Street Fighter II - Araba parçalama

Gönderen Volkan zaman: 7/03/2009 01:08:00 PM

En sevdiğim ara oyundu SFII'deki araba parçalama, ama her zaman soldan sağa geçmek zorunda oluşumuza gıcık olmuştum. Zaman kaybıydı. Neyse. İşte bir Asyalı abimiz, bu mini rüyayı gerçeğe çevirmiş. Arabayı bir yemediği kalmış.


itirafta da bulunurum iftirada da

Gönderen Volkan zaman: 7/02/2009 07:18:00 PM


neredeyse benim dişi ikizim olan peri'cim mim'lemiş beni :))) Pek uzağım lan ben bu mim mim işine (ikileme bile olmuyormuş, pehh).


İşte böyle itiraflarda bulunuyormuşuz. Peki bakalım:


*Ufakken ultra über mega çekingen biriydim. Bababmın dükkanına giremez, sıra arkadaşım kıza günaydın diyemez, susuzluktan ölsem gidip misafirlikte bir su isteyemezdim. Kaç kez "Şunu yer misin çocuuğum" sorusuna "Yok almiyim, ben yeni yedim" diyerekten açlıktan kıvrandım.


*Bakkaldan sakız, şeker hatta çukulata çalmışlığım vardır (bu konu hakkında feci komik bir post atacağım ilerleyen günlerde)


*Yeterince hızlı koşarsam görünmez olacağımı, nefesimi tutup gözlerim kızarana kadar odaklanırsam da bir nesneyi kımıldatacağımı düşünürdüm.


*Okuma yazma öğrenmeden Atari2600'deki oyunlarda puan rekorları kırardım.


*Okuldan kaçıp atari salonuna gittim diye bir kere ölesiye dayak yemiştim babamdan. İlk ve son dayağıydı (kestim sonra babamı dermişim:P)


*Sümüğümü yuvarlak yapıp (misket gibi) fırlatmışlığım çoktur.


*Heh, misketlerimden 5 tanesini çaldı diye çocuğun birinin kafasına misket torbamı vurmuştum. 5 dikiş atılmıştı. Oh olsun. Hiç de üzülmemiştim (caniyim, gaddarım nihaha)


*İlk metal müzik dinlediğim zamanlarda ve karakterim oturmamışken feci kasışlar içerisindeydim. rezillik.


*Çok çok önce, saçlarım bitlenmişti ve yüksek aile kararıyla dazlak olmuştum. Evet bildiğiniz sıfır numara (allahtan fotolarım yok o halde:P)


*En büyük şansım ve en büyük şanssızlığım aynı kişiydi


*Dünyanın en kötü futbol oyuncusuyumdur. Spastik gibi topa vurabilirim. Korner atışı kullanırken kendi kaleme gol atabilirim. Beni anca kaleye koyabilirsiniz.


*Hiç bir zaman bass gitar çalmayı öğrenemeyeceğimi anladığımda hiç üzülmedim.


*Şu dudakların arasına hiç izmarit girmedi (sarıyorum direkt :PP)


*Yaladığım bir çok şeyi tükürmüşümdür. Ya da tam tersi işte...


*4-5 bira ile sarhoş olabilirim ama yarım şişe Jack Daniels ile hiç bir şey olmaz. Terslik var.


*Hiç birinizin, hiç birimizin aslında gerçekten "itirafta" bulunabileceği şeyleri yazmadığını da biliyorum. öhö öhö....



O zaman ben de sevgili Ruh-u Müdafa Bahar'ı ve lollA'yı mimliyim. mimdirdim gittim.

Love is a feeling I don't wanna hear it

Gönderen Volkan zaman: 7/02/2009 12:54:00 AM

İlk etapta sadece şarkıyı koyup gidecektim ama aklıma bişiler geldi. Malum dünya Michael abimizi ve ölümünü konuşuyor hala. Bir şeyler tartışıyor, hala eski defterler tartışılıyor, kinler, öfkeler dökülüyor, sunulmayan sevgiler sunuluyor, tüm müzik marketleri daha fazla kazanıyor filan... MJ hayranı olduğum sanılmasın. Hiç olamadım. Elbette klasikleşmiş parçalarıyla dans etmişliğimiz, taklit etmişiliğimiz, moonwalk yaparken yamulduğumuz, abi o adamlar nasıl eğliyor öyle dediğimiz zamanlar bir hayli oldu ama ben buna hayranlık demiyorum. Saygı bizimkisi. Örneğin ben Elvis pek dinlemem saygım filan sonsuzdur. MJ'ye de öyle ama biraz daha ötesiydi.

