10.11.08

Biz büyüdük ve kirlendi dünya



Öfke, nefret... Ne kadar yakınlar ve uzaklar... Genelde ailelerin çocuklarına "aman aman sakın öfkeleyenmesin, nefret duymayasın hiç bişeyden" diye öğüt verdiği "şeyler"...

Hatırladığım ilk öfkem ortaokulun ilk yıllarına denk geliyor. Harbiye'de okuyorum o zaman, arka sokaklarda da böyle serseriler vardı, parlak gördüler herhalde beni, beslenmemi, biraz paramı almışlar bi de tokat çakmışlardı. Ben de ampülüm ya, ağlayarak arkadaşlarımın arasında koşarak eve gitmiştim... Çok ama çok öfkelenmiştim, öfkemle bile öldürebilirdim o çocuğu :)) Sonra o an gelen öfkem geçer sanmıştım ama geçmemişti, günlere devretti, nefrete dönüştü, o piçten nefret ediyordum artık ama o sokaktan geçemiyordum. Gece yatmadan kafasını kırdığımı filan hayal ediyordum, Bruce Lee filmlerindeki gibi. "Bu da geçer" diye düşünürken, bunun gelecek haftalarda kine dönüştüğüne şahit oldum. Kindarım. Ölesiye olmasa da. O çocuktan duyduğum kini unutamam hala. Çok pis bir his ama. O kadar ki o sokaktan artık her gün geçmeye başladım. Denk gelip çantamı kafasına vurucam, sonra burnunu ısırıcam, sonra daşaklarına tekme atıcam gibi kombolar hayal ediyorum bacak kadar boyumla. O çocuğu ben bir daha hiç görmedim. O sokaktan bir kaç kişiye de sonra sordum, "yok tanımıyoruz" dediler. Ya o sokaktan 1 kere geçen biri bana denk gelmişti ve aylarca boşu boşuna, bir hayalete sinir olmuştum. Daha sonra kendimden utandım resmen. Ondan sonra öfke > nefret > kin üçlüsünün etkisine kolay kolay girmedim, kapılmadım. Kin kısmına gelmeden kesip atmayı öğrendim. Çünkü hiç bir bok için sinirli uyumaya değmiyor bu hayat, bana babam biraz da bunu öğretti istemeden.

Ailelerin yaptığı -belki de istemeden yaptıkları- en büyük hatalardan biri de bu: Onların "sevmediklerini, öfkelerini, nefret ve kinlerini", şeylerinden çıkardıkları canlılara empoze etmek gibi bir kötü alışkanlık içine giriyorlar. "Aileler herşeyin en doğrusunu çocukları için isterler"... İstisnalar kaideyi bozmaz ama ben çok gördüm o doğrunun aslında doğru olmadığını. TV'lere bakanlarınız varsa elbet görmüştür, ellerinde taşlarla sopalarla savaşa gider gibi giden bacak kadar çocuklar... Ailelerinin sevmediği şeyler için, savundukları şeyler için öne sürülen çocuklar. Sanki hiç büyümeyecekmiş gibi düşünülen bu çocuklar kirletiliyor ne yazık ki. Ve bizimle birlikte belki çocuklarımızla beraber yaşayacaklar bu öfke-nefret hatta kin sahibi bireyler. Gidecek bir yerleri yok çünkü. Onlara öğrettikleri gibi yaşayacaklar. "Doğru yolda yapılan, atılan her adım caizdir"i savunacaklar ve onların doğrusu maalesef bizim doğrumuz olmayacak. Böyle bir ortamda değil yaşamayı, üremeyi bir birey nasıl düşünebilir... Herkesin benim gibi üçlünün "Kin" kısmına gelmeden söneceğini sanmıyorum... Türk milletinin bir "boşalması" gerekiyor. Genelde bunlar son yıllarda depremlerle bastırılsa da, bazı şeylerin geldiğini görmemek için kör olmak gerekiyor.

Tabii ki konu sadece "eline taş al oğlum, at" diyen aileler değil. Bunların çok modern olanları da var. Zengin olan, yönetici olan hatta bürokrat olanı da var. Çocukları üzerinde deneyler yapmaya, projelerini onların üzerinde denemeye bayılırlar. "Biz yapamadık, deneyemedik sen dene bari ah oğlum, kızım" da en güzel laflarıdır. Kara tahta gibi çizik içinde, toz içinde kaldığı zaman da çocuk "ya bizim çocuğa noluyo böyle, ergenliğe girdi galiba" derler. Ben her iki uçurum üstündeki aile arasında çooook fark göremiyorum açıkçası.

Umutsuzluk diz boyu bu sıralar bende anlayacağınız...

Murathan Mungan ne güzel demiş:


Sakın çıkma patika yollara,
o dağlara, kırlara, o karlı ovaya
yenik düşüyor herşey zamana
biz büyüdük ve kirlendi dünya...
Tepkiler: