13.11.08

Uzatmaları Oynamak


Her sabah olduğu gibi, yurtta ve dünyada neler oluyor diye haber portallarını geziyorum, bakıyorum, ah evet hoş mankenler, güzel sütyenler, frikik verenler, laf sokan politikacılar vs. vs... Derken gözüm şuradaki habere takılıyor.


Bir trafik kazası haberi ve videosu var. Yan yana giderken çarpışan oto diğer şerite fırlayıp otobüsün altına giriyor ve içerisindekiler hastaneye giderken ölüyor. Her şey o kadar çabuk oluyor ve o kadar çabuk yok oluyor ki, şaşılacak bir sahne... Daha önce ŞURADA yazdığım konu aklıma geliyor. Yazarım demişim, yazayım bari...


Hani genelde filmlerde denk geliriz ya "Hayatım film şeridi gibi gözümün önünden geçti" klişesine, hah, işte o aslında pek doğru bir klişeymiş ve bence klişe kelimesi doğru kelime değil. Geçen ay o anı yaşadım. Elmadağ'da gecenin bir yarısı kırmızı ışıkta, karşıdaki taksiye binmek amaçlı beklerken, Beşiktaş yolundan yaklaşık 100km/h hızla gelen bir araba gördüm. Adam bastıkça basıyor ama belli ki önümdeki yoldan geçecek, içimden de "vay adi nasıl da abanıyo" filan diyorum. Farları henüz gözümü kamaştırmıyor, yakında sayılmaz ama bir gariplik olduğunu hissediyorum. Birden istikametini yoldan çıkarıp kaldırıma, bana doğru çeviriyor. Sizi ortalamış, tam üstünüze gelen 100 km/h hız yapan bir araba hayal edin, öylece bakıyorsunuz. Naparsınız? Kaçarsınız? Ben de "Kaçarım ya sanırım" diyebilirdim ama tek kılınız bile kımıldayamıyor o anda, çünkü beklenmedik bir olay oluyor ve sonuçlanmasına bir kaç saniye var. Kilitleniyorsunuz. O sırada hayatım geçti resmen gözümün önünden, beyin öleceğini sandığı anda sanırım bir madde salgılıyor ve mutlu ölmeniz gerektiğini savunuyor; en güzel günlerimden anılar görüyorum peşi sıra, çocukluktan, okul yıllarımdan, yetişkinliğimden sahneler görüyorum bulanık şekilde ve saçlarım havalanıyor... Kulaklarımda bir uğultu, bir çağırış, bir kaos... Araç yaklaşık 30 cm arkadamdaki kocaman direğe vurmuş, akordiyon olmuş şekilde duman veriyordu o şerit sonrasında kendime geldiğimde. Direksiyondaki minik bir sola kıvrılma hareketi sayesinde beni ıska geçmişti araç. İçerisinde 3 kişi vardı, üçü de haşat olmuş gibiydi, en son taksiye almışlardı adamları, doğruca hastaneye. Araba da benzin sızdırıyordu, taksiciler filan arabanın başında donmuş olan beni tutup kenara çektiler, "çok şanslı adammışsın sen ya abi" filan diyorlar ama ben başka bir alemden dinliyorum onları. O dakkaya kadar dünyanın en şanssız adamı olarak ilan ettiğim kendimi, ondan sonra en şanslılardan biri olarak görüyordum. Sahip olduğum en büyük şey, yaşam, bir kaç dakika önce bitiyordu ama bitmedi. Bu kadar ucuzdu hayatım, kırmızı ışıkta bekliyorum bir de. Onca didiniş, çaba, eğitim, gelişim, sevgi; herşey işte oradaki bir kaç santime, el hareketine bağlıydı...


Bu aslında ikinci vakam, sanırım üçüncüsünü buraya yazacak fırsatım olmayacak ama sanırım gerçekten uzatmaları oynuyorum :)) O yüzden yapmak isteyip de yapamadıklarımı, ertelediklerimi öne alıyor, öndekileri biraz geri çekiyorum. Kontrol delisi olmaktansa biraz akışında olanları uzaktan izlemek istiyorum, elimde popcorn. İstediklerimin bazılarını da uygulamaya koyuyorum. "Kaybedecek birşeyim var"ı hatırlıyorum. Kaybetmeden değerini bilmek istiyorum. Kaybedince üzüleceğim şeyler edinmek istiyorum; kaybetmemek için çaba göstermek istiyorum. Maçın 90 dakika + uzatmalar olduğunu hatırlıyor, keyfime bakmak istiyorum. Bakmak isteyenlerin yanında olmak istiyorum. İsteyebilenleri seviyor, istiyorum...

Tepkiler: