18.11.08

Zeitgeist


Ütopik düşünce pek tarzım değildir ama bazen de uykum yokken kafamda dolaşır dururlar. Bunların da en güzeli şüphesiz "paranın olmadığı" bir dünyadır. Gel gelelim yetersiz bilgi bu hayali hep yarıda keser çünkü hayal bir yerde tıkanır, yaşam ilerlemiyordur, ihtiyaçlar birikiyordur ve "verecek" birşeylerin olma zorunluluğu hissediliyordur.

Ama doğduğumuzdan bu yana, özenle bize sunulan katmanlar, duvarlar, perdeler bunun aslında bir ütopya olmasını sağlıyor gibi geliyor bana. Neden öyle geldiğini anlatamayacağım, onun yerine izlemenizi önereceğim :)))

Konuyu Zeitgeist'e bağlamak gerekirse, kendisi bağımsız bir belgesel. İlki geçen sene, ikincisi de geçen aylarda çıktı. Filmi internetten bedava da izleyebiliyorsunuz ve Türkçe alt yazısı gömülmüş olarak da bulabilirsiniz. Kafası sadece futbola veya magazine çalışmayan her bireyin en az 1 kere izlemesi gerek bu yapımı.

%100 doğru bir belgesel mi, hayır değil, taraflı olduğu yerler ve ağır bir empoze söz konusu ama bilinçli tüketiciler 5 doğru içindeki 1 yanlışı da ayırt edip, görmek istedikleri şeyi bu yapımda bulacaktır. Dinlerin devlet-hükümet üzerindeki oyunları, başta hristiyanlığın hangi mitolojilerden beslendiğini, Dünya Bankasının kökleri, neye hizmet ettiği, 9/11'in perde arkası, ABD hükümetinin halkı için "izleme" politikası ilk filmin başlıca konularından. Çoğu bölümü dumurlar içerisinde izleyeceksiniz.

İkincisiniyse yeni izledim. İlki kadar sarsıcı olmasa da olayın özüne inilmiş= PARA. Doğumumuzdan bu yana bize öğretilen maskelerin arkasında aslında neler olduğuna dikkat çekmiş belgesel. Para rezervlerinin işleyiş tarzını, ekonominin neye hizmet ettiğini basit yollarla idiota anlatır gibi anlatmış ve çok başarılı olmuş. Kredilerin sistemin şah damarı olduğunu görmek, içimi bir kez daha rahatlattı. Ne olursa olsun kredi yemeye meyilli biri değilim, olmam da umarım. Yapım, konuyu paradan da The Venus Project'e taşımış. Bu hayalini kurduğum dünyanın bir prototipi diyebiliriz. Paraya endeksli bir ekonomi yerine kaynağa endeksli bir ekonomi ve kimsenin para kazanmak için çalışmasına, ona göre okumasına gerek olmayan bir dünya. "E peki o zaman her şeyimiz olacak ve ne amacımız kalacak ki" sorusuna da çok iyi cevaplar veriyor. Güdülerimiz değişecek, bu kadar basit aslında. Belgeselde de örneği verildiği gibi insan yaptığı bir tabloyu ihityacı için satmak yerine, onu paylaşmak istediği için insanlara sunacak. "Hepimiz bir birimize bağlıyız" mantığının bir sonucu olan The Venus Project hakkında
Jacque Fresco inanılmaz güzel kelamlarda bulunuyor. Politikacıların çözüm üretemeyen asalaklar olduğunu vurguladığı konuşmaları mutlaka dinlenmeli (bu amca 90 yaşını geçmiş olmasına rağmen hala inanılmaz tasarımlara imza atabiliyor ve konuşmasında tek sekte yok!)

İkinci filmin en çok sevdiğim, biraz da konuyu özetliyen, cümlesi ise Johann Wolfgang von Goethe'ye ait olanı: None are more hopelessly enslaved than those who falsely believe they are free.



Birinci ve İkinci filmlerin Türkçe alt yazılı linklerinin ilk partı şöyle, gerisini sayfa içinden görebilirsiniz.






:Addendum


Tepkiler: