3.11.08

Randomize hayatlar

Pazartesi sendromunun taaa ... diye düşünürken çayımın soğuduğunu farkettim. 42 dakikadır orada durduğundan olsa gerek. Her Pazartesi aynı naneyle karşılaşıyorum. Haftasonlarının mızmızlığını yeni bir haftaya getirmekle getirmeme arasında kalıyor, pişmanlığını hissediyor ve aval aval internette dolanıyorum. Olan çaya kahveye oluyor... Bi dakka, yenisini alayım hemen...






Bu aval aval internette gezme işlemini aslında son haftalarda biraz değiştirdim. Blog sayfasının tepesindeki "Sonraki Blog" linki über bişi. Random blog'lar getiriyor karşınıza. Çin'den tutun Alaska'ya kadar din, dil, ırk ayrımı yapmadan ilginç blog'larla tanışıyorum. Bir çoğu tabii ilgimi çekmiyor. Birisi restorantını tanıtmış (pinti adam yaptırsana bir web sitesi adam gibi) diğeri bisiklet tamiri nasıl yapılmış onu yazmış, bir diğer sanırım 10 yaşında; oyuncaklarını anlatmış, bir diğeri tatlıyla çorba arasında kalan bir yemeğin tarifini vermiş, bir diğer keş diskodan zibilyon kadar foto eklemiş (lan deli bari adam gibi pozlarını koy da ekmek çıksın), bir diğeri ne yapmış anlamadım, sanırım japonyadan katılıyor abimiz yarışmaya ama hoş fotolar eklemiş, bir diğeri belli ki bunalımda aşk şiirleriyle donatmış blogunu, kenarda böyle kalpli göz yaşılı işlemeler filan, belki de emo'dur belli mi olur...


Şimdi diyeceksiniz ki bizene, evet sizene, ama ben "hayat" öğrenmeyi çok seviyorum. Bunu da adamların kapısını çalarak değil de kendi rızaylarıyla network'e sundukları bilgileri kullanarak yapıyorum. Tabii ki insanın hayatını 0 ve 1'lerden oluşan bir yerde tamamen öğrenemezsiniz, zaten amacım bu da değil (o sorumluluğu kaldıramam. Birisinini hayatını en ince noktasına kadar bilmek aslında hiç de iyi bir şey değil), amacım "ne tip" insan olduklarını öğrenmek. Çünkü ne kadar farklı insan tanımak, o kadar hikaye demek. Hikayeleri severim, öykülemeyi daha çok-iyi- severim. 10 tane verisi belli olan bir insanın üzerine bir 20 veri daha kafamdan ekleyip bulmacayı tamamlamaya çalışmak çok güzel bir zihin egzersizi benim için. Hem de riski yok, zararı yok; hiç bir zaman yanıldığımı, haklı veya haksız olduğumu bilemeyeceğim ama "yarım kalan hikayeleri tamamlama" üzerine bir yeteneğim olduğumu biliyorum.



-Alakasız bir paragraf-----

Lisede edebiyat dersinde hoca (ki gerçekten hoca yerine öğretmen demeyi tercih ederdim ama klavyede 4 fazladan tuşa basmaya üşeniyorum şu an) bir hikaye anlattı, tam hatırlamıyorum ne idi ama ilk kez duyduğum bir olay örgüsünün sonuydu. Hoca sınıfa sordu bu hikayenin başı nasıl olabilir. 10larca farklı olay anlatıldı tabii bu arada benim kafa kazan oldu, kaynıyor, diyorum içimden "hoca şimdi kıl biri, şöle biri, bunu sormuşsa kesin akla gelen ilk şeyler değildir, biraz farklı düşün volky, şöle düşün, evet oluyorrr" ve elimi kaldırıp dedim böle böle... Hoca da "sen bu hikayeyi daha önce nerden okudun, duydun". "hiç bir yerden hocam, ilk kez sizden duydum". Hoca inanmakta zorlanıyo böle, diyom allah allah adamın kabız sancısı tuttu her halde. Sonra hikayenin aslını anlattı ve benim anlattığım olay örgüsü %90 oranında tuttu. Teneffüste de dedi "lan deli misin, salak mısın mâlum mu oldu sana hikaye" :) dedim valla bilmiyom aklıma geldi. Tabii bu ilk ve son örnek değildi...

-------



O gezdiğim bloglardan bir fotoyu çok beğendim. O da bu, hemen Save as şeklinde sabit diskime aldım kendilerini. Ulan ne güzel bi bebektir bu ya. Nasıl da güzel uyuyor allahım eridim bittim sabah sabah. Henüz 1 aylıkmış kendisi. Annesi de uyuyor mu yazmamış ama dünyanın en huzurlu karelerinden biri ilan ediyorum bunu. İnsan beyninin bu günlerini hatırlayamaması bence çok kötü. Onca hatırlanmaması gereken ama hatırlanan anıların içinde böyle bir anının da hatırlanması kötü mü olur du? "Abi ben 8 aylıkken böyle annemin göğsüne yatmıştım sere serpe, bi içim geçmiişşşşş bi geçmiş, böyle boynum bi tarafa bedenim bi tarafaaa"... bence güzel bir sohbet çıkardı bu anılardan... Ben aslında annenin o anki hislerini de merak ediyorum. Daha 5 kilo bile olmamış bir canlının minik pıtpıtpıt'larını yüreğinizde, kalbinizin hemen üzerinde hissediyorsunuz, hafif uyur-uyanık bir halde belki de bir avuç şeyin 20 yıl sonra neye dönüşeceğini hayal ediyorsunuz. Bir şeyler hissetmeniz gerek? Nedir bu? Babalık hissinden çok daha farklı bişey gibi, yazamıyorum. Bulmaca tıkanıyoru bu noktada...
____________ ____________ ____________


Not almayı seviyore... Gece yatmadan bünyeye epey Prison Break yükledim. Geri dönüşü rüyalarımda oldu, garip garip ama beğendiğim, diziyle uzaktan yakından alakası olmayan sahneler gördüm peşi sıra. Tanımadığım adamlar, tanımadığım konular... Aklımda kalanları not aldım sabah. Bunları ben aslında birer atık olarak görüyorum ama insan atığından ziyade hayvan atığı gibi (inek, ökküz vb). Bir çok noktada, işlendikten sonra işe yarar şeylere dönüşebilir. Merak etmeyin yakında işleyeceğim hepsini zaten...



... Ve evet, yazmak iyi geliyor. Bir an Pazartesi olduğunu bile unuttum. Zaten bu aralar çok unutuyorum ama başka bir başlık altına artık bu konu.
Tepkiler: