11/11/2009 12:02:00 AM

it's been a long, cold winter without you

Gönderen Volkan |

Ben senin "you've just slipped through my fingers and now i feel so ashamed" diyen dillerini yirim. allahım nası da güzel sölüyo. zaten insanın ruhunu kıçından söküp alan bir parça (ki Hindsight versiyonuyla 10 kaplan gücünde verem olmuştu) a natural disaster, Danny & Anneke ile böyle oluyomuş demek... Şahsen istiyorum ki çalmasınlar bunu ya da son parça çalsınlar. Kaçayım başlar başlamaz. eski günlerimi hatırlatıp eziyet etmesinler bana. hard to find the strength now but i try diye çığırtmasın beni. nolur :(

11/10/2009 06:51:00 PM

Yeti Botuna Hayır Ulan

Gönderen Volkan |


Ya siz kızları anlamakta güçlük çekiyorum. Genelde insanlar "herkesin giydiğini giymem" diye kasmaz mı kendisini? Ben böyle gördüm böyle bildim hacı, bi ayrıcalığı olur ne bilim insanın.
2008'de Amerika'da moda olmuştu, bu sene de buraya sıçradı. Avusturalya'da mı ne sörfçüler denizden çıkınca giyerlermiş bunu, artık nasıl modaya dönüştürüldüyse...

Boyu 1.55, kilo 80, bel yok, dümdüz, demirdöküm böyle, ayaklarda bu, mini etek, altında kırmızı yün kilotlu çorap, şıngır şıngır geziyodu en son gördüğüm Yeti valla. Muhtemelen evine kocasına hamur açmaya gidiyodu, mantı filan kesecekti.

Giymeyin bak. Valla. Erkekler feci dalga geçiyo arkanızdan haberiniz yok. Kankanız "yakışmış" deyince "yakışmış" olmuyo o, valla bak, sırf sen üzülme diye öyle diyo zaten. Harley bot filan giyin, ayağınız koksun daha iyi bence.

11/09/2009 09:29:00 PM

today's gonna be a good day

Gönderen Volkan |

bayadır böyle harika bi seyirci görmemiştim. Artık önceden hazırlanılmış mıdır, yoksa Chicagoluların bir yeteneği midir, bilemem ama resmen konserin önüne geçmiş seyirci performansı.
Müzik olarak zaten henüz yontma taş devrindeyiz ama sanırım seyirci olarak da bir ortaçağdayız. Gözler böyle şeyler görmek ister buralarda da. Özellikle, en öndeki, tek başına dans eden deli abladan.


11/09/2009 08:44:00 PM

Carl olalı bir Ellie bulamadık

Gönderen Volkan |

Geçen sene Wall-e ile kanser olan bu bünyeye, Pixar yeterince işkence edemediğini düşünmüş ki bu sene de UP'ı çıkardı. Ben ciddi anlamda eğlencelik bir filmi bekliyordum çünkü Wall-E'deki bunalım, depresyon alt-metini tekrar kullanmazlar, biraz çocukları da eğlendirirler, Ice Age gibi güleriz sanmıştım. SANMAZ OLAYDIM :(

Filmin henüz 2. dakikasında bebekler gibi ağlamaya başlayıp 10.dakkaya kadar durmak bilemedim. Zaten bi 10 dakika kendime gelmekle geçti sonra. Ama gırtlaktaki o gıcık, film boyunca sürdü. Biraz güldüm, biraz eğlendim ama yine finale gelince, Ellie'nin kitaba bıraktığı notu görünce gök gürültüsü gibi höykürdüm. Tanıdğım herkes de yıkılmış zaten filmde... Tanımadığım Ellie'mi özledim. Madem hepimizin finali aynı, nedir bu sahiplik, gideyim balonumu alıp dedim. Gazoz kapaklarımı daha bi sever oldum... Erkekler de ağlar sayın izleyici. hem de bir "çocuk" filmine, hem de bir "çizgi-filme" ağlar. "Olmayan" şeye ağlar. "Film icabı" şeye ağlar. Aslında sen öyle sanırsın. Neler geçer o sinir sisteminden, bilemezsin... Karizma sıfır olur. Çok da umrunda olur. Çok da fifi. FIFA.

Aşağıdaki 4 dakikalık video UP'un başlangıcı. Bence izlemediyseniz de izleyin. Bir hayat dört dakikaya nasıl sığar, en güzel örnek. Kısa filmciler, animasyoncular ve geri kalan tüm sümüklüler de izleyebilir...
Carl ve Ellie'nin aşkı evrenin en güzel aşkı. Carl da maalesef hiç birimiz. Ellie de hiç biriniz. Pixar'ın empati kurduramayan, ama "Ya? Yani? Hani? Keşke?" dedirtip, alt metniyle 1 hafta depresyona sokan ikinci filmi. İzlerken eğer hiç bir şey hissetmiyorsanız, kutlarım, ölmüşsünüz. İyi bilirdik...

11/09/2009 03:41:00 PM

Oyungezer (Kasım) 2. yaşını kutluyor

Gönderen Volkan |


Geldik 2. yaşımıza...

Süper bir sayı hazırlandı valla. oku oku bitmez :) (kör olduk hepimiz, son sayımızdı bu:P)

2 hediyemiz de var tabii. AION kitapçığı ve Mount & Blade tam sürüm oyun.

Ve yılın en iyileri arasına katılacak bir çok oyun. Not ortalamamız bu sayıda feci yüksek. + Dünyanın ilk Assasin's Creed II incelemesi...


Ayrıca Oyungezer'e kardeş geliyor. İkinci dergimiz Türkiye'nin İlk Online Oyun Dergisi ve ilk ipuçları bu sayıda. Kendisi de 1 haftaya kalmaz tüm bayilerde.


İyi ki doğduk ;)


11/07/2009 07:16:00 PM

GDO uzmanı olduk!

Gönderen Volkan |


"GDO'lu ürünlerden uzak durun. Sağlığınızla kimseyi oynatmayın. Öyle yapın böyle yapmayın"...


Heyyy. Durun kaçmayın. Ben böyle biri değilim. Konunun gideceği yer tabii ki dönüp dolaşacak ve yine ne kadar samimiyetsiz, yanar döner bir ülke olduğumuza gelecek burada.

GDO'nun ne olduğunu bile bilmediğimiz biraz eskilere gidelim - ki zaten çok geride değil bu süreler. Ben hatırlamıyorum böyle "sağlıklı beslenme, şu ürünleri kullanmamalı" vb. şeylerin insanlara tüm medya aracılığıyla + bakanlıklar tarafından duyrulduğunu.

Biz sağlıklı beslenmeyi sadece kadın sağlık programlarında görürdük. Yaşlılar için kolestrol düşürme yöntemleri, göt göbeği bir kaç beden zayıflatma tarifleri filandı tüm konu. Rama reklamıydı sağlıklı beslenme. Pazarlar götüm kadar hormonlu meyvelerle doluydu, kimsenin de sesi çıkmazdı. Aaa pardon, onları biz üretiyorduk en azından.

"Bir ders vermek istiyorsan, önce kafasına değil cüzdanına vurmalısın" gibi bir söz söylemek istiyorum tarih önünde. Bence çok doğru çünkü. GDO'lu ürünlerin ülkeye çok daha kolay girecek olması, bu ürünlerin üzerinde "GDO'ludur" ibaresi bile yazmayacak olması hem de biraz ucuz ve cezbedici olması, tarım bakanlığını ve beraberindekilerin "dikkatini çekti". Çünkü bu kesinlike """""""""""" tarımcıların daha az para kazanacak olmasıydı"""""""""""""""""""""""

Kimsenin sizin sağlığınızı sklediği yok. Tükettiğiniz sürece varsınız. Ne kadar çok yaşarsanız, ne kadar çok zengin olursanız, ne kadar çok kalabalık olursak (bkz. 3 çocuk) o kadar tüketir o kadar cep doldururuz. Hayır, bu cümle "AYAKLANIN" ile bitmeyecek. Sadece kendinizi kandırmayın.

Burda kalkıp size Marankilik taslamayacağım, evrendeki en rütbeli insanımdır bence bu pis midelik konusunda ama komik buluyorum "Aman allahım GDO'lu ürünler geliyomuş, şu ürünlerden uzak durmak zorundaymışız, soyalı ürünleri yememeliyim, ELLAAHHIMMM YARDEM ETTT" diye höykürenlere. Zaten tükettiğiniz ürünlerin çoğunun içindeki maddelerin dışarıdan geldiğini ve onların da çoğunun GDO'lu olduğunu + katkı maddesi denen şeyin yeni olmadığını bilmeniz için ancak ve ancak, Flash TV'de yayınlanan, Wagner eşliğinde çalan bir haberi gördüğünüzde mi anlıyorsunuz? Hadi canımmmmm sizde...

Böyle yakın çevremde sigara ve alkolü emzik gibi tüketen, 3 katlı whopper'a hamburger diye bakan arkadaşların da GDO şöyle böyleymiş diye yakındığını görünce aklıma geldi sadece konu. Durum sadece, başkalarının cebi dolacak, durdurun bu para kaçağını feryadı. Ne sandıydınız?

