28.10.08

Yağdır mevlam su

24 Ekim Cuma'dan itibaren İstanbul'un tavanı delindi resmen. Ebem kadar yağmur yağdı da yağdı. Tabii ki şikayetçi değilim, oh barajlar dolsun, yollar temizlensin, tarlara bereken gelsin (hö?) falan filan ama yuh dedim. Yağmurdan uyuyamadım yani, şakır şakırrrr. Bir de benim odamın baktığı yer bir çok apartmanın kümelendiği bir yer ve ortada kalan dikdörtgenimsi boşluğun üstü PVCmsi bir maddeyle kapalı. Yağmur onun üstüne doğru yağdığından böyle kafamda bir death metal konserinde davulcunun gaza gelip deli sololar atmasına neden oluyor.
Hem yatıyorum gece, kalkıyorum gece, işten eve geliyorum ulan yine gece! Ben ne zaman güneşten faydalanacağım? Bir haftasonu dışarı çıkma korkusuyla evde pineklemekle geçti (gerçi güneşli de olsa bişi farketmeyecekti, yazılar dağ olmuştu da:)). Hah dedim Pazartesi geldi kesin gider yağmur gelir güneş (ne alaka?), heee, al sana, nahh. Saat 17,30 olmadan hava karardı. İnsanın istemden de olsa içi sıkılıyore. Londro'da mıyım neyim anlamadım. Neyse ki Salı günü güneş kendisini gösterdi. O kadar ki işe gelirken durmadan gözlerimi kamaştırdı. Güneş gözlüğüm olsa takardım, o derece.
Her yağmurlu günlerin arkasından güneşin geleceğini bilmek güzel olsa da önümüz kış, sıkılmak için hoş bir neden.
Tepkiler: