balıklama atlasam içeri dediğim bi çok an oldu. Aklıma biri gelmişken şu seriyi bir başlatayım en iyisi :)



Ben Bir Gün Otobüsteykene...

Yaş kaç pek hatırlamıyorum ama Ortaokula gidiyordum sanırım. otobüsteyiz. Yanımda da yiğen var. O da benim kadar ufak. Böyle bildiğin salağız ama :) nerden bir bela bulsak da kasıyoruz resmen. Sarıyer'e doğru gidiyorduk sanırım Taksim'den. Otobüsün en arkasındayız. Ikarus'lar var tabii o zaman. Arkası böyle cam. Otomobillere dil çıkıyoruz, "ağzını yırtarımmmm senin" gibi hareketler yapıyoruz. Bazıları hiç sallamıyo, bazıları gülüyo, bazısı da işaret parmağını sallayıp küfrediyo ama bizim keyifler gıcır, çok eğleniyoz "Olm bak gördün mü adam ne didi haheheue" diye zaman geçiriyoruz. Sonra über salak ben dibimize sokulmuş bir başka otobüsün şoförüne orta parmak çıkarıyorum, nahhhhh yapıyorum hahahaha. Ulan yazarken bile utanıyorum :)

Neyse, şoför bi kere uyardı eliyle "Yapmayın bak oraya gelirsemmm" diye ama sallamadık. Sanki biz uzaydan adama elle salıyoz ya, gelemez yanımıza gibi bi düşünce var kafalarda. Ben devam ediyom tabii, yiğen de gaza geldi o da kol filan çıkarıyo. Ben bir anlık böyle gözlerimi başka yöne çevirdim, otobüs durmuştu sonra tekrar arkama baktım, ulen şoför yok yerinde!!!

Dan dan dann dannn, bi gerildim tabii, baktım bizim otobüs tam kalkacakken durdu. Arka kapı çotonkkk diye açıldı.


Bi baktım basamaklarda şoför. Allah dedim, bittin olm sen Volkan. Adam içeri girdi, bana bi tokat çaktı, bi de piç dedi, arkasını döndü ve gitti hahaha. Otobüsün içerisindekiler bana bakıyo tabii. "Şoför çocuğa niye vurdu şimdi durduk yere acaba" diye düşünüyolar tabii bu esnada. Masumum ayağı yapcam ama o kadar karışık duyuglar yaşıyom ki rol de yapamıyom. Ben bir kızardım, bir bozardım. Diyeceksiniz ki "yiğen nerde?" Evet, o göt de açılan otobüs kapısının arkasında saklandı!!! Bildiğin sattı adi herif ve kurutldu. O gün çooook utanmıştım. Bir daha yapmadım zaten. 2 durak sonra da utancımdan indik. Başka otobüsle, mum gibi gittik Sarıyer'e.
Ulan ne şoförmüş hee, hiç de şakadan anlamıyomuş. Odun. huh!

21.2.09

Huzur içinde yatasın...

I'm the Suicider dying every night and day
Killing me is not enough to make me go away


Diyor Miika Tenkula. O harika gitar çalma yeteneğini de müziğine ekliyor. Hayatının bir döneminde insanlar kendilerinde mutlaka Sentenced'tan parçalar buluyor. Tabii bunların çoğu biz dinleyiciler için "şarkı-söz" olarak kulaklarımızda yer ediyor ama bazıları için bunlar "gerçek"... Gerçekti en azından.>> Miika Tenkula oldukça sessiz, sakin, içe kapanık, depresif biriydi zaten. Sentenced "gömüldüğündeyse de" kendini alkole verdi. Kilo problemi çekti ve 19 şubat akşamı kendisini öldürdü bir çok parçasında söylediği gibi. 34 yıllık yaşamında arkasında kulaklardan silinmeyecek bir çok melodi de arkasından bıraktı... Metal camiası çok iyi bir gitaristi, söz yazarını, dünya da çok iyi bir insanı kaybetti. Umarım aradığı huzuru gittiği yerde bulur...Aklıma başka diyecek laf gelmiyor.



Dinliyoruz: MOURN



20.2.09

Nasıl Yapıldı?


Bir şeyin nasıl yapıldığını izlemek, o şeyi yapmakdan daha heyecanlı geliyor bana. Tabii bunda benim yeteneksiz biri olduğumun payı çoook büyük ama gerçekten birşeyin yapılışını izlemek heyecan veriyor bana.

Hastası olmasam da belgeseller, belgesel kanalları ilgimi çekmiştir. Makro olsun mikro olsun, feci güzel şeyler var. Yani insanoğlunun çok zeki ve çok tehlikeli olduğunu daha iyi anlıyorsunuz.

Konuyu HOW IT'S MADE - NASIL YAPILDI? programına getircem. Discovery'de veriyorlar ya, hah o. Her bölümde 4 eşyanın nasıl yapıldığını gösteriyorlar. Allah'ım yok böyle bir keyif. Eskiden kablolu tv'm yoktu izleyemiyordum ama nerdeyse 20 aydır filan izliyorum her sezonu bölümü. Çok basit gibi duran şeylerin ne işlemlerden geçtikten sonra elimize geçtiğini görünce onlara daha bi farklı bakıyorum resmen :) Gözlüklerime neredeyse "olm ben sizin nereden geldiğinizi, nasıl ısındığınııı bilirim beee, peyhhhttt" diyeceğim :) İnsan ellerini kirletmeye başladığında harbi güzel şeyler çıkıyor. Bunların bir de devasa şeyleri var, köprüler, gökdelenler gibi ama hiç bulaşmayalım şimci.

ŞU ADRESTE epey bi bölüm var Nasıl Yapıldı?'nın. Kaçırdığınız varsa, izlemeninizi öneririm...

17.2.09

İki Çizgi ve arasında kalanlar...

Efenim, bağımsız sinemayı, sinemacılarını, senaristlerini, yönetmenlerini kısaca her öğesini sevin, sevdirin. Henüz bulaşmadıysanız, kıyısından köşesinden bulaşın. Kalkın gidin !fİstanbul'dan bir filme mesela. Kısa olsun, uzun olsun, tek dertleri gişe olmayan, bir hikayesi, bir derdi olan, zor imkanlar altında ama gayet samimice çekilen bu evrene kulak verin...



Diyorum ve konuyu İki Çizgi'ye bağlıyorum. 27 Şubat'ta vizyona giriyor. Belgeselci, kısa filmci ve eğitmen Selim Evci'nin ilk uzun metraj filmi. Böyle samimi, böyle şeker bir insandan nasıl bir film çıkmış göreceğiz :) Ama önce kendisiyle hoş bir röportaj yaptım (yoğun floodsal tacizlerim sağolsun ehehe).




ŞURADAN veya BURADAN okuyabilirsiniz röportajı...

Hi, I'm the Optimus Prime!

İNTİKAM VAKTİ, TRANSFORMERS 2 GELİYOR!

15.2.09

İlk TV'miz Blaupunkt'tu...


Önce şunu belirtmekte fayda var ki, sevilen şeyi sevmeme veya tersi sendromlarından hiç birini yaşamadım, yaşayacağımı da sanmam. Çünkü genelde çoğunluğuktan yana olmuştur zevklerim. Tabii her konuda değil. Müzikte değil, sinemada değil, kitapda eh filan. AMA TV İÇİN HİÇ DEĞİL!


Yani olay aslında "izleme lan o zaman"dan ibarettir. Gerçekten. TV kötüdür, kakadır ve izlemezsin. İzlemiyorum da zaten. 30 cm uzaktadır o tv, hava durumu, ana haberler, ntv'deki birkaç program, bazen cnn türk'teki bir kaç programın haricinde discovery ve neo geo kanalları açıktır. Ama kablo tv ya işte, diğer kanallarda da otomatik star, show, atv filan var işte (Flash tv de var mk, allah kahretmesin). bazen sıkılıyor insan zap yapıyor.


ya sanırım insanların bir birine yemeğe gidip yorum yaptıkları programlar amip gibi çoğalmış. En son aylar önce gördüğümde bir taneydi şimdi kaç kanalda var bunlar?


Az önce star'dakini izleyeyim dedim, kendine hakim ol volky, izle az dedim, çok başaramadım ama ya durum resmen içler acısı.


İki şey var: YA yapımcılar Türk insanını SALAK yerine koyuyor
YA DA Türk izleyicisi gerçekten SALAK.


Benim annem de ev hanımıydı. Bir iki dizi izleme dışında zamanı olmazdı TV'ye bakmaya. Şimdiki ev hanımları daha çok mu zaman sahip de böyle evlendirme, çiftleştirme programları var? Ulan hem de bir tane değil... Demek ki izleniyor ki klonlaştırlıyor programlar diyor insan.


Kim izliyor bunları? Hani bu porno gibi bir şey değil. Muhabbet arasında kimse demez "izliyorum ya efet" ama izler. Buysa farklı. Kimse "izlemiyor" ama nasıl oluyosa çoğalıyor kanallar, programlar.


E hadi Türkiye İstanbul, ankara, izmir'den ibaret değil de, bu bile bence insanımıza hakaret. Anadolu insanı eblek mi? Daha mı çok zamanı var? Dilim varmıyor cevaplara.


Lafı Var mısın yok musun'a getirip, güzelce giydirmek isterdim ama başka bir posta artık. Baktım en son hastalıklı insanınların yarıştığı bir programa dönmüş, bir ajitasyon, bir çaresizlik ama sonra bir "umut olduk" rolü. Ya önceki aylardakileri arar olur insan yeminle... güzel ama kompleksli et kafa kızları, hastalara tercih ederim açıkçası.


Ya da hiç tercih etmem. Mythbuster izlerim 15 saat daha iyidir ya.


Etmeyin, eylemeyin. İzlemeyin TV. Ya da sadece Flash TV izleyin hahahah. Epik Fail her saniye hasuhduha

14.2.09

Duy tabîatte biraz sen de ilâh olduğunu

101. kaydımmış bu. hoş olsun istedim. anlamlı olsun. 14 şubat'la alakası yok ama benle bi hayli var. severim maviyi ve hayali...



Dolu rüzgârla çıkıp ufka giden yelkenli!
Gidişin seçtiğin akşam saatinden belli.
Ömrünün geçtiği sâhilden uzaklaştıkça
Ve hayâlinde doğan âleme yaklaştıkça,
Dalga kıvrımları ardında büyür tenhâlık
Başka bir çerçevedir, git gide, dünyâ artık.
Daldığın mihveri, gittikçe, sarar başka ziyâ;
Mâvidir her taraf, üstün gece, altın deryâ...
Yol da benzer hem uzun, hem de güzel bir masala
O saatler ki geçer başbaşa yıldızlarla.
Lâkin az sonra lezîz uyku bir encâma varır;
Hilkatin gördüğü rü'yâ biter, etrâf ağarır.
Som gümüşten sular üstünde, giderken ileri,
Tâ uzaklarda şafak bir bir açar perdeleri...
Mûsıkîsiyle bir âlem kesilir çalkantı;
Ve nihâyet görünür gök ve deniz saltanatı.

Girdiğin aynada, geçmiş gibi dîğer küreye,
Sorma bir sâniye, şüpheyle, sakın: "Yol nereye?"
Ayılıp neş'eni yükseltici sarhoşluktan,
Yılma korkunç uçurum zannedilen boşluktan!
Duy tabîatte biraz sen de ilâh olduğunu,
Rûh erer varlığının zevkine duymakla bunu.
Çıktığın yolda, bugün, yelken açık, yapyalnız,
Gözlerin arkaya çevrilmeyerek, pervâsız,
Yürü! Hür mâviliğin bittiği son hadde kadar!...