Bu olayın bence en güzel yanı, sadece organik maddelerle donatılmış mis kokulu pazarların açılması. Benim gibi semt pazarlarında ellerini naylonlarla keserek büyümüş insanlara güzel bir hizmet. Raf kokusundan bıkmıştım; yaşasın mavi leğenlerin içine sağlam sebzeleri seçme yarışı.

11/06/2009 11:41:00 PM

her neyse

Gönderen Volkan |

Redd'in son albümündeki bence en iyi parça olan Her Neyse'ye klip geldi nihayet. Dailymotion'dan embed ediverdim. Parça yetmiyormuş gibi, bir de izlemek zorunda kaldık. "Ben çeksem böyle bir şey çekerdim" diyemem ama yine dramatik bir klip... hayat nereye kadar.

11/06/2009 11:03:00 PM

in your room

Gönderen Volkan |


Anneke'nin albümü çıktı, yoksa siz daha dinlemediniz mi?

Pek leziz, pek şukella. İnsanı mutlu ediyor, mışıl mışıl uyutuyor, pozitif enerjiyle doluyorsunuz. Birisi hariç. Gathering zamanından kalma bir şeyleri hala içinde taşıdığını görmek çok güzel. Çok yaratıcı, çok güzel bir şey oldu Anneke. Artık yolu çok açık gibi. Tabii kimliğini biraz geç buldu diyebiliriz ama kadınların tipik bir özelliği değil mi bu :PP

Favori parçam Wonder'ı upload ettim (biraz bekleyin gözükür), merak ediyorsanız dinleyiverin deyü. Adore ve Home Again de aynı kalp sarsıcı parçalardan. Es geçmeyiniz.



*Kapak, photoshop değildir*
*Albüm kesmez, 26-27 Aralık, Danny cavanagh ile konsere geliyolar. kuma alsın beni diye yalvarmak farz* oldu.

10/31/2009 04:26:00 AM

stormtrooper'lar tatile çıkarsa

Gönderen Volkan |


mahauhaua....sabah sabah çok güldüm tari saolsun. siz de gülün (bu bi emirdir)

1
2
3
4
5 (ikinci favorim)
6
7 (bu da süfer)

10/30/2009 06:18:00 PM

a man who was superman

Gönderen Volkan |


senaryo kitaplarında ortak bir payda varsa, o da asyalı yazarların hikaye/senaryo konusunda bariz bir farkının ve orijinalliğinin oluşudur. Neden? sorusu üzerine ayrı bir kitap yazılabilir ama bana tek bir film izletseler sanırım bunu anlardım. Yeni izlemediğim bu filmi, moralim bozukken, kendimi sığ hissederken filan izler kendime gelirim. İlham vericidir kesinlikle. Ağlatır, güldürür, düşündürür, sinirlendirir ama sonuçta herkesin ağzında farklı bir tat bırakır. Çok orijinaldir. Şimdi burada spoiler vermiyim ama hayatının supermanini bekleyen, dünyayı ancak superman değiştirebilir, kaçıklık kötüdür, farklı düşünmek anormaldir, sevmek için çok neden gerekir, yardım etmek için yardıma muhtaç olmamak lazım, vermek için önce almak gerek, sadece güçlü olanlar kazanır... gibi şeyler düşünenlere özellikle öneririm. izleyin haftasonunuz şenlensin.

10/29/2009 01:45:00 AM

paranormal activity ile uykusuzluk

Gönderen Volkan |

Şimdi şöyle bir şey var ki, ben filmlerden korkmam. Eğer "korkmak" bööö yapıp zıplatmaksa, ok korkarım ama aslında korkmak öyle bir şey değil. Silent hill 2'dir korku, ya da REC'tir, A Tale of Two Sisters'dır korku. The Descent'tir ya da boşluktur korku.

Paranormal Activity ise kendi çapında bir film. 11.000 dolarlık bir bütçeyle yola çıkıldığı dile getirilse de şu anda sadece Amerika'da 60 milyon dolar parayı cukka yaptı.

Blair Cadı'sından sonraki en büyük hype edilen oldu bu film türünde ama Blair Cadısı kadar boktan değil şükürler olsun ki.

Benim kötü bir huyum vardır. Yatarken, uyurken duyma sensörlerim pek hassas olurlar genelde. Tabii bu ailevi bir problemden doğan birşeydi ama üstüme yapıştı. Gecenin bir yarısı evin bir köşesinde çat çut küt bir ses varsa, duyar kalkar bakarım. Yani bir ses varsa, bir nedeni olur: sebep-sonuç ilişkisi. Bulamazsam çatlarım. uyuyamam. Zaten o sesler de devam eder.
Kafa da biraz güzelse, asılı gömleğimi bir adama filan benzetirim hafif karanlıkta, iyice gerilirim, işin kaynağına inmeye çalışırım. Evde tek başıma kalamıyor oluşumun tek nedeni bu tip seslerdi ufakken. Ya eve hırsız mı giriyor, hayalet mi var filan derken uyku piç olurdu.

İşte PA, bunlara değiniyor biraz. Sorunlu ablamız benim gibi sesler duyuyor ve sevgilisi de kamerayla onlar uyurken herşeyi kaydediyor. Gördükleriniz -eğer benim gibi takıntılıysanız- kesinlikle sinirlerinizi bozacak hatta o gece uykunuzun içine edecek cinsten. Ben yalnız izledim, yalnız yattım ve biraz gerildim açıkçası :)

Filmde çok bi olay yok, sinemasal olarak da birşey sunmuyor, oyunculuk da kötü, senaryo eh işte ama sinemada pek denenmeyen bir tekniği deniyor; size kendinizi korkutma önceliği veriyor. Film değil, aslında siz kendinizi korkutuyorsunuz çünkü film korku öğesi olarak sunduğu şeyi size hiç göstermiyor. Her şey kafanızda bitiyor. En kötü kabuslarınız ekranda gerçek oluyor (bir sahne var ki efsane) ve iyi sayılabilecek bir sonla da bitiyor (sinemadaki sonu dvd'den ayrı bir son olarak gösteriliyor ve daha iyi). Buralara gelirse, izleyin, olmadı indirin izleyin ama gerçekten tek izlemeyin derim :)

ama sevgilinizle de izlemenizi önermem çünkü Antichrist gibi bünyede güzel hasarlar bırakıyor kendileri :)

10/28/2009 12:11:00 AM

take me somewhere nice

Gönderen Volkan |

İrréversible çok rahatsız edici bir film olsa da, tek kareden oluşan sonu beni hep mutlu etmiştir. öncesinde yaşanan travmalar dönen o tek karelik sekansta yok olur. kare, acaba herşeyin öncesi midir, sonrası mıdır hiç düşünmem, bazen anı yaşamak gerekir. başına kötü bir şey gelmiş biri görmem oracıkta, benden daha mutlu bir kadın yüzü görürüm flashlar patlamadan önce. bunu yeni farkettim aslında. iş arasında, daha önce birşey hissettirmeyen şu parça gibi. ağır geldi bi an üstüme. tuzak bir parça olduğunu farkettim. ikilemelerin gücü adına
i'd be all of that
i'd be all of that
what was for that
what was for that
try to be bad
try to be bad

sanki "mutlu edeceğiz" seni diye akan akorlar yerini "kandırdık sanırım seni, ghosts in the photograph never lie'd to me" diyor gibi. tarifi zor bir his. sanki heryşey gri, herşey dumanlı ama pis değil ama sıkılıyosun ya da daralıyorsun. hızlı bakışlarla sağa sola bakıyorsun, gidecek bir nokta ama gri olmayan yer gibi. göremediğinde kafanı aşağı eğip hayalini kurarken de tanımadığın birinin elini kafanda hissediyosun, sonra ondan seni buralardan alıp götürmesini istiyorsun, güzel bir yere, griliğin olmadığı bir yere dilemek gibi. ama sanki sonra öyle bir şeyin olmayacağını, burada kalman gerektiğini, try to be bad emir cümlesini kulağına fısıldıyor gibi. yo yo ikna eder gibi. what was for that'in cevabını ara gibi. henüz gidip görmediğin güzel bir yere aitmişsin hissi gibi. inceden inceden hadi uyu der gibi

Hakkımda

Fotoğrafım
Volkan Turan
İstanbul, Turkey
Game freak ve sinefil. Metafor-mania. Buda-la. Biri adaya düşse yanına almayacağı üç şeyden biri. Her şeye inanabilen paranoya-k. Hayal-ci. Hikaye-ci. Soru sormayı sever; sorarken de bir şey anlatır. Dinler. Dinlerken de anlatır. İster. Yazıyı ve yazmayı sever. Sevdi mi çok sever. Ve artık uzun cümleler kurdu kuracak...
Profilimin tamamını görüntüle

Forever Lost

Bu blog BloggerV.com üyesidir.