28.11.08

Teknoloji ve götürdükleri

DOKUNMAM LAZIM!


Teknolojiyi şüphesiz ki severim. Küçükken inanılmaz bir teknokid değildim ama imkanlar ölçüsünde araştırır, sorar, merak eder bişiler yapardım. İçlerinden de en çok Atari2600'ü severdim. Anaokuluna gitmeye başladığımda tanışmıştım kendisiyle. Okuma , yazma bilmiyorum daha! Geldiğim noktaysa Playstation3... Arada ne var ne yok silip süpürdük.




Bilgisayar geçmişim o kadar olmasa da son yıllarda uyuduğum süreden daha fazla ilgileniyorum bu meretle. İş olsun, hobi olsun herşey bilgisayar oldu olacak. Bize öğretilen şey "Olm bilgisayarı öğren, gelecek bilgisayar devri şöyle böyle" idi. Alakası yok yani, eğer yazılımcı, donanımcı veya sistemci değilseniz, bu işten para kazanmıyorsanız bir insanın 24'saatinin büyük dilimini bilgisayara vermesi bence gayet gereksiz.


Oyun oynamaya bayılırım, müzik dinlemeye bayılırım, film-dizi izlemeye bayılırım, bilgi edinmeye, yazı yazmaya bayılırım... Bunların birleştiği yerse belli. Acaba bilgisayarı sevdiğim için mi bunları seviyorum yoksa bunları sevdiğim için mi bilgisayarı seviyorum, bu kadar vakit geçiriyorum başında, o yüzden mi bu kadar bağımlısıyım?


Orta okulda 2 sene teknik çizim dersimiz olmuştu. Sinirden kaç cetvel kırdım bilmiyorum. Pergel filan bana göre değildi, o sivri yerini sıraya veya arkadaşın omzuna batırmak için kullanırdım bi. Resim dersim rezaletti. Resim hocası nefret ederdi benden ama saygı duyardı. "Volkan tamam sınıfın en zekisi sensin ama biraz insan çizmeye gayret etsen, o ne öyle çöp adamlar ya" demişti hiç unutmuyorum. Kalem kalibileyetim yok denecek kadar azdı. Perspektif algım eksilerdeydi. Arka planda kalanlar kocaman, öndekiler ufacık, ufuk çizgisi sayfanın ortasındaydı filan. Bir araba çizerdim yani market arabası bile daha iyi modellenmiştir. Orta 3'ten bu yana sanırım birşey çizmedim.


Bu çizim olayıysa şimdi tekrar karşıma çıktı! Onca yıl sonra. Allah'ım niye kurtulamıyorum bu azaptan ya! Bize verilen mizansenin senaryosunu yazdım oh mis gibi, plan plan çekmeden önce de storyboard'un çizilmesi gerektiği aklıma geldi. Ulan bi çiziyim ya ölecek miyim dedim. Hahahha ölüyodum :))) yok abi, rezalet birşey ortaya çıktı. Selim hoca da destekledi zaten bu konuda beni hahah... Yani 12 Oscar alacak kadar iyi bir senaryo yazsam onun storyboard'unu çizemem, heba olur herşeyim. Çoğu insan da zaten kendi çizmiyormuş, e eee iyi de benim onu çizebilecek yetenekteki arkadaşım da yok. Hem olsa da beynimdekileri tam olarak nasıl onun eline dökebilirim, bilmiyorum. Kendim çizmeliyim diye kastırmaktayım.


İşte bu yazma olayını son zamanlarda da sayfalara dökmeye çalışıyorum. Yer yer dikkatimi çekiyor, unutmuşum yazı yazmayı! Gözümün önüne durmadan klavye geliyor, tuşlara basma refleksi doğuyor içime. Yanlış mı yazdım, Delete veya Backspace tuşu arıyorum sayfada, olmadı, üstünü çiziyorum silgi ile silmektense... Eskiden beri benim yazım da çok çirkindir. Hele çizgisi olmayan boş bir sayfya yazıyorsam böyle fezaya gider yazılarım. Kendimi boşlukta gibi hissederdim, kayardı yazılarım aşağı yukarı hep, o yüzden o sayfanın altında koyu kırmızı ile hatları belirlenmiş bir çizgili kağıt koyar öyle yazardım (öyle bile kaydırırdım ya puhaushda). İşte şimdi hem hızlı yazmak, hem de yazmak zorunda olduğumdan, büyük sıkıntı çekiyorum. Çünkü yıllardır kağıda, kaleme tam anlamıyla yoğunlaşmamışım.




Teknolojinin işte beni daha da körelttiğini düşünüyorum. Örneğin şu an bilgisayarın olmadığı bir devirde yaşasam eminim ki daha güzel yazabiliyor ve çizebiliyor olurdum onca yılın getireceği pratikle ama yok işte. Hem çoğu zaman o kağıdın ve kalemin verdiği ilhamı hissedemiyorum önümde bomboş duran Word dosyasını görünce. Eskiden incelemelerimi ilk önce dosya kağıdına yazar, sonra onu bilgisayara geçirirdim. Hatta maillerimi kontrol ettiğimde, bilgisayarım yokken o dosyaları kız arkadaşıma verdiğimi, onun da evinde o yazıları bilgisayara geçirdiğini hatırladım. Daha güzel, daha heyecanlıydı şüphesiz o günler...



Bu teknolojinin de sadece benden birşeyler götürdüğünü sanmıyorum. Tamam, ortada digitalArt diye birşey var ama tarihe geçecek tablolar, kitaplar ne bilim heykeller eskisi kadar yapılıyor mu? Bundan 5 asır sonra hatırlanır mı? Belki evet ama ben şu an bilmiyor ve sanmıyorum. 80'lerin başlarında doğan nesilin şanslı olduğuna inansam da böyle handikaplarının da olduğunu düşünüyorum (çünkü varım aushdhasd))


Gelecekten tek beklentim, dergileri, kitapları, gazeteleri bari dijital hale çevirmesinler, onlar hep, sonsuza kadar bayiilerde dükkanlarda satılsın. Biz alalım, sayfa sayfa çevirelim. O yeni kağıdın kokusunu alalım, elimize mürekkebi bulaşsın hatta biraz. Çaydanlık altlığı olarak da kullanabilelim. Olmadı camları kurulamak için de onlardan faydalanalım. Rakı alınca, ona saralım, tuvalet kağıdı olmayan bir yerde onları kullanalım, üstünde bulmaca filan çizelim, fotoğraflardaki kadınların dişlerini boyayalım, gözlük çizelim, notlar alalım üzerine, ekmeği saralım, kaldığımız sayfasını kıvıralım ne bilim işte...


Kağıdın ve mürekkebin gücü adına...

Tepkiler:

2 yorum :

goooooood girl dedi ki...

your blog is so good......

Volkan dedi ki...

like you baby hsdausdasdasd