İnsan, âlemde hayâl ettiği müddetçe yaşar.


Yahya Kemal Beyatlı

13.2.09

Merak Ediyore

Diyeceksiniz ki "ulan merak ede ede bunu mu ettin"... evet, şu dakikada bunu merak ettim...

-Neden dergileri, gazeteleri hatta neredeyse kitapları TERSTEN okuyorum (yani son sayfadan ilk sayfaya doğru)? Nedir bendeki terslik? Kim alıştırdı beni lan?

- Göbek deliğimin içinde her gün yumak oluşuyo. Beyaz atlet giysem de sonuç aynı. Anlamıyorum yani? O kadar şey nası oluşur orada kardeşim? Böle bi cin mi var, göbek deliklerine yün yumağı koyan, anlamadım gitti...

evet, uyuyayım...

9.2.09

Love Theme - MGS 4

Japon hisleri İbranice'yle buluştuğunda ortaya efsane bir oyunun, efsane bir theme'i çıkıyor. Herkesin en az 1 kere bunu dinlemesi gerek.




PS: ingilizce sözlerini de yazalım tam olsun:

Closing my eyes to the sound of gunfire
Uttering a roar
In a flash I am switched into despair
Everything for the one who lives inside the nightmare
Missing from the bottom of my heart
Wishing the world that ran out of tears

The heart is already dead
The hope
Missing until it hurts

8.2.09

The Reader'la Kadına Bakış


Kate Winslet'a bu yıl bol bol şapka çıkarmamın son noktası The reader oldu. Saygıyla eğiliyorum karşısında.
Şurada ve Burada bir kaç kelam ettim. İsteyen okusun...
Evlen benle KATE!

5.2.09

Yüzme Bilmiyorsam N'olmuş!


YÜZME BİLMİYORSAM N'OLMUŞ?
"Yüzme bilmiyorum" dediğim her kişi neden beni ayıplıyor gibi bakıyor, sonra da alay eder gibi gülüyo? "Eneeee yüzme bilmiyo len bu dahaaa" diyorlar içlerinden eminim. DE, balığa mı benziyorum ben ya yüzme bilmemek ayıp olsun?

Deniz kenarında yaşamadım, ailecek haritadan tatile giden bi çocukluk geçirmedim. Yazlığımız olmadı, Kabataş'tan balıklama denize atlayan arkadaşlarım hiç olmadı.
Eskiden yiğen vardı sarıyer'de, onlara gittiğimizde bi denize giderdim. Bi kaç kere öyle yüzmeyi öğreneyim dedim ama ıhh olmadı. Ayrıca hiç yüzemiyorum değil, denizin altından yüzebiliyo gibiyim (bi kaç santim gidiyorum böle:)) ama kulaç filan atmaya gelince ıh olmuyo, mekanizmam bozuluyo.


Panik yapmıyorum aslında. Sadece dikkatim dağılıyor. Kafamı denize sokunca kulaklarım da bi uğultu başlıyor. Gözlerimi zaten açamıyorum denizdeyken, duyularım dağılıyo direkt. Sonra sağ kulaçtı sol kulaçtı ayak çırptı derken yapamıyorum ve gulugulu diye batıyorum. Bi de derler kendini bırak böyleeee, batmazsın, yüzdende durursun. Kaç kere denedim ıhhh, batıyorum yani. Bi de yani öle bişi nasıl olur ya, insan dediğin batar suda, tahta mıyız biz! Sırt üstü filan yatmak gerekiyomuş vs. Aman ya. İnsan zaten niye yüzer? Hadi harika bi spor, ona lafım yok da, gitmişsin kilyosa, saatlerce bi sağa bi sola yüzüyon. Niye? Eğlenceli mi? Amaç bence serinlemek. Onu ben yüzme bilmeden de yapıyorum valla. Deve güreşi hem daha zevkli ya yüzmeden. Gerçi beni omzuna alacak kadar güçlü bir arkadaşım yok ama olsun :)


Geçen yaz mı ne, denize gittik onur'la işte. Şakalaşıyoz böle ehehe al sana suuuu diye, (ne kadar garip dimi, denizin içindeyiz ve SU var haha) derken dipteki koca bi taşa resmen şut çektim adım atayım derken. Sol baş parmağıma ait tırnak resmen etime girdi. O haftam öyle bi rezil olmuştu ki anlatamam. Acısından durulmuyo, yetmedi cansakızı 1 saat o minik tırnağı kescem diye on takla attı, ben öküzler gibi bağırdım. Sırf niye? YÜZECEM BEN. nahh. bi daha en fazla havuza giderim olm ben. Hala o yer acıyor.


Bi de demezler mi "bizim senin gibi bi arkadaş vardı, tuttuk kollarından bacaklarından, attık iskeleden, bi çırpındı sonra kurbağa gibi yüzdü maşallah"... Yaa. Yedim ben de! Babam onun benzerini bana bisiklet kullanmada öğretmişti. 4 teker başlamıştım kullanmaya. Sonra dedi yeter, çıkardı o 4 tekeri. Saldı yokuş aşağı beni, yolun yarısında ben bi düş, dirseklerimi dizlerimi yardım valla. İskeleden atsalar beni, son sürat dibe batarım, kimse de bulamaz. Yapmayın lan sakın öyle şeyler bana :)


Lütfen yüzme bilmeyenleri küçümsemeyelim, koruyalım onları; sevelim :)

3.2.09

dola-ma


Son 1 yıldır filan farkında olduğum bir özelliğim var ve çok seviyorum bunu ya: nereye olursa olsun, neyle olursa olsun, bir yere giderken eğer cam kenarındaysam aklıma tonla şey geliyor.

Bu bir hikaye olabiliyor, anı olabiliyor veya bir karar oluyo. Yani yolda bi amca görüyorum hoppp o bana bişi çağrıştırıyo. Tabii bazen über saçma olabiliyor ama olsun :)) Burdan Japonya'ya filan gitsem sanırım 3 kitap yazacak kadar şey aklıma gelmiş olur:p


Örneğin en son aklıma Dolama geldi. Nedir Dolama? Hani tırnağınızı fazla yerseniz, keserseniz, böyle yandan, orası sonra şişer, iltahap kapar ya, ölürsünüz acıdan, heh işte o. Kaç yıl önce oldu hatırlamıyom ama benim serçe parmağım bi dolama olmuştu, ellahım yarrappim, ne uyutuyo ne yazdırıyo ne kaşık tutturuyo. Resmen felçli gibi yaşamıştım. Doktora da gidilmez bi dolama için diye eczaneye gitmiştim, o da bi krem sürmüştü 2 gün, o iltahap patlamıştı böyle gore bir ortama dönmüştü :)) Ondan sonra zaten bi süre tırnaklarımı yememiştim ama sonra başlamıştım. AMAAAA


Artık tırnaklarımı yemiyorum ahali! Buraya yazmıştım, şimdi bana buldurtmayın, o günden bu güne hiç yemedim! Tabii kesmedim de değil yoksa yaratık gibi olurdum ama hiç de hayallerimdeki gibi olmadı ya :(( aralarına sürekli bişi giriyo gibi hissediyorum. Sanki inşaatta çalışıyorum...Elimi cebime sokuyorum, böle minik bi iplik parçası giriyo hemen onu ordan çıkarmalıyımmmmm diye kasıyorum. O yetmiyo gibi havadan bile kirleniyo gibi. Otobüse temiz bindim, işte tutulan direği tuttum 15 dakka kımıldamadan, inerken baktım bişiler var. Bunalıma gircem sanırım tırnak yüzünden :)))


Bir diğer aklıma gelense, lastfm'den de göreceğiniz gibi Savage Garden ulan! Ne dinlerdim ortaokulda he. Adamlar demiş zamanında "If love was red then she was colour blind" ... rep+1 diyorum.