İlk MJ diye birinin olduğunu ilkokulda bir kızdan öğrenmiştim (ki kızlardan çok şey öğrenmişimdir hayatımın geri kalanında da). Burada da yazmıştım bi ara, ilkokulda sevdiğim kızın arkadaşından, -ki daha sonra ona da gönlümü kaptırıyorum, ne ayranmışım- gördüm. Sanırım Dangerous albümü çıkmıştı o zaman en son. O yaşlarda insan zaten çok müzikle meşgul olmuyor, en azından ben olmuyordum ama hani sevdiğin insanın sevdiği şeyleri önceden şöyle bir öğrenirsin, seviyormuş gibi yapar karşı tarafın gözünde puanını arttırırsın, heh işte öyle bir araştırmaya çıkmıştım. Kız ağır MJ hayranıymış. Albümler, evde posterler filan, hatta arada bir yürüyüşünü filan yapardı, vay mk olurduk.

İşte ben muhabbeti koyulaştırmıştım artık, annesiyle bize de bunlar sık sık misafir olmaya başlarken, walkman'den buna "bak sana ne dinlettiricem" diye o süngerli koca kulaklı aleti koymuştum kafasına. " AAaa asen de mi maykıl ceksın seviyosunnnnn" diye gözleri büyümüştü. Artık kız daha önce hiç MJ hayranı bir erkek görmemiş mi bilmiyorum da, o muhabbetten sonraki günlerde teneffüslerde beraber müzik dinlerdik, bi parça o bi parça bu.

İşte bu Give in to me adlı parçayı o zamanlar çok çok dinlediğimi hatırlıyorum bu hatun yüzünden. Resmen parçayı şimdi her dinleyişimde parçaları oturdu kafamda. Vay be lan süpermiş filan diyordum MJ için. Tabii sonra hatun başka okula filan gidince yalan oldu MJ benim için ama bence en iyi parçası olan bu parçanın bende bir anısı olmasına sevindim.

Sanıyorum ki bu parçayı bilmeyen olsun buralarda. gitarda slash, sonunda efsanevi bir solo, tüm sözler müzikler derlemeler filan MJ'e ait, hoş bir klip, etkileyici sözler, yırtan bir vokal... bana göre en iyi MJ parçasıdır. eksik kalmasın blogumda, gelin ara ara dinleyin burdan diye koyayım dedim... Amin




Youtube açılmıyorsa: http://fizy.com/s/16njom

She always takes it with a heart of stone
cause all she does is throw it back to me
Ive spend a lifetime
Looking for someone
Dont try to understand me
Just simply do the
Things I say

Love is a feeling
Give it when I want it
cause Im on fire
Quench my desire
Give it when I want it
Talk to me woman
Give in to me
Give in to me

You always knew just how to make me cry
And never did I ask you questions why
It seems you get your kicks from hurting me
Dont try to understand me
Because your words just arent enough

Love is a feeling
Quench my desire
Give it when I want it
Takin me higher
Love is a woman
I dont wanna hear it
Give in to me
Give in to me

You and your friends
Were laughing at me in town
But its okay
And its okay
You wont be laughing girl
When Im not around
Ill be okay
And ill, Ill not find
Gotta, the peace of mind no

Dont try to tell me
Because your words
Just arent enough

Love is a feeling
Quench my desire
Give it when I want it
Takin me higher
Talk to me woman
Love is a feeling
Give in to me
Give in to me
Give in to me

Temmuz Oyungezer

Gönderen Volkan zaman: 7/01/2009 06:58:00 PM

Sabaha karşı, 80'lerden klasikler çalıp komşuları uyandırırken, Cheri cheri lady ile göbek atarken, Faruk'un konyaklara ilaç atmasını izlerken, benim horuldarken, farkkettiğimiz şey bir sayının daha sonuna gelmiş olmamızdı. Temmuz sayısı hayırlı olsun. 4'ünde veya 5'inde tüm galakside bayilerde.


tıklarsan foruma gidersin uyardım bak
Dev LEFT 4 DEAD 2 ön incelemesi!
Şehir bizden korksun: PROTOTYPE ve INFAMOUS!
MAX PAYNE 3 özel ilk bakışı!
Gittik, Gördük, Oynadık: E3 2009!
Tam 2 DVD!
Herkese KARAHAN ve 5 TL'lik KARAHAN parası hediye!

Feci fakirletecek Temmuz ayı geldi

Gönderen Volkan zaman: 7/01/2009 04:21:00 AM


Şöyle önümdeki aylara değil de sadece Temmuz'da gideyim bir dediğim konserele göz attım da, off dev sıçtım gibi gözüküyor. Muhtemelen bazılarına gidilmez ama yaz tatilinde olsam affetmezdim hiç birini. Bir bilet hesabı yapalım o zaman:

2-3-4-5 Temmuz Zephyr Rock Fest: 29
4 temmuz: dream theatre: 74
6 temmuz carlos santana: 123
9 temmuz katy perry: 75
İstanbul Jazz fest dahilinde 2-15 temmuz arasında en az bir grup izleyeyim desek: 34
17-19 Temmuz UNI-ROCK: Kombine alsanız: 72 Tek gün alsanız 39
18-19 temmuz Rock'n Coke: Kombine 115 Tek gün: 75
20 Temmuz Deep Purple: 108
29 Temmuz Testament: 39 ============= Sonuçta: en az 600 ile 700 arası bir bilet fiyatı ortaya çıkıyor.


Tabii ki bunlara aralarda gideceğiniz bar konserleri, partiler, orada içecekleriniz, festivalerde yiyecekleriniz, konaklamalar veya sahneönü biletleri dahil değil. O zaman fiyat 1000 ytl'yi kafadan geçiyor. Eğer biraz daha geniş müzik zevkiniz varsa 50 Cent'e, ne bilim Most Açık hava konserlerine de giderim diyorsanız 1500'e doğru yol alınıyor SADECE TEMMUZ ayında.


E bu parayı verseniz bile bununla da bitmiyor. Ağustos başlar başlamaz Fayboy Slim mi dersiniz, Leonard Cohen'mi dersiniz, Faith No More mu dersiniz, Rock Tatili Fest mi dersiniz, NE dersiniz bilmem ama bu yaz harbi çok hafifledik, hafiflicez. Son 15 günde 10 tane mi ne event'e katıldım, her anlamda yoruldum, Temmuz'da gazamız mübarek ola kızlar... Kazı- Kazan'a mı başlasak ne yapsak, bilemedim ki...

Looking4

Gönderen Volkan zaman: 6/30/2009 03:43:00 PM

IV
IV'ın yanında GTA yazasım geldi
900*600. tıklarsan. no manip.lalala

köy rüyası

Gönderen Volkan zaman: 6/28/2009 05:27:00 PM


hani böyle klasikleşmiş rüyalar görürüz çocukluktan beri, bazısı kabustur bazısı anlamsızdır ama çeşitli aralarda aynı rüyayı görürüz. benim öyle çok var ama bir tanesine anlam veremiyorum gerçekten.


uzun süredir görmemiştim bu rüyayı, dün gece uğradı bana yine. kabus gibi ama değil.

Sanırım bi 12 yıl önce köye gitmiştik. Annemin köyüne işte. ilk ve son kez gitmiştim. Bi 15 gün kalmıştık. Tabii o zaman köylere teknoloji pek ulaşmamıştı çok sıkılmıştım. TV bile yoktu. İnsanlar saat 10 gibi uyuyor, güneşle birlikte kalkıyordu. 4 katlı ahşap bi ev zaten, nüfus feci kalabalık ama evdeki herkesin bi görevi var karınca gibi. Biri büyükbaş hayvanları otlamaya çıkarır, diğeri bostana iner, diğeri odun keser, diğeri su taşır, bir diğeri kestane toplamaya gider, diğeri fırına ekmek yapmaya gider, bir diğeri küçükbaş hayvanların bakımıyla uğraşır, ben de öğlene kadar uyurdum. Artık dedem sinir krizi geçirir tembelliğimden ötürü gelir üstüme su döker uyandırıdı cani herif. Şikayet etsem de çok eğlenceli ve zorlu bi 2 hafta olmuştu çünkü o görevi olan herkesle 1 gün geçirmiştim.


Ama içlerinden en fecisi su taşıyan dayımın çocuğu ile olmuştu. Evin üst katlarına suyu böyle işte naylon bidonlarla taşırlardı. Kuyudan değil, kaynak suyunun çıktığı bir yapıdan alırlardı suyu. gidiş-dönüş 15 dakka filan sürerdi ama elde o bidonlarla çok yorucu oluyodu hatırlıyorum. Ellerimi keserdi o bidon. İşin ilginç yanı o su, üç yanı betonla çevrilmiş, ön tarafına bi ayak boyu sınır çekilmiş, dibi kumla örtülmüş bir yerden çıkardı ama hiç taşmazdı. Çeşme filan değildi yani, bidonu içine daldırır, geri alırdık. Dibi minik çakıllarla, kumlarla dolu olmasına rağmen hiç suyun üstüne çıkmazdı, o zaman anlam veremezdim ve aldığımız suyun nasıl bu kadar berrak ve süper tadı olduğunu çözemezdim. Sorardım dayı oğluna işte, o zaten hayatında hiç düşünmediği için, bilmiyordu.


ve ben naaptım? ayakkabılarımı çıkardım, sıcaktan bunalmış halde daldım o suyun içine. Dayı oğlu görmüyordu beni ama bir gördü uzaktan nasıl bağırıyo, "girme ulenn orayaa aaa-*** ko*** salağııııı" diye, ama ben çoktan girmiştim. Niye bağırıyodu ki! diye düşünmeye başlamışken o kuma gömülmeye başladığımı farkettim! yavaş yavaş gidiyorum aşağı resmen. Ayak bileklerime kadar batıyorum ama iziyorum kendimi acaba nerde durucam diye. Durmuyorum. Dayı oğlu işte çatapata koşarak gelip tuttu kollarımdan çıkardı beni. Baktım kan revan içinde kalmış ama bende sıfır korku var. Sonra anlattı ki, o yerin altı baya baya yüksek bir su yeriymiş ve üst yüzeyini kumla doldurmuşlar ince bir tel eşliğinde, normalde kuyu gibi bişiymiş yani ve ben o kumu geçseydim, gulpppp dibe doğru giderdim ve yüzme de bilmiyorum hahah negüzel :))

O öyle diyince tabii beni bi titreme aldı, keşke hiç anlatmasaydı dedim, bir daha da yaklaşmadım o su yerine ama epey kızdım madem bu kadar tehlikeli niye bişi yazmıyorsunuz kapatmıyorsunuz filan diye. Cevap basitti: buradaki herkes biliyor ki oranın ne olduğunu.


Sonra o olay bende yer etti. Hep oraya battığımı, çıkamadığımı, hareket edemediğimi görüyorum rüyamda ve boğulup su tam ciğerlerime giderken uyanıyorum bismillah diyerek. ama aynı rüya. hiç değişiklik olmuyor.

4 mevsim İstanbul

Gönderen Volkan zaman: 6/28/2009 03:38:00 PM

2012 gelmeden yok mu olacağız ne olacağız anlamadım. haziran sonu oalcak iş mi bu?

İstanbul'un çeşitli yerlerinde oturan arkadaşlarla msn'de geçen konuşma:

Ben: Abi burada yağmur yağıyo, orası nasıl?
arkadaş A: Aga burası yanıyor, ne diyorsun sen, yok öyle bişi
arkdaş B: Olm burada az önce koca koca dolu yağdı, sonra da yağmur,süper hava.
arkadaş C: Hadi ya. Burada hava kapalı, esiyo az, ha bişi oldu olacak, bakalım...

Megadeth'ten Headcrusher

Gönderen Volkan zaman: 6/27/2009 01:45:00 PM

Babaların son albümü Endgame'in eli kulağında. Albümden Headcrusher daha önce nete çok kötü kalitelerde düşmüştü ama ilk kez Vancouver'da çalındı bir kaç gün önce.

Valla ses kalitesi çok iyi olmasa bile bana bir hayli hoş geldi parça. Ki muhtemelen albümün en iyi parçası değildir. Bundan daha iyi en az 3 parça daha vardır. Yani umutluyum Endgame'den. Andy Sneap, kutsal dokunuşunu bu albümde göstermiştir de leziz bir albümle karşılaşırız, süfer olur. GOD SAVE THE KING. amin.

Rust in Peace

Gönderen Volkan zaman: 6/26/2009 05:25:00 PM

Yine Kerpe'den bi kare. Bu sefer de keşke yüzme bilsem dediğim anlardan.

paslanırız
tıklayınca 900×1356

oha be michael

Gönderen Volkan zaman: 6/26/2009 01:27:00 AM




Michael Jackson bile öldü be. Yuh. hem de bir kere bile izleyemeden. toprağı bol olsun :(

live for this

Gönderen Volkan zaman: 6/25/2009 05:36:00 PM


if you don't live for something, you'll die for nothing!

dünyanın en uyuşuk konseri Placebo'dan sonra Hatebreed adamın kemiklerini kırmaya geliyo akşam. ilaç gibi gelecek ilaç. çeneler kırılacak, kollar burkulacak, dişler kanayacak, gökten adam yağacak ulan. gaz gaz gaaaaazzzzz
KONSER SONRASI GÜNCELLEMESİ:
Görev tamamlandı. Kemikler kırıldı. Balans artık kullanılmayacak hale getirildi. Teoman da artık gider alt katta söyler türkülerini hahahah




look forward to

Gönderen Volkan zaman: 6/23/2009 11:51:00 PM

Kerpe'den. Daha iyi bir geniş açılı lensim olsun ya dediğim anlardan biri.


daşın üstünde bi çift var buradan göremeseniz de
1284×850 boyutlarında görmek için ne yapacağını biliyorsun! rımrımrımmm

DONE BECAUSE WE ARE TOO MENNY

Gönderen Volkan zaman: 6/23/2009 04:01:00 AM

Kalitesine göre bence oldukça az tanınan bir film Jude. Hatırlatmak istedim. İzlemeyen varsa da bir kaç yüz kelime kondurdum sineofrenik'e. Benim hayatımda Grave of the Fireflies'tan sonra en derin "çizildiğim" sahnelerden birine sahip Jude; feci depresif, feci veremsel bir bişi. Çift olamayan çiftlere önerilir.


'We are man and wife, if ever two people were on this earth
Tıkla, okuyanagari

you're not here

Gönderen Volkan zaman: 6/22/2009 01:04:00 AM

muhtemelen gözden kaçırdınız (ben kaçırmışım siz de kaçırmış olun nolur :P). izleyin SH'ciler


Sonunda bu da oldu: SOYULDUM

Gönderen Volkan zaman: 6/18/2009 12:43:00 AM


Eveeet... Dünyanın en "şanslı" insanı olan ben, evet evet ben, çektikleri yetmiyormuş gibi soyuldum. Evim soyuldu yani. Şu an da çalınmaya bile tenezzül edilmeyen PC'mden yazıyorum. Sevinsem mi, bilemedim.



Sevdiğim her şey çalınmış. PS3'üm oyunlarım, kameram, foto makinem, param vs... tabii ev arkadaşım da soyuldu ama o kadar ağır değil. Benim monitörümü sökmüş. bakmış onun monitör daha iyi onu almış, bırakmış benimkini, bir de telefonunu almış. Tabii evi didik didik etmiş. Benim bile bakmadığım yerlere girmiş. Hatta "anı poşetimi" bile ortaya çıkarmış. yetmemiş, eski sevgilimin doğumgünü için aldığım hediye paketini bile parça parça edip açmış, ama almamış allahtan. tabii ki ben meydan muhaberesini görünce bir an öfkemle dünyayı ikiye ayırmak filan istedim. çelik kapı kilit filan dinlemeden girmiş, epey durmuş hırsız ve gitmiş. polislerin de rahat tavırları zaten öfkeme öfkeme kattı. Zaten çalınan malların bulunma şansı %1 filanken.


Böyle fokurduyorum resmen. ama dış görünüş olarak gayet sakinim gibi. dondurma yiyiyorum mesela an itibariyle. odamda bir dört beş saat önce tanımadığımız birinin olup tüm emeklerimin hobiye eğlenceye dönüşmüş hallerini "çalması" ve şu anda onları "kaça satsam acabaa yaaaa" diye kafa patlamasını bilmem, delirtiyor içten içe beni. Ama tabii bir gerçeği de bilmiyor değilim. Kazanmak için debelediğim her şeyi bir gün kaybediyorum. Kaybedeceğim. Birine kaptıracağım...


Dilerim aynı hırsız bir gece bu sefer ben evdeyken evi tekrar soymaya kalkar. gerçekten dilerim bunu.

Manowar'dan aldık "Baba"yı

Gönderen Volkan zaman: 6/16/2009 12:57:00 PM




Bilindiği gibi Manowar konsere geldiğinde tekrar konsere geleceklerini ve yeni çıkakacak albümde bir de Türkçe parça olacağını dile getirmişti. Henüz gelemediler 2. kez konsere ama albüm öncesi çıkardıkları EP'de Father adlı parçayı 14 dile filan çevirmişler. Aralarında Türkçe hali de var.

En sevdiğim grup hala Manowar'dır. Ama bu demek değil ki saçmalıklarını dile getirmicem. Tamamen ticari açıdan olaya yaklaşan Joey abimiz, gitmiş bir tane gurbetçi bulmuş, al bu ingilizce text çevir babacım bunu demiş. haliyle hatalı çevrilmiş. Anlam bozulmalarını geçtim kafiye kurma derdi olmadan, alaksız bir şey olmuş. Hele ki artık müziğe söz yazıldığını düşünürsek, Türkçe bu müziğe hiç iyi gitmemiş. Eric Adams olmuş Eric Şeşen feat. Volkan Konak. Tellaffuzlar haliyle aşırı komik. Eric'in suçu yok zira kendisine ilettildiğine göre "Ben değil bu işlere Joey karışıyor" demiş. Vurgular, tonlamalar, esler yanlış yerlerde hep. Çok ucuz bir parça olmuş. Manowar'ı tanımayan, kalitesini bilmeyen veya fanboylar muhtemelen sesslikten şarkı yapsalar harika derler ama kazın ayağı öyle değil. Krallara yakışmamış en azından bizim parça. Umarım sadece EP'de kalır bu, albüme almazlar.

Ha geriye kalan yeni parçalar harika olmuş. Özellikle Let The Gods Decide nefis. Davullarda artık Colombus yok. İlk albümden donnie hamzik nefis performans çıkarmış. Albümden bayaa umutlandım. Gods of War zaten harikaydı gözümde ve sözde 3leme olacaktı ama vazgeçip Asgard Saga'ya bulaşmış abümler. Üçleme olan bu olacakmış sanırım. Hadi bakalım \m/

Babayı Dinle:





FAITH NO MORE @ ISTANBUL - 12 AGU

Gönderen Volkan zaman: 6/16/2009 12:46:00 PM


Bir süredir dedikodusu dönüyordu ama dedikodu olmaktan da çıktı. Tur tshirtlerinde Istanbul da var. Kısa bir süre sonra muhtemelen resmi olarak da açıklanacaktır.

FNM dağılmıştı bilindiği gibi. Asla izleyemeyeceğiz gruplar arasında yer alırkene reunion yapmaları ve buralara gelmesi feci heyecan verici. saykopat insan Mike Patton'ı dinlemek şüphesiz çok keyifli olacak. Bir de bir kaç gün önce Download festivalinde gösterdikleri performanstan bir video koyayım, cuk olsun.




balanced your dreams upon the edge of thorns

Gönderen Volkan zaman: 6/14/2009 05:37:00 PM


Dün çok güzel bi geceydi. Jon Oliva's Pain ayininden bahsediyorum. çok duygusaldı. çok çok 80lerdi. çok samimi çok güzeldi. çok Savatage'dı.... çok duygusaldı. yine çok duygusaldı. tekrar gördük ki, sanat dallarından en sihirlisi müzik. tek başına oturduğun odanda içkini yudumlarken, içinden akanları kağıda döküyorsun ve ertesi gün beş altı arkadaş kıç kadar bir stüdyoda bunları melodilere harmanlıyorsun. binlerce kilometre uzaktaki insanlardan habersiz. Ve gün geliyor karşında görüyorsun o tanımadığın insanları. yüzlerce inan hep bir ağızdan senin o odanda tek başına yazdığın şarkıları bağıra bağıra, kan revan içinde eşlik ediyor, söylüyor ezbere. Saygı duyuyor acına, mutluluğuna veya aşkına...




Hey there you / Way out there in the distance / Can you hear me /Are you there
I know it's late / So please forgive my persistence / But I'm hanging / Do you care
So lay back / Call off the attack / Cause if you look deep / Dreams are nothing that I lack / And all I seek / A final chance to speak / And I would let the whole thing keep / If I could just sleep
Hey there you / Way out there could you show me / Just a signal / Or a sign / That after all / All these years that you've known me / And I'm not just killing time
So lay back / Call off the attack / Cause if you look deep / Dreams are nothing that/ I lack / And all I seek / A final chance to speak / But I would let the whole thing keep / If I could just sleep
As I lay there late at night / Building castles in the air / Out of alibis and all those little lies / And then I look inside / And pray that I don't care
I don't care
I don't care
Hey there you way out there in the distance








I don't know where the years have gone /Memories can only last so long / Like faded photographs, forgotten songs / And the things I never knew / When the skin is thin, the heart shows through / Please believe me what I tell you is true...



rise and shine

Gönderen Volkan zaman: 6/14/2009 03:49:00 PM

bakarken dinleyin veya dinlerken bakın diye... öle esti işte. bi anda.


belki de...
bu iyi olmadı ya. tıkla